İlk insan ve ilk Peygamber Hz. Adem ile başlayıp son elçi son Peygamber Hz. Muhammed aleyhisselam ile son bulan vahiy ışığının yirmi birinci yüz yıldaki mü'mini ve temsilcisi olarak elbette her Müslüman elindeki ışığı tüm insanlığa tutmak borcundadır.
Elinde ve yanında böyle bir ışık kaynağı olanlar elbette, karanlıklardan ve karanlıkta olanlardan, karanlıkta kalıp yolunu kaybedenlerden sorumludurlar.
Fiziki planda gezegenimizi aydınlatmakla görevli olan güneş ve onun ışığını alıp yaymakla vazifeli olan ay nasıl bir an bile ışıklarını saklamıyorlar, ışıklarını kısmıyorlar ve kesmiyorlar ise, vahiy medeniyetinin mensupları da tıpkı güneş gibi, tıpkı ay gibi insanlığın yollarını aydınlatmakla vazifelidirler.
Bu medeniyetin mensupları geçmiş asırlarda, hem kainat kitabını doğru okuyarak, hem hayat kitabı olan Kur'an'ı doğru okuyup doğru anlayarak hem de insan kitabını hikmetle seyrederek matematikten fiziğe, kimyadan biyolojiye, astronomiden haritacılığa kadar bütün ilimlerde keşifler yaparak nice inkişaflara kapılar aralamışlar ve insanlığın önüne nice ışıklar yansıtmışlardır.
Ne zamanki, hep ufuklara yönelik olması gereken bakışlarını kendilerine çevirmişler, ilmi icadlarla geçmesi gereken kıymetli vakitlerini iç çekişmelere, iç kargaşalara harcamışlar, kendi kusurlarını görüp düzeltmek yerine bakışlarını başkalarının kusurlarını aramaya çevirmişler işte o günden itibaren bilgiyi kullananların sömürgesi ve dolayısıyla kölesi olmaktan kurtulamamışlar.
Bugün olduğu gibi, nice asırlardan beri vahiy medeniyetinin mensupları, sahip oldukları ışığı insanlığın karanlıklarına tutmaları gerekirken, bizzat kendileri de karanlıklarda kalmışlar ve taştan taşa, duvardan duvara toslar hale gelmişler.
Gün gün Kur'an ayına doğru yaklaştığımız şu zaman diliminde Müslümanlar bir kere ellerindeki ışığın farkına varmalıdırlar, yanlarındaki ışık kaynağını doğru okuyup doğru anlamak için yeniden bir seferberlik ilan etmelidirler ve önce kendi dünyalarını sonra da tüm insanlığın dünyasını aydınlatmalıdırlar.
Elde ışık kaynağı olduğu halde duvarlara toslamak...İnsana yakışmıyor, hele Müslümana hiç yakışmıyor.
Elinde ve yanında böyle bir ışık kaynağı olanlar elbette, karanlıklardan ve karanlıkta olanlardan, karanlıkta kalıp yolunu kaybedenlerden sorumludurlar.
Fiziki planda gezegenimizi aydınlatmakla görevli olan güneş ve onun ışığını alıp yaymakla vazifeli olan ay nasıl bir an bile ışıklarını saklamıyorlar, ışıklarını kısmıyorlar ve kesmiyorlar ise, vahiy medeniyetinin mensupları da tıpkı güneş gibi, tıpkı ay gibi insanlığın yollarını aydınlatmakla vazifelidirler.
Bu medeniyetin mensupları geçmiş asırlarda, hem kainat kitabını doğru okuyarak, hem hayat kitabı olan Kur'an'ı doğru okuyup doğru anlayarak hem de insan kitabını hikmetle seyrederek matematikten fiziğe, kimyadan biyolojiye, astronomiden haritacılığa kadar bütün ilimlerde keşifler yaparak nice inkişaflara kapılar aralamışlar ve insanlığın önüne nice ışıklar yansıtmışlardır.
Ne zamanki, hep ufuklara yönelik olması gereken bakışlarını kendilerine çevirmişler, ilmi icadlarla geçmesi gereken kıymetli vakitlerini iç çekişmelere, iç kargaşalara harcamışlar, kendi kusurlarını görüp düzeltmek yerine bakışlarını başkalarının kusurlarını aramaya çevirmişler işte o günden itibaren bilgiyi kullananların sömürgesi ve dolayısıyla kölesi olmaktan kurtulamamışlar.
Bugün olduğu gibi, nice asırlardan beri vahiy medeniyetinin mensupları, sahip oldukları ışığı insanlığın karanlıklarına tutmaları gerekirken, bizzat kendileri de karanlıklarda kalmışlar ve taştan taşa, duvardan duvara toslar hale gelmişler.
Gün gün Kur'an ayına doğru yaklaştığımız şu zaman diliminde Müslümanlar bir kere ellerindeki ışığın farkına varmalıdırlar, yanlarındaki ışık kaynağını doğru okuyup doğru anlamak için yeniden bir seferberlik ilan etmelidirler ve önce kendi dünyalarını sonra da tüm insanlığın dünyasını aydınlatmalıdırlar.
Elde ışık kaynağı olduğu halde duvarlara toslamak...İnsana yakışmıyor, hele Müslümana hiç yakışmıyor.
Aziz Karaca / diğer yazıları
- Muhafazakâr iktidar neyi muhafaza etmiş? / 21.04.2026
- Yıllarımız yele gitti erenler / 20.04.2026
- Depremin yaraları daha sarılmamışken… / 18.04.2026
- ‘Dikkat! Asıl müfsitler onlardır…’ / 16.04.2026
- Bahar gelsin şu dağlara çıkalım belki derdimize çare bir çiçek / 14.04.2026
- Vurguncu keyif çatıyor yoksul yokluk içinde / 13.04.2026
- Türkiye yüz yılında dert denizinde yüzer olduk / 11.04.2026
- Bu savaş ortamında Kur’an’ı tekrar tekrar okumak / 10.04.2026
- Dur bakalım hesap vermeden nereye? / 09.04.2026
- Vicdan rafa kalkmışsa çalı çam olur çalılık orman olur… / 07.04.2026
- Yıllarımız yele gitti erenler / 20.04.2026
- Depremin yaraları daha sarılmamışken… / 18.04.2026
- ‘Dikkat! Asıl müfsitler onlardır…’ / 16.04.2026
- Bahar gelsin şu dağlara çıkalım belki derdimize çare bir çiçek / 14.04.2026
- Vurguncu keyif çatıyor yoksul yokluk içinde / 13.04.2026
- Türkiye yüz yılında dert denizinde yüzer olduk / 11.04.2026
- Bu savaş ortamında Kur’an’ı tekrar tekrar okumak / 10.04.2026
- Dur bakalım hesap vermeden nereye? / 09.04.2026
- Vicdan rafa kalkmışsa çalı çam olur çalılık orman olur… / 07.04.2026


























































