logo
28 EYLÜL 2026

Dışişleri Bakanı Fidan, canlı yayında gündemi değerlendirdi

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, "Önümüzdeki dönem gerçekten yine hareketli günler var. Gazze hiç gündemimizden düşmeyecek. İran-İsrail meselesini takip edeceğiz. Suriye ile ilgili dosyalar devam ediyor. Rusya-Ukrayna ile ilgili muhtemelen bir tur daha olacak. Ona yönelik hazırlıklarımız devam ediyor" dedi

28.06.2025 05:11:00
AA
 
Dışişleri Bakanı Fidan, canlı yayında gündemi değerlendirdi
Dışişleri Bakanı Fidan, canlı yayında gündemi değerlendirdi

Hakan Fidan, canlı yayınında gündeme ilişkin soruları yanıtladı.

Bakan Fidan, 2008-2010 yıllarında Türkiye adına guvernör olarak görev yaptığı Uluslararası Atom Enerjisi Ajansının (UAEA) güvenilirliğine ilişkin soruya da yanıt verdi.

UAEA'nın kurulma sebebinin Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Antlaşması olduğunu belirten Fidan, söz konusu anlaşmanın "5 ülke (ABD, Rusya, Çin, İngiltere, Fransa) meşru yoldan nükleer silah sahibidir. Geri kalan ülkeler bu anlaşmaya taraf olduğu zaman nükleer silah sahibi olamazlar." maddesini hatırlattı.

Fidan, ayrıca anlaşmanın, "bu beş ülke zaman içerisinde nükleer silahlardan vazgeçme yolunda adım atacakları ve aynı zamanda imkanı olmayan, teknolojisi olmayan ülkelere de barışçıl nükleer enerji sahibi olmalarında yardımcı olacaklarına" ilişkin maddelerini hatırlatarak, "Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Antlaşması gerçekten çok önemli bir uluslararası güvenlik anlaşması esas itibariyle uluslararası barışa ve güvenlik dengelerine hizmet etmek için ortaya konmuş bir anlaşma. Ama antlaşmanın üç ayağından sadece birinin devam ettiğini, iki ayağının hiçbir zaman için hayata geçmediğini söylüyoruz." dedi.

Bu durumun beraberinde bazı itiraz ve problemleri getirdiğine değinen Fidan, "Bir de üye olmayan ülkelerin nükleer silah sahibi olmaları meselesi var. Bu dengeyi daha da bozuyor. Üye olan ülkelerin esas itibariyle üye olmayan ülkelere askeri stratejide dolaylı bir açıdan ve doğrudan üstünlük kurduğuna ilişkinde çok net bir manzara ortaya çıkıyor." diye konuştu.

Fidan, yıllar önce İran'daki nükleer kaynaklarla ilgili yapılan bir oylama sonucunda yaptırım kararları alındığına dikkati çekerek, "Bir de şöyle bir denge var, daimi 5 üye bunların hepsi nükleer silah sahibi ülkeler bunların mevcut konjonktürde hiçbir konuda anlaşması mümkün değil. Yani beşinin aynı anda bir araya gelip bir konuda yani gerçekten jeostratejik önemi olan bir konuda karar almaları şu anda çok zor. Ama altıncı bir ülkeyi nükleer silah sahibi yapmama konusunda hemfikirdirler. Ama sayı 4'e düşürelim, 3'e düşürelim, 2'ye düşürelim, öyle bir çaba yok. Çünkü kimse kimseye güvenmiyor günün sonunda." ifadelerini kullandı.

Bakan Fidan, UAEA'nın sisteminin sürdürülebilir olmadığını vurguladı.

ABD Dışişleri Bakanı Rubio'dan Fidan'a telefon

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, İsrail'in İran'a saldırdığı gece ABD'li mevkidaşı Marco Rubio'dan telefon aldığı iddiasına ilişkin soruya, "böyle bir görüşmenin gerçekleştiğini" bildirdi.

ABD'nin "esas itibarıyla bir saldırı olması durumunda bu saldırıda görev almadıkları için, herhangi bir rollerinin olmadığı için İranlıların kendilerine saldırmamasını, saldırırlarsa buna da çok sert mukabele edeceklerini" ilettiğini söyleyen Fidan, ayrıca "bölgede bulunan Amerikan varlığının güvenliğinden de bu noktada endişe ettiklerine dair bazı konuları" belirttiklerini ifade etti.

Fidan, bunun üzerine İranlılarla iletişime geçtiklerini, "saldırı durumunda ABD'nin bir rolünün olmadığını, dolayısıyla ABD'nin onları savaşın içine çekecek bir müdahalede bulunmalarını istemediklerini arabulucu rolüyle" ilettiklerini anlattı.

Bakan Fidan, ayrıca Türkiye açısından olayı takip etmek için ilgili muhataplarla da görüşüldüğüne değindi.

Fidan, ABD Başkanı Donald Trump ve İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan'ın Türkiye'de bir araya gelmesine yönelik iddialara ilişkin, "Şunu söyleyeyim Cumhurbaşkanımızın (Recep Tayyip Erdoğan) liderliğine olan güvenden dolayı olabilecek en ileri teklifler, durumlar gündeme geldi ama ben onlarla ilgili bir yorum yapmayayım." dedi.

İsrail'in İran'a saldırılarının ardından ABD'nin olaya dahil olup olmayacağına ilişkin ve 21 Haziran'da İran Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi'nin konuya ilişkin ilk açıklamayı Türkiye'de yapmasına yönelik soruya yanıt veren Fidan, şunları kaydetti:

"Cumartesi günü İranlı meslektaşımızla görüştüğümüzde Amerikalılar savaşta değildi. Daha doğrusu Amerikalıların, İsraillilerin yaptığı gibi topyekun bir savaşa girme niyetinde olduğuna ilişkin bir talepleri de olmadı. Nükleer tesislere ilişkin bir konu vardı. Mevcut olan düşünce şu, İsrailliler bu tesisler ve tesislerden kaynaklanan tehdidi yok etmek için sürekli bir hareketlilik içinde, İranlılar da onların canını yakıyorlar. Onlar daha sonra da başka hedefleri vurmaya başlıyorlar ve bu savaş daha uzatıcı, daha yıpratıcı ve daha yaygınlaşır bir duruma dönecek. Yani bir bakıma nükleer tesisler ortadan kalkarsa belki bu konuda bir yavaşlama olur düşüncesi eyleme geçiren ana düşünce oldu gibi. Şimdi tabii ki ama ister nükleer tesisi vursun ister bir yeri vursun aktif olarak tabii ki bir savaş konusudur."

Bakan Fidan, "Amerikalılar tabi bu operasyonu yaparken anlaşılan o ki uygun aktörlerle bir iletişimde bulunuyorlar. 'Bizim amacımız bu, başka bir şeye müdahale etmeyeceğiz' diyorlar. Ben cumartesi günü İranlı meslektaşımla konuşurken B52'ler havalanmıştı ABD'den." diye konuştu.

Sunucuların, "(Erakçi) Biliyor muydu bunu, bilgi dahilinde mi'" şeklindeki sorularını yanıtlayan Fidan, "(İranlılar için) Onlara geliyor diye değil. Yok yok. Sadece B52'lerin havada o yöne doğru gittiğini söyledik. B52'ler bölgeye neden gelir' Böyle bir şey olma ihtimali üzerinde konuştuk." ifadelerini kullandı.

Fidan, 21 Haziran'ı 22'sine bağlayan gece İran'da üç nükleer tesisin bombalandığını hatırlatarak, şöyle devam etti:

"Ertesi gün konuşurken İranlı meslektaşımızla bizim yine temel tavsiyemiz tabi geçmiş olsun dedikten sonra Amerikalıların niyetinin ne olduğunu ilk önce bir anlamak gerekiyor. Topyekun bir imha edici savaşa mı girmek, yoksa sadece nükleer tesislerle mi sınırlı kalan faaliyet. Görünen o ki nükleer tesislerle sınırlı. Onların sınırlı faaliyetine İran stratejisinde bu vardır, daha önce de ortaya çıktı. Yaptığımız görüşmede şunu gördüm ben, o da o mesajı verdi; 'Bu sınırlı faaliyet böyle kalırsa bizim cevabımız da sınırlı olur. Bu önemli bir mesajdı. Biz bu mesajı ilettik. Tabi İran kendi içerisinde bunu tartıştı. Bir noktaya geldi. Ve daha sonra Sayın Trump'ın kendi paylaşımından (X sosyal medya hesabı) en üst ağızda ifade ettiği gibi yine bir karşılıklı haberleşmeyle, mutabık kalmayla 'sen benim buramı vurdun, ben de senin buranı vuracağım ama burayla sınırlı kalacağım' meselesi oldu. Bunu biz aslında 2020 yılında Kudüs güçleri komutanı Kasım Süleymani suikaste kurban gittiğinde de görmüştük. Orada da misilleme yapılırken buna benzer bir ön anlayış birliğine ulaşılarak gitti ki daha yüksek yaygınlaşma, eskalasyon vuku bulmasın. Bu da aslında şu anda savaş tarihinde ender rastlanacak durumlardan biri."

"Karanlık bir dünyada çok ağır savaşlar oluyor"

"Diplomasi içerisinde ülkeler bu tip durumlarda bilgi verir ya da haber verir mi' Alışık olunan bir durum mu' Yoksa alışılmadık bir süreci mi yaşadık karşılıklı'" sorusu üzerine Fidan, şunları söyledi:

"Bakın şöyle, savaşa girdiğiniz zaman zaten esas olan haber vermemektir. Sürpriz etkisini kullanmaktır. Şimdi haber vererek bir şey yapıyorsanız şunu söylüyorsunuz iki taraflı da ben seninle savaşmak istemiyorum ama şartlar beni şu hareketi şu miktar yapmaya zorluyor. Sen bunu anla. Buna cevap verme. Verirsen de ona göre ver. Bu yeni diyorum ben."

Fidan, Türkiye'nin istihbarat açısından nasıl durumda olduğuna ilişkin soruya yanıtında, Türkiye'nin bu konuda ciddi kapasite geliştirdiğini vurguladı.

Başka ülkelere ait casus ağlarını ortaya çıkarttıklarını kaydeden Fidan, bunun kesintisiz bir çaba ve operasyonel yoğunlaşma istediğini belirtti.

Fidan, istihbarat dünyasında "çok ciddi kavgaların çok sessiz yapıldığını" belirterek, "İnsanlar kendi normal hayatlarına devam ederken aslında karanlık bir dünyada çok ağır savaşlar oluyor. Burası çok önemli bir alan. Biz bu son olayda da İsrail'in İran üzerinde bunu çok ciddi kullandığını gördük. İsrail'in İran'da casus şebekelerini, networklerini oluşturduğu yıllardır bilinen bir olay. Esas itibariyle İranlılar da bundan defaatle sıkıntı çektiler. Ama görünen o ki tabi son suikastlar, son olaylar, son dron saldırıları da gösterdi ki çaba yeterli olmamış." diye konuştu.

Türkiye'yi korumak için canla başla çalışan güvenlik güçlerinin olduğunu vurgulayan Fidan, "Ülkemizi hem aklımızla hem yüreğimizle savunuyoruz. Ölümden korkmuyoruz zaten. Yani orada bizi korkutacak bir şey de yok. Biz haklı olduğumuzu da biliyoruz ama dediğim gibi bizim için önemli olan profesyonel bir şekilde tehditleri iyi analiz ederek rasyonel bir diyalog kurarak diğer aktörlerle konuyu yönetmek. Onda da gereken bütün konular yapılıyor. Ama en kötü senaryoya göre de hazırlıklı olmak gerekiyor." ifadelerini kullandı.

"(Rusya-Ukrayna görüşmeleri) Biz ev sahipliği yapmaya hazırız"

Fidan, Rusya ve Ukrayna taraflarının İstanbul'da tekrar bir araya gelip gelmeyeceğine yönelik soruya yanıtında, Rusya-Ukrayna tarafları arasında birinci turda alınan kararların uygulanmasının önemli olduğunu söyledi.

Bakan Fidan, "Her iki tarafta birbirine olan sözü bir şekilde tuttuğu sürece üçüncü tura geçme konusunda bir irade olabileceğini görüyoruz. Ruslar bu konuda bir ön beyanda da bulundular. Biz ev sahipliği yapmaya hazırız. Kolaylaştırıcı rolümüzü oynamaya hazırız. Yeter ki savaşın durmasına katkımız olsun veya savaşta çekilen acıları bir nebze bu esir değişimi olduğu gibi, naaş değişimi olduğu gibi, yaralı ve çocuk değişimi olduğu gibi bir nebze o acıları dindirelim." değerlendirmesini yaptı.

Rusya'nın İstanbul'da yeni tur görüşmelere hazır oldukları yönündeki açıklamanın ardından Ukrayna'nın yanıtının ne olacağının sorulması üzerine Fidan, tarafların bir önceki toplantıda birbirlerine pozisyonlarını bildirdiğini bir sonraki görüşmede bunların konuşulacağını söyledi.

Fidan, tarafların ateşkes konusundaki tutumlarını ve şartlarını halihazırda birbirlerine resmi olarak ilettiklerini, ancak meselenin birkaç görüşmeyle çözülebilecek basitlikte olmadığını ifade etti.

Bakan Fidan, "En önemlisi bu kadar yoğun devam eden, karşılıklı nefretin, yok edilme hissinin bu kadar yüksek olduğu bir yerde, arka arkaya içerikli, sonuç üretebilen bir toplantı yapabilmek, buna ev sahipliği yapabilmek, bunları yönetebilmek gerçekten yani Türkiye'nin, Cumhurbaşkanımızın bir önemli bir diplomatik liderlik alanı." değerlendirmesini yaptı.

"İnsanların hakikatle buluşması için, zulme karşı durması için illa bu kadar zulmün gözümüzün önünde oluyor olmasına gerek yok"

Fidan, Gazze'deki insani durumun katlanılamaz boyutta olduğuna işaret ederek, "Yardım kuyruğunda bekleyen insanlar, her gün ortalama ellinin üstünde minimum insan şehit ediliyor. Bu bilerek, isteyerek yapılan bir uygulama." dedi.

21-22 Haziran'da İstanbul'da yapılan İslam İşbirliği Toplantısı (İİT) Dışişleri Bakanları Konseyi (DBK) 51. Oturumu'nda da Gazze meselesinin ele alındığını söyleyen Fidan, "Herkes şu anda özellikle Avrupa Birliği (AB) artık kendini tamamıyla İsrail'in politikalarından uzaklaştırmak için bir dil geliştiriyor. Günün sonunda Amerikalıların yürüttüğü Hamas'la müzakere süreci de masada, o da devam ediyor." değerlendirmesinde bulundu.

Fidan, şu anda birkaç maddenin müzakere edildiğini ve bu konularda uzlaşma sağlanması halinde belli bir süreliğine ateşkes uygulanabileceğine dair bir yaklaşım olduğunu belirterek, "Aslında müzakere yürütülüyor olması bir yandan olumlu; ancak diğer yandan sahada yaşanan zulme sessiz kalınması, bu süreci yumuşatıcı bir gerekçe gibi gösteriyor. Bu iki durumu birbirinden ayırmak, özellikle şehit edilen sivillerle ilgili tepkileri açıkça ortaya koymak gerekiyor. Uluslararası toplumda bu konuda artık ciddi bir farkındalık oluştu; herkes biliyor ki bu durum sürdürülebilir değil." ifadelerini kullandı.

Gazze'de yaşananların dünyayı etkilediğini belirten Fidan, "Üzücü olan şu, insanların hakikatle buluşması için, zulme karşı durması için illa bu kadar zulmün gözümüzün önünde oluyor olmasına gerek yok. Yani aslında biz ilkeli ve prensipli olabilirsek çok daha erkenden tavır konabilir birçok şeye. Ama insan fıtratı, olayın doğasında da bu var. Zulüm arttıkça zulmü yapanların da başlarına belaların farklı şekilde geldiğini görüyorsunuz. Başka coğrafyalarda başka şeyleri tetikliyor. Elimizden geleni yapmaya devam edeceğiz ama bu zulüm burada kalmayacak." dedi.

