29 Ekim akşamı Zeytinburnu'nda yürürken Cumhuriyet'in milletimizin gönlündeki yerini bir kez daha gördüm. Ellerinde bayraklarla korteje katılan gençler, balkonlarından alkışlayan aileler, dükkânlarının önüne çıkarak yürüyüşü selamlayan esnaf… Her birinin heyecanında ortak bir aidiyet duygusu vardı. İnsanlar bu ülkenin geçmişine, bugününe ve geleceğine sahip çıkıyordu.
Bağımsız Türkiye Partisi İstanbul teşkilatımızın düzenlediği meşaleli yürüyüşten sonra Haftanın Sohbeti programına katıldım. Sesim biraz kısılmıştı. Ancak sokakta gördüğüm coşkuyu, vatandaşlarımızın Cumhuriyet'e bağlılığını anlatmak istiyordum. Çünkü o akşam yaşadıklarımız, Cumhuriyet'in toplumsal hafızamızda ne kadar güçlü bir karşılığı bulunduğunu gösteriyordu.
Cumhuriyetimizin 103. yılını kutlarken bu duyguyu anlamak ve taşıdığı sorumluluğu düşünmek zorundayız.
Cumhuriyet, milletin kendi geleceğine karar verme iradesidir: yönetme yetkisinin kaynağını millette bulması, vatandaşın ülkesinin yönetiminde söz sahibi olması, yönetenlerden hesap sorabilmesi ve ortak geleceğin kuruluşuna katılabilmesidir.
Bu irade, Millî Mücadele'nin içinde adım adım şekillendi. İşgal altındaki bir ülkede, bağımsızlığın hangi imkânlarla kazanılacağı tartışılırken Mustafa Kemal Atatürk, milletin örgütlü gücüne dayanan bir yol açtı. Kongreler, ardından 23 Nisan 1920'de Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin açılması, bu yolun temel durakları oldu. Milletin temsilcileri, savaşın en ağır şartlarında ülkenin kaderine sahip çıktı.
1921 Anayasası'nın "Hâkimiyet bilâ kaydü şart milletindir" hükmü, egemenliğin kaynağını açıkça ortaya koyuyordu. 29 Ekim 1923'te Cumhuriyet'in ilanıyla, Millî Mücadele içinde gelişen bu anlayış devletin yönetim biçimi olarak adını buldu.
Dolayısıyla Cumhuriyet'i anlamak için milletin hangi şartlardan geçerek kendi iradesine sahip çıktığını hatırlamak gerekir. Bugün kolayca söylediğimiz "millî egemenlik" sözünün arkasında işgale direnmiş, yokluk içinde mücadele etmiş, evladını ve emeğini bağımsızlık için vermiş bir millet vardır. Millî bayramlarımız bu hafızayı kuşaktan kuşağa taşır.
Haydar Baş Hocamız, millî bayramların kutlanmasına büyük önem verirdi. Evlerimize bayrak asmamızı ister; bağımsızlığın, inancımızı ve değerlerimizi özgürce yaşayabilmemizin de güvencesi olduğunu anlatırdı. Onun başlattığı, millî bayramları halkımızla birlikte meydanlarda ve sokaklarda kutlama geleneği, Genel Başkanımız Hüseyin Baş döneminde de devam ediyor.
Zeytinburnu'nda gördüğüm manzara, bu geleneğin halkımızdaki karşılığını gösteriyordu. Yürüyüşe katılanlarla evinden selam verenler arasında, bayrağımızın etrafında oluşan güçlü bir gönül bağı vardı. O bağı korumak, gündelik siyasi ayrılıkların ötesinde ortak vatan duygusunu güçlendirmek hepimizin sorumluluğudur.
Fakat bayram akşamı taşıdığımız heyecanın ertesi gün hayatımızda da karşılık bulması gerekir.
Cumhuriyet'e bağlılığımız, vatandaşın hakkını korurken gösterdiğimiz tutumda görünür. Eşit vatandaşlık ilkesini savunurken, liyakati gözetirken, adaletin herkes için işlemesini isterken anlam kazanır.
Bir gencimiz eğitimini tamamladığında geleceğini kurabilmek için bir tanıdık bulmak zorunda kalıyorsa, bunun üzerinde düşünmeliyiz. Çalışkanlığı ve bilgisi yerine yakınlıkları belirleyici oluyorsa, eşit vatandaşlık anlayışımız yara alıyor demektir. Kamu görevinin bir emanet olduğunu, milletin imkânlarının bütün vatandaşlara hakkaniyetle sunulması gerektiğini unutmamalıyız.
