logo
06 EKİM 2026

Dünya barışının anahtarı: Ekonomik bağımsızlık ve Millî Paralar

06.10.2026 00:00:00
 
Dünyanın geleceğini konuşurken geldiğimiz noktaya bakınız. İnsanlığın refahını, çocuklarımızın eğitimini, açlığın nasıl ortadan kaldırılacağını tartışmamız gerekirken nükleer silahların kullanılıp kullanılmayacağını konuşuyoruz. Bir ülkenin açıklamasını diğerinin tehdidi takip ediyor. Herkes karşısındakine gücünü gösterme peşinde. Peki, bu güç gösterisinin sonunda insanlığın başına ne geleceğini kim düşünüyor? Rusya-Ukrayna savaşı etrafında gelişen gerilim, bu soruyu daha da önemli hâle getiriyor. Kaliningrad konusunda Rusya'nın nükleer silahları gündeme getiren uyarıları, NATO'nun ise Rusya'yı tehdit etmediğini açıklaması, tarafların birbirini nasıl farklı okuduğunu gösteriyor. Böyle bir ortamda yanlış hesaplamanın bedeli çok ağır olabilir. Birbirini sınamak, karşı tarafın ne kadar ileri gideceğini görmek isteyenlerin unutmaması gereken bir gerçek var: Nükleer savaşın sonuçları sınır kapılarında durmaz. Radyasyon pasaport sormaz. Bunun için bütün tarafların sorumlulukla hareket etmesi, gerilimi azaltacak diplomatik yolları açık tutması gerekir.

Tam burada sormak zorundayız: Birleşmiş Milletler ne iş yapıyor? Dünya barışını korumak için oluşturulan kurumlar, insanlık böylesine büyük bir tehlikeyle karşı karşıyayken neden yeterince etkili olamıyor? Uluslararası hukuk, devletlerin gücüne göre farklı yorumlanacaksa, milletler hangi adalete güvenecek? Güçlü olanın kendisini haklı ilan ettiği bir dünyada barışın teminatı ne olacak? Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra Milletler Cemiyeti kurulmuştu. Ancak bu yapı yeni bir dünya savaşını önleyemedi. İkinci Dünya Savaşı'nın büyük yıkımının ardından Birleşmiş Milletler ortaya çıktı. İnsanlık, yaşadığı felaketlerden ders çıkararak barışı kurumsal bir güvenceye kavuşturmak istedi. Fakat kurulan düzen, savaşın galiplerine özel yetkiler tanıdı. Güvenlik Konseyi'nin beş daimî üyesinin veto hakkı, bugün de devletlerin eşitliği tartışmasının merkezinde duruyor. Barış adına alınması gereken kararlar, bu ülkelerin çıkar hesaplarına takılabiliyor. Böyle olunca insan ister istemez soruyor: Korunan dünya barışı mı, ayrıcalıklı devletlerin konumu mu? Üstelik dünya aynı yerde durmuyor. Üreten, teknoloji geliştiren, ticaretini büyüten ülkeler daha fazla söz hakkı istiyor. Ekonomik ağırlık değişirken siyasi düzenin değişmeden kalması gerilim doğuruyor. Mevcut ayrıcalıklarını korumak isteyenlerle insanca yaşamak, sahip oldukları kaynakları kendi ülkelerinin ve milletlerinin yararına kullanmak isteyenler arasındaki mücadeleyi de görmek gerekiyor.

