2000 yılının son günlerinde ilginç bir olay yaşandı. Berlin'de Dünya Yayıncılar Birliği Yönetim Kurulu üyeleri ile sohbet ederken aralarında ( İlâhî tesadüf) Doğan Medya Grubu sahibi Aydın Doğan'ın da bulunduğu yönetim kurulu üyeleriyle bir saatten fazla konuşan Alman Başbakanı Gerhard Schröder ülkedeki yabancıların şu üç kurala saygılı olmalarını söyledi: "1. Alman Anayasası'na saygı göstereceksiniz, 2) Alman kanunlarına, özellikle de ceza kanunlarına uyacaksınız, 3) Almanca öğreneceksiniz."
İşin tuhafı, aynı hafta sonu yine Almanya'da yapılan Karadeniz Herten-TuS 05 Sinsen II maçını yöneten Alman hakem Wolfang Baginski karşılaşmanın 5'inci dakikasında aralarında Türkçe konuşan oyunculara tepki göstererek oyunu durduruyor, Türk takımının kaptanı Cengiz Coşkun'u yanına çağırıp 'Türkçe konuşmak yasak' diyor ve arkasından Türkçe konuşan Recep Kalkan'a sarı kart gösteriyordu. Alman hakem aynı davranışı daha önce de gösteriyor ve Alman Futbol Federasyonu'ndan her hangi bir uyarı almıyordu.
O zamanki yazımızda sormuştuk; "Peki ama aynı Almanlar neden aynı üç kuralın Türkiye'de de uygulanmasını içlerine sindiremiyorlardı da gönderdikleri müfettişler aracılığı ile tam aksini öneriyorlardı; neden Türkiye'de azınlık ve ayrılıkçılara ısrarla -Türk Anayasası'na, kanun ve özellikle ceza kanunlarına saygı göstereceksiniz, Türkçe öğrenip, konuşacaksınız- demiyorlardı?"
Schröder'i hatırlayacaksınız, 10 gün kadar önce Bush ile yaptığı görüşmede muhatabına "Türkiye'nin mutlaka âcil olarak bir askerî rejim veya köktendinci sistem alternatiflerine karşı korunması gerektiği"ni ifade ediyordu.
Derken mesele âniden hız kazandı ve çok enteresan bir hâl aldı.
Aydın Doğan bu sefer yurtdışı baskısında "Almanca'ya da yer verecek bir gazetenin patronu" ve Doğan Holding Yönetim Kurulu Başkanı olarak Almanya'yı ziyaret etti ve Cumhurbaşkanı Rau tarafından kabul edildi.
Aydın Doğan'ın Devlet Protokolu ile karşılandığını yazan Frankfurter Algemeine Zeitung geziyi şöyle duyurdu:
"Bu görüşmelerde gündemin ağırlıklı konusunu, Almanya'da yaşayan Türkler'in topluma entegrasyonu ve bu alanda medya kuruluşlarının üstlenebileceği roller oluşturuyor. Çünkü İstanbul'dan gelen konuk hem medyanın efendisi, hem de ülkesinin en yüksek nüfuz sahibi şahsiyetlerinden biri. Hürriyet'in Almanya baskısı aracılığıyla, Almanya'daki Türk kamouyunu doğrudan etkileyebiliyor.........Doğan, Türkiye'nin önde gelen medya patronu olmasını, kendi yayıncılık başarısı ile başkalarının başarısızlığına borçlu........ Doğan Grubu Burda ve Rizzoli gibi yayın gruplarıyla da sıkı işbirliği içinde 1999 yılından bu yana da Amerikan haber kanalı CNN ile işbirliği sonucu CNN Türk'ü yayına soktu."
Gazete, Doğan Holding'in önümüzdeki Ağustos ayından itibaren de Hürriyet'in Almanya baskısı ve grubun diğer ürünleriyle birlikte, uluslararası çapta birçok yayın organını Walldorf'taki matbaada basacağını belirtti. Gazete, Türkiye'deki çok sayıda renkli basın patronundan geriye sadece Aydın Doğan'ın kaldığını belirterek, rakibi olan bazı yayıncıların hapiste, bazılarının ise borç içinde olduğunu yazdı.
Alman, Almanya'da yaşayan Türklere "iyi Almaca öğren, entegre ol" diyor, Aydın Doğan da buna yardım ediyor.
Entegrasyon'un Türkçesi "asimilasyon"dur. Asimilasyonun Türkçe'sini ise bilenler bilmeyenlere anlatsın.
Sonbahar'dan itibaren Almanca haberlere de yer verecek olan Hürriyet'in Genel yayın yönetmeni Özkök de yaptıkları işin doğruluğunu ve Alman Cumhurbaşkanı'nın "Bellevue" adlı konutunda nasıl ağırlandıklarını ballandıra ballandıra anlatıyor.
Ya ne yapacaktı adam? Almanya'daki Türklerin asimilasyonu doğrultusunda Alman amaçlarına hizmet edecek büyük bir projeye kalkışan yayın kuruluşunu el üstünde tutmayıp da ne yapacaktı?
Rau mu, geçen yıl Türkiye'ye gelmiş ve rüzgâr gibi geçmişti.
Yarın devam edeceğiz.
