logo
24 HAZİRAN 2026

Küresel müesses nizamcılar AK Parti ile yola devam diyor

01.06.2026 00:00:00
Sevgili okurlarım bu mesele esas itibariyle 100 yıllık bir mesele olup, çok iyi tarih okuması yapanlarca ancak kavranabilecek derin bir mevzudur.

Bu mevzu, AK Parti veya CHP'nin iktidar olması meselesinin çok ötesinde, derinliği ve boyutları olan tarihsel bir mevzudur.

Bir kere küresel elitler veya küresel müesses nizam sahipleri dendiğinde kim ne anlamaktadır bilemiyorum ancak, bu hususta çok derin araştırmaları olan kardeşiniz olarak derim ki, dünyada finans kapital ve tekno kapitalciler olarak sınıflandırılan güç sahiplerinin dört aileyi geçmediğini çok iyi biliyorum.

Özellikle de finans kapitalciler olarak bilinen ailenin, dünyada ki tüm iktidar değişimlerinde temel etken oldukları gerçeğini bilmesi gerekenler çok yakinen bilirler!

Bu sınıfın elinde dünyanın en etkili silahı olan, Merkez bankaları vardır.

Mesela ABD-İngiltere'nin Merkez bankaları, bu ailenin elindedir.

Esasen bu aile, 1490'lı yıllardan beri dünya üzerinde çok etkili bir konuma sahiptir.

Dediğim gibi bu ailenin sahip olduğu ve onları dünya yüzünde muktedir kılan tek enstrüman, paranın basıldığı Merkez bankalarıdır.

Vaktiyle İngiltere ile Amerika arasında yaşanan savaşta iki tarafa da destek çıkan ve bunun karşılığında onlardan Merkez bankalarını ve para basma haklarını talep eden bu aile, o tarihten bu güne, işte bu parasal güç sayesinde dünyada ki müesses nizamın sahipleri olarak kendilerini konumlandırmışlardır.

ABD dolarının sahipleri de, işte bu ailedir.

Bu ailenin adını hiçbir kurumun tabelasında veya marka olarak göremez, vergi rekortmenleri arasında ise hiç bulamazsınız.

Aslında onlar dünyanın her yerinde vardırlar ama görünmez el gibidirler.

Siz bu insanların kendilerinden ziyade, devşirdikleri işbirlikçilerini tanırsınız.

FETÖ gibi, PKK gibi, İŞİD gibi veya bazen de çok legal hareketler olarak görürsünüz ama arkasında kimin veya kimlerin olduğunu asla göremez, bilemezsiniz!

Bu aileye yapılacak en büyük kötülük, ABD dolarına çelme takmak veya doların küresel çerçevede ve parasal sistemin efendisi olma vasfından onu mahrum edecek adımlar atmak.

1963 yılında Amerika Birleşik Devletleri'nin 35. Başkanı John F. Kennedy, 22 Kasım 1963'te Teksas'ın Dallas şehrinde üstü açık arabayla halkı selamlarken uğradığı silahlı saldırı sonucu hayatını kaybetmişti.

Kimdi bu John F. Kennedy.

ABD dolarını basma yetkisini ve dolayısıyla Merkez bankasını bu ailenin elinden almış ve ABD'nin Merkez bankası haline getiren kararı imzalamış olan genç bir siyasetçi.

Sonrası malum.

John F. Kennedy'in ortadan kaldırılmasından ABD Merkez bankası, dolar basma yetkisi ile yine aynı ailenin eline geçmiştir.

Bretton Woods Anlaşmasının yapılması ve sonradan bozulmasına, yinr aynı aile karar vermiştir.

Petro-dolar sistemine geçilmesine, aynı aile karar vermiş ve uygulamıştır.

Dolayısıyla aslında ABD'de işbaşına gelen tüm iktidarlar ve başkanlar, aynı aileden icazetlidir.

Bazen de durum değişir ve iktidar el değiştirir.

Fakat Merkez bankası yine aynı ailede olduğu için esasen pek bir değişim olmuş sayılmaz.

Bugün ABD'nin dünya üzerinde çıkarmış olduğu savaşların kararlarını ne pentagon, ne de başkanları alır.

Bunlar sadece alınan kararları uygular.

İşte dostlarım bir ülke için Merkez bankası ve para basma hakkı ne kadar büyük önem taşır, buradan yola çıkarak kolayca anlayabiliriz.

Dünyada dolara karşı verilen en büyük savaş, milli paralarla ticaret kavramının gündeme geldiği andan itibaren söz konusu olmaktadır.

Ukrayna- Rusya savaşı bu yüzdendir.

Venezuela başkanının yatağından alınması bundan hareketledir.

ABD'nin İran'a karşı savaşı, tam olarak bu nedenledir.

