Uzun yıllar boyunca gelişmekte olan ülkelere benzer bir ekonomi reçetesi sunuldu: Devlet ekonomide küçülmeli, kamu işletmeleri özelleştirilmeli, piyasaya müdahale edilmemeli, ithalatın önündeki engeller kaldırılmalı ve üretimin yönünü piyasa belirlemeliydi.
Ancak bugün dünya ekonomisinde farklı bir eğilim güçleniyor.
Dünya Bankası'nın Nisan 2026 tarihli Middle East, North Africa, Afghanistan & Pakistan Economic Update raporu bu değişimi oldukça açık biçimde ortaya koyuyor. Rapora göre son on yılda MENAAP bölgesinde açıklanan yeni sanayi politikalarının sayısı yaklaşık üç katına çıktı. İncelenen 19 ulusal kalkınma planının tamamında istihdam yaratılması hedef olarak yer alıyor. Bunların 18'inde beşerî sermayenin geliştirilmesi, 15'inde ise işsizlik temel sorunlardan biri olarak tanımlanıyor.
Yani devlet yeniden ekonominin içine giriyor.
Fakat burada önemli bir ayrım yapmak gerekiyor. Devletin ekonomiye dönmesi, her alana kontrolsüz biçimde müdahale etmesi anlamına gelmiyor. Tartışılan şey; hangi sektörlerin stratejik olduğunun belirlenmesi, üretim kapasitesinin geliştirilmesi ve ülkenin geleceği açısından gerekli alanların kamu politikalarıyla desteklenmesi.
Bunların bir kısmı, yakın geçmişte "piyasa mekanizmasına müdahale" denilerek eleştirilen politikalardı.
Bugün ise yeniden gündemdeler.
Üstelik sadece teoride değil.
Dünya Bankası raporu bunun somut örneklerini de veriyor.
Dubai, 2000 yılında başlattığı e-Devlet programıyla kamu hizmetlerini dijitalleştirirken aynı zamanda özel teknoloji şirketleri için büyük bir pazar oluşturdu. Kamu, teknoloji sektörünün müşterilerinden biri haline geldi ve şirketlere talep garantisi sağlayan bir mekanizma oluştu.
Mısır ise gübre üretiminde kullanılan doğal gazı sübvanse ederek yerli üretimi destekledi. Rapora göre bu yapı sonucunda Mısır dünyanın sekizinci büyük gübre ihracatçısı konumuna geldi.
Fas'ta ise otomotiv sektöründe bina ve sermaye yatırımlarına yönelik destekler uygulandı. Raporda verilen verilere göre Fas otomotiv sektörünün üretimi 2012–2024 arasında yıllık ortalama yaklaşık yüzde 14 büyüdü.
Demek ki mesele yalnızca "yatırım gelsin" demek değil.
Hangi yatırımın geleceği, hangi sektörün destekleneceği, o yatırımın yerli üretime ne kazandıracağı ve ülkenin teknolojik kapasitesini ne kadar geliştireceği de önem taşıyor.
MENAAP ülkelerinin ulusal kalkınma planlarında en sık hedeflenen alanlar turizm, tarım, kimya ve ağır sanayi. Ülkelerin büyük çoğunluğu tek bir alanla yetinmiyor; çoğu en az beş stratejik sektör belirliyor.
Burada Türkiye açısından sorulması gereken soru şudur:
Biz önümüzdeki 20 yılın Türkiye'sinde hangi alanlarda kendi kendimize yeterli olmak istiyoruz?
Gıda mı?
Enerji mi?
Savunma sanayii mi?
İlaç ve tıbbi teknoloji mi?
Yarı iletkenler mi?
Makine sanayii mi?
Yapay zekâ mı?
Bunların cevabını yalnızca piyasanın günlük kârlılık hesabına bırakamayız.
Çünkü bazı yatırımlar bugün pahalı olabilir fakat yarın bir ülkenin bağımsızlığını belirleyebilir.
İşte üretim meselesini artık yalnızca büyüme rakamları üzerinden tartışamayız.
Bir ülke gıdasını, enerjisini, teknolojisini ve temel sanayi girdilerini ne kadar fazla dışarıdan temin ediyorsa küresel krizlere karşı o kadar kırılgan hale gelir.
Bu nedenle üretim aynı zamanda milli güvenlik, sosyal adalet ve ekonomik bağımsızlık meselesidir.
Dünya değişiyor.
Devletler yeniden stratejik sektörlerini belirliyor. Üreticilerini destekliyor. Kamu alımlarını sanayi politikası aracı olarak kullanıyor. Yerli üretim şartları koyuyor. Teknoloji transferi talep ediyor.
