Sakarya’daki, son “Milli Kahramanları Anma Programı”na rahatsızlıkları yüzünden tele-konferans yolu ile katılan Hürmetli Haydar Baş Hoca’ya sağlık ve âfiyet duâlarımla...
Bir önceki programda İstanbul’da; cân ile cânânın buluşmasının coşkusunu yaşamıştık ama hani “Mâhi derya içredür deryâyı bilmez!” ya!
O gün, nasıl bir tarihî olaya tanıklık ettiğimizi, acaba tam olarak algılayabildik mi? Yeni Mesaj Gazetemizin, Prof. Dr. Haydar Baş Hoca’yı Türk Milleti ile buluşturduğu muhteşem organizasyonun İstanbul ayağında; MHP’den istifa eden Hacı Bektaş Veli Dergâhı Genel Başkanı Timurcan Ulusoy, II. Kuva-yı Milliye Hareketi saflarına katıldı. Baştürk Haydar Hoca’nın rozet takmasıyla BTP’li oldu. Hayırlı olsun.
“Ne varki bunda?” diyenleri duyar gibiyim, çok şey var!
Haydar Hoca, katılımla ilgili; “... Timurcan Dede’nin katılması çok farklı bir şey! Bu hareket, resmen ve fiilen Hacı Bektaş Veli Hazretleri’nin onayını almıştır” diyerek Hünkâr Hacı Bektaş’ın bütünleyiciliği ile Türk oğlu Türk’ün vuslatını müjdeliyordu.
Geçmişte Osmanlı’nın parçalanıp paylaşılmasında, günümüzde ise özellikle Müslüman ülkelerde Haçlı emperyalizmin en etkili argüman olarak kullandığı demokrasinin, yanlış kişiler elinde nasıl tehlikeli bir araç olduğunun, çarpıcı bir ispatı vardı bu katılımda!
Biliyoruz ki yıllarca CHP’ye -Atatürk’ün hatırına- sessiz sedasız destek veren Âlevi cânlar; reddedilmek, ötelenmek, seçimlerden sonra yok farzedilmekten başka bir tavır görmediler!
Ama millet ayrışmasın, Vatan bölünmesin, Devlet zayıf düşmesin diye onlarca yıl sessiz sedasız seçmenlik görevlerini yerine getiren Alevi Cânlar, kuruluş amacından demokrasi sayesinde uzaklaştırılmış olan CHP’den gelmiyorlardı!
Hünkâr Hacı Bektaş Veli’nin torunu, Cânlar Cânı Arife Nine’nin oğlu Timurcan Ulusoy, Türk Milliyetçiliğinin adresi olarak bilinen MHP’den Bağımsız Türkiye Partisi saflarına geçiyordu! MYK üyeliğinden ve MHP’den istifa ederek BTP saflarına katılıyordu.
Son on beş yıldır; mevcut Genel Başkana muhalif herkesi “hain” ilan etmekle oyalanan MHP yönetiminin; Timurcan Ulusoy ve İmam Musa Kâzım torunlarından Muharrem Dede’nin neyi temsîl ettiklerini fark edemediklerini de görünce; 45 yıllık siyasi adresimi terk ederken doğruyu yapmakta geç kaldığıma bir daha üzüldüm! Gerçek millî adreste kimlerle buluştuğumu görerek de şükrettim sessiz sedasız...
Atatürk’ün Hacı Bektaş Dergâhındaki mesai ortağı olan Cemalettin Çelebi Efendi’nin torunları, Dergâhın Millî Mücâdeleye verdiği katkının somut delili olan tarihî bir fotoğrafı, Baştürk Haydar Hoca’ya takdîm ederlerken tarifsiz heyecanlandım!
Timurcan Ulusoy, MHP’den ayrılışını; “Siyaset meydanında Türk milliyetçisi olarak görünenlerin de, Türk milletinin medeniyet değerlerinden ne kadar uzak bulunduklarını; en temel meselelerde dahi ne kadar çözümsüz ve IMF, AB gibi yabancı odaklardan akıl alacak kadar milliyetçilikten kopuk olduklarını fark ettim! MHP’nin yüce Türk milletinin kimliğini, birliğini ve medeniyet mayasını oluşturan Ehl-i Beyt sevgisi ve Hacı Bektaş Veli öğretilerinin çok uzaklarında gezindiğine şahit oldum. Bu süreç bizim için ciddi bir tecrübe süreci oldu. Bir Alevi dedesi olarak böyle bir sürecin parçası olmaya devam etmenin, Türk milleti ve öğretilerimiz adına tarihi yanlış olduğu kanaati ve halkımızın yoğun talebi üzerine MHP’ye istifamı sundum” şeklinde özetledikten sonra; “Haydar Baş, bizim gerçek dostumuzdur, biz de O’na gerçek dost olacağız. Biz sadece elimizi değil Haydar Baş Hoca’ya gönlümüzü verdik, yüreğimizi verdik...” diyerek coşkuyu özetlerken Türk Milletçisi aklım, Türk Milliyetçisi gönlüm şahlandı sessiz sedasız...
