logo
24 HAZİRAN 2026

Erdoğan'dan Bahçeli'ye yeni anayasa cevabı

Cumhurbaşkanı Erdoğan, katıldığı TRT canlı yayınında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu, soruları yanıtladı

01.06.2021 22:50:00
Erdoğan'dan Bahçeli'ye yeni anayasa cevabı
Erdoğan'dan Bahçeli'ye yeni anayasa cevabı

"Koronavirüs ile mücadele kapsamında normalleşme takvimi başladı. Tam olarak normalleşmeye ne zaman geçebiliriz? Maskesiz günler ne zaman gelir?" sorusu üzerine Erdoğan, maske, mesafe, hijyenin önemine vurgu yaptı.

Sosyal mesafenin korunması halinde maskeden de kurtulmanın mümkün olacağına işaret eden Erdoğan, sosyal mesafenin şart olduğunun altını çizdi.

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca'nın kısa bir süre sonra açıklama yaparak, "Şu tarihten itibaren, şu şartlarda sosyal mesafeye dikkat edildiği takdirde maskeyi de çıkarabiliriz." diyeceğini belirten Erdoğan, 1,5 metrelik mesafe korunduğunda maskenin çıkarılabileceğini kaydetti.

Erdoğan, şu anda 50-55 yaş üstü ile alakalı aşıların geldiğini dile getirerek, "Bu aşıların gelişiyle 50-55 yaş üstüne aşıyı yoğun bir şekilde yapmaya başlayacağız. Aşıları yoğun bir şekilde yapmamız halinde, zaten ciddi manada bir korunma sürecini tıbben de almış olacağız." dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 3. aşıyı olduğunu belirterek, antikorunun 2 bin 160 çıktığını aktardı.

"Ortak bir çalışma olacak"

"Yeni anayasa çalışmasında nasıl bir takvim öngörüyorsunuz? Nasıl bir anayasa taslağı var elinizde? Kritik kurumların yapısında bir değişiklik olacak mı?" sorusuna Erdoğan, şu yanıtı verdi:

"Detaya, teferruata girersem Cumhur İttifakı'ndaki ortağımıza yanlışlık yapmış olurum. Şu anda anayasa çalışmamızı yapan ekiple önce bizim heyetimiz bir oturup konuşacak, değerlendirmemizi yapacağız 128 madde üzerinde. Bu çalışmamızı yapacağız ve bu çalışmayı yaptıktan sonra çıkarılması gereken, ilave edilmesi gereken ne gibi maddeler vardır, bunları aramızda konuşacağız. 'Tamam' dediğimiz anda da Devlet Beye bunu şahsım ve heyetim olarak takdim edeceğiz. Biz, bu arada bu çalışmayı da Devlet Beyin bana göndermiş olduğu kendi çalışmaları ile de ayrıca mezcedeceğiz. Ve birlikte yapacağımız bu çalışma, aynı zamanda Cumhur İttifakı'nın ortak çalışması olacak."

Erdoğan, bu çalışmayla ne gibi ilaveler yapılabilir, ne gibi eksiklikler var, anayasanın yaşam koşullarına giren inisiyatiflerinde ne gibi çıkarımlarda bulunulabilir konularının değerlendirileceğini söyledi.

"Çalışmalarda psikologlar, tarihçiler de var"

Bu çalışmaları yapanların içinde anayasa hukukçularının, sosyologların, psikologların, tarihçilerin bulunduğunu belirten Erdoğan, "Bunlarla beraber ortaklaşa bir çalışmayı yürütelim istiyoruz ki 'efradını cami ağyarını mani' bir çalışma ortaya çıksın. Onun için de bir adeta Anayasa Bilim Kurulu oluşturmanın gayreti içinde olduk. Anayasa Bilim Kurulu ile beraber bu çalışmamızı yürütelim istiyorum. Bu konuyla ilgili en geniş anlamda bir uzlaşı sağlayalım." diye konuştu.

Bunun neticesinde meydana gelen hazırlığı Cumhur İttifakı olarak ortaya koyacaklarını ifade eden Erdoğan, "Biz, en geniş anlamda uzlaşıyı sağlayamazsak, Cumhur İttifakı olarak kendi hazırlıklarımızı milletimizin takdirine sunmakta zaafa düşeriz. Bu, benim en büyük endişemdir." dedi.

 

Millet İttifakı'nın da anayasa çalışmaları yaptığı hatırlatılarak muhalefetin sistem tartışmasını sürekli açık tutmasına yönelik değerlendirmelerinin sorulması üzerine Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları söyledi:

"Millet İttifakı neyi neyle yapacak, kimi kimle bir araya getirecek veya hazırlayacakları bir anayasa metni nasıl ortaya çıkacak, bu düşündürücüdür çünkü bunların anayasa metni hazırlığında millilik bir defa olmayacak, yerlilik o da hiç olmayacak. Şimdi çok açık net söylemem lazım yani dağdaki PKK'lıyla mı milli bir anayasaya yapacaksınız, o PKK'lının uzantılarıyla mı kalkıp da bir anayasa metni hazırlayacaksın? 'Bu milletin anayasası' dediğiniz zaman bunun bir defa milli, yerli bir boyutunun olması şart."

"Çünkü bu millet kendisi için milli ve yerli bir anayasa ister, gayri milli istemez." ifadesini kullanan Erdoğan, şöyle devam etti:

"Bunu da zaten çalışmalar esnasında çok açık, net görmek mümkün olacak. Hatırlarsanız çözüm süreci çalışmalarını yaptığımız zaman bunların bazı uzantılarıyla da biz o çalışmalarda bir arada olduk ve bunları gördük. Nerede, nasıl hakikaten milletin derdiyle dertlenmek gibi bir adımları var veya yok bunları gördük. Şimdi de bunlardan farklı bir şey beklemek yine mümkün değil. Biz bunların yapacağı çalışmadan rahatsız değiliz, varsın yapsınlar ama şunu söyleyeyim, bir defa parlamenter demokrasi dendiği zaman artık parlamenter demokrasi bizim için mazi oldu. Bu millet için de mazi oldu. Hiçbir istikrarı olmayan, sürekli olarak koalisyonlarla iç içe ve bundan dolayı da sürekli zararda olan dönemleri yaşadık biz."