Dünya Bankası'nın raporunda da önemli bir uyarı var: Sanayi politikası tek başına mucize değildir. Başarı; güçlü kurumlara, doğru hedeflere, disipline, veriyle izlemeye ve sonuçların değerlendirilmesine bağlıdır. Aksi halde destekler yanlış alanlara gidebilir ve belirli çıkar gruplarının eline geçebilir.
Dolayısıyla mesele devleti büyütmek ya da piyasayı ortadan kaldırmak değildir.
Mesele, üreten bir ekonomi kurabilmek için devletin ve özel sektörün milli hedefler doğrultusunda aynı istikamette çalışmasını sağlayabilmektir.
Çünkü artık şu gerçeği görmek gerekiyor:
Üretmeyen ülke yalnızca ithalat yapmaz; başkalarının aldığı ekonomik ve siyasi kararların sonuçlarını da ithal eder.
Kaynakça:
World Bank. Challenges of Conflict and Industrial Policy for Development: Middle East, North Africa, Afghanistan & Pakistan Economic Update. April 2026. Washington, DC: World Bank. DOI: 10.1596/978-1-4648-2328-2.
Ancak bugün dünya ekonomisinde farklı bir eğilim güçleniyor.
Dünya Bankası'nın Nisan 2026 tarihli Middle East, North Africa, Afghanistan & Pakistan Economic Update raporu bu değişimi oldukça açık biçimde ortaya koyuyor. Rapora göre son on yılda MENAAP bölgesinde açıklanan yeni sanayi politikalarının sayısı yaklaşık üç katına çıktı. İncelenen 19 ulusal kalkınma planının tamamında istihdam yaratılması hedef olarak yer alıyor. Bunların 18'inde beşerî sermayenin geliştirilmesi, 15'inde ise işsizlik temel sorunlardan biri olarak tanımlanıyor.
Yani devlet yeniden ekonominin içine giriyor.
Fakat burada önemli bir ayrım yapmak gerekiyor. Devletin ekonomiye dönmesi, her alana kontrolsüz biçimde müdahale etmesi anlamına gelmiyor. Tartışılan şey; hangi sektörlerin stratejik olduğunun belirlenmesi, üretim kapasitesinin geliştirilmesi ve ülkenin geleceği açısından gerekli alanların kamu politikalarıyla desteklenmesi.
Devlet üreticinin önünü açıyor
Raporda sanayi politikası, devletin stratejik ekonomik faaliyetleri artırmaya yönelik müdahaleleri olarak ele alınıyor.
Kullanılan araçlara baktığımızda tablo daha da dikkat çekici hale geliyor:
Bunların bir kısmı, yakın geçmişte "piyasa mekanizmasına müdahale" denilerek eleştirilen politikalardı.
Bugün ise yeniden gündemdeler.
Üstelik sadece teoride değil.
Dünya Bankası raporu bunun somut örneklerini de veriyor.
Dubai, 2000 yılında başlattığı e-Devlet programıyla kamu hizmetlerini dijitalleştirirken aynı zamanda özel teknoloji şirketleri için büyük bir pazar oluşturdu. Kamu, teknoloji sektörünün müşterilerinden biri haline geldi ve şirketlere talep garantisi sağlayan bir mekanizma oluştu.
Mısır ise gübre üretiminde kullanılan doğal gazı sübvanse ederek yerli üretimi destekledi. Rapora göre bu yapı sonucunda Mısır dünyanın sekizinci büyük gübre ihracatçısı konumuna geldi.
Fas'ta ise otomotiv sektöründe bina ve sermaye yatırımlarına yönelik destekler uygulandı. Raporda verilen verilere göre Fas otomotiv sektörünün üretimi 2012–2024 arasında yıllık ortalama yaklaşık yüzde 14 büyüdü.
Demek ki mesele yalnızca "yatırım gelsin" demek değil.
Hangi yatırımın geleceği, hangi sektörün destekleneceği, o yatırımın yerli üretime ne kazandıracağı ve ülkenin teknolojik kapasitesini ne kadar geliştireceği de önem taşıyor.
Her şeyi üretmek değil, stratejik olanı üretmek
Raporda dikkat çeken noktalardan biri de ülkelerin stratejik sektör belirlemeye başlamasıdır.MENAAP ülkelerinin ulusal kalkınma planlarında en sık hedeflenen alanlar turizm, tarım, kimya ve ağır sanayi. Ülkelerin büyük çoğunluğu tek bir alanla yetinmiyor; çoğu en az beş stratejik sektör belirliyor.
Burada Türkiye açısından sorulması gereken soru şudur:
Biz önümüzdeki 20 yılın Türkiye'sinde hangi alanlarda kendi kendimize yeterli olmak istiyoruz?