Biliyoruz ki bulut, atmosferin neresinde dolarsa dolsun, yeryüzünün neresine yağarsa yağsın, yağmur suyunun ulaşacağı ve buluşacağı son adres denizdir. Buhar da olsa, sis de olsa, bulut da olsa veya tek başlarına önemli olsalar da oksijen ve hidrojen, bileşerek su olmadıkça hayati önem taşımazlar!
Hacı Bektaş torunlarının ve Dergâh temsilcilerinin II. Kuva-yı Milliye Önderi Haydar Baş Hoca ile buluşmaları, oksijenle hidrojenin bileşerek su olmalarına, geçtikleri yere hayat vereceklerine delâlet gibi geldi bana...
1.300 yıllık Emevist Baasçılığı İslâm diye dayatan baskıcı zihniyeti, ters yüz ederek Ehl-i Beyt ve sevdalıları ile mütedeyyin Müslümanları buluşturmak, kaynaştırmak gibi Allah’ın ve Resûlullah’ın (s.a.a.) da çok râzı olacağı bir ittihâdı gerçekleştiren Haydar Baş Hoca’nın başlattığı millî kıyâm hareketiyle heyecanlandım!
Çünkü biz bu filmi, daha önce izlemiştik!
Cemal Kutay’ın Tarih Konuşuyor Dergisi’nin Mart-1964 sayısında, bir sahne anlatılır. Aynen aktarıyorum: “1 Mart 1919’da, İngiltere, Fransa, Amerika delegeleri çok gizli tutulmasına gayret edilen bir plânı müzakere ediyorlardı. ... Kararlaştırılan konu, Türklüğün hayatı ile ilgili idi. Çok eski zamanlardan beri, taaa Haçlılar Seferinden başlayan taassub ve din ile beslenmiş bir kîn davası, son safhasına gelmişti; Türklüğü Anadolu’nun bağrında yok etmek!.. Bu vazife de, cihan tarihinin kaydettiği en feci nankörlük ve ihânet hâdiselerinden birisi olarak, Yunanlılara veriliyordu. Gladeston’dan sonra İngiliz tarihinin Türk düşmanı olarak kaydettiği David Loyt Corc, zaferin sarhoşu ‘ihtiyar kaplan’ Fransız Başvekili Klemenso ile beraber bu insafsız plâna ‘evet’ demişlerdi. Tarih 14 Mart 1919’du.” Dergiden alıntıladığım paragrafta, Yunanlılar yerine PKK’lıları koyarsak, aynen bugün anlatılmıyor mu?
O kara günlerde de; Cumhuriyet’ten bir önceki Meşrutiyet adlı yönetimde demokrasi sayesinde, millîlikten uzaklaşan Heyet-i Nasiha mensupları, Anadolu’yu dolaşarak -güya- milleti irşâd(!) etmek istemiş ve her yerden kovulmuşlardı!
Türk Milleti, aynen bugünkü gibi suskundu ve Demirci Efe’lerin gözleri dağlardaydı!.. Sadece hatırlatmak istedim.
“OLAMAZ TÜRK’E BAŞ, TÜRK’ÜM DEMEYEN.”
Selâm, sevgi, duâ...
Bir önceki programda İstanbul’da; cân ile cânânın buluşmasının coşkusunu yaşamıştık ama hani “Mâhi derya içredür deryâyı bilmez!” ya!
O gün, nasıl bir tarihî olaya tanıklık ettiğimizi, acaba tam olarak algılayabildik mi? Yeni Mesaj Gazetemizin, Prof. Dr. Haydar Baş Hoca’yı Türk Milleti ile buluşturduğu muhteşem organizasyonun İstanbul ayağında; MHP’den istifa eden Hacı Bektaş Veli Dergâhı Genel Başkanı Timurcan Ulusoy, II. Kuva-yı Milliye Hareketi saflarına katıldı. Baştürk Haydar Hoca’nın rozet takmasıyla BTP’li oldu. Hayırlı olsun.
