HOŞGELDİNİZ! BUGÜN 18 HAZİRAN 2021, CUMA

Dört "K"-3: Kıbrıs

03.07.2002 00:00:00
Kıbrıs anlaşmazlığına son dönemde iki olay damgasını vurmuştur; 1. 1995 Gümrük Birliği Anlaşması; 2. 1999 Helsinki Senedi. 1995'te AB'ye giriş olarak takdim edilen, aslında Türk ekonomisinin tek taraflı AB'ye teslimi demek olan Gümrük Birliği'nin imzalanmasını Yunanistan önce veto edeceğini duyurdu. Bu danışıklı dövüşe âlet olan AB ülkeleri el altından "Kıbrıs'ta ilerleme" olması gerektiğini fısıldadılar Türkiye'nin kulağına.

Şimdi mangalda kül bırakmayan Çiller derhal bu teklifi kabul ederek ilk cinayeti işledi. Türkiye AB ilişkileri, nereden alâkası varsa artık resmen Kıbrıs ile ilgilendirilmişti.

İkinci cinayet ise bilindiği gibi 1999 Helsinki Senedi ile işlenmiştir. Ecevit kendisini ikna ve sonra Helsinki'ye götürmek için Ankara'ya gelen Solana'nın uçağına bindiği an işlenmiştir.

Şimdiki koalisyon hükümeti Helsinki'de "2004'e kadar anlaşma olmasa dahi AB'nin Kıbrıs konusunda tek taraflı karar verebileceğini" kabul etmiştir. Yunanistan veya Kıbrıs Rumları üye yapılırken "Türkiye ile olan problemlerini çöz de gel" denmemesi AB'nin ayıbıdır ama 1995 ve 1999'u kabul etmek de Türkiye'nin zayıflığı ve teslimiyetidir.

Her iki anlaşmada imzaları bulunan iki koalisyonun beş ortağının Kıbrıs konusunda ahkâm kesmeye hakları yoktur. Çünkü Kıbrıs'ı resmen teslim etmişlerdir.

Son zamanların "aykırı sesi ve şahini" Şükrü Sina Gürel 1999'da aynı hükümetin üyesi değil miydi?

Dolayısı ile 2002 Ocak ayından itibaren sürdürüldüğü varsayılan Denktaş-Klerides görüşmeleri sadece bir orta oyunudur. Siz Rum tarafı olsanız; çeşitli kereler değişik sorumlular tarafından süre dolunca AB'ye tek taraflı olarak alınacağınız ifade ve teyit edildiğine göre anlaşmaya gönüllü olur musunuz, yoksa "anlaşmaz taraf olmamak" için görüşür gibi mi yaparsınız? Klerides'in son görüşmede Türk tarafına % 24 toprak önermesinin anlamını başka türlü izah etmenin imkânı var mı? (Halen adanın % 36'sı Türklerin elindedir.)

Kıbrıs'ı içermeyecek bir AB genişlemesini toptan veto edeceğini açıklayan Yunanistan'ın Dışişleri Bakanı Papandreu bakın Mayıs ayında Washington'da ne demişti:

"Kıbrıs, çözüm olsun ya da olmasın Aralık´ta 9 ülkeyle birlikte AB'ye girecek. Kıbrıs hükümetinin, bütün Kıbrıs'ı temsil ettiği kabul edilmiş olsa da, bu durum, Kıbrıslı Türkler'in bunun bir parçası olmayacağı anlamına gelecek" dedi.

Aynı Papandreu Mayıs 2001'de de Kıbrıs konusunda 2003 yılına kadar bir çözüme ulaşılamaması durumunda, Türkiye'nin tek bir Kıbrıs'ın Avrupa Birliği'ne (AB) girmesine izin vermesini, bu durumda kuzey Kıbrıs Türklerine "azınlık statüsü" tanınacağını, azınlık olmanın ise hiç de korkulacak bir şey olmadığını söylemişti.

Papandreu'nun yaptığı bu açıklama Kıbrıs'ta; Türk'ün eşit kurucu ortak olarak bulunduğu 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti'nden de geriye, İngiliz Sömürge Yönetimi dönemine gidildiğinin hiçbir şüpheye yer bırakılmayacak kadar açık ve net ifadesidir.

Yunanistan AB üyesi olacak bir Kıbrıs'ta Türklere "azınlık hakkı" tanımaktadır. Ve bu ifade, halen AB üyesi olan Yunanistan'daki Batı Trakya Türkleri'nin "azınlık" olduğunun ikrarıdır. Peki akıl yürütmeyi daha da ileri götürelim; AB'ye girecek bir Türkiye AB içinde ağzıyla kuş tutsa "azınlık" olmayacak mıdır?

Denktaş sık sık diyor ki; "AB bizim için tuzaktır. AB yetkilileri milyonlarca dolar ile toplumumuzu bölüyorlar. Yardım ettikleri STÖ'lerle sosyal yapımızı alt üst ediyorlar."

Bunu defalarca Gürel de, örtülü bir şekilde de olsa Cem de ifade etti.

Peki kıymetli okuyucu Kıbrıs için kötü olan AB, Türkiye için neden ballı börekmiş gibi takdim ediliyor, toplum neden uyutuluyor?

Önümüze sürülen son numara Türkiye'nin AB üyeliği, Kıbrıs meselesi ve AGSP'yi üçlü bir paket halinde çözmek. Yâni Türkiye Kıbrıs ve AGSP'de geri adım atarsa AB üyeliği makûl karşılanabilecek. Tuzak; 1995 Gümrük Birliğinin bir benzeri, bir ileri adımı ve son aşamasıdır, dikkat. Orada taviz olarak sadece Kıbrıs isteniyordu, şimdi AGSP'de geri adım atmamız eklenmiştir buna.

Yoksa idam, ana dil filan bahane, asıl istenilen Kıbrıs mıdır?

Karen Fogg daha Haziran'ın 26'sında, Türkiye'nin Katılım Ortaklığı Belgesi'nde (KOB) taahhüt ettiği siyasi kriterlerin, idam ve anadil konularının çok daha ötesinde olduğunu belirtmemiş miydi?
 
Hüseyin Mümtaz / diğer yazıları


logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 425 10 66
Faks: (212) 424 69 77
E-posta: [email protected] [email protected]


WhatsApp haber: (0542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2021

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez.