HOŞGELDİNİZ! BUGÜN 19 EYLÜL 2021, PAZAR

"Duvar gibi" bir belge

29.06.2001 00:00:00
Yaklaşık bir tahminle Tanzimat'tan bu yana geçen zaman dilimi içinde pozitivist düşünce özellikle bazı aydın çevrelerde pek çok insanımızı peşinden sürükledi. Materyalist dünya görüşünü de besleyen bu düşünce tarzı, metafizik konulardaki inkarcı tutumuyla hür düşünceyi adeta kıskaca almış gibi oldu.

Bilimsel verilerin dışında bilgi kabul etmeyen pozitivist-materyalist akım en sağlam bilgi kaynağı olan vahyi de red çerçevesine almakla öncelikle insanlığın bilgi ufkunu daralttı. Hiç kuşsusuz, bilimin değeri inkar edilemez. Ancak bilim alanına yalnızca objektif varlıklar ve fizik olaylarının alınması doğru olamaz. Çünkü fizik aleminin ötesinde metafizik/fizik ötesi alem de vardır. Bu alem hakkında tek bilgi kaynağı ise vahiydir.

Hal böyle iken bazen bilim adına öyle tuhaflıklar sergilenir ki, hayret etmemek mümkün olmaz. Kainatın yaratıcısı Yüce Allah'ın insanlığa son kurtuluş mesajı olan Kur'an-ı Kerim'in nazil olmaya başlaması üzerinden bugüne kadar çoğu düşmanlık, garaz, kin duygularının eseri olan yalanların, iftiraların ve de bilim adına ortaya atılan iddiaların arkası bir türlü gelmedi. Öyle görülüyor, daha da gemeyecek gibi.

Bunlardan akla sığmayan, gerçeklerle bağdaşmayan, bilimsel yanı olmayan, sırf laf olsun kabilinden ortaya atılmış bir tanesini kulağımızla duyduk. Tartışmasını yaptık. Muhterem okuyucalırımıza da aktarmak isteriz.

Epey oldu. Bir bilimsel sohbet sırasında hiç umulmadık anda, umulmadık bir kişi tarafından, halkımızın güzel deyişiyle, damdan düşer gibi, Kur'an-ı Kerim'deki kıssalarda anlatılan olayların aslında hayal ürünü oldukları, insanlara ibret vermeleri için anlatıldıkları ileri sürüldü. Delil olarak da arkeooljik kazılarda ortaya çıkan bulguların bunu gösterdiği gibi yuvarlak laflar edildi.

Fe-Sübhanallah! "Ağızdan ne kadar kocaman laflar çıkıyor". "Evvel yoğidi, iş bu rivayet yeni çıktı". Bunu söyleyenler sadece yalan söylüyorlar!

Bilim adına tahminler yapılır, ihtimaller üzerinde durulur ama yalan uydurulmaz biliyorduk. Demek o cinayet de işleniyormuş!

Böyle bir iddianın iddia olmaktan çıkıp kuyruklu yalan olduğunu gösterecek bilimsel kanıtlar sayılamayacak kadar çoktur. Bunlar bilimsel ortamda sıralanır; tartışması yapılır. Biz burada Kur'an-ı Kerim kıssalarından anlatılanların gerçeğin ta kendileri olduklarını gün ışığı gibi parlak ve çarpıcı şekilde ispat edeceğinden; gören gözler, düşünen beyinler, işiten kulaklar önüne sereceğinden emin olduğumuz gözle görülen bir belgeden sözetmek istiyoruz. "Duvar gibi" bir belgeden.

17 Şubat 1975 günü Kahire'nin 800 km. güneyindeki el-Uksur'da bulunan Karnak Mabedi'ni geziyoruz. Taş blokları, yıkıntılar arasında penceresi olmayan, kapalı, büyücek oda şeklinde bir mezar gösterildi. Kapısı açıldı. İçeri konan lambalar yakılınca görüldü ki, aydınlanan duvarlar baştan sona hiyeroglif yazılarla dolu. Kapının tam karşısına gelen duvarda ayrıca bir adam resmedilmiş. Bir kolu, bir bacağı çaprazlama kesilmiş, ve -affedersiniz- erkeklik organı, görevini yapmaya hazır.

Kafileye rehberlik eden Mısırlı, resim önünde durarak bir şeyler anlatmaya başladı. Ne var ki, mahalli Arapça konuştuğundan anlattıkları pek anlaşılmıyordu. Belli idi ki resmin öyküsünü anlatıyordu. Kafilede bulunan Türk öğrencilerine rica ettik. Anlatılanlar ilginç şeyler olmalı. İyi dinleyin, sonra bize nakledersiniz dedik.