Bakanı Hakan Fidan, 22 Haziran'da Şam'ın Duveyla Mahallesi'ndeki Mar İlyas Kilisesi'ne düzenlenen intihar saldırısı ve terör örgütü DEAŞ'ın saldırıyla bağlantısına ilişkin soruyu da yanıtladı.

Fidan, DEAŞ'ı "temeli itibariyle bir taşeron örgüt", saldırıyı ise büyük bir psikolojik harekatın parçası şeklinde tanımlayarak, "belli aktörlerin buradan harekete geçirilmesi amaçlanıyor, onu görüyoruz biz." dedi.

Suriye'de Beşşar Esed rejiminin 8 Aralık 2024'te devrilmesinden sonra Türkiye'nin, Lübnan, Irak, Ürdün ve Suriye ile bir toplantı yaptığını hatırlatan Fidan, şöyle devam etti:

"Tek bir şeyimiz vardı; DEAŞ'la ilgili bir harekat merkezinin bir an önce kurulması ve bu beş ülkenin harekete geçmesi. Çünkü bu yeni dönem ortaya çıkan zaafiyetten DEAŞ'ın istifade edeceğini, DEAŞ'ın kendi böyle bir kararı olmasa da başka ülkeler ve unsurlar tarafından taşere edilebileceğine dair istihbaratın çok güçlü olmasına gerek yok. Bu bilinen bir vaka. Dolayısıyla bunu hemen önlemek için bir tedbirin alınması gerekiyordu. Bu noktada harekete geçtik. ama her aktör bizim kadar hızlı harekete geçmiyor."

Fidan, provokasyonların devam edeceğini söyleyerek, "Suriye'de halkın birliğini, bütünlüğünü, huzurunu ve yaralarını sarma sürecini hedef alacak. Bu türden provokasyonlar olacak. Önemli olan yönetimin bu konuda hassas olması, bizimle işbirliğine önem vermesi. Bu olacak bir müddet daha ve biz gerektiği gibi savaşmaya devam edeceğiz." dedi.

"Gazze hiç gündemimizden düşmeyecek"

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, "Bir yerde kriz çıktı diye başka bir yerdeki dosya kapanmıyor" diyerek, Türkiye'nin dünya gündemindeki hiçbir konuyu unutmadığını vurguladı.

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara ile Şam'daki Kasyun Dağı'nı ziyaretine ilişkin çıkan görüntülere ilişkin Fidan, Şara ile tanışıklığının çok eskiye dayandığını belirterek, "Önemli olan oradan Şam'a bakmak. Çünkü o Şam'a bakarken de aslında kendisi sorumluluğuna bakıyor. Üzerine düşen yüke bakıyor. Bir ülkenin geleceğine ilişkin oluşan ağır bir yüke bakıyor. Yani onu konuştuk. Bir son değildi, bir başlangıçtı. Bu başlangıç devam ediyor. Şam'ı yukarıdan görebileceğiniz bir yer orası. Onun için gece vakti de oraya götürdü bizi. İyi bir sürpriz oldu." dedi.

"Uluslararası sistemin nereye gittiğini düşünüyorsunuz' Daha iyiye mi' Daha kötüye mi'" sorusu üzerine Fidan, uluslararası sistemin şüphesiz daha kötüye gittiğini vurguladı.

Dışişleri Bakanı Fidan, mevcut uluslararası sistem kurulduğunda 55 ulus devlet aktörünün bulunduğunu belirterek, şunları söyledi:

"Tam da şu anda uluslararası sistemdeki ana çatışmanın olduğu nokta bu: Saygı duyarak herkesin prensipte hareket ettiği bir dünyayı mı oluşturalım' Yoksa gerçekten güçlünün hakim olduğu ve güçlünün yeniden kural koyup, düzen koyup bunu diğerlerine zorla kabul ettirdiği bir eksene mi gidelim' Bu yol ayrımındayız. Her ikisinin de olabilirliğine ilişkin emareler var ama ikincisine ilişkin emare biraz daha fazla." değerlendirmesini yaptı.

Bakan Fidan, gelecek günlerdeki programına ilişkin soruya, "Önümüzdeki dönem gerçekten yine hareketli günler var. Gazze hiç gündemimizden düşmeyecek. İran-İsrail meselesini takip edeceğiz. Suriye ile ilgili dosyalar devam ediyor. Rusya-Ukrayna ile ilgili muhtemelen bir tur daha olacak. Ona yönelik hazırlıklarımız devam ediyor." şeklinde yanıt verdi.

SIRA DEMİRÖREN BORCUNA NE ZAMAN GELECEK?”

Mehmet Şimşek, krediye ilişkin ayrıntıları “banka ve müşteri sırrı” gerekçesiyle açıklamamıştı. Şimdi soru daha da büyüyor: Devletin parası söz konusu olduğunda “sır” perdesi ne zaman kalkacak?

28.09.2026 19:40:00
Haber Merkezi
 
SIRA DEMİRÖREN BORCUNA NE ZAMAN GELECEK?”
SIRA DEMİRÖREN BORCUNA NE ZAMAN GELECEK?”
Türkiye'de yüz binlerce yatırımcıyı ilgilendiren fon krizinde paraların akıbeti ve denetim tartışılırken, yıllardır kamuoyunun yanıt beklediği başka bir dosya yeniden gündemde: Ziraat Bankası'ndan Demirören Grubu'na kullandırılan yüz milyonlarca dolarlık kredi. Mehmet Şimşek, krediye ilişkin ayrıntıları "banka ve müşteri sırrı" gerekçesiyle açıklamamıştı. Şimdi soru daha da büyüyor: Devletin parası söz konusu olduğunda "sır" perdesi ne zaman kalkacak?

Fon skandalında yüz binlerce yatırımcı bekliyor

Sermaye Piyasası Kurulu (SPK), 17 Eylül 2026'da 7 portföy yönetim şirketine ait 131 fonun tasfiyesine karar verdi. SPK'nın 23 Eylül'deki açıklamasına göre söz konusu fonlarda 455 bin 758 tekil yatırımcı bulunuyor.

Fon krizinde toplam büyüklük konusunda farklı rakamlar gündeme gelirken, tasfiye kapsamındaki fonların büyüklüğü çeşitli hesaplamalarda 826 milyar lira ile yaklaşık 891 milyar lira arasında gösteriliyor.

Süreç yalnızca finansal kayıplar açısından değil, denetim mekanizmalarının nasıl işlediği açısından da tartışılıyor. Soruşturma kapsamında 24 Eylül itibarıyla tutuklu sayısının 26'ya yükseldiği bildirildi.

BİR TARAFTA YATIRIMCININ PARASI, DİĞER TARAFTA KAMU BANKASININ KREDİSİ

Fon krizinde yüz binlerce yatırımcı parasının ne zaman ve hangi yöntemle geri ödeneceğini beklerken, kamuoyunun yıllardır yanıt aradığı başka bir dosya da yeniden hatırlanıyor.

Demirören Grubu'nun Doğan Medya Grubu'nu satın alma sürecinde Ziraat Bankası'ndan kullandığı 800 milyon dolarlık kredi, uzun süredir tartışma konusu.

Kredinin akıbetine ilişkin TBMM'ye yöneltilen sorulara Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek'in verdiği yanıtta ise ayrıntılar "banka ve müşteri sırrı" gerekçesiyle açıklanmadı.

NE OLMUŞTU?

Kredi, 2018 yılında Demirören Holding'in Doğan Medya Grubu'nu satın alması sürecinde gündeme geldi. Sayıştay raporlarına yansıyan bilgilere göre başlangıçta 800 milyon dolar olarak ifade edilen kredi, yeniden yapılandırmalar sonrasında 895,6 milyon dolarlık bir borç tutarına ulaştı ve 2022'de yüzde 4 faizle 14 yıl vadeye yayıldı.

Daha sonra Sayıştay'ın 2023 yılı incelemelerinde de borcun yapılandırmalara rağmen ödeme planına uygun şekilde ödenmediği ve 31 Aralık 2023 itibarıyla Demirören'e ilişkin borç tutarının 30 milyar 208 milyon TL'yi aştığı belirtildi.