Gıda mı?
Enerji mi?
Savunma sanayii mi?
İlaç ve tıbbi teknoloji mi?
Yarı iletkenler mi?
Makine sanayii mi?
Yapay zekâ mı?
Bunların cevabını yalnızca piyasanın günlük kârlılık hesabına bırakamayız.
Çünkü bazı yatırımlar bugün pahalı olabilir fakat yarın bir ülkenin bağımsızlığını belirleyebilir.
Üretim artık milli güvenlik meselesidir
Dünya Bankası raporunun diğer bölümü bunun neden önemli olduğunu gösteriyor.
Ortadoğu'daki çatışmalar; enerji fiyatlarından taşımacılığa, gübreden gıdaya kadar birçok alanda maliyetleri yükseltiyor. Rapora göre gelişmekte olan MENAAP ülkelerinde en düşük gelir grubundaki haneler toplam harcamalarının yüzde 35 ila 50'sini gıdaya ayırıyor. Dolayısıyla dışarıdan gelen gıda fiyatı şokları en ağır biçimde düşük gelirli vatandaşları vuruyor.İşte üretim meselesini artık yalnızca büyüme rakamları üzerinden tartışamayız.
Bir ülke gıdasını, enerjisini, teknolojisini ve temel sanayi girdilerini ne kadar fazla dışarıdan temin ediyorsa küresel krizlere karşı o kadar kırılgan hale gelir.
Bu nedenle üretim aynı zamanda milli güvenlik, sosyal adalet ve ekonomik bağımsızlık meselesidir.
Dünya değişiyor.
Devletler yeniden stratejik sektörlerini belirliyor. Üreticilerini destekliyor. Kamu alımlarını sanayi politikası aracı olarak kullanıyor. Yerli üretim şartları koyuyor. Teknoloji transferi talep ediyor.
Dünya Bankası'nın raporunda da önemli bir uyarı var: Sanayi politikası tek başına mucize değildir. Başarı; güçlü kurumlara, doğru hedeflere, disipline, veriyle izlemeye ve sonuçların değerlendirilmesine bağlıdır. Aksi halde destekler yanlış alanlara gidebilir ve belirli çıkar gruplarının eline geçebilir.
Dolayısıyla mesele devleti büyütmek ya da piyasayı ortadan kaldırmak değildir.
Mesele, üreten bir ekonomi kurabilmek için devletin ve özel sektörün milli hedefler doğrultusunda aynı istikamette çalışmasını sağlayabilmektir.
Çünkü artık şu gerçeği görmek gerekiyor:
Üretmeyen ülke yalnızca ithalat yapmaz; başkalarının aldığı ekonomik ve siyasi kararların sonuçlarını da ithal eder.
Kaynakça:
World Bank. Challenges of Conflict and Industrial Policy for Development: Middle East, North Africa, Afghanistan & Pakistan Economic Update. April 2026. Washington, DC: World Bank. DOI: 10.1596/978-1-4648-2328-2.
Doç. Dr. Ali Bestami Kepekçi / diğer yazıları
- Dün yasaktı, bugün sanayi politikası / 19.08.2026
- Ortadoğu’da yeni denklem / 18.08.2026
- En büyük fakirlik yalnızlıktır / 11.08.2026
- Komşuluk neden millî güvenlik meselesidir? / 10.08.2026
- Baba devlet nasıl olmalı? / 09.08.2026
- Sosyal medya sosyal hayatı bitiriyor mu? / 08.08.2026
- Mahalleyi kaybettik / 07.08.2026
- Yoksulluk sadece cebi boşaltmıyor / 06.08.2026
- Telefonlarımız arttı, dostlarımız azaldı / 05.08.2026
- Gençleri yalnızlıktan nasıl kurtarırız? / 04.08.2026
- Ortadoğu’da yeni denklem / 18.08.2026
- En büyük fakirlik yalnızlıktır / 11.08.2026
- Komşuluk neden millî güvenlik meselesidir? / 10.08.2026
- Baba devlet nasıl olmalı? / 09.08.2026
- Sosyal medya sosyal hayatı bitiriyor mu? / 08.08.2026
- Mahalleyi kaybettik / 07.08.2026
- Yoksulluk sadece cebi boşaltmıyor / 06.08.2026
- Telefonlarımız arttı, dostlarımız azaldı / 05.08.2026
- Gençleri yalnızlıktan nasıl kurtarırız? / 04.08.2026























































