logo
19 MART 2026


Irkçılık ve milliyetçilik

02.03.2026 00:00:00

Yaşadığımız bu günler insanların sabahları mutlu bir şekilde uyandığı, gün boyu huzur içinde çalıştığı, akşam sofrasını donatıp; tok karnına yatağa girdiği günler değil…

Dini ayrışmalar bir tarafa Milliyetçiliğin suç sayıldığı, Irkçılığın benimsendiği, insanların sakalına-bıyığına göre tercih edildiği, başörtüsünün yeniden gündeme getirildiği günlerden geçiyoruz…

Bir insanın kökeni ne olursa olsun Milliyetçi olması suç değildir, bir tercih sebebidir. Milliyetçiliğin kökeninde ırk ayrımı yoktur. Dil, din, cins tefriki de yapılmaz. Genellikle Vatan ve Bayrak  sevgisi, Devlete sadakat ön plandadır. Din ayrıştırıcı değil; birleştirici bir rol oynar. Milliyetçilik kimseyi ötekileştirmez. Ancak yukarıda sayılan temel değerlere sahip olmayanı da kendinden uzak tutar.  Uzak durur. Öldürmeye kalkmaz…

Irkçılık tamamen ayrı bir şeydir. İnsanın kökeni, milliyeti, dini argümanları, yaşaması gereken topraklar, bayrak ve devleti kabullenme biçimi farklıdır. Ayni kökenden gelmeyeni arasına kabul etmez. Milli kimliği aşikar olmalıdır. İnanç biçimi daha katı ve yaptırımcıdır. Ülkesinde kendisinden başkalarının yaşamasına izin vermez. Tüm tercihlerini, belirlenmiş olan kurallara göre yapmak zorundadır. Bu feodal bir töreciliktir. 

Bu tercihlerin dışında bir de cemaatçilik vardır ki, her ikisinden de tehlikelidir. Milliyetçi ve Irkçı kesimler kendilerini gizlemezler. Eylemleri daha anlaşılır bir biçimdedir. Cemaatçilik, dini argümanların eğilip büküldüğü,  kullananların ise ne kadar Tanrı tanır oldukları belli olmayan, İrticai faaliyetlerin gizli olmasının gerektiği, zeki olmaktan çok, akıllarını kullanma yetisi olmayanların biat ve iktidar hırslarından kaynaklanır. Hurafelere, hoca bozuntularının derme çatma bilgileri ile söylediklerine inananlar gerekir. Cahil insanın kolayına gelen şey, söylenene inanmak ve hayatına uyan öğüdü uygulamaktan ibarettir. Tıpkı bir zamanlar merkezi Alamut kalesi olan Hasan Sabbah ve fedaileri gibi…

Bilgisiz insanları kandırmak kolaydır. Kanmak için inanmak esastır… İnandıktan sonra ne yapsanız boştur. Gerek Milliyetçilik diye yola çıkanlar ve gerekse ırkçı söylemlerde bulunanların cemaat ve dergahlarda yuvalanması; ilim yayma çabasında olanların etrafında çevrelenmeleri boşuna değildir. 

Fransız ihtilalini kimin veya kimlerin ateşlediğini; düşkün olarak kabul edilen ve yer altında yaşayan dilenci, kapkaççı, hırsız ve katillerin, hapishane kaçkınlarının, fakir ve fukara halkı nasıl kullandıklarını; diğer mekanlarla birlikte özellikle kiliseleri nasıl yağmaladıklarını; soyluları nasıl giyotine götürdüklerini bilmemiz gerekir. Tabii, birde Localar ve Loncalar var ki, ihtilaldeki olayları belirleyici rolleri inkar edilemez. 

Peki Fransız ihtilali amacına ulaşmışmıdır? 

Hayır. Ne fakir fukaranın, ne Fransız aydınlarının, ne Askerlerin ne de din adamlarının beklentisine cevaz vermemiştir. "Eşitlik, Özgürlük ve Kardeşlik" sloganı sadece duvarlarda yazılı bir temenni olarak kalmış, Devrime önderlik edenlerin pek çoğu hapsedilmiş, yargılanmış, toplum liderliğinden uzaklaştırılmış; Cumhuriyetçi olduklarını iddia eden ve tek bir kurşun bile atmamış olanlar yönetimi ele geçirmiş, sadece ve sadece krallık yönetimine ve soylular ile din adamlarının baskılarına son vererek halkın gözünü boyamışlardır.  

Fransız ihtilalinin yeni yönetim şeklinin ülke genelinde yayılması,  Aydınların ihtilal sonrası çabalarının on kıymetli yılına malolmuş, kendilerini ifade edemeyenlerin hapishane ve sürgünlerde çürümelerine yoel açmıştır. Ancak on yıllık bir süreçte sloganın "Eşitlik" kısmı hiçbir ayrım yapılmadan halkı birleştirmeyi başarsada, Özgürlük ve Kardeşlik kavramları baskılanmıştır. Bugün Fransızlar krallık döneminden kalma yasalarla yönetilmekte; istedikleri özgürlüğü elde edememiş ve gelir adaletsizliği konusundaki aksaklıkları giderememiş olmanın sıkıntısını çekmektedirler. 

Kıssadan hisse…

Almanya'da hortlayan ve esintileri Türkiye'ye kadar gelen Irkçılık; gençlere dert ve sıkıntılardan bir kurtuluş şekli gibi empoze edilmekte; siyasetçiler ayrıştırmacılığı bir silah olarak kullanmaktadırlar. Ülkemizde istiklal savaşı gibi bir badireyi Anadolu erenlerinin yetiştirdiği, farklı bölgelere mensup, ancak bulunduğu yeri yurt olarak kabul etmiş insanların demirden bir yumruk  olması ile atlatmış olması bir tesadüf değildir. 

Milli bir devlet olmayı, Atatürk gibi dünyanın takdir ettiği bir liderin fikir ve söylemlerinin peşinden gitmek olarak benimsemiş olanlar; Dininden, Bayrağından, Vatan toprağından ve tarihsel değerlerinden ödün vermemişlerdir. 

 "Türk" olma kavramını "Ne mutlu Türküm diyene" ifadesinde birleştiren bir önderi iyi anlamak,  ayni topraklar için savaş vermiş, şehit olmuş, gazilik ünvanını kazanmış insanların bir arada olmasını sağlamak önemli bir görevdir. 

Bugün dağdan gelip, bağdakileri kovmaya çalışanlara bu ülkenin gerçek sahiplerinin bizler olduğunu hatırlatmak için yeniden birlik olmak,  detaylarda boğulmamızı  isteyenlere engel olmak zorundayız. 

Türk vatanı bölünemez, Türk dili engellenemez, Dini bütünlüğümüz Milli bütünlüğümüz; Milli bütünlüğümüz ise Dini bütünlüğümüz olarak kabul edilir, Türk Bayrağının değiştirilmesi teklif bile edilemez… 

Bunları isteyenler sadece vatan haini olabilirler… 

Vatansever değil…

 
 
Taner Tümerdirim / diğer yazıları
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.