Rehber konuşmasını bitirince dışarı çıktık. Gözle görülen, açık seçik resmin öyküsünü dışarda öğrendik. Vaktiyle firavunlardan biri askerleriyle savaşa gitmiş. Yerine yakınlarından birini vekil bırakmış. Firavun ve askerleri yedi sekiz yıl yurtlarından ayrı kalmışlar. Döndüklerinde bir de bakmışlar, pek çok evin önünde beş-altı yaşlarında, daha küçük onlarca çocuk. Derhal firavuna başvurarak şikayet etmişler. Soruşturma yapılmış firavunun yokluğundan yararlanan vekilinin şehirde ne kadar güzel kadın varsa koynuna aldığı anlaşılmış. Firavun suçlu vekilini kol ve bacağını çaprazına kestirerek cezalandırmış. O çocuklar büyümüşler. Babaları ölünce yaptırdıkları mezarın duvarlarına suçunu, suç aletini ve cezayı anlatan resmi ve yazıları nakşettirerek kıyamete kadar kalıcı bir belge olarak tarihe emanet bırakmışlar. Resim ve mezar sahibinin hikayesini anlatan yazıları halen el-Uskur'daki Karnak Mabedi içindeki özel mezarın duvarlarında. Ayrıca yalnız resim yakındaki iki sütun üzerine de işlenmiş. Halen duruyor. Görenlere dört bin yıl öncesinden tarihi bir belge sunuyor. Tekrar edelim, hem de "duvar gibi"!

Kısaca anlatılan öyküyü yansıtan söz konusu belge Kur'an-ı Kerim'deki Hz. Musa, Firavun, sihirbazlar arasında geçen mucize tarihî olayın gerçeğin ta kendisi olduğunu da hiçbir şüphe ve tereddüde yer bırakmayacak nitelikle gözler önüne seriyor. Şöyle: Hz. Musa, kardeşi Harun ile küfür azgını firavuna giderek onu hakka davet etti. Firavunun avanesi, yardakçıları kendilerini ezeli ve ebedi Tevhid hakikatine davet ederek kurtuluş yolu gösteren Hz. Musa'nın büyücü olduğuna, onları yurtlarından çıkarmak niyeti taşıdığına inandırdılar. Memleketin ünlü, usta büyücülerini, sihirbazlarını çağırarak karşısına çıkarmasını önerdiler. Firavun bu öneriyi kabul ederek her tarafa haberciler gönderdi. Kararlaştırılan gün halk toplandı. Sihirbazlar ellerindeki boyalı tulumları, ipleri yere attılar. Hepsi de sanki birer yılanmış gibi kımıldamaya başladı. Hz. Musa, sıra kendisine geldiğinde Allah'ın emriyle asasını yere bıraktı. Bırakır bırakmaz korkunç bir yılan haline gelen asa, sihirbazların ne kadar araç-gereçleri varsa hepsini bir anda yuttu, yok etti. Bunu gören sihirbazlar hep birden secdeye kapandılar: "Musa'nın Rabbi olan Allah'a iman ettik" dediler.

Halkın karşısında beklemediği şekilde kötü duruma düşen Firavun sihirbazları, kendisinden izin almadan Hz. Musa'nın tebliğine bir anda gönül bağlayarak Alemlerin Rabbi Allah'a iman ettikleri için tehdit etti ve "ellerini, ayaklarını çaprazlama kestirerek cezalandıracağı" tehdidini savurdu. (Araf Suresi: 123, Taha: 71, Şu'ara: 50).

Firavun'un Hz. Musa (as)'ın asa mucizesini görünce secdeye kapanan sihirbazları "ellerinizi, ayaklarınızı çaprazına kestireceğim" diye tehdit etmesi ile o zaman sürecinde işlenmiş olan ağır bir suçun cezası olarak suçlunun bir kolu, bir bacağının çaprazlama kesildiğini gösteren tarihî belge tam bir uyum göstermektedir. Demek o devirde en büyük ceza bir kol; bir bacağın çaprazlama kesilmesi imiş. Bu cezanın uygulandığını gösteren belge dört bin yıl ötesinden günümüze kadar gelmiş. Gören gözler, düşünen beyinler önünde bütün canlılığıyla ve çarpıcılığıyla, gerçekliğiyle duruyor.

Kur'an-ı Kerim kıssalarının hayal ürünü olduklarını iddia etmenin küfür oluşu bir yana akla, mantığa, bilimsel verilere, bilime uydurabilecek tutarlı bir tarafı da yoktur.
 
Mücteba Uğur / diğer yazıları

Yeni Mesaj arşivinde 'tarihte bugün'

Yeni Mesaj Gazetesi arşivi 2001 yılına kadar eksiksiz içerikle erişime açık olup ayrıca tüm arşivde anahtar kelimelerle arama yapmak da mümkündür.

29.06.2000, 29.06.1999, 29.06.1998, 29.06.1997, 29.06.1996, 29.06.1995, 29.06.1994, 29.06.1993, 29.06.1992, 29.06.1991, 29.06.1990, 29.06.1989, 29.06.1988, 29.06.1987, 29.06.1986, 29.06.1985, 29.06.1984, 29.06.1983, 29.06.1982
Megadentist



logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 425 10 66
Faks: (212) 424 69 77
E-posta: [email protected] [email protected]


WhatsApp haber: (0542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2021

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez.