Bir sabah uyandığımızı düşünelim. Haberlerde şöyle bir cümle geçiyor:
"Bir ülkenin devlet başkanı, başka bir ülkenin operasyonuyla hayatını kaybetti."
Spiker sakin. Piyasa yorumcusu biraz tedirgin. Sosyal medya ikiye bölünmüş.
Ve biz kahvaltı yapmaya devam ediyoruz.
Çünkü alıştık mı?
Yoksa sadece şaşırmayı mı bıraktık?
Bugün dünyada devletlerin birbirine karşı davranışlarını düzenleyen kurallar var. Birleşmiş Milletler var. Diplomatik dokunulmazlıkları belirleyen Viyana Diplomatik İlişkiler Sözleşmesi var. Kağıt üzerinde herkes eşit. Her devlet egemen. Her lider dokunulmaz.
Kağıt üzerinde.
Peki o kağıt bir gün yırtılırsa ne olur?
"Ben yaptım oldu" çağı
Uluslararası hukukun yok sayıldığı bir dünyada yeni bir dönem başlar:
"Ben yaptım oldu" dönemi.
Güçlü olan istediğini yapar. Zayıf olan açıklama yapar. Orta büyüklükte olan ise "denge politikası" adı altında dua eder.
Bir ülke başka bir ülkenin liderini hedef alır. Gerekçe hazırdır: güvenlik, tehdit, ulusal çıkar, önleyici hamle… Kelimeler bol, mazeret çok.
Karşı taraf sessiz kalırsa zayıf görünür. Cevap verirse kriz büyür. Cevap vermezse caydırıcılığı çöker. Yani hangi yolu seçerse seçsin kaybeder.
Buna diplomasi değil, köşeye sıkıştırma denir.
Misilleme: Modern dünyanın zincirleme refleksi
Bir devlet başkanına suikast düzenlendiğini düşünelim. Bunun karşılığı sadece bir kınama mı olur?
Tarih bunun pek öyle işlemediğini söylüyor. Bir suikastın nasıl küresel savaşa dönüştüğünü dünya, I. Dünya Savaşı ile gördü.
O zaman sosyal medya yoktu. Nükleer silahlar bu kadar yaygın değildi. Küresel ekonomi bu kadar iç içe geçmemişti.
Bugün böyle bir zincir başlarsa, etkisi sınırda kalmaz. Petrol fiyatından buğdaya, borsadan turizme kadar her şey sarsılır.
Ama biz yine kahvaltı yapmaya devam ederiz. Ta ki faturalar gelene kadar.
Ekonomi savaş sevmez
Uluslararası hukuk, sadece liderleri değil, pazarları da korur. Çünkü yatırımcı istikrar ister. Şirketler öngörülebilirlik ister. Bankalar güven ister.
Devlet başkanlarının hedef olduğu bir dünyada hangi şirket uzun vadeli yatırım yapar? Hangi ülke başka bir ülkeye milyarlarca dolarlık ticaret bağı kurar?
Bir sabah benzine zam gelir. "Küresel gerilim" denir.
Ertesi gün market fiyatları artar. "Jeopolitik risk" denir.
Sonra işten çıkarmalar başlar. "Belirsizlik ortamı" denir.
Oysa asıl adı şudur: Kuralsızlık.
Ve kuralsızlık, en çok maaşlı çalışanı vurur. Sabit gelirliyi. Küçük esnafı. Emekliyi.
Uluslararası hukuk çökerse ilk çöken aslında mutfaktır.
Küçük ülkeler için kabus
Uluslararası hukuk özellikle askeri ve ekonomik gücü sınırlı ülkeler için bir sigortadır.
O sigorta iptal edilirse dünya açık artırmaya döner.
Güçlü olanın sabrı kadar özgürlük kalır.
Güçlü olanın vicdanı kadar güvenlik olur.
Bugün "egemenlik" dediğimiz şey, yarın sadece güçlülerin izin verdiği bir alan haline gelir.
Ve işin ironisi şu: Güçlü olanlar da sonsuza kadar güçlü kalmaz.
Güvenlik devletleri ve korku iklimi
Liderlerin hedef alındığı bir dünyada güvenlik önlemleri artar. Şeffaflık azalır. Halktan kopuk yönetimler çoğalır.
Her kriz bir komplo olarak görülür.
Her eleştiri bir tehdit sayılır.
Her yabancı potansiyel risk olarak algılanır.