Bu dönemleri yaşayan ve bunun neticesinde AK Parti'yi tek başına iktidara getirenin millet olduğunu dile getiren Erdoğan, "Kim vardı karşımızda? Sadece Cumhuriyet Halk Partisi vardı. Cumhuriyet Halk Partisi ile birlikte parlamentoda çalışmayı yaparken bizler, çok daha gerçekten pozitif kararlar alabilirken, bütçede vesairede çok çok başarılı adımlar atabilirken o dönemler içinde bizler huzur içinde rahatlıkla süreci işlettik." diye konuştu.

"Koalisyonlar dönemine dönmeyi milletimiz asla istemiyor"

Bir sonraki seçime de parlamenter demokrasiyle gittiklerini ve AK Parti'nin oy oranının sürekli arttığını hatırlatan Erdoğan, olayın farklı bir sürece gittiğini ve Türkiye'nin çok partili koalisyonlardan huzur bulamadığının ve bundan netice de alamadığının söylendiğini ifade etti.

Erdoğan, "Koalisyonlar dönemine dönmeyi milletimiz asla istemiyor. 'Kurtulduk bundan' diyor, 'tekrar bizim başımızı belaya sokmayın' diyor." dedi.

Milletten aldıkları vekaletle kararlı bir şekilde yaptıkları çalışmalara değinen Erdoğan, eğitimden sağlığa, adaletten emniyete, dış politikadan ulaşıma attıkları adımlarla, alt ve üstyapı yatırımlarıyla gençliğe verdikleri önemle Türkiye'nin bir değişim, dönüşüm yaşadığını vurguladı. Havalimanı sayısının 26'dan 57'ye çıktığını ve iller arası seyahat sürelerinin azaldığını söyleyen Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Bu tabii Türkiye'nin refah düzeyinin yükseldiğinin alametiydi. Bunu biz çok partili dönemde yapmadık, tam aksine AK Parti iktidarıyla gerçekleştirdik ve şu anda AK Parti iktidarıyla bu süreci devam ettirirken bir de Cumhur İttifakı ile dedik ki 'Biz öyle bir sistem kuralım ki bu sistem dünyada gelişmekte olan ülkeler değil, gelişmiş olan ülkelerin kullandığı sistem neyse biz de o sistemi kullanalım.' Tabii ülkemiz önce AK Parti ile ardından da Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile birlikte devlet idaresine neyi getirdi? İstikrarı getirdi. Uluslararası alanda hızlı ve etkin kararlar alma kabiliyetini bu süreçte kazanmış oldu ve yeni sistem sayesinde son asrın en büyük sağlık krizi olan koronavirüs salgınında biz hızlı kararlar alabildik."

İstanbul Atatürk Havalimanı içerisinde ve Sancaktepe'de 45 gün içerisinde iki hastane yaptıklarını anlatan Erdoğan, Çam ve Sakura Şehir Hastanesinin açılışını da Japonya Başbakanı ile video konferansla yaptıklarını hatırlattı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Türkiye'nin en mükemmel hastanelerinden bir tanesi. Ama birileri var ki anlamaz o işten. 'Bunun bütçesi nereden, bütçede yeri var mı?' diyor." değerlendirmesini yaptı.

"Başkente yakışan neyse onu yapacaksın"

Şehir hastanelerine ilişkin eleştirilerin hatırlatılması üzerine Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Amerika'da bu noktada en büyük hastane Cleveland'dır. Bize yakışan nedir? Onu da geçmek. Biz onu da geçtik. Şimdi onlar buraların methini duyuyorlar, buraları gelip gezdikten sonra 'Geri kalmışız.' diyorlar. Çünkü biz onların hepsinin incelemesini yaptırdık ve o incelemeden sonra da bu adımları attık. Şu anda biz büyük şehirlerimizin tamamında bunu gerçekleştireceğiz inşallah, devam ediyoruz. Bu büyük şehirlerin tamamında bu hastanelerimiz olacak ki biz bütün ülkeyi kucaklamış olalım, hepsinde bu olsun." diye konuştu.

Erdoğan, şehir hastanelerinin yapımlarının hızla devam ettiğini belirterek "Hocalarımız noktasında da güçlü kadroları var. Mesela, şimdi Ankara'yı düşünün, Ankara'daki şehir hastanemiz olmamış olsaydı Orta Anadolu'da bu Kovid döneminde biz birçok açığımızı gideremezdik. Ama Kovid ile mücadelede, koronavirüs salgını döneminde Ankara Bilkent'teki bu hastanemiz birçok sorunumuzu çok rahat çözmemize vesile oldu." dedi.

Ankara Etlik'teki şehir hastanesinin yapılmasına karşı olanların bulunduğunun hatırlatılması üzerine Erdoğan, "Bunlar böyle. Şimdi orası bitmek üzere, bitiyor. İnşallah bu yıl sonuna kadar orayı da açacağız. Bunlar tabii sorarsan Ankara'nın kasaba olduğunu zannederler, yani Ankara'nın büyük şehir olduğunu filan zannetmezler. Ankara, İstanbul'dan sonra Türkiye'nin ikinci büyük şehri ve burası başkent. Başkente yakışan neyse onu yapacaksın." diye konuştu.

İstanbul'da Anadolu yakasında da şehir hastanesi projesinin hazır olduğunu, ihalesini yaparak yapımına başlayacaklarını söyleyen Erdoğan, "Rabb'im tabii ki hastane kapısına falan düşürmesin ama eksikliğini de vermesin. En ideallerini bizim yapmamız lazım, en güzellerini yapmamız lazım ama bir taraftan da bizim ciddi manada doktor açığımızı gidermemiz lazım." dedi.

Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde hastasının bıçaklı saldırısına uğrayarak yaralanan ortopedi ve travmatoloji asistan doktoru Ertan İskender ile telefonda görüştüğünü söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti:

"İki yılı kalmış uzman olmaya, böyle bir noktada. Tedavi ettiği hasta onu geliyor bıçaklıyor. Buna benzer birçok olaylarla da karşı karşıyayız. Allah şifalar versin. Bu doktor açığımızı da yoğun bir şekilde kapamanın gayreti içerisinde, tabii tıp fakültelerimize büyük işler düşüyor. Bu konuda gerek YÖK gerek Sağlık Bakanlığımızın, Sağlık Bilimleri Üniversitemizin ortaklaşa çalışmalarıyla bu açığı da kapatacağız. Onun için bizim dört sacayağımız var, hep onu söylüyorum, bunun birincisi eğitimdir, ikincisi sağlıktır, üç adalettir, dört emniyettir. Ondan sonrası ulaşım, tarım, dış politika, enerji vesaire."

Parlamenter sistemin ebediyen kapatılıp kapatılmadığına ilişkin bir soru üzerine Erdoğan, her siyasi partinin kendine ait hedefleri olduğunu belirterek "Bizim hedefimiz de bu. Biz parlamenter demokrasi sistemini geride bıraktık, onlar denendi. Denenmiş, denenmez." diye konuştu.

Mevlana'nın "Dün dünde kaldı cancağızım, bugün yeni şeyler söylemek lazım." sözlerini anımsatan Erdoğan, "Biz şimdi yeni bir şeyler söylemenin hesabı, gayreti içerisindeyiz." dedi.

Yatırımların gün geçtikçe arttığı ve her geçen gün yeni açılış haberlerinin verildiği hatırlatılan Erdoğan, "Diyorlar ya 128 milyar dolar nereye gitti? Yani Merkez Bankasının parasının nereye gittiği sorulur mu? Bunların hesabı kitabı yok, bunlar anlamaz bu işlerden. Ne hesaptan anlarlar ne kitaplar anlarlar. Bu kadar altyapı yatırımları, bu kadar üstyapı yatırımları, bütün bunlarla beraber bu süreç içerisinde geçirdiğimiz depremler, felaketler..." diye konuştu.

Yakın zamanda ülkede yaşanan depremleri anımsatan Erdoğan, "Hiç soruyorlar mı buraya bu paraları nereden buluyorsunuz?" ifadelerini kullandı.

Deprem vergilerinin nerede olduğunun sorulduğunun aktarılması üzerine Erdoğan, "Bunları maalesef sorma hakkını kendilerinde bulabiliyorlar. Şunu unutmayın, altyapısı olmayan bir ülkenin üstyapısı her an tehdit altındadır. Onun için altyapı ile işe başlayacaksınız ki tehdit miktarını azaltasınız. 'Bunu tamamen yok edebilirsiniz' diyemem çünkü Türkiye altyapısı çürük olan bir ülke konumunda. Onun için de altyapıya çok önemli veriyoruz, vermeye de devam edeceğiz ki çok böyle özgüvenle hayatımızı sürdürebilelim." değerlendirmesinde bulundu.

Erdoğan, bir gazetecinin "Sistem tartışmalarına paralel olarak muhalefette 2023'te Cumhurbaşkanı adayı kim olacak tartışması yürüyor. CHP lideri Sayın Kemal Kılıçdaroğlu'nun aday olma ihtimalinin de arttığı söyleniyor son dönemde." ifadeleri üzerine "Hayırlı olsun." dedi. Devamındaki "Siz bu tartışmalara nasıl bakıyorsunuz?" sorusuna ise Erdoğan şu yanıtı verdi:

"Normaldir. Yani bizim sahada böyle bir tartışma, böyle bir adım yok. Cumhur ittifakı olarak partimizin içinde zaten bu husustaki karar belli. Öbür tarafta ittifakın bir diğer ortağı olan Milliyetçi Hareket Partisinde de Sayın Bahçeli bu konuda kararlarını zaten daha başından itibaren açıkladı ve bu dayanışmamız bizim bu şekilde kararlı bir şekilde yürüyor. Burada böyle bir sıkıntı yok. Sıkıntı diğer tarafta. Onlar ne yaparsa yapsınlar, o da bizi çok fazla ilgilendirmiyor. Biz şu anda bu adımlarla birlikte ne yapacağız? İşte şimdi bu yeni anayasa diyoruz, bu yeni anayasa ile ilgili ne gibi çalışmalar ortaya koyacağız? Onun için biz şimdi bu yeni anayasa çalışmamızı neticelendirip, ondan sonra bunu aynı şekilde Sayın Bahçeli'ye ve ekibine biz de takdim edeceğiz ve daha sonra bu birlikte yapacağımız çalışma ile onu tüm ülkemizdeki diğer siyasi partiler ve STK'lerle paylaşacağız. Tabii diğer siyasi partiler kabul eder etmez o ayrı mesele. Etmezlerse STK'lerle paylaşıp ondan sonra da milletimizle paylaşacağız. Milletimizle de paylaşmak suretiyle en ideale ulaşmanın gayreti içerisinde olacağız çünkü bu alanda malum tecrübemiz var ve bu tecrübeyi 'Et tekraru ahsen velev kane 180' deyip yola devam edeceğiz."

"Biden'le maalesef bu görüşme, buluşma trafiğimiz o kadar rahat olmadı"

Cumhurbaşkanı Erdoğan, ABD Başkanı Joe Biden ile 14 Haziran'da yapacağı görüşmede, Türkiye- ABD ilişkileri açısından beklentilerinin ne olduğuna ilişkin soru üzerine, şöyle konuştu:

"Ön hazırlıklarımızı yaptık, yapıyoruz. Kendisiyle yapacağımız görüşmede Türkiye-ABD ilişkileri niçin böyle bir gerilim safhasında, bunu tabii soracağız. Yani biz sizden önce yine demokratlarla çalıştık, böyle bir görünüm bizde olmadı. Yani Bush'la da çalıştık, Obama'yla da çalıştık ve bunlar da demokrattı ama hiç bunlarla böyle bir gerilimi ben yaşamadım. Ardından Cumhuriyetçi olarak Sayın Trump'la bir çalışma yaşadık ve hiçbir gerilimi onunla da yaşamadık. Tam aksine yani telefon diplomasimizde çok huzurluyduk, çok rahattık ve 'Ne yaparız, ne ederiz, yani şu toplantıda şöyle buluşuruz, şurada şöyle buluşuruz, uluslararası toplantılarda ilk durumları falan bu şekilde yürüttük. Tabii Sayın Biden'le maalesef bu görüşme, buluşma trafiğimiz o kadar rahat olmadı. Şimdi ise Brüksel NATO zirvesi dendi. Şimdi NATO zirvesinde bir araya geleceğiz o bir araya gelişte bunları konuşacağız."

