Demli bir tutku: Türklerin çayla olan sarsılmaz bağı
Çay demlemek, bir nevi sabır işidir; tıpkı ilişkiler gibi. Önce su kaynar, sonra dem eklenir, demlenmesi beklenir. Aceleye gelmez. Ve en sonunda, doğru kıvamla buluşur. Belki de bu yüzden, çayı seven insanlar, beklemeyi ve paylaşmayı da bilir.
Bayram ÇOŞGUN





Türkler için çay, yalnızlığa ortak, kalabalığa eşlikçidir. Bir dostla uzun bir sohbetin bahanesi, bir iş görüşmesinin sessiz eşlikçisi, bir yasın da bir sevincin de ortak paydasıdır. Hastaya "geçmiş olsun" demenin de, misafire "hoş geldin" demenin de yolu çoğu zaman bir bardak çaydan geçer. Soğuk bir kış akşamında iç ısıtan bir dostluk, yaz sıcağında bile eksik edilmeyen bir alışkanlıktır çay.
Karadeniz'in dağ yamaçlarından İstanbul'un kalabalık sokaklarına, Ege kasabalarından Anadolu'nun ücra köylerine kadar her yerde çayın izi sürülebilir. Bir kahvehane köşesinde gün boyu demlikte bekleyen çay, ocağın başında sabırla gözlenen kıvama ulaşır. Demli mi olsun açık mı, şekersiz mi çift şekerli mi… Her yudumda kişisel bir tercih, küçük ama anlamlı bir ifade gizlidir.
Çayın Türk yaşamındaki yeri, rakamlarla da göz ardı edilemez: Türkiye, dünyanın en çok çay tüketen ülkelerinden biri. Ama bu tutkunun ölçüsü sadece miktar değildir; bu bir bağlılıktır. Bir Türk gün boyunca su içmeyi unutabilir ama çaysız geçirdiği saatler eksik sayılır.
Çay, bu topraklarda sadece içilmez; paylaşılır. Ve belki de en kıymetlisi budur. Çay, bir bardakta insan sıcaklığını taşır. Birinin elinden uzatılan çay, "seni önemsiyorum" demenin en sade halidir.











































