“Ne varki bunda?” diyenleri duyar gibiyim, çok şey var!
Haydar Hoca, katılımla ilgili; “... Timurcan Dede’nin katılması çok farklı bir şey! Bu hareket, resmen ve fiilen Hacı Bektaş Veli Hazretleri’nin onayını almıştır” diyerek Hünkâr Hacı Bektaş’ın bütünleyiciliği ile Türk oğlu Türk’ün vuslatını müjdeliyordu.
Geçmişte Osmanlı’nın parçalanıp paylaşılmasında, günümüzde ise özellikle Müslüman ülkelerde Haçlı emperyalizmin en etkili argüman olarak kullandığı demokrasinin, yanlış kişiler elinde nasıl tehlikeli bir araç olduğunun, çarpıcı bir ispatı vardı bu katılımda!
Biliyoruz ki yıllarca CHP’ye -Atatürk’ün hatırına- sessiz sedasız destek veren Âlevi cânlar; reddedilmek, ötelenmek, seçimlerden sonra yok farzedilmekten başka bir tavır görmediler!
Ama millet ayrışmasın, Vatan bölünmesin, Devlet zayıf düşmesin diye onlarca yıl sessiz sedasız seçmenlik görevlerini yerine getiren Alevi Cânlar, kuruluş amacından demokrasi sayesinde uzaklaştırılmış olan CHP’den gelmiyorlardı!
Hünkâr Hacı Bektaş Veli’nin torunu, Cânlar Cânı Arife Nine’nin oğlu Timurcan Ulusoy, Türk Milliyetçiliğinin adresi olarak bilinen MHP’den Bağımsız Türkiye Partisi saflarına geçiyordu! MYK üyeliğinden ve MHP’den istifa ederek BTP saflarına katılıyordu.
Son on beş yıldır; mevcut Genel Başkana muhalif herkesi “hain” ilan etmekle oyalanan MHP yönetiminin; Timurcan Ulusoy ve İmam Musa Kâzım torunlarından Muharrem Dede’nin neyi temsîl ettiklerini fark edemediklerini de görünce; 45 yıllık siyasi adresimi terk ederken doğruyu yapmakta geç kaldığıma bir daha üzüldüm! Gerçek millî adreste kimlerle buluştuğumu görerek de şükrettim sessiz sedasız...
Atatürk’ün Hacı Bektaş Dergâhındaki mesai ortağı olan Cemalettin Çelebi Efendi’nin torunları, Dergâhın Millî Mücâdeleye verdiği katkının somut delili olan tarihî bir fotoğrafı, Baştürk Haydar Hoca’ya takdîm ederlerken tarifsiz heyecanlandım!
Timurcan Ulusoy, MHP’den ayrılışını; “Siyaset meydanında Türk milliyetçisi olarak görünenlerin de, Türk milletinin medeniyet değerlerinden ne kadar uzak bulunduklarını; en temel meselelerde dahi ne kadar çözümsüz ve IMF, AB gibi yabancı odaklardan akıl alacak kadar milliyetçilikten kopuk olduklarını fark ettim! MHP’nin yüce Türk milletinin kimliğini, birliğini ve medeniyet mayasını oluşturan Ehl-i Beyt sevgisi ve Hacı Bektaş Veli öğretilerinin çok uzaklarında gezindiğine şahit oldum. Bu süreç bizim için ciddi bir tecrübe süreci oldu. Bir Alevi dedesi olarak böyle bir sürecin parçası olmaya devam etmenin, Türk milleti ve öğretilerimiz adına tarihi yanlış olduğu kanaati ve halkımızın yoğun talebi üzerine MHP’ye istifamı sundum” şeklinde özetledikten sonra; “Haydar Baş, bizim gerçek dostumuzdur, biz de O’na gerçek dost olacağız. Biz sadece elimizi değil Haydar Baş Hoca’ya gönlümüzü verdik, yüreğimizi verdik...” diyerek coşkuyu özetlerken Türk Milletçisi aklım, Türk Milliyetçisi gönlüm şahlandı sessiz sedasız...