Bu mücadelenin ekonomik boyutunu konuşmadan savaşları yeterince anlayamayız. Doların uluslararası sistemdeki konumu, Amerika'ya önemli bir ayrıcalık sağlıyor. Ülkeler üretim yapıyor, ihracat gerçekleştiriyor, enerji satıyor; elde ettikleri gelirlerin ve biriktirdikleri rezervlerin önemli bir bölümünü dolar üzerinden değerlendiriyor. Böylece Amerikan parasına yönelik talep, Amerika'nın kendi sınırlarının çok ötesinde oluşuyor. Burada meseleyi doğru ifade edelim. Dolar rezerv para olmaktan çıkmış değildir. Uluslararası rezervlerdeki ağırlığı devam ediyor. Ancak bu ağırlığın uzun vadeli seyri ve ülkelerin rezervlerini çeşitlendirme arayışları, dolar merkezli düzenin tartışılabildiğini gösteriyor. Değişimi anlamak için gerçekleşmiş olanla ulaşılmak istenen hedefi birbirine karıştırmamalıyız. 

Asıl sorulması gereken şudur: Milletlerin emeğiyle ortaya çıkan zenginlikten kim, ne kadar pay alıyor? Prof. Dr. Haydar Baş hocamızın Millî Ekonomi Modeli kapsamında ortaya koyduğu millî paralarla ticaret yaklaşımının üzerinde bunun için duruyoruz. Hocamız, milletlerin kendi emek ve üretimlerinden doğan imkânlarını kullanabilmesini, dış ticarette kendi paralarıyla işlem yapabilmesini savundu. Bu yaklaşım, ekonomik egemenlik meselesini tartışmanın merkezine taşıyor. Düşününüz, iki ülke birbirinin ürettiği mallara ihtiyaç duyuyor. Biri makine satacak, diğeri enerji veya tarım ürünü verecek. Bu alışverişi gerçekleştirebilmek için mutlaka üçüncü bir ülkenin parasını bulmaya bağımlı kalmaları neden değişmez bir kural olsun? Karşılıklı anlaşmalarla kendi paralarını kullanabilecekleri imkânlar geliştirilemez mi? Elbette bunun sağlam bir işleyişe kavuşturulması gerekir. Ödeme sistemi kurulacak, kur riski yönetilecek, ticarette oluşabilecek dengesizlikler için çözümler üretilecektir. Millî parayla ticaretin arkasında güvenilir kurumlar ve üretim kapasitesi bulunmalıdır. Bir fikri savunmak, onun uygulama şartlarını ciddiyetle hazırlamayı da gerektirir.

Bu hazırlığın merkezinde vatandaş bulunmalıdır. İhracat artarken işçinin geliri yerinde sayıyorsa, üretim büyürken çiftçi borçtan kurtulamıyorsa, kazanılan imkânların nasıl paylaşıldığına bakmak gerekir. Ekonomik bağımsızlık, milletin günlük hayatında karşılık bulmalıdır. İnsanımız çalışmasının karşılığını alabilmeli, geleceğini planlayabilmeli ve kendi ülkesinde güven içinde yaşayabilmelidir. Burada hedef, devletlerin birbirinden kopması değil, karşılıklı çıkarlarını gözeten daha dengeli ilişkiler kurmasıdır. "Dünya beşten büyüktür" demek bir itirazdır. Peki, bu itirazın ardından hangi düzeni teklif ediyoruz? Mesele burada başlıyor. Adaletsizliği göstermek kadar, onu giderecek kurumları ve ekonomik ilişkileri kurmak da sorumluluğumuzdur. Millî paralarla ticaret, ekonomik egemenliği güçlendirmek ve tek bir merkeze bağımlılığı azaltmak için bir imkân sunar. Kendi ekonomik kararlarını verebilen ülkeler, iş birliği masasına daha güçlü oturur. Bağımlılık azaldıkça siyasi baskılara karşı hareket alanı da genişler. Bizim savunduğumuz gelecek budur. Milletlerin emeğinin değer bulduğu, kaynaklarının kendi insanlarının refahına hizmet ettiği bir dünya. Barışı kalıcı kılmak istiyorsak, ekonomik bağımsızlığı da barış mücadelesinin ayrılmaz bir parçası olarak görmek zorundayız.

 
Prof. Dr. Ahmet H. Kepekçi / diğer yazıları
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.