Erdoğan, bu gerilimin sebebinin sözde Ermeni soykırımı olduğuna dikkati çekerek "Artık bıktık, her 24 Nisan gelir 'Amerika Ermenilerle ilgili ne diyecek?' Tamam da senin bütün işin bitti de Ermenilerin avukatlığına sen mi soyunuyorsun? Bırakalım bu işi tarihçiler yapsın. Bu siyasetçilerin işi değil, tarihçiler çalışsın, hukukçular çalışsın, antropologlar çalışsın, bütün onların çalışmalarından sonra önümüze gelen tablo üzerinden siyasetçiler olarak da biz üzerimize ne düşüyorsa, ondan sonra da biz onu yapalım. Ama şu anda ortada herhangi bir şey söz konusu değilken kalkıyorsunuz, bunu gündeme getiriyorsunuz." ifadelerini kullandı.

Minsk Üçlüsü olarak ABD, Rusya ve Fransa'nın yıllarca Azerbaycan-Ermenistan sorununu çözemediklerine işaret eden Erdoğan, şu değerlendirmeyi yaptı:

"Yıllar geçti en sonunda Azerbaycan kendi göbeğini kendisi kesti. Şimdi burada da kalkıp hiç mi hiç ilgisi, alakası olmayan bir Türkiye'yi sen kalkıp da böyle bir konunun içerisine nasıl atarsın? Eğer söyleyeceğin bir şey varsa, yapmak istediğin bir şey varsa bir NATO müttefikin olarak NATO'da bir ortağın olarak gel bu işi, çalışmaları yaptıralım, ondan sonra konuşalım. Ama böyle bir şey yok, 'Ben yaptım oldu.' Hemen kalkıp sözde soykırım olarak atacaksın önümüze, ondan sonra buradan da kendine göre karar vereceksin. Senden önceki Amerika'yı yönetenler bu işi senin kadar bilmiyor muydu? Onların hiçbirisi bu ifadeyi kullanmadı, bir kısmı kalktı 'Büyük felaket' dedi, bir kısmı çok daha farklı şeyler söylüyor ama bunu kullanmadılar. Cumhuriyetçi de kullanmadı demokrat da kullanmadı, biz buna üzülüyoruz."

"Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni bu şekilde köşeye sıkıştıranlar önemli bir dostu kaybederler"

Erdoğan, "Bu ifadeyi kullanmaları sözde soykırımdan çok başka sebeplerden mi kaynaklanıyor?" sorusuna, "Bunlara biz artık alıştık, hep bu tür şeyleri yaparlar, sağdan soldan, filan falan dolaşmaya çalışırlar. Türkiye artık bunlara alışık. Biz bir kasaba devleti değiliz, biz Türkiye Cumhuriyeti'yiz. Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni bu şekilde köşeye sıkıştıranlar önemli bir dostu kaybederler. Biz NATO'da seninle beraber olacağız. NATO'nun ilk beş devletinden bir tanesi olacağız, güçlü devletinden bir tanesi." yanıtını verdi.

Avrupa'daki o güçlü görünen devletlerin hiçbirinin NATO'da yerine getirmeleri gereken görevleri Türkiye gibi yapmadığını dile getiren Erdoğan, "Şunu bilmeleri gerekiyor artık yeni bir Türkiye var. Yani bölgesinde inisiyatif alan, küresel meselelere taraf olan, müttefikleriyle eşit ilişki talep eden bir Türkiye. Buna da müttefiklerimiz alışacaklar." ifadelerini kullandı.

Ermeni meselesi ile iddiaların doğru olmadığına dair ABD'nin kendi arşivlerinde bilgilerin yer aldığının belirtilmesi üzerine Erdoğan, bu konuyla ilgili birçok ABD'li yazar ve düşünürün ABD'yi ve ABD'lileri eleştirdiğini, Türkiye'nin de haklılığını ortaya koyduklarını anlattı. ABD'nin kendilerine söylendiği halde bunları kesinlikle görmemezlikten geldiğini belirten Erdoğan, şunları kaydetti:

"Şimdi Brüksel'de, bu NATO zirvesinde tekrar bu konuyu gündeme getirmek işlerine gelmeyebilir. Yani bunu gündeme getirseler dahi biz onlara aynı şeyleri söyleriz. Bakın bundan önceki süreçte de birçok konuda, özellikle YPG/PYD bunlarla ilgili konularda da biliyorsunuz bunları kalktılar, Amerika'ya davet ettiler, misafir ettiler vesaire. Biz de kendilerine görsel olarak bunların hepsini anlattık. FETÖ'yü görsel olarak anlattığımız halde, bunlar hala 'Yok öyle değil, böyledir.' Bizim şu anda bir defa iki konu var ki sözde Ermeni soykırımının yanında bu bizim için çok önemli, bunun bir tanesi FETÖ ile mücadeledir, birisi YPG ile mücadeledir. Ya şimdi Amerika ne diyor biliyor musun? 'YPG'nin PKK ile alakası yoktur' diyor. Biz YPG'nin PKK ile ilişkilerini de yine belgelerle bunlara ispat ettik, belgelerle önlerine koyduk ama buna rağmen diyorlar ki 'İlişkisi yoktur.' Yani bütün şematik çalışmalara varıncaya kadar hepsini... Şimdi bu bizim müttefikimiz ise bu müttefik bizim yanımızda mı yer alacak, teröristlerin yanında mı yer alacak? Maalesef teröristlerin yanında yer alıyorlar."