8 Ocak 2026: CHP Parti Sözcüsü ve İzmir Milletvekili Zeynel Emre, Demirören Grubu'nun Doğan Medya Grubu'nu satın alması için Ziraat Bankası tarafından kullandırıldığı belirtilen 800 milyon dolarlık kredi konusunda Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek'in yanıtlaması istemiyle TBMM'ye soru önergesi verdi.

18 Şubat 2026: Önergeye Şimşek imzalı yazılı yanıt verildi. Yanıtta, Ziraat Bankası'nın açıklaması aktarıldı ve krediye ilişkin ayrıntıların 5411 sayılı Bankacılık Kanunu'nun 73. maddesindeki "sırların saklanması" hükümleri kapsamında banka/müşteri sırrı olduğu belirtilerek paylaşılmadı.

21 Şubat 2026: Bu yanıt basına 'Demirören kredisine sır perdesi' şeklinde yansıdı.

"SIRA DEMİRÖREN BORCUNA NE ZAMAN GELECEK?"

Fon krizinde SPK'nın müdahalesiyle birlikte "Kim denetledi, riskler neden daha önce görülmedi, yatırımcıların parası nasıl korunacak?" soruları sorulurken, kamu bankası kaynaklarının kullanıldığı Demirören kredisi konusunda da benzer bir şeffaflık tartışması yaşanıyor.

Buradaki kritik fark ise şu: Fon krizinde söz konusu olan yatırımcıların özel tasarrufları, Demirören dosyasında ise kamu bankası Ziraat'ın kullandırdığı kredi.

Dolayısıyla tartışmanın merkezindeki soru yalnızca "borç ne kadar?" değil.

Kamu bankasından verilen yüz milyonlarca dolarlık kredinin bugünkü durumu nedir, ne kadarı tahsil edildi, hangi koşullarda yapılandırıldı ve kamu bu süreçte ne kadar risk üstlendi?

Mehmet Şimşek'in "banka ve müşteri sırrı" gerekçesiyle ayrıntıları açıklamaması, bu soruların ortadan kalktığı anlamına gelmiyor.

Fon krizinin ardından gözler yeniden eski dosyalara çevrilirken, "Fonlardaki paranın hesabı sorulurken, Demirören'in kamu bankasına olan borcunun hesabı ne zaman açıklanacak?" sorusu da yeniden gündeme taşınıyor.

‘Casusluk’ soruşturmasında 3 tutuklama

Mali Suçları Araştırma Kurulu (MASAK) Başkanlığının kritik dijital altyapısının geliştirilmesi ve sürdürülmesi süreçlerinde Fetullahçı Terör Örgütü'nün mahrem yapılanmasıyla bağlantılı kişi ve şirketlerin etkili olduğuna yönelik "siyasal veya askeri casusluk" soruşturması kapsamında gözaltına alınan 3 şüpheli tutuklandı

28.09.2026 19:20:00
Anadolu Ajansı
 
‘Casusluk’ soruşturmasında 3 tutuklama
‘Casusluk’ soruşturmasında 3 tutuklama

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca 2012-2018 yılları arasında MASAK'ın kritik dijital altyapısının geliştirilmesi ve sürdürülmesi süreçlerinde FETÖ/PDY'nin mahrem yapılanmasıyla bağlantılı kişi ve şirketlerin etkili olduğuna yönelik yapılan tespitler doğrultusunda yürütülen soruşturma sürüyor.

Bu kapsamda gözaltına alınan 6 şüphelinin emniyetteki işlemleri tamamlandı. Şüpheliler sağlık kontrolünün ardından Çağlayan'daki İstanbul Adliyesi'ne getirildi.

Savcılıkta ifade veren şüpheliler Eda Aydoğan, Güner Eke, İnönü Akgün Alp ve Zehra Yılmaz tutuklama, Zeki Özcan ve Mehmet Yazıcı adli kontrol talebiyle sulh ceza hakimliğine sevk edildi.

Hakimlik, Eda Aydoğan, Güner Eke ve İnönü Akgün Alp'in tutuklanmasına, Zehra Yılmaz, Zeki Özcan ve Mehmet Yazıcı'nın ise adli kontrol tedbiriyle serbest bırakılmasına karar verdi.

Öte yandan, 2012-2018 arasında MASAK Başkanı olarak görev yapan Mürsel Ali Kaplan, İbrahim Hakkı Polat ve Osman Dereli'nin ise soruşturma kapsamında bugün bilgilerine başvuruldu.

Adalet Bakanı Gürlek'in açıklaması

Adalet Bakanı Akın Gürlek, sosyal medya hesabında, devletin mali istihbarat ağına yönelik casusluk faaliyeti yürütenlerin hukuk önünde hesap vereceğini açıklamıştı.

Açıklamada, "MASAK'ta kullanılan Entegre Mali İstihbarat Sistemi'ne (EMİS) yönelik yetkisiz işlemler ve sistem kayıtlarının güvenliğine ilişkin önemli bulgulara ulaşıldığını" ve "Soruşturmada, 2012-2018 yılları arasında MASAK'ın kritik dijital altyapısının geliştirilmesi ve sürdürülmesi süreçlerinde FETÖ/PDY'nin mahrem yapılanmasıyla bağlantılı kişi ve şirketlerin etkili olduğuna ilişkin tespitlere ulaşıldığını" belirtmişti.

Bakan Gürlek, soruşturma kapsamında aralarında olay tarihinde MASAK Başkan Yardımcısı olarak görev yapan kişinin de bulunduğu 22 şüpheli hakkında adli işlem başlatıldığını, 5 şüphelinin gözaltına alındığını, yurt dışında olduğu belirlenen 16 şüpheli hakkında siyasi ve askeri casusluk suçundan yakalama kararı çıkartıldığını ve 1 şüphelinin yakalanmasına yönelik çalışmaların sürdüğünü açıklamıştı.

Gürlek, "Soruşturma kapsamında AGMLAB AŞ ve MRD AŞ'ye mahkeme kararıyla el konulmuş ve Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu kayyum olarak atanmıştır. İlgili dönemlerde MASAK Başkanlığı görevinde bulunan üç eski başkanın da adli makamlarca ifadelerine başvurulacaktır." demişti. 

Fatih Ergin’in anlattıklarının hangisi yanlış?

Gazeteci Fatih Ergin, Kaşif Kozinoğlu’nun ölümüne ilişkin soruşturma kapsamında yaptığı sosyal medya paylaşımı nedeniyle “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” suçlamasıyla tutuklama talebiyle hakimliğe sevk edildi

28.09.2026 18:47:00
Haber Merkezi
 
Fatih Ergin’in anlattıklarının hangisi yanlış?
Fatih Ergin’in anlattıklarının hangisi yanlış?
Gazeteci Fatih Ergin, Kaşif Kozinoğlu'nun ölümüne ilişkin soruşturma kapsamında yaptığı sosyal medya paylaşımı nedeniyle "halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma" suçlamasıyla tutuklama talebiyle hakimliğe sevk edildi.

Peki, Ergin'in paylaşımında hangi bilgiler yanlış, hangileri doğru? Kaynaklar karşılaştırıldığında tartışmanın merkezinde tek bir ifade bulunuyor: "eski Adli Tıp çalışanı."

Gazeteci Fatih Ergin, Kaşif Kozinoğlu'nun ölümüne ilişkin yeniden yürütülen soruşturma kapsamında gözaltına alınan Turgay Tamer'in daha sonra evinde ölü bulunmasına ilişkin sosyal medya hesabından paylaşım yaptı.

Ergin'in paylaşımında Tamer'in Kozinoğlu soruşturması kapsamında gözaltına alındığı, 14'ünde serbest bırakıldığı ve daha sonra evinde ölü bulunduğu aktarıldı.

Bu olayların önemli bölümü farklı haber kaynaklarında da yer aldı.

"GÖZALTINA ALINDI" BİLGİSİ DOĞRU

Turgay Tamer'in Kaşif Kozinoğlu soruşturması kapsamında gözaltına alındığı doğrulanıyor.

DHA'nın haberine göre Tamer, yaklaşık iki hafta önce soruşturma kapsamında gözaltına alındı ve "yurt dışına çıkış yasağı" şeklindeki adli kontrol tedbiriyle serbest bırakıldı.

Dolayısıyla Ergin'in "Tamer, kısa süre önce Kozinoğlu soruşturması kapsamında gözaltına alınıp serbest bırakılmıştı" şeklindeki aktarımının bu bölümü kaynaklarla örtüşüyor.