Bu ortamda özgürlükler daralır. Çünkü korku büyüdükçe özgürlük küçülür.
Uluslararası hukukun zayıflaması sadece dış politikayı değil, iç siyaseti de değiştirir.
Hukuk zayıfların oyuncağı mı?
Bazen şu cümle duyulur: "Uluslararası hukuk zaten güçlüler için işlemiyor."
Doğru olabilir. Çifte standartlar olabilir. Ama tamamen yok sayıldığı bir dünyada durum daha mı iyi olur?
En azından kurallar varken itiraz edilecek bir metin vardır.
Kurallar yoksa itiraz edecek bir kapı da yoktur.
Hukuk kusurlu olabilir. Ama alternatifi kusursuz kaostur.
Tanıdık geldi mi?
Şimdi durup düşünelim.
Devlet başkanlarının hedef alındığı, operasyonların normalleştiği, misillemenin rutin hale geldiği bir dünya…
Okurken içinizden "Bu biraz tanıdık" dediniz mi?
Belki bir tarih kitabından.
Belki dün akşamki haberlerden.
Belki de izlediğiniz bir siyasi gerilim dizisinden.
İsim vermedik. Harita açmadık. Kimseyi işaret etmedik.
Sadece ihtimalleri konuştuk.
Ama insanın aklına şu soru geliyor:
Kurallar gerçekten mi var, yoksa sadece güçlülerin işine geldiği sürece mi var?
Ve daha önemlisi:
Eğer bir gün "uluslararası hukuk" sadece bir temenni cümlesine dönüşürse, biz bunu ne zaman fark ederiz?
Muhtemelen zam geldiğinde.
Muhtemelen kriz kapımıza dayandığında.
Muhtemelen "nasıl bu noktaya geldik?" diye sorduğumuzda.
İronik olan şu:
Kuralsız bir dünyada kimse güvende değildir.
Ne zayıf olan.
Ne güçlü olan.
Ne de "bize bir şey olmaz" diyen.
Ve belki bir gün hepimiz aynı cümleyi kurarız:
"Demek ki kurallar, sadece başkaları için değilmiş."
Cem Bürüç / diğer yazıları
- Enerji ticareti ve para meselesi / 17.03.2026
- Putin kazançlı çıkıyor: Enerji krizinin perde arkası / 14.03.2026
- İran gündemi, Çin dengesi ve küçük bir ada Tayvan / 13.03.2026
- İran, Hindistan ve Pakistan: Bölgedeki yeni dengeler / 12.03.2026
- İran'dan Afganistan sınırına: Bölge yanarken Pakistan Taliban'ı neden kontrol edemiyor, Çin bu denklemde nerede? / 11.03.2026
- Trump'ın İran Savaşı: Güç gösterisi mi, siyasi kumar mı? / 10.03.2026
- Fay hatları kırılıyor: Dünya yeni bir savaşlar dönemine giriyor / 09.03.2026
- Avrupa siyasetinde yeni bir denge arayışı: Pedro Sánchez'in yaklaşımı / 07.03.2026
- İran sahasında vekil güç arayışı: Etnik yapılar ve sahadaki kapasite / 06.03.2026
- Kuralsız dünya: Güçlü olanın hukuku olursa / 05.03.2026
- Putin kazançlı çıkıyor: Enerji krizinin perde arkası / 14.03.2026
- İran gündemi, Çin dengesi ve küçük bir ada Tayvan / 13.03.2026
- İran, Hindistan ve Pakistan: Bölgedeki yeni dengeler / 12.03.2026
- İran'dan Afganistan sınırına: Bölge yanarken Pakistan Taliban'ı neden kontrol edemiyor, Çin bu denklemde nerede? / 11.03.2026
- Trump'ın İran Savaşı: Güç gösterisi mi, siyasi kumar mı? / 10.03.2026
- Fay hatları kırılıyor: Dünya yeni bir savaşlar dönemine giriyor / 09.03.2026
- Avrupa siyasetinde yeni bir denge arayışı: Pedro Sánchez'in yaklaşımı / 07.03.2026
- İran sahasında vekil güç arayışı: Etnik yapılar ve sahadaki kapasite / 06.03.2026
- Kuralsız dünya: Güçlü olanın hukuku olursa / 05.03.2026




























