Eski ABD Başkanı Donald Trump'ın ilk göreve geldiğinde binlerce tırla taşınan araç, gereç, mühimmatın kuzey Suriye'ye gönderildiğini ve oradaki terör kamplarına yerleştirildiğini söyledi. Gönderilen araç, gereç ve mühimmatlar azaldıkça yerine takviyelerin yapıldığını belirten Erdoğan, "Bütün bu silahları, mühimmatları kimler kullanıyordu? İşte bu teröristler." dedi.

Teröristlere güneydeki petrol kuyularını kullanma imkanı da verildiğini aktaran Erdoğan, "Ondan sonra ne dediler? 'Zaten bu petrol pek kaliteli değil, rafine edilmemiş'. Bunu savunmaya kalktılar. Artık biz bunlara alıştık. Ne olacak, siz rafine edilmemiş petrolü de satmasını zaten biliyorsunuz çünkü onların da kendilerine göre müşterisi var. Çünkü terör örgütü mali noktadaki bütün imkanları buradan elde ediyor." açıklamasını yaptı.

Pentagon bütçesinde YPG/PKK'nın da dahil olduğu program için ayrılan miktarı anlatan Erdoğan, "Ben daha neyi söyleyeyim? Siz bunu resmi bütçenin içine koydunuz." dedi. Erdoğan, ABD Başkanı Joe Biden döneminde de terör örgütüne desteklerin devam ettiğini ve bundan sonra da devam edeceğini dile getirdi.

"Türkiye'nin içinde olduğu bir NATO güçlüdür"

"NATO Zirvesi'nde ne mesaj vereceksiniz?" sorusu üzerine Erdoğan, şunları söyledi:

"NATO'daki ortaklarımızın, dostlarımızın Türkiye'ye bakışını orada ister istemez sorgulamamız lazım. Nedir o? Bugün 'İlk 5 ülke hangisidir?' dense bunun bir tanesi Türkiye'dir. Kim ne derse desin. Bu havada, karada, denizde, hepsiyle. Bir defa silahlı kuvvetlerimiz olarak biz güçlüyüz ve bu konuda Türkiye'nin içinde olduğu bir NATO güçlüdür, Türkiye'nin içinde olmadığı bir NATO bir defa güçlü değildir. Bunu Stoltenberg zaten sürekli söylüyor. En son S-400 konusu gündeme geldiğinde sağ olsun Stoltenberg şunu söylemiştir: 'Biz hiçbir ortağınızın hangi tür silah kullandığına karışmayız, onların tasarrufundadır.' Orada gerçekten Stoltenberg'in bu açıklamasından sonra zaten Amerikalılar da bir şey diyememiştir. Onlar biliyorsunuz illa kendi silahlarını bize satmak... Bırak silahı bize satmayı, sen bizde olanları aldın götürdün. Biz eğer kalkıp da S-400'ü aldıysak durup dururken almadık. Buna ihtiyacımız olduğu için aldık ve ondan sonra da zaten gündemden yavaş yavaş düştü, şu anda gündemde değil. Bunun yanında Türkiye'nin kendini koruma hakkı yok mu? İkide bir karşımıza Doğu Akdeniz'i getiriyorsunuz, ikide bir karşımıza Kıbrıs'ı getiriyorsunuz."

Avrupa Birliği ülkelerinin içerisinde hiçbirisinin Kıbrıs'la ilgili ayrışma sürecini bilmediğine dikkati çeken Erdoğan, "Bunu bilen tek lider var, benim." dedi. Ayrışma süreci ve Kıbrıs'ta yapılan referanduma ilişkin bilgi veren Erdoğan, şöyle konuştu:

"Kıbrıs'ta yapılan referandumda Güney'de o alınan karara yüzde 65 'ret' çıktı, Kuzey'de 'evet' çıktı. Peki, Kuzey'de 'evet' çıktı da ne oldu? Gene Kuzey'i dışarıda bıraktılar. Güney'i Avrupa Birliğine aldılar. Bunlar samimi değil, bunlar dürüst değil ve o zamandan mali yaptırımlar vardı ve bu mali yaptırımları da uygulamadılar. Kuzey Kıbrıs'a ödemeleri gereken paralar vardı, ödemediler. Şimdi de yeri geliyor utanmadan, sıkılmadan Kıbrıs'ın etrafındaki bütün doğalgaz, petrol gibi, bu yataklarla ilgili hakkınız var mı, yok mu? Onda bile ellerinden gelse buraları boşaltıp gidin diyecekler. Türkiye NATO'nun güçlü bir ortağıdır, NATO ittifakı güçlü bir şekilde devam etmelidir."

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un "NATO'nun beyin ölümü gerçekleşti." sözünü anımsatan Erdoğan, "NATO'nun üyesi olan bir ülkenin başındaki kişi 'Beyin ölümü gerçekleşti.' diyorsa herhalde bunu NATO'nun hesaba çekmesi gerekir. Macron'un Libya ve Suriye'de kimlerle iş tuttuğunu da biz biliyoruz." diye konuştu.

Polonya'ya SİHA satışı

Türkiye'nin NATO ülkesi Polonya'ya Silahlı İnsansız Hava Aracı (SİHA) satışı yapacağı anımsatılarak "Başka ülkelere de SİHA ve diğer savunma sanayi ürünlerimizin satışı olacak mı?" sorusu üzerine Erdoğan, Bayraktar'ın devletin bir kurumu olmadığını anımsattı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, şu ifadeleri kullandı:

"Sadece devletle, özellikle bu tür talepler geldiği zaman izin noktasında bazı görüşmeler yaparlar. Türkiye Cumhuriyeti devletine hasım veya hısım, bunlar kimdir bunun görüşmesini yaparlar. Ondan sonra da o ülkelere buna göre adımını atarlar. Bu işin iki etabı bitti. Birinci etabı İHA'ydı, ikinci etabı SİHA'ydı. Şimdi üçüncü etabı da Akıncı denilen bir segment var ki o en güçlü olanı. Şimdi belki daha farklı adım da atacaklar. Bu 3'üncü etap çok güçlü, yani üzerindeki silahlarıyla çok çok güçlü ve şu anda ondan çok İHA ve SİHA'yı zannediyorum pazara sürüyorlar. Polonya tabii burada bir NATO ülkesi olarak bu alımı yapmakla özellikle Bayraktar bu ürünleri ile şu anda NATO piyasasına girmiş oluyor. İmzalar atıldı, şimdi NATO piyasasına da giriyor. Şimdi kalkıp buna da yani 'Türkiye'den nasıl siz alıyorsunuz?' diyebilirler."