"SERBEST BIRAKILDI" BİLGİSİ DOĞRU

Tamer'in gözaltı işleminin ardından serbest bırakıldığı da doğrulanıyor.

DHA, Tamer'in adli kontrol tedbiri uygulanarak serbest bırakıldığını bildirirken, soruşturmayla ilgili diğer haberlerde de aynı bilgi yer alıyor.

"EVİNDE ÖLÜ BULUNDU" BİLGİSİ DE DOĞRU

Ergin'in paylaşımındaki en önemli bilgilerden biri olan Tamer'in evinde ölü bulunması da doğrulanıyor.

Tamer, Büyükçekmece'deki evinde eşi tarafından yerde yatarken bulundu. Sağlık ekipleri Tamer'in hayatını kaybettiğini belirledi. Cenazesi kesin ölüm nedeninin belirlenmesi amacıyla Adli Tıp Kurumu morguna gönderildi. DHA, ilk incelemede ölümün şüpheli bulunduğunu aktardı.

Dolayısıyla "evinde ölü bulundu" bilgisi de doğrulanmış durumda.

PEKİ YANLIŞ OLAN NE?

Tartışmanın asıl noktası Turgay Tamer'in mesleki tanımı.

Ergin'in paylaşımında Tamer için "eski Adli Tıp çalışanı" ifadesinin kullanıldığı aktarılıyor.

Ancak Silivri Cumhuriyet Başsavcılığı'nın açıklamasına göre Tamer, Adli Tıp doktoru değildi. Tamer, Kozinoğlu'nun tutuklu bulunduğu dönemde cezaevinde kampüs doktoru olarak görev yapıyordu. Başsavcılık ayrıca Tamer'in Kozinoğlu'nun sağlık durumunun kötüleştiğinden haberdar edilmediğini ve Kozinoğlu'na herhangi bir tıbbi müdahalede bulunmadığını açıkladı.

Yani resmi açıklamaya göre yanlış olan nokta Tamer'in "Adli Tıp çalışanı" olarak nitelendirilmesi.

BİR İFADE, TUTUKLAMA TALEBİ

Ergin'in gözaltına alınmasının ve ardından tutuklama talebiyle hakimliğe sevk edilmesinin, söz konusu paylaşım üzerinden yürütüldüğü haberleştirildi. Ergin hakkında "halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma" suçlamasının yanı sıra, suçun basın ve yayın yoluyla işlendiği iddiasının da bulunduğu bildirildi.

Burada dikkat çeken tablo şu:

Tamer'in gözaltına alınması: doğrulanıyor.

Tamer'in serbest bırakılması: doğrulanıyor.

Tamer'in daha sonra evinde ölü bulunması: doğrulanıyor.

Tamer'in cezaevinde görev yapmış doktor olması: doğrulanıyor.

Tamer'in "Adli Tıp çalışanı" olması: Başsavcılık tarafından reddediliyor.

Dolayısıyla Ergin'in paylaşımındaki olayların tamamının yanlış olduğu söylenemiyor. Tartışmalı olan, Tamer'in görevine ilişkin kullanılan ifade.

GAZETECİLİKTE HATA NEREDE BİTER, SUÇ NEREDE BAŞLAR?

Fatih Ergin dosyasında hukuki sürecin nasıl sonuçlanacağı henüz belli değil. Ancak mevcut bilgiler üzerinden bakıldığında tartışma, paylaşımın ana olay örgüsünün yanlış olup olmadığı ile bir meslek tanımındaki hatanın "halkı yanıltıcı bilgi" kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceği noktasında düğümleniyor.

Ergin'in tutuklama talebiyle hakimliğe sevk edilmesiyle birlikte kamuoyunun önündeki soru da şu:

Bir gazetecinin haberindeki tek bir yanlış ifade, paylaşımın diğer bölümleri doğru olsa dahi "halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma" suçlamasıyla tutuklama talebine dayanak yapılabilir mi?

Komedyen Deniz Göktaş ilk duruşmada tahliye edildi

"Ölü Deniz" isimli stand-up gösterisindeki şakaları gerekçe gösterilerek 88 gündür "kuyu tipi" cezaevinde tutulan komedyen Deniz Göktaş, çıkarıldığı ilk duruşmada tahliye edildi. Mahkeme Göktaş'a toplam 1 yıl 7 ay hapis cezası verirken, hükümle birlikte serbest bırakılmasına hükmetti

28.09.2026 16:10:00
Haber Merkezi
 
Komedyen Deniz Göktaş ilk duruşmada tahliye edildi
Komedyen Deniz Göktaş ilk duruşmada tahliye edildi
YouTube üzerinden yayımladığı "Ölü Deniz" adlı stand-up gösterisi nedeniyle hakkında soruşturma başlatılan ve 3 Temmuz'dan bu yana cezaevinde bulunan ünlü komedyen Deniz Göktaş, İstanbul 14. Asliye Ceza Mahkemesi'nde ilk kez hâkim karşısına çıktı. Hakkında 12 yıl 2 aya kadar hapis cezası talep edilen davanın ilk duruşmasında mahkeme, Göktaş hakkında tahliye kararı verdi.

Yoğun güvenlik önlemlerinin alındığı ve salon yetersizliği nedeniyle İstanbul 4. Ağır Ceza Mahkemesi salonunda görülen duruşmayı siyasi parti temsilcileri, çok sayıda gazeteci, avukat ve yurttaş takip etti.

İki suçtan ceza, bir suçtan beraat

Kararını açıklayan mahkeme heyeti, Deniz Göktaş'ı "Cumhurbaşkanına alenen hakaret" suçundan 11 ay 20 gün, "halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik veya aşağılama" suçundan ise 7 ay 15 gün olmak üzere toplam 1 yıl 7 ay 5 gün hapis cezasına çarptırdı. "Daltonlar Çetesi" ile ilgili yaptığı espriler nedeniyle yöneltilen "suçu ve suçluyu övme" suçlamasından ise beraatine hükmedilen Göktaş, aldığı cezaların hükmüyle birlikte tahliye edildi.

"Cümle başına 22 gün hücrede kaldım"

Çorlu Karatepe Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu'nda (kuyu tipi cezaevi) tek kişilik hücrede geçirdiği 88 günü anlatarak savunmasına başlayan Deniz Göktaş, mizahın suç sayılamayacağını vurguladı. Göktaş savunmasında şu ifadelere yer verdi:

"3 Temmuz'dan beri kuyu tipi bir cezaevinde güneş görmeden, başka hiçbir insan temasım olmadan hücredeyim. Harbiye'de kurduğum 4 cümle ile suçlanıyorum ve kurduğum cümle başına tam 22 gündür hücredeyim. Yasalar değişmedi. Değişen ne? Şaka kaldıramayan, eleştiri kaldıramayan kırılgan yöneticiler."

Cumhurbaşkanı Erdoğan'a yönelik kullandığı "diktatör" ifadesinin hakaret değil, siyasi bir betimleme olduğunu savunan komedyen, "Bu coğrafyanın yüzlerce yıllık geleneği olan hicve açık olunmalıdır" dedi. İddianamedeki "oruç tutan canlı bombalar" ve "dalgıçlar (haşema)" şakalarının ise toplumsal gerginliklerin mizahi bir dille dışa vurumu olduğunu ekledi.

Adliyede yaşananları anlattı: "Zorla Kılıçdaroğlu ile görüştürüldüm"

Göktaş savunmasında, gözaltına alınma ve tutuklanma sürecindeki usulsüzlüklere de dikkat çekti. Yurt dışı tatilini kendi isteğiyle yarıda keserek Türkiye'ye döndüğünü belirten Göktaş, havalimanında ters kelepçeyle gözaltına alındığını söyledi. Göktaş, Çağlayan Adliyesi'nde yaşadığı ilginç bir anıyı da mahkeme salonunda paylaştı:

"Hâkimliğe çıkarılmayı beklerken bana üç kez 'Kemal Kılıçdaroğlu ile görüşmek istiyor musun?' diye soruldu. Görüşmek istemediğimi net bir şekilde söylememe rağmen emrivakiyle adliye koridorunda kendisiyle görüştürüldüm. Ters kelepçe yetmezmiş gibi bir de Kılıçdaroğlu ile görüştürüldüm. Kılıçdaroğlu bana 'Niye döndün, imkanım olsa bir dakika durmam burada' demeyen tek kişiydi."