Biliyoruz ki bulut, atmosferin neresinde dolarsa dolsun, yeryüzünün neresine yağarsa yağsın, yağmur suyunun ulaşacağı ve buluşacağı son adres denizdir. Buhar da olsa, sis de olsa, bulut da olsa veya tek başlarına önemli olsalar da oksijen ve hidrojen, bileşerek su olmadıkça hayati önem taşımazlar!
Hacı Bektaş torunlarının ve Dergâh temsilcilerinin II. Kuva-yı Milliye Önderi Haydar Baş Hoca ile buluşmaları, oksijenle hidrojenin bileşerek su olmalarına, geçtikleri yere hayat vereceklerine delâlet gibi geldi bana...
1.300 yıllık Emevist Baasçılığı İslâm diye dayatan baskıcı zihniyeti, ters yüz ederek Ehl-i Beyt ve sevdalıları ile mütedeyyin Müslümanları buluşturmak, kaynaştırmak gibi Allah’ın ve Resûlullah’ın (s.a.a.) da çok râzı olacağı bir ittihâdı gerçekleştiren Haydar Baş Hoca’nın başlattığı millî kıyâm hareketiyle heyecanlandım!
Çünkü biz bu filmi, daha önce izlemiştik!
Cemal Kutay’ın Tarih Konuşuyor Dergisi’nin Mart-1964 sayısında, bir sahne anlatılır. Aynen aktarıyorum: “1 Mart 1919’da, İngiltere, Fransa, Amerika delegeleri çok gizli tutulmasına gayret edilen bir plânı müzakere ediyorlardı. ... Kararlaştırılan konu, Türklüğün hayatı ile ilgili idi. Çok eski zamanlardan beri, taaa Haçlılar Seferinden başlayan taassub ve din ile beslenmiş bir kîn davası, son safhasına gelmişti; Türklüğü Anadolu’nun bağrında yok etmek!.. Bu vazife de, cihan tarihinin kaydettiği en feci nankörlük ve ihânet hâdiselerinden birisi olarak, Yunanlılara veriliyordu. Gladeston’dan sonra İngiliz tarihinin Türk düşmanı olarak kaydettiği David Loyt Corc, zaferin sarhoşu ‘ihtiyar kaplan’ Fransız Başvekili Klemenso ile beraber bu insafsız plâna ‘evet’ demişlerdi. Tarih 14 Mart 1919’du.” Dergiden alıntıladığım paragrafta, Yunanlılar yerine PKK’lıları koyarsak, aynen bugün anlatılmıyor mu?
O kara günlerde de; Cumhuriyet’ten bir önceki Meşrutiyet adlı yönetimde demokrasi sayesinde, millîlikten uzaklaşan Heyet-i Nasiha mensupları, Anadolu’yu dolaşarak -güya- milleti irşâd(!) etmek istemiş ve her yerden kovulmuşlardı!
Türk Milleti, aynen bugünkü gibi suskundu ve Demirci Efe’lerin gözleri dağlardaydı!.. Sadece hatırlatmak istedim.
“OLAMAZ TÜRK’E BAŞ, TÜRK’ÜM DEMEYEN.”
Selâm, sevgi, duâ...
Mustafa Aslan / diğer yazıları
- Atatürk'ün anlatımıyla Çanakkale savaşları / 20.03.2017
- İnsandan insana, insansa... / 19.03.2017
- 'Anam bana kör dedi!' / 14.03.2017
- Söyle-ni-yorum-2 / 13.03.2017
- Hâlâ iyiler varmış şükrolsun / 10.03.2017
- Savaş ve insan / 09.03.2017
- Ben, kim miyim? / 08.03.2017
- Milli siyaset hakemliği / 07.03.2017
- Sakındığımız dostluk / 02.03.2017
- Yol özel yolcu güzel / 28.02.2017
- İnsandan insana, insansa... / 19.03.2017
- 'Anam bana kör dedi!' / 14.03.2017
- Söyle-ni-yorum-2 / 13.03.2017
- Hâlâ iyiler varmış şükrolsun / 10.03.2017
- Savaş ve insan / 09.03.2017
- Ben, kim miyim? / 08.03.2017
- Milli siyaset hakemliği / 07.03.2017
- Sakındığımız dostluk / 02.03.2017
- Yol özel yolcu güzel / 28.02.2017



























