Polonya Cumhurbaşkanı Andrzej Duda'nın SİHA'ları çok beğendiğini ve anlaşmanın imzalandığını anımsatan Erdoğan, "Ciddi bir adım. Ciddi bir adım olmanın ötesinde kendi segmentinde gerçekten çok çok başarılı ve bu başarısını da Libya'da ispatladı, Azerbaycan'da ispatladı." dedi.

Polonya isterse mühimmatın da satılabileceğini belirten Erdoğan, "Türkiye artık bu mühimmatı üretiyor. Türkiye zaten bu mühimmat noktasında sıkıntısı olmuş olsaydı bazı yerlerde bazı sıkıntıları yaşardı. Bunda da gayet iyiyiz. Zaten Bayraktar mühimmatı üretmiyor, devletin kendi kurumları üretiyor." bilgisini verdi.

Petrol ve doğalgaz arama çalışmalarına ilişkin müjde cuma günü verilecek

Erdoğan, cuma günü Zonguldak'ta Uzunmehmet Camisi'nin açılışını yapacağını, petrol ve doğalgaz arama çalışmalarına ilişkin müjde vereceğini aktaran Erdoğan, "Oradan da Kanuni Sondaj Gemisi'yle bağlantımızı kuracağız ve bağlantıyla beraber de bunları açıklamış olmama rağmen tekrar oradan açıklamamızı inşallah yapacağız. Filyos Limanı'nın açılışını yapacağız. Aynı gün inşallah bir yeni çok modern bir maske fabrikasının da yine açılışını aynı gün yapacağız." diye konuştu.

"Karadan da güzel haberler aldık, 3 petrol kuyusu bulundu ki, Trakya, Diyarbakır." hatırlatması üzerine Erdoğan, "Var orada, onlar ufak." dedi. "Daha önce burada petrol yok diye üstü kapatılmış" şeklindeki açıklaması anımsatılarak "Kim yapmış bunları, nasıl yorumluyorsunuz?" sorusuna Erdoğan, "Tabii onlarla ilgili de ayrıca çalışıp. Mesela bir kişinin istihbaratıyla o işin üzerine gidildi. Şimdi onların da tespiti yapıldı. Üzerine, onların da gidilecek." yanıtını verdi.

Türkiye'nin Mısır ile ilişkilerine yönelik soruya Erdoğan, "Bizim için Mısır dünün bir ülkesi değil, Mısır halkı ha keza öyle." yanıtını verdi. Türkiye ve Mısır halklarının tarihten gelen bir gönül, kader birlikteliği olduğunun altını çizen Erdoğan, şöyle devam etti:

"Devletler arasındaki ilişkilerimiz bu temelde ilerledi ve hala da bu temelde ilerliyor. Önce istihbarat birimlerimiz, ardından Dışişleri Bakanlığımız mensupları arasında başlayan görüşmeler genişleyerek devam etti, hala da devam ediyor. Mısır ile Doğu Akdeniz'den Libya'ya kadar geniş bir alanda ciddi iş birliği imkanlarımız bulunuyor. Bu konuda bakanlarımızın görüşmeleri noktasında herhangi bir sıkıntımız zaten söz konusu değil ve bununla ilgili olarak da biz bakanlarımıza 'görüşmelerinizi yapabilirsiniz' diyoruz. TOBB'un muhataplarıyla görüşmelerinin en ideal şekilde yapılmasının gereğini de yine kendilerine hep söyledik. Çünkü ticari alanda işi ilerletmemiz lazım. Arzumuz bu iş birliği imkanlarını azami derece kullanmak ve 'kazan kazan' esasına göre münasebetlerimizi ilerletmektir. Şu anda bu çalışmalara, bu şekilde devam ediyoruz."

Aynı durumun Körfez ülkelerinin tamamı için geçerli olduğunu vurgulayan Erdoğan, şunları söyledi:

"Tabii hep söylediğim gibi bize bir adım atana biz koşarak gitmekte bir sakınca görmeyiz. Ancak şunu söylemem lazım, yani bir Yunanistan-Türkiye ilişkisi veya Yunanistan-Mısır ilişkisiyle Türkiye-Mısır ilişkisini aynı terazide tartmak mümkün değildir. Çünkü bizim Mısır halkıyla olan ilişkimiz Yunan halkıyla Mısır halkı arasındaki ilişkiye benzemez. Bunun kamuoyu araştırmasını Mısır'da yapsanız alacağınız cevap bellidir. Aynı şeyi Yunan halkı için de yapsanız alacağınız cevap bellidir. Bunun cevabını ben vermeyeyim. Bunu Yunanistanlı farklı alır, biz ise farklı alırız. Bundan hiç endişem yok. Çünkü ben Mısır halkını çok iyi bilirim, onları çok iyi tanırım, severim. Bağlantılarımızın kültürel yönü çok güçlüdür, çok ağırdır. Dolayısıyla yeniden bu süreci başlatmakta da kararlıyız."