88 günlük belirsiz bekleyişin ardından özgürlüğüne kavuşan Deniz Göktaş'ın tahliye kararı, adliye koridorlarında ve sosyal medyada büyük bir sevinçle karşılandı.

Adıyaman'da DEAŞ operasyonu: 5 gözaltı

Adıyaman'da DEAŞ terör örgütüne yönelik düzenlenen operasyonda yabancı uyruklu 5 şüpheli gözaltına alındı

28.09.2026 14:27:00
İhlas Haber Ajansı
 
Adıyaman'da DEAŞ operasyonu: 5 gözaltı
Adıyaman'da DEAŞ operasyonu: 5 gözaltı
Adıyaman'da DEAŞ terör örgütüne yönelik düzenlenen operasyonda yabancı uyruklu 5 şüpheli gözaltına alındı.

Adıyaman Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde yürütülen soruşturma çerçevesinde, İl Jandarma Komutanlığı Terörle Mücadele ekiplerince DEAŞ'a yönelik operasyon gerçekleştirildi.



Jandarma ekipleri tarafından yürütülen çalışmalar kapsamında yabancı uyruklu R.K.Q.B., W.K.Q.B., R.H.K.B., N.T.H.M. ve N.T.G. isimli şahısların adresleri tespit edildi.

Belirlenen adreslere Özel Harekat Timlerinin de katılımıyla eş zamanlı operasyon düzenlendi. Operasyonda 5 şüpheli yakalanarak gözaltına alındı.

Şüpheliler, sağlık kontrollerinin ardından işlemleri yapılmak üzere İl Jandarma Komutanlığına götürüldü.

Olayla ilgili soruşturma sürüyor.

TBMM Genel Kurulu, 51 günlük aranın ardından yasama çalışmalarına 1 Ekim'de başlayacak

TBMM Genel Kurulu, 51 günlük aranın ardından yasama çalışmalarına 1 Ekim'de başlayacak

28.09.2026 13:35:00
AA
 
TBMM Genel Kurulu, 51 günlük aranın ardından yasama çalışmalarına 1 Ekim'de başlayacak
TBMM Genel Kurulu, 51 günlük aranın ardından yasama çalışmalarına 1 Ekim'de başlayacak
TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş'un katılımıyla, 28. Dönem 5. Yasama Yılı açılışı dolayısıyla ilk olarak Meclis'teki Atatürk Anıtı'na saat 13.00'te çelenk konulacak, saygı duruşunda bulunulacak ve İstiklal Marşı okunacak.

Anıttaki törenin ardından TBMM Genel Kurulu, TBMM Başkanı Kurtulmuş başkanlığında saat 14.00'te açılacak.

Kurtulmuş, yapacağı sunuş konuşması sonrasında Genel Kurul'a Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ı takdim edecek, ardından İstiklal Marşı okunacak. Daha sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan, Genel Kurul'a hitap edecek.

Meclis başkanlarının yasama yılı açılışı dolayısıyla geleneksel olarak verdiği resepsiyon, Kurtulmuş'un ev sahipliğinde TBMM Tören Salonu'nda saat 18.30'da gerçekleştirilecek.

Yasama yılının açılışında devlet protokolü ile davetiye gönderilen izleyiciler dışında TBMM'ye ziyaretçi kabul edilmeyecek.

Genel Kurul, yeni yasama yılının ilk mesaisini 6 Ekim'de yapacak.

Anayasa Mahkemesi (AYM), Yeni Parti'nin isim ve rumuzunun Siyasi Partiler Kanunu'na aykırı olduğu iddiasıyla hükümsüzlüğüne ve siyasi partiler sicilinden terkinine ilişkin talebi yarın görüşecek

Anayasa Mahkemesi (AYM), Yeni Parti'nin isim ve rumuzunun Siyasi Partiler Kanunu'na aykırı olduğu iddiasıyla hükümsüzlüğüne ve siyasi partiler sicilinden terkinine ilişkin talebi yarın görüşecek. Yenilik Partisi'nin isim benzerliği itirazıyla başlayan süreçte Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı daha önce Yeni Parti'ye isim değişikliği yönünde tebligat göndermişti

28.09.2026 13:30:00
Haber Merkezi
 
 Anayasa Mahkemesi (AYM), Yeni Parti'nin isim ve rumuzunun Siyasi Partiler Kanunu'na aykırı olduğu iddiasıyla hükümsüzlüğüne ve siyasi partiler sicilinden terkinine ilişkin talebi yarın görüşecek
 Anayasa Mahkemesi (AYM), Yeni Parti'nin isim ve rumuzunun Siyasi Partiler Kanunu'na aykırı olduğu iddiasıyla hükümsüzlüğüne ve siyasi partiler sicilinden terkinine ilişkin talebi yarın görüşecek
Anayasa Mahkemesi (AYM), Yeni Parti'nin isim ve rumuzunun Siyasi Partiler Kanunu'na aykırı olduğu iddiasıyla hükümsüzlüğüne ve siyasi partiler sicilinden terkinine ilişkin talebi yarın görüşecek. Yenilik Partisi'nin isim benzerliği itirazıyla başlayan süreçte Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı daha önce Yeni Parti'ye isim değişikliği yönünde tebligat göndermişti.

AYM'nin 24 Eylül'de yayımladığı 29 Eylül Genel Kurul gündeminin ilk sırasında, E.2026/9 (Değişik İşler) numaralı dosya yer aldı. Gündemde dosyanın konusu, "Yeni Parti'nin isim ve rumuzunun 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu'nun 96. maddesine aykırılığı ileri sürülerek anılan Kanun'un 104. maddesi gereğince hükümsüzlüğüne ve siyasi partiler sicilinden terkinine karar verilmesi talebi" olarak belirtildi.

Süreç, Yenilik Partisi'nin itirazıyla başladı
Öztürk Yılmaz'ın genel başkanlığını yaptığı Yenilik Partisi, "Yeni Parti" adının kendi parti adıyla karıştırılabileceğini savunarak Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'na başvurdu. Yılmaz, "Yeni" ve "Yenilik" ifadelerinin seçmen açısından karışıklığa yol açabileceğini ve Yeni Parti isminde ayırt edici bir ek bulunmadığını ileri sürdü.

Başvurunun ardından Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, 14 Eylül'de Yeni Parti'ye isim değişikliği talebi içeren bir tebligat gönderdi. Yeni Parti Grup Başkanvekili Murat Emir ise parti adının belirlenmesinde mevcut içtihatların dikkate alındığını belirterek isim benzerliği iddiasına karşı çıktı.

İki seçenek konuşuluyor
Yeni Parti yetkilileri isim benzerliği olmadığını belirtmiş, "Buna rağmen aksi yönde bir karar çıkarsa küçük bir değişiklikle yola devam ederiz" mesajını vermişti.

Kulislerde "Halkın Yeni Partisi" ve "Değişim Partisi" gündeme gelen seçenekler arasında yer alıyor.

Yeni Parti’nin hafta sonu düzenlenen ilçe başkanlıkları ön seçimleri kapsamında, Ankara’da sandık başına giden üyelerin oylarıyla 13 ilçe başkanı belli oldu

Yeni Parti’nin hafta sonu düzenlenen ilçe başkanlıkları ön seçimleri kapsamında, Ankara’da sandık başına giden üyelerin oylarıyla 13 ilçe başkanı belli oldu

28.09.2026 13:00:00
Haber Merkezi
 
 Yeni Parti’nin hafta sonu düzenlenen ilçe başkanlıkları ön seçimleri kapsamında, Ankara’da sandık başına giden üyelerin oylarıyla 13 ilçe başkanı belli oldu
 Yeni Parti’nin hafta sonu düzenlenen ilçe başkanlıkları ön seçimleri kapsamında, Ankara’da sandık başına giden üyelerin oylarıyla 13 ilçe başkanı belli oldu
Yeni Parti'nin hafta sonu düzenlenen ilçe başkanlıkları ön seçimleri kapsamında, Ankara'da sandık başına giden üyelerin oylarıyla 13 ilçe başkanı belli oldu.