İşin tuhafı, aynı hafta sonu yine Almanya'da yapılan Karadeniz Herten-TuS 05 Sinsen II maçını yöneten Alman hakem Wolfang Baginski karşılaşmanın 5'inci dakikasında aralarında Türkçe konuşan oyunculara tepki göstererek oyunu durduruyor, Türk takımının kaptanı Cengiz Coşkun'u yanına çağırıp 'Türkçe konuşmak yasak' diyor ve arkasından Türkçe konuşan Recep Kalkan'a sarı kart gösteriyordu. Alman hakem aynı davranışı daha önce de gösteriyor ve Alman Futbol Federasyonu'ndan her hangi bir uyarı almıyordu.
O zamanki yazımızda sormuştuk; "Peki ama aynı Almanlar neden aynı üç kuralın Türkiye'de de uygulanmasını içlerine sindiremiyorlardı da gönderdikleri müfettişler aracılığı ile tam aksini öneriyorlardı; neden Türkiye'de azınlık ve ayrılıkçılara ısrarla -Türk Anayasası'na, kanun ve özellikle ceza kanunlarına saygı göstereceksiniz, Türkçe öğrenip, konuşacaksınız- demiyorlardı?"
Schröder'i hatırlayacaksınız, 10 gün kadar önce Bush ile yaptığı görüşmede muhatabına "Türkiye'nin mutlaka âcil olarak bir askerî rejim veya köktendinci sistem alternatiflerine karşı korunması gerektiği"ni ifade ediyordu.
Derken mesele âniden hız kazandı ve çok enteresan bir hâl aldı.
Aydın Doğan bu sefer yurtdışı baskısında "Almanca'ya da yer verecek bir gazetenin patronu" ve Doğan Holding Yönetim Kurulu Başkanı olarak Almanya'yı ziyaret etti ve Cumhurbaşkanı Rau tarafından kabul edildi.
Aydın Doğan'ın Devlet Protokolu ile karşılandığını yazan Frankfurter Algemeine Zeitung geziyi şöyle duyurdu:
"Bu görüşmelerde gündemin ağırlıklı konusunu, Almanya'da yaşayan Türkler'in topluma entegrasyonu ve bu alanda medya kuruluşlarının üstlenebileceği roller oluşturuyor. Çünkü İstanbul'dan gelen konuk hem medyanın efendisi, hem de ülkesinin en yüksek nüfuz sahibi şahsiyetlerinden biri. Hürriyet'in Almanya baskısı aracılığıyla, Almanya'daki Türk kamouyunu doğrudan etkileyebiliyor.........Doğan, Türkiye'nin önde gelen medya patronu olmasını, kendi yayıncılık başarısı ile başkalarının başarısızlığına borçlu........ Doğan Grubu Burda ve Rizzoli gibi yayın gruplarıyla da sıkı işbirliği içinde 1999 yılından bu yana da Amerikan haber kanalı CNN ile işbirliği sonucu CNN Türk'ü yayına soktu."
Gazete, Doğan Holding'in önümüzdeki Ağustos ayından itibaren de Hürriyet'in Almanya baskısı ve grubun diğer ürünleriyle birlikte, uluslararası çapta birçok yayın organını Walldorf'taki matbaada basacağını belirtti. Gazete, Türkiye'deki çok sayıda renkli basın patronundan geriye sadece Aydın Doğan'ın kaldığını belirterek, rakibi olan bazı yayıncıların hapiste, bazılarının ise borç içinde olduğunu yazdı.
Alman, Almanya'da yaşayan Türklere "iyi Almaca öğren, entegre ol" diyor, Aydın Doğan da buna yardım ediyor.
Entegrasyon'un Türkçesi "asimilasyon"dur. Asimilasyonun Türkçe'sini ise bilenler bilmeyenlere anlatsın.
Sonbahar'dan itibaren Almanca haberlere de yer verecek olan Hürriyet'in Genel yayın yönetmeni Özkök de yaptıkları işin doğruluğunu ve Alman Cumhurbaşkanı'nın "Bellevue" adlı konutunda nasıl ağırlandıklarını ballandıra ballandıra anlatıyor.
Ya ne yapacaktı adam? Almanya'daki Türklerin asimilasyonu doğrultusunda Alman amaçlarına hizmet edecek büyük bir projeye kalkışan yayın kuruluşunu el üstünde tutmayıp da ne yapacaktı?
Rau mu, geçen yıl Türkiye'ye gelmiş ve rüzgâr gibi geçmişti.
Yarın devam edeceğiz.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Hüseyin Mümtaz / diğer yazıları
- Ekonomi, İslam ve Rusya / 01.04.2006
- Küresel aktörler, bölgesel piyonlar / 20.12.2005
- 'Namkör' kedi / 16.07.2002
- Cılkı çıkan siyaset / 15.07.2002
- İsmail Cem'in sakladıkları / 14.07.2002
- Cem fotoğrafları / 13.07.2002
- Vitesten atan siyaset / 12.07.2002
- Freni patlayan siyaset / 11.07.2002
- "Nankör kedi" / 10.07.2002
- "Bindir bir alamete" politikası / 09.07.2002
- Küresel aktörler, bölgesel piyonlar / 20.12.2005
- 'Namkör' kedi / 16.07.2002
- Cılkı çıkan siyaset / 15.07.2002
- İsmail Cem'in sakladıkları / 14.07.2002
- Cem fotoğrafları / 13.07.2002
- Vitesten atan siyaset / 12.07.2002
- Freni patlayan siyaset / 11.07.2002
- "Nankör kedi" / 10.07.2002
- "Bindir bir alamete" politikası / 09.07.2002