"Mahmur meselesini en az Kandil kadar artık önemsiyoruz"

Erdoğan, terörle mücadele konusunda "Hedef Kandil" ifadesinin anımsatılarak "Bu konuda geldiğiniz nokta neresi?" sorusu üzerine, Türkiye Cumhuriyeti devletinin yaklaşık 40 yıldır bölücü terörle bir mücadelesi olduğunu belirtti. Erdoğan, şöyle devam etti:

"Bir süre önce terörü topraklarımızda karşılamış yerinde imha etme adımını atmıştık. Yani bir strateji değişikliğiydi bu. Hamdolsun bunda çok ciddi başarılar sağladık. Tabii burada biliyorsunuz çift Kandil var. Bir İran, iki Irak. Fakat İran devamlı dövüldüğü halde maalesef oradan ciddi bir netice alınamadı. Ondan sonra ikinci Kandil hedefe kondu. 'Bu adım atılıyor, atılacak' dendi. Ama bunları tabii ciddi manada bir korku sardı. Bu konuda Irak'taki kardeşlerimize de söyledik, 'Bakın eğer bu işin hakkını verecekseniz, bu işi siz yapacaksanız yapın. Yapmayacaksınız o zaman biz bu işi yapacağız. Orayı biz gelip vuracağız.' Çünkü başka artık bu işin çıkış yolu kalmadı ve terörle mücadelede yani bekleyen bir Türkiye değil, arayan, bulan ve yok eden bir Türkiye gerçeği var, bunu herkesin bilmesi lazım. Kandil bataklığını da bir daha asla terör mikrobunu yaymayacak ve bunu yaymayacağı gibi de kurutmakta kararlı olan bir Türkiye gerçeğini bunlar görecekler, bilecekler. Bunun için de Türkiye komşularının ve tüm ülkelerin egemenlik haklarına ve sınırlarına saygılıdır, hukuk içerisinde de ne gerekiyorsa bunu yapacağız. Hatta ben şimdi bu akşam ilk defa söyleyeceğim o da şu, biz Mahmur meselesini de en az Kandil kadar artık önemsiyoruz. Niçin? Çünkü Mahmur Kandil'in adeta kuluçka yuvasıdır. Bu kuluçka yuvası adeta şehir merkezinde palazlanıyor. Eğer bunun üzerine biz gitmeyecek olursak bu kuluçka yuvası sürekli üretmeye devam edecektir."

"Teröristler için hiçbir yer artık güvenli değil"

Erdoğan, "Burası BM gözetimindeydi, BM ile de görüşüyor musunuz?" sorusuna, "Bu tür adımı attığınız zaman her yerle görüşürsünüz. O zaman BM'ye şunu söylersin, 'Gel temizle' dersin. 'Temizlemediğin takdirde bir BM üyesi olarak biz temizleriz.' Başka bu işin çıkışı yok. Alıyorsun 9 yaşında, 10 yaşında çocukları buralarda yetiştiriyorsun, ondan sonra Kandil'e gönderiyorsun. Kandil'e sadece Diyarbakırlı anaların çocukları gönderilmiyor ki. Buralardaki çocuklar da buralardan alınıyor. Sanki burayı, adeta bu kampı bunun için kurmuşlar. Artık nereye kadar sabredeceğiz?" karşılığını verdi.

Yeni savunma konseptiyle terörle mücadelede farklı bir süreç yaşandığının belirtilerek "Dağdan ikna edilerek indirilenlerin profili nedir? Yönetici kadrodan ikna edilenler var mıdır?" sorusu üzerine Erdoğan şunları kaydetti:

"Bu konuda tabii gerek istihbaratımız gerek İçişleri Bakanlığımız gerek bu noktada kendiliğinden kaçanlar yani böyle 3, 4 kanalda bu şekilde oralardan kopanlar oluyor. Tabii terör örgütü bölgede hevesi olan tüm emperyalistlerin kullandığı adeta bir aparata dönüşmüş durumda. Sınırlarımız içerisinde eylem yapamaz hale gelen bölücü örgüt, yeni militan devşirmekte de adeta ciddi zorluklar yaşıyor. Onun için kendisi için çok farklı yerler arayışı içinde. Teröristler için hiçbir yer artık güvenli değil. Tabii elde edilen bu başarı örgütte çözülmeyi de beraberinde getiriyor. Terör örgütünün kandırdığı gençlere de seslenmek istiyorum: Bu kiralık katiller çetesinden bir an önce kaçıp, emin ellere gelin, devletimize sığının. Türkiye Cumhuriyeti samimi pişmanlık gösteren her vatandaşına devlet şefkatini göstermiştir, göstermeyi de sürdürecektir."

Erdoğan, terörle mücadelede şehit olanlara rahmet, gazilere de şifa diledi.

Geçen günlerde Amerikalı şirketlerin temsilcileriyle görüştüğü hatırlatılarak Türkiye'ye doğrudan yatırım noktasında gelişmelerin olup olmadığının sorulması üzerine Erdoğan, yaklaşık 30 şirket ile bir araya geldiklerini söyledi. Bu şirketlerin birçoğunun Türkiye'de büyük yatırımları olduğunu belirten Erdoğan, firmaların yatırımlarını geliştirmek için böyle bir programın yapılmasından yana olduklarını ifade etti. Erdoğan, yabancı firmaların temsilcilerine Türkiye'nin kapılarının kendilerine açık olduğunu söylediğini dile getirerek "Dedik ki, yatırım destek ofisimiz bu konuda her an emrinizde ve buralardan aldığınız neticeyle yola devam. Eğer alamıyorsanız biliniz ki Cumhurbaşkanı emrinizdedir. Biz de size her türlü desteği vermeye hazırız. Uzun sürdü ama karşılıklı dayanışmaya dayalı bir görüşme oldu. Bu görüşmenin devamının da telekonferanstan sonraki dönemde, Kovid döneminden sonra kendileri de Amerika'da yapılmasını istediler." bilgisini paylaştı.

