logo
01 HAZİRAN 2026

Dansın Sultanları

02.05.2002 00:00:00
Gazete haberlerine göre Antalya'da turizm amaçlı kültür etkinlikleri izne bağlanmış,oryantal dans gibi Türk kültüründe olmayan eğlenceler yasaklanmış, uymayana hapis cezası bile varmış. "Turizmciler" ise öfkeli, "Biz de zenne oynatırız, o kültürde var" demişler, Asena "Turizm bizim dansımız engellenince mi kurtulacak" demişler.

Doğrusu beni işin dansöz kısmından çok bu yasağın "Dansın Sultanlarını" da etkileyebilecek olma ihtimali ilgilendiriyor.

Halk Oyunları Federasyonu Asbaşkanı Alpaslan Ünveren şunları söylemiş: "Gösterinin bir çok alanını tasvip etmiyoruz. Türk Kültürünün yanında şaman ve kilise kültürü, bale, şov var. Saksafon ve kilise çanı bize ait değil. Dansın Sultanları Kültür Bakanlığından izin alıp sahneye çıkıyor."

Şimdi konu ile ilgili en çarpıcı yazıya köşemde yer vereceğim.

"Dansın Sultanları'nda; Kürt milli oyunları ile Karadeniz'in Pontus, Lâz, Çerkez, Abaza, Gürcü gibi halklarının ulusal oyunları başta olmak üzere diğerleriyle birlikte Balkan ve Çingene müzikleri de salataya çeşni olarak konulmuştur. İyinin ve kötünün mücadelesinin simgesi olan Nemrut Dağı'nın dansa monte edilmesi ve ediliş biçimi dikkat çekicidir.Kullanılan simgeler neleri ve kimleri ifade ediyordu? Baş yarasa ve askerleri ile içki sofralarındaki fahişeleştirilmiş kadınlar hangi halkın sembolüydü? Gerçekte bu gösteri çok sinsice hazırlanmış bir 'Gri Propaganda' örneği idi. Bunu izleyicilerin fark etmesi oldukça zordur. Bu propagandayı anlamak ancak uzmanlık işidir. Yarasalar Türkleri sembolize ederken, fahişeler ise Kürt ve Pontusluları simgelemektedir. Mustafa Erdoğan bu tercihin bilinçli seçildiğini söylüyor. Kürt ve Zaza tarihi açısından Nemrut Dağı ve Kommanege Krallığı çok önemli bir yer tutar. Çünkü dünyadaki ilk barış antlaşmasının yapıldığı ve barış anıtının olduğu bir mekandır. Nemrut dağında her Tanrı'nın iki adı vardır. Biri Antik Anadolu dilinde, diğeri Latin dilinde. Şu hassas dönemde ülkemizde yakalanmaya çalışılan konsept, iki bin yıl öncesinden gelen ve birilerinin bu dans ile getirdiği sesler midir? 100 kişiyle anlatılan ve kapalı gişe gösterilen, ayakta alkışlara boğulan, Erdoğanların selamıyla anlatılan nedir? Urartu siluetleriyle ne anlatılmaya çalışılmıştır? Herhalde arkeolojik mezarlıklar anlatılmaya çalışılmamıştır. 'Sultan's of the Dance'da anlatılan iyi ile kötünün mücadelesi midir? Yoksa başka bir şey midir? Benim anladığım Türklerin Anadolu'yu işgalleri ve erkekleri öldürüp kadınları fahişe yapmalarıdır. Çok ince taktiklerle bu konu işlenmiştir. Karadeniz ve Hakkari'li iki kafadar, müziği ve dansı siyasallaştırarak amaçlarına uygun biçimde kullanmışlardır. Yerellikten evrenselliğe yönlenme siyasal bir zeminde ele alınmıştır. Bu da Pontus ve Kürt ırkçılığının sanat maskesiyle yansıtılarak verilmesidir. Anadolu'daki bin yıllık Türk tarihi ve uygarlığı yok sayılarak etnik kimlikler ön plana çıkarılmıştır. On bin yıllık Anadolu insanıyla Türkler kaynaşmış ama bu entegrasyon Türk Kültürel Kimliği dairesinde gerçekleşmiştir. Bu gün onbin yıl öncesini hortlatmak kimseye bir fayda getirmez. Onlar tarihte ve arkeoloji müzelerinde kalmalıdır. Anadolu'nun dünü ve bugünü artık Türk milletinindir. 'Türk folkloruna ithaf edilmiş' olarak lanse edilse de 'Dansın Sultanları' adlı gösteride aslında Türk Kültürü yok sayılarak Anadolu'daki 'tarihi etnik azınlıklar ile Kürt ve Pontuslular' anlatılmıştır. Tarih bilincinden yoksun kamuoyu 'medya güdümünde' kolayca aldatılmış ve yönlendirilmiştir." ( "Türk Ulusuna Karşı Gri Taarruz". İsmail Onarlı.Yeni Hayat Dergisi. Mart 2002 . Sayfa 19)

İşin daha da ilginç tarafı kıymetli okuyucu bu "gösteri"nin Kültür Bakanlığı ve Başbakanlık Tanıtma fonundan milyarlarca lira ödenek ile desteklenmesidir.

28 Nisan 2002 Pazar günü Radikal'in Pazar ekinde yer alan şu satırlar, aslında elbirliği ile içine sokulmak istenildiğimiz durumu çok güzel açıklıyordu ve gelinen noktada Dansın Sultanları'nın bu rağbeti görmesi kaçınılmazdı: "Beni korkutan; milliyetçilik, ulusal çıkar, vatan-millet edebiyatı ve sömürüsü üzerine kurulu bu üslubun 'makul çoğunluk' tarafından kabul göreceğini, tüm mekanizmaların, makul çoğunluğun bu noktaya çekilmesi için seferber edildiğini bilmemdi." ( Oya Baydar. "Tankların Yarattığı Oksijen Azalması".

Kültür Bakanlığı ve bir Başbakan yardımcısının kontrolundaki Başbakanlık Tanıtma Fonu biliyorsun kıymetli okuyucu; geçen sene "Türk Kurultayı"nın yapılmasına destek vermemişlerdi.
 
Hüseyin Mümtaz / diğer yazıları
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.