Yeni Parti'nin ilçe ön seçimleri 26-27 Eylül tarihlerinde, Türkiye genelinde kurulan sandıklarla gerçekleştirildi. 26 Ağustos tarihine kadar partiye üye olan tüm üyelerin oy kullanabildiği seçimlerde, Ankara'da da 13 ilçede sandık kuruldu. Ön seçim sonuçlarına göre Ankara'nın 13 ilçe başkanı şöyle:

Akyurt - Yalçın İpek

Altındağ - Gökhan Urun

Ayaş - Fatih Öztürk

Çankaya - Ercan Başal

Elmadağ - Mehmet Kurusakız

Etimesgut - Özgür Şahbaz

Gölbaşı - Nazım Sağlam

Keçiören - Görkem Cevahir Yıldırım

Mamak - Şeref Demirbaş

Nallıhan - Mustafa Sarıkaya

Pursaklar - Hüseyin Benek

Sincan - Önder Ağdede

Yenimahalle - Halil Alankuş

İBB davasının 88. duruşması başladı

İBB davasına ilişkin 57'si tutuklu 436 sanığın yargılandığı davanın 88. duruşması başladı

28.09.2026 12:09:00
Anadolu Ajansı
 
İBB davasının 88. duruşması başladı
İBB davasının 88. duruşması başladı

İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesince, Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumu karşısındaki salonda görülen duruşmaya, görevlerinden uzaklaştırılan İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu ile Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık ve Medya AŞ Yönetim Kurulu Başkanı Murat Ongun'un da aralarında bulunduğu bazı tutuklu sanıklar katıldı.

Bazı tutuksuz sanıklar ile avukatlarının da bulunduğu duruşmada, sanıkların yakınları izleyici olarak yer aldı.

Duruşma, tutuksuz sanıkların savunmalarının alınmasıyla devam ediyor.

İddianameden

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosunca hazırlanan iddianamede, Mülkiye Teftiş Kurulu Başkanlığı "ihbar eden" sıfatıyla, Hazine ve Maliye, İçişleri, Enerji ve Tabii Kaynaklar, Tarım ve Orman bakanlıkları ile İstanbul Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü, İBB Başkanlığı ve Şişli Belediye Başkanlığı "suçtan zarar gören" sıfatıyla yer alıyor.

İddianamede, 16 kişi "müşteki", 7'si firari, 5'i "müşteki sanık" olmak üzere toplam 407 kişi "sanık" olarak bulunuyor.

Suç örgütünün kurulduğu 2014'ten bugüne kadarki faaliyetleri anlatılan iddianamede, "İddianameye konu 143 eyleme ilişkin elde olunan menfaat ile sebep olunan kamu zararının, suç tarihleri itibarıyla (güncel değeri hariç) toplamda menkul olarak yaklaşık 160 milyar lira ve 24 milyon dolar, gayrimenkul olarak ise İstanbul ile ülke genelinde 95 taşınmazdan ibaret (örgüt elebaşı ve yöneticilerinin suç gelirlerinden elde ettikleri mal varlıkları hariç) olduğuna" ilişkin değerlendirme yapılıyor.

İddianamede yer alan örgüt şemasında, sanık Ekrem İmamoğlu'nun "örgüt elebaşı", sanıklar Murat Ongun, Fatih Keleş, Adem Soytekin, Ertan Yıldız, Hüseyin Gün ile firari sanık Murat Gülibrahimoğlu'nun da "örgüt yöneticisi" olduğu belirtiliyor.

Şemada, 10 örgüt üyesinin Ekrem İmamoğlu'na doğrudan bağlı olduğu aktarılarak örgüt üyelerinden 77'sinin Fatih Keleş'e, 35'inin Murat Ongun'a, 8'inin Ertan Yıldız'a, 7'sinin Hüseyin Gün'e, 6'sının Murat Gülibrahimoğlu'na ve 6'sının da Adem Soytekin'e bağlı olduğu gösteriliyor.

İddianamede, Ekrem İmamoğlu'nun "suç işleme amacıyla örgüt kurmak", "kişisel verilerin kaydedilmesi", "kişisel verileri ele geçirme ve yayma", "suç delillerini gizleme", "haberleşmenin engellenmesi", "kamu malına zarar verme", "rüşvet", "halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma", "irtikap", "kamu, kurum ve kuruluşları zararına dolandırıcılık", "suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama", "ihaleye fesat karıştırma", "çevrenin kasten kirletilmesi", "Vergi Usul Kanunu'na muhalefet", "Orman Kanunu'na muhalefet" ve "Maden Kanunu'na muhalefet" suçlarından toplam 849 yıldan 2 bin 430 yıl 6 aya kadar hapisle cezalandırılması isteniyor.

İddianamede, Keleş'in 48 kez "rüşvet", "rüşvet alma" ve "rüşvet verme", 55 kez "ihaleye fesat karıştırma", 39 kez "kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık", 8 kez "suç gelirlerini aklama", "Maden Kanunu'na muhalefet", "Orman Kanunu'na muhalefet", "çevre kirliliğine neden olma", "Vergi Usul Kanunu'na muhalefet", "irtikap", "suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme" ile "haberleşmenin engellenmesi" suçlarından 556 yıl 8 aydan 1542 yıl 8 aya kadar hapisle cezalandırılması talep ediliyor.

Ongun'un "rüşvet" ve 53 kez "ihaleye fesat karıştırma", 33 kez "kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık", "kişisel verileri başkasına verme, yayma veya ele geçirme", "halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma" ile "suç gelirlerini aklama" suçlarından 287 yıl 6 aydan 779 yıl 6 aya kadar hapis cezasına çarptırılması istenen iddianamede, Yıldız'ın "rüşvet", "ihaleye fesat karıştırma", "kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık" suçlarından 86 yıldan 251 yıla kadar hapsi öngörülüyor.

İddianamede, Soytekin'in "rüşvet", "zincirleme şekilde rüşvet", "irtikap" ve "suç gelirlerini aklama" suçlarından 67 yıldan 194 yıla kadar hapisle cezalandırılması talep edilirken, Gülibrahimoğlu'nun "kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık", "suç gelirlerini aklama", "evrakta sahtecilik", "Maden Kanunu'na muhalefet", "Orman Kanunu'na muhalefet", "çevre kirliliğine neden olma" ve "Vergi Usul Kanunu'na muhalefet" suçlarından 19 yıl 6 aydan 51 yıla kadar hapisle cezalandırılması isteniyor.

Gün'ün "suç işlemek amacıyla örgüt kurma", "kişisel verileri başkasına verme, yayma veya ele geçirme" suçlarından 20 yıldan 40 yıla kadar hapsi talep edilen iddianamede, örgüt yöneticisi konumundaki bu sanıkların, örgütün kendilerine bağlı yapılanmalarının faaliyeti çerçevesinde işlenen bütün suçlardan ayrıca fail olarak cezalandırılmalarına karar verilmesi gerektiği belirtiliyor.

İddianamede, yakalandıktan sonra örgütün yapısı ve faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili bilgi veren örgüt yöneticisi sanıklardan Adem Soytekin, Hüseyin Gün ve Ertan Yıldız hakkında "etkin pişmanlık" hükümlerinin uygulanması isteniyor.

Tutuklanmasının ardından görevinden uzaklaştırılan Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan hakkında 5 kez "rüşvet alma", 2 kez "irtikap", "kişisel verilerin hukuka aykırı kaydedilmesi", "kişisel verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme" ve "suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma" suçlarından toplamda 35 yıldan 91 yıla kadar hapis cezası istemine yer verilen iddianamede, tutuklanmasının ardından görevinden uzaklaştırılan Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık'ın ise 7 kez "rüşvet alma" ve "suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma" suçlarından toplam 30 yıldan 88 yıla kadar hapisle cezalandırılması talep ediliyor.

Birleşen dosya

Beyoğlu Belediye Başkanlığı görevinden uzaklaştırılan İnan Güney'in de aralarında bulunduğu 7 sanık hakkında hazırlanan iddianame de bu davayla birleştirilmişti.