Adalet de aynı derecede hayatidir. İnsan, hakkını aradığında sesinin duyulacağına ve karşısındaki kişinin nüfuzundan bağımsız biçimde değerlendirileceğine inanmalıdır. Bu güven zayıfladığında vatandaşın devletle kurduğu bağ da zarar görür. Cumhuriyet'i yaşatmak, o güveni her gün yeniden güçlendirmeyi gerektirir.
Eğitim ise Cumhuriyet'in geleceğe açılan kapısıdır. Bir çocuğun doğduğu yer, ailesinin geliri veya içinde bulunduğu sosyal çevre, ulaşabileceği hayatın sınırını belirlememelidir. Köydeki çocuğumuz da büyükşehirdeki çocuğumuz da nitelikli eğitime ulaşabilmelidir. Gençlerimize düşünmeyi, araştırmayı, sorgulamayı ve üretmeyi öğretebildiğimiz ölçüde ülkemizin geleceğini sağlamlaştırırız.
Laik ve sosyal hukuk devletini korumak da bu sorumluluğun içindedir. Her vatandaşın inancını özgürce yaşayabilmesi, devletin karşısında eşit olması ve ihtiyaç duyduğunda sosyal desteğe ulaşabilmesi, ortak hayatımıza güven kazandırır. İnsanların birbirine kuşkuyla baktığı bir toplum yerine, farklılıklarıyla birlikte yaşayabildiği bir ülkeyi güçlendirmeliyiz.
Yürüyüş sırasında "Bu vatan bizimdir, bizim kalacak" diye sesleniyorduk. Yanımıza yaklaşan bir çocuk, "Zaten vatan bizim" dedi.
Haklıydı. Vatan bizim.
Ancak sloganın ikinci kısmı, bize geleceğe ilişkin bir görev yüklüyordu: Bizim kalacak.
Bunun için çalışmak, üretmek, bilimde ilerlemek, adaleti korumak ve gençlerimize güven vermek zorundayız. Bağımsızlığımızı gelecek kuşaklara taşıyacak olan güç, bütün bu alanlarda göstereceğimiz ortak iradedir.
Cumhuriyet'i bize emanet eden Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ü, silah arkadaşlarını ve bağımsızlık mücadelemizin bütün kahramanlarını rahmet ve minnetle anıyorum.
Onların emanetine layık olmak, çocuklarımıza söz sahibi oldukları, haklarının korunduğu, umutla yaşayabildikleri bir Türkiye bırakmaktır.
Prof. Dr. Ahmet H. Kepekçi / diğer yazıları
- İran’a düşen bombanın faturası Ankara’ya da kesiliyor / 06.11.2026
- Cumhuriyeti kutlamak, Cumhuriyeti yaşatmak / 05.11.2026
- Gümülcine’den İskeçe’ye: Batı Trakya’da Türkçe, ezan ve kimlik / 03.11.2026
- “Sünni NATO” mu, Mekke Anlaşması mı? / 02.11.2026
- Selanik’ten Kavala’ya: Taşlar konuşuyor, tarih bizi çağırıyor / 31.10.2026
- Selanik’te Atatürk’ün evinde: Bir milletin hafızasına yolculuk / 30.10.2026
- Fransa sokakları bize ne söylüyor? / 29.10.2026
- Milletin parasının hesabı verilmelidir / 27.10.2026
- Bombaları değil, insan hayatını konuşalım / 20.10.2026
- Şehrin damarlarını tıkarsanız... / 19.10.2026
- Cumhuriyeti kutlamak, Cumhuriyeti yaşatmak / 05.11.2026
- Gümülcine’den İskeçe’ye: Batı Trakya’da Türkçe, ezan ve kimlik / 03.11.2026
- “Sünni NATO” mu, Mekke Anlaşması mı? / 02.11.2026
- Selanik’ten Kavala’ya: Taşlar konuşuyor, tarih bizi çağırıyor / 31.10.2026
- Selanik’te Atatürk’ün evinde: Bir milletin hafızasına yolculuk / 30.10.2026
- Fransa sokakları bize ne söylüyor? / 29.10.2026
- Milletin parasının hesabı verilmelidir / 27.10.2026
- Bombaları değil, insan hayatını konuşalım / 20.10.2026
- Şehrin damarlarını tıkarsanız... / 19.10.2026




























