Bu ülkelerde milli paralarla ticaretin yapılmasına başlanması, doların kalbine saplanan ok gibidir.

Unutulmamalıdır ki, dünyada ilk kez 'Milli paralarla ticaret' kavramını bir model olarak geliştiren ve tescilleyen isim, Prof. Dr. Haydar Baş beydir.

Dolar sahibi müesses nizamın en yumuşak karnı, doların hakimiyetine yönelik indirilen bu türden darbelerdir.

Bugüne kadar dünya genelinde sahip olunan silah, ilaç ve gıda sanayi gibi tekel kuruluşların aynı ailenin elinde olması, kendilerine erişilemez ve çok büyük bir güç sağlıyordu.

Bugüne kadar dünyada ki tüm seçimlere, iktidar oluşumlarına ve hatta muhalefetlerin dizaynına kadar varan müdahaleler, daima bu ailenin tekelinde ve elindeydi.

Ancak şimdilerde gerek üretim çeşitliliği ve gerekse kalitede dünyada yükselen trend, Çin ve Asya ülkeleridir.

Bütün dünya ve özellikle de Avrupa ülkeleri bu durumu fark etmiş olmakla birlikte, çok kritik kararlara imza atmaya başlamışlardır.

Örneğin liberal kapitalist sistemden çıkma ve devletlerin ekonomilerde rol alması konusunda Avrupa ülkeleri, önemli kararlar almaktadır.

Bu konuda sınıfta kalan ve körler sağırlar birbirini ağırlar misali kafasını deve kuşu gibi tüm gelişmelere kapatarak kuma sokan ülke, Türkiye'dir.

Maalesef Türkiye, dünyada ki konjonktürel gelişmeleri okuma konusunda bütünüyle sınıfta kalmıştır.

Türkiye'de ki siyasetçiler, ABD'nin geçmişte ki gibi güçlü olduğunu ve eski müesses nizamın devam ettiğini sanmaktadır.

Oysa köprünün altından çokça sular akmıştır.

Dünya artık yeni bir nizama ve Asya merkezli küresel sisteme doğru yelken açmıştır.

Yani artık iktidar olmak için ABD'den icazet almanıza gerek yoktur.

Küresel müesses nizamın oyun kurucuları artık yön ve boyut değiştirmiştir ama henüz bizdeki siyasetçiler bu gerçeği görememektedir.

Bir ülkenin kalkınabilmesi ve dünya üzerinde oyun kurucu olabilmesi için, asla başkalarının aklına ihtiyacı yoktur.

Mustafa Kemal Atatürk kalkınan bir Türkiye inşa ederken, ne dünya gerçekliğinden uzak kalmıştır ve ne de başkasından icazet talep etmiştir.

O, "Sahip olduğun kudret, damarlarında ki asil kanda mevcuttur" diyerek bizlere asla unutmamamız gereken bir öğütte bulunmuştur.

Sona gelirken başlığa atıfla özetle şunları paylaşmak isterim.

İngiltere Lozan'da Türk heyetine gizli oturum yapılması talebi ile şunları dayatmaktaydı:

"Siz bundan böyle tıpkı Osmanlı'da olduğu gibi İslami hükümleri uygulayacak ve hilafetle yönetilmeye devam edeceksiniz."

Çok ilginç değil mi?

İngilizler 17 gizli oturumda, 160 sayfalık 'sekret' ibareli gizli tutanaklarda Türk heyetine bu konuda ısrarlı talep ve dayatmalarda bulunmuştur.

Peki neden?

Çünkü İngilizlerin İslami rejim veya şer'i hukuk dediği uygulamalar sonucu Türk milleti değil, azınlıklar çok büyük imtiyazlara sahip olacaklardı ve son tahlilde bu azınlıklara devlet içinde devlet kurduracaklardı.

Bu oyunu daha Türk heyetini Lozan'a göndermeden evvel öngören ulu önderimiz Atatürk, İngilizlerin kurulacak yeni Cumhuriyette siyasal İslamcı bir yönetim tarzının oluşturulmasını ve bunun kalıcı hale gelmesini, Lozan marifetiyle dizayn etmeye çalışacaklarını çok iyi bilmekteydi.

Yani İngilizlerin talep ettiği yönetim şekli, Osmanlı yönetim şekliydi.

Siyasal İslam rejiminin yerleştirilmesiydi.

Bunu da halife aracılığıyla yapacaklarını düşünmüşlerdir.

İngilizler için laik, demokratik Türkiye Cumhuriyeti devletinin Atatürk modeli, tam bir intihardı.

Ulus devlet modeli ve yapısına geçilecek olması, İngilizler açısından hazin bir son olacaktı.