İddianamede, sanıklar İnan Güney, İsmail Akkaya, Seyhan Özcan, Veysel Eren Güven, Sabriye Akkaya, Mehmet Akif Bulut ve Deniz Göleli'nin "suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olmamakla birlikte yardım etme" ile "kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık" suçlarından 9 yıl 8 aydan 31 yıl 8'er aya kadar hapisle cezalandırılmaları isteniyor.

Birleşen ikinci dosya

Ağaç ve Peyzaj AŞ üzerinden usulsüzce kurgusal ihale sistematiği işletilerek ihalelere fesat karıştırıldığı iddiasıyla yürütülen soruşturma tamamlanmış ve 29 sanık hakkında hazırlanan iddianame de bu davayla birleştirilmişti.

Sanıklar Ekrem İmamoğlu, Fatih Keleş ve Ali Sukas'ın "ihaleye fesat karıştırma", "resmi belgede sahtecilik", "rüşvet alma ve verme" ile "rüşvete aracılık etme" suçlarından 62'şer yıldan 168'er yıla kadar hapisle cezalandırılmaları, diğer 26 sanık hakkında ise aynı suçlardan 3 yıldan 168 yıla kadar değişen sürelerde hapis cezası isteniyor.

Yargılama sürecinde, birleşen dosyalarla birlikte 59 sanığın tahliye edilmesiyle davada 57 tutuklu sanık bulunuyor.

Fatih Altaylı herkesin merak ettiği soruyu sordu

Gazeteci Fatih Altaylı, AK Parti eski Genel Başkan Yardımcısı ve eski Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya hakkındaki borsa ve fon iddialarını köşesinde değerlendirdi

28.09.2026 10:08:00
Haber Merkezi
 
Fatih Altaylı herkesin merak ettiği soruyu sordu
Fatih Altaylı herkesin merak ettiği soruyu sordu
Fatih Altaylı, Fatma Betül Sayan Kaya hakkındaki borsa iddialarını köşesine taşıdı. Altaylı, Kaya ve eşinin Tera üzerinden yaptığı öne sürülen işlemlerdeki yüksek getiriyi gündeme getirirken, soruşturmanın toplam büyüklüğü olarak dile getirilen 25 milyar dolara dikkat çekti: "Fatma Betül Kaya'dan 45 milyon doları çıktı. Gerisi nereden çıkacak?"

Gazeteci Fatih Altaylı, AK Parti eski Genel Başkan Yardımcısı ve eski Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya hakkındaki borsa ve fon iddialarını köşesinde değerlendirdi.

Altaylı, Yeni Parti Sözcüsü Zeynel Emre'nin Kaya hakkında ortaya attığı iddiaları ilk duyduğunda bunların gerçeği yansıtmayacağını düşündüğünü belirtti. Ancak daha sonra gündeme gelen rakamların dikkat çekici olduğunu ifade etti.

63 MİLYON TL'DEN 1,3 MİLYAR TL'YE

Altaylı'nın aktardığı iddiaya göre Kaya, nisan ayında Tera üzerinden yaklaşık 63 milyon TL tutarında yatırım yaptı. İddiaya göre bu para eylül ayında yaklaşık 1 milyar 344 milyon TL olarak geri çekildi.

Altaylı, söz konusu rakamları dolar üzerinden de hesaplayarak, yaklaşık 1 milyon 432 bin dolarlık yatırımın 5 ay içerisinde 28 milyon dolara ulaştığı iddiasını gündeme getirdi. Yazar, bunun dolar bazında yaklaşık yüzde 2 binlik artış anlamına geldiğini yazdı.

EŞİNE AİT İŞLEMLER DE GÜNDEMDE

Altaylı, Kaya'nın eşi İlyas Kaya hakkındaki iddiaları da yazısına taşıdı.

Buna göre İlyas Kaya'nın nisan ayında yaklaşık 99 milyon TL yatırdığı, eylül ayında ise yaklaşık 826 milyon TL ile çıktığı öne sürüldü.

Altaylı, bu rakamların dolar karşılığının yaklaşık 2 milyon 250 bin dolardan 17 milyon 210 bin dolara yükselmek anlamına geldiğini belirterek, işlemlerin fonun batmasından hemen önce gerçekleştiği iddiasına dikkat çekti.

"SADECE FATMA BETÜL SAYAN KAYA MI?"



Altaylı'nın yazısının odağındaki soru ise fon soruşturmasının tamamına ilişkin oldu.

Yazar, "Sadece Fatma Betül Sayan Kaya mı yapmıştır bu işi? Başka kimler böyle servet edindi?" sorusunu gündeme getirdi.

Altaylı, ardından soruşturmayla bağlantılı olarak dile getirilen 25 milyar dolarlık toplam büyüklüğe dikkat çekerek şu soruyu sordu:

"Fatma Betül Kaya'dan 45 milyon doları çıktı. Gerisi nereden çıkacak! Çıkacak mı?"

ESKİ DOSYA: İBB'DEN 85 BİN 791 DOLARLIK EĞİTİM ÖDEMESİ

Kaya'nın adı daha önce de ABD'deki eğitimi nedeniyle İBB iştiraki İSBAK'tan aldığı öne sürülen ödemelerle gündeme gelmişti.

İBB'nin eski yönetimi döneminde, Kaya'nın 14 Kasım 2008'de İSBAK AŞ'de elektrik-elektronik mühendisi olarak işe başladığı, yaklaşık iki ay sonra da ABD'de eğitim için İBB bursuyla gönderildiği kamuoyuna yansıyan kayıtlarda yer aldı.

İSBAK tarafından Kaya'ya yurtdışı eğitim sözleşmesi kapsamında 85 bin 791 dolar ve 20 bin 289 TL ödeme yapıldığı belirtildi.

İBB PARAYI GERİ İSTEMİŞTİ

Konu 2021 yılında İBB Teftiş Kurulu'nun incelemesiyle yeniden gündeme geldi.

Dönemin İBB yönetimi, Kaya'dan ve kefil olan aile üyelerinden 85 bin 791 dolar ile 20 bin 289 TL'nin, masraflar ve yasal faiziyle birlikte geri ödenmesini talep etti. Ayrıca dönemin bazı İSBAK yöneticileri hakkında savcılığa suç duyurusunda bulunuldu.

İBB müfettişlerinin raporuna ilişkin haberlerde, yurtdışı eğitim sözleşmesindeki bazı hükümlerin ihlal edildiği iddiaları da yer aldı. Bunlar arasında eğitim sonrasında İSBAK'ta çalışma yükümlülüğü ve eğitim süresinin uzatılmasına ilişkin sözleşme hükümleri tartışma konusu oldu.

Ancak bu eski dosyada da önemli bir ayrım bulunuyor: Kaya hakkında 2021 sonunda işlem başlatıldığı, sonrasında takipsizlik kararlarının verildiği basına yansıdı. Ayrıca Kaya'nın başvurusu üzerine İBB bursuyla ilgili çok sayıda internet içeriğine 2024'te erişim engeli getirildi.

ALTAYLI'NIN VURGUSU NE?



Altaylı'nın yazısındaki temel vurgu, yalnızca Kaya hakkındaki iddialar değil. Yazar, Kaya üzerinden ortaya çıkan rakamların, eğer soruşturmadaki toplam para büyüklüğü iddiasıyla birlikte değerlendirilecekse, "başka kimlerin bu sistemden ne kadar kazanç sağladığı" sorusunu gündeme getirdiğini belirtiyor.

Dolayısıyla "25 milyar doların 45 milyonu eski Bakan'dan çıktı" ifadesi, 25 milyar dolarlık toplam büyüklüğün tamamının Kaya'ya ait olduğu anlamına gelmiyor. Altaylı, Kaya hakkında öne sürülen yaklaşık 45 milyon dolarlık tutarı, soruşturmada konuşulan 25 milyar dolarlık toplam rakamla karşılaştırarak geriye kalan miktarın akıbetini sorguluyor.

Kaya ise iddiaların ardından AK Parti Genel Başkan Yardımcılığı ve diğer görevlerinden istifa etti. Hakkındaki borsa işlemlerine ilişkin iddiaların hukuki olarak kesinleşmiş bir suç veya mahkûmiyet anlamına gelmediği de ayrıca belirtilmeli.
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.