İşte Atatürk'ün dehası burada bir kere daha kendisini gösterecekti ve İngilizlerin bu sinsi ve sözde İslami rejim talebiymiş gibi gözüken bubi tuzağına düşülmeyecek ve gereken yanıt verilecekti.

O tarihten bunu başaramayan İngilizlerden aynı bayrağı devralan Amerikalılar, 1950'lerden bu tarafa Türkiye'de siyasal İslam ve buna uygun bir siyaset tasarımı için uzun yıllar çalışmalarda bulunmuşlardır.

İşte bu nedenledir ki 1977'den bu tarafa sol partiler Türkiye'de iktidar olamamaktadır.

Çünkü sol partiler her ne kadar aynı eller tarafından muhalefette olmak gibi bir konumlanmayla dizayn edilmiş olsalar da, hiçbir zaman iktidar olmamaları gerekirdi.

Zira sol görüşlü partiler, siyasal İslamcı partiler kadar tavize yanaşmıyor ve ikna olma konusunda direnç gösteriyordu.

Menderes'in ABD tarafından iktidar yapılması, aynı saiklerle idi.

1980 sonrası siyasal İslamcı partilere yönelik küresel çapta destek çıkılması konusunda, yoğun çalışmalar yapılmıştır.

ABD ve İsrail'in taleplerine cevap verecek en uygun iktidar modeli, siyasal İslamcı bir parti modeliydi.

Çünkü bu partiyi destekleyecek kesimlerin ekseriyetle muhafazakar kesimlerden oluşuyor olması, istenen projeye uygunluk arz ediyordu.

Dikkat edilirse, Irak savaşı, Suriye ve Libya'nın parçalanması, İran'a yönelik savaşın yürütülmesi aşamasında Türkiye'de hangi görüşlü siyasal parti iktidardadır?

Bu kadar büyük katliamlar ve kıyımlar yapılırken siyasal İslamcı parti ve iktidarlardan tek bir ses çıkmış mıdır?

Çıkmamışsa neden çıkmamıştır?

Sevgili okurlarım konuya dair yazdıklarımın yanında bildiklerim, klasörler dolusu bilgiye tekabül etmekte olup sözü nihayete erdirmek isterim.

Ulus devletten yana olanlar, Türk kimliği ve Türkçenin tek resmi dil olmasını savunan siyasi hareketler, küresel müesses nizamcılar tarafından istenmemektedir.

O bakımdan hiç alakası yok deseniz de küresel müesses nizam sahipleri CHP'yi değil, bugüne kadar en uyumlu bir şekilde çalıştıkları AK Parti ile yola devam kararı almışlardır.

CHP tepe yönetiminin bu gerçeği biraz geç fark etmiş olması, kendi zafiyetleri ve iş bilmezlikleridir.

İşte özgür Özel'in 110 miting yapma gereği duyması, küresel destekten umudunu kesmiş olmasındandır.

Bu Türk siyaseti ve demokrasisi açısından, çok iyi bir gelişmedir.

Meşruiyeti milletten almak, yapılacak işlerin en doğrusu ve ahlaki olanıdır.

Şimdi bir tarafta millete sırtını dayayan CHP, diğer tarafta, nasılsa bu seçimi de kazanırız diyen bir iktidar var.

İmamoğlu ve Kılıçdaroğlu operasyonunun arka planında da, aynı büyük projenin yansımalarını görürsünüz.

Tüm bu operasyonlarda döviz fırlamıyor veya bankalardan büyük miktarlarda paralar çıkış yapmıyorsa, bunun nedeni ne olabilir sizce?

Küresel müesses nizamcılar CHP'yi gözden çıkarmış, dolar saltanatının devamına katkı sunulması ve can suyu verilmesi için, AK Parti ile yola devam karar verilmiştir.

İktidarın rahatlığı buradan kaynaklıdır.

Milletin ne durumda olduğu veya ne düşündüğünün çok bir önemi yoktur.

Tedbir kararı uygulanmış bir CHP ile seçime gidilmesi, AK Parti açısından en garanti yoldur.

Ancak bazen evdeki hesap çarşıya uymayabilir. Millet ilk kez büyük bir küresel oyunu bozabilir. Bunun için muhalefetin bir araya gelmekten başka, hiçbir seçeneği yoktur.

Liderlerin artık kibirle değil, milli bir şuur ve vatan sevgisi şiarıyla hareket etmesi ve bir araya gelmesi, kaçınılmaz bir gerçektir.

Artık geline nokta, ben ve benim partim söyleminin çok ötesindedir.

Bu arada seçim erken seçim değil, baskın seçim de olabilir.

Mayıs 2027'de olması muhtemeldir.

Bir başka ihtimalde, danışıklı dövüş bir savaş!
 
Hacı Gaydan / diğer yazıları
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.