Kovid-19 salgınının dünyada yol açtığı sıkıntılara dikkat çekilerek "Normalleşmenin artık başlayacağını görüyoruz. Bundan sonraki süreçte hem ekonomik hem sosyal anlamda yaraları sarmak için yeni tedbirler gündeme gelecek mi? Mesela işten çıkarma yasağı 30 Haziran'da sona eriyor, uzatılabilir mi?" sorusunu cevaplayan Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Kabine Toplantısı'nın ardından ilave tedbirlerin bir paketini açıkladıklarını hatırlattı. Salgın sürecinde milletin sağlığı, güvenliği, aşı ve işi için devletin tüm imkanlarını seferber ettiğini söyleyen Erdoğan, "Merkezi yönetim bütçesinden ilaç, tıbbi malzeme, sağlık personeline ek ödeme, tarım üreticilerine sübvansiyonlu kredi desteği gibi kalemler için yaptığımız harcamalar yıl sonunda 104 milyar lirayı bulacak. Bu rakam, herhalde sıradan bir rakam değil." diye konuştu.

Erdoğan, yaklaşık 645 bin emeklinin maaşını 1500 liraya, tüm emeklilerin bayram ikramiyelerini de 1100 liraya yükselttiklerini hatırlatarak "Ramazan Bayramı'nı geride bıraktık, şimdi Kurban Bayramı geliyor. Aynı şekilde bu süreç devam edecek." dedi.

Ciro ve kira desteğinden bugüne kadar 1 milyon 200 bin esnafın yararlandığını aktaran Erdoğan, "Diyorlar ki esnafa ne verildi? 1 milyon 200 bin esnaf bu destekten yararlandı. Vergi indirimleri ile devletin 26 milyar lirayı bulan alacağından vazgeçerek iş dünyamızı ve esnafımızı destekledik." ifadelerini kullandı.

"Desteklerin tutarı haziran sonu itibarıyla 67 milyar lirayı buluyor"

Erdoğan, kısa çalışma ödeneği ile 3 milyon 768 bin, işsizlik ödeneği ile 1 milyon, nakdi ücret desteğiyle de 2 milyon 806 bin vatandaşa hibe ödemesi yaptıklarını anlatarak şöyle devam etti:

"Bu desteklerin tutarı da haziran sonu itibarıyla 67 milyar lirayı buluyor. Bunların hepsi, bu sıkıntılı dönemin sosyal destek programları. Düzenlediğimiz bütün kampanyalarla toplanan meblağı da ilave ederek 7 milyon haneye çeşitli defalar nakit yardımı gerçekleştirdik. Sadece şu ana kadar saydığım ödemelerin tutarı haziran sonu itibarıyla 181 milyar liraya ulaşacaktır."

Muhalefet tarafından bu konuda çeşitli eleştiriler yapıldığının hatırlatılması üzerine Erdoğan, "Yaklaşık 400 bin firmanın, 8 milyon vatandaşımızın ve 848 bin esnafımızın faydalandığı uygun maliyetli kredilerin toplamı 315 milyar lirayı aştı. Bunu özel sektör bankları vermez. Neresi veriyor? Kamu bankaları. Buna ilave olarak tarım kredi kooperatiflerinin, esnafların, mükelleflerin vergi ve sigorta primi ödemelerini erteledik. Borçlarını yeniden yapılandırdık. Bunları devlet olarak biz yaptık." dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, muhalefete yönelik olarak "Nankörlüğün boyutu yok." ifadesini kullandı.

Türkiye'nin ilk çeyrekte yüzde 7 büyümesinin ekonomiye ve 2023 hedeflerine etkisine ilişkin soru üzerine Erdoğan, ilerleyen süreçte büyümenin artabileceğini veya dengeli şekilde devam edebileceğini aktardı.

"Avrupa'nın en hızlı büyüyen ekonomisi yine biz olduk"

Erdoğan, verdikleri desteklerin 661 milyar lirayı bulduğunu dile getirerek şu değerlendirmeyi yaptı:

"Mesela salgın şartlarına rağmen ekonomimizin ilk çeyrekte yüzde 7 büyümesi 2021 yılı için güçlü bir başlangıç oldu. Bugün bir iki yazılı medya grubu çok çok çirkin yakıştırmalar yapıyorlar. Hep söylerler ya, vatandaşın cebine ne girdi? Yani bunlara verilecek cevap, siyasetin içinde olmasam çok rahat ama siyasetin içinde bu tür cevap da bunlara gerekmiyor. Çünkü bunlar kalıbının adamı değil. Hatırlarsanız geçen yıl da G-20 ülkeleri içinde büyüme açıklayan iki ülkeden biri biz olduk. Çin ve Türkiye. Şimdi gene aynısı oldu. Hadi gör, niye görmüyorsun bunu? Bu yılın ilk çeyreğinde de Avrupa'nın en hızlı büyüyen ekonomisi yine biz olduk. Bu büyümeden en dikkat çekici kalemin yüzde 30,5 gibi güçlü bir oranla makine teçhizat yatırımlarında olması çok önemli."

"Öncü göstergeler yılın ikinci çeyreğinde de güçlü büyüme olacağını ortaya koyuyor"

Bu durumun Türkiye'nin nereye gittiğini gösterdiğini söyleyen Erdoğan, "Bu durumda şunu bir defa ister kabul etsinler, ister etmesinler, dört başlık, yatırım, istihdam, üretim, ihracat. Şu anda Türkiye bunları gerçekleştiriyor. Öncü göstergeler yılın ikinci çeyreğinde de güçlü bir büyüme olacağını ortaya koyuyor." dedi.

"Faizleri düşürmemiz şart"

Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Enflasyonu tek haneli rakama indirir mi bu büyüme devam ederse?" sorusuna şu yanıtı verdi:

"O bağlantıyı direkt olarak burada bu şekilde kuramayız. Yani bu konuda ben yine aynı iddianın peşindeyim. Hatta bugün de Merkez Bankası Başkanımızla görüştüm. Yani bizim bir defa faizleri düşürmemiz şart, onun için de yani temmuz-ağustos, buraları bulacağız ki faiz düşmeye başlasın. Çünkü faiz yükünü yatırımların üzerinden kaldırırsak, maliyetlerin üzerinden kaldırırsak, ondan sonra maliyet enflasyonunu tetikleyen faiz olduğu için orada da bir rahatlama dönemine inşallah girmiş olacağız. Çünkü bütün mesele o maliyet enflasyonundan faiz yükünü kaldırmaktır."

Kovid-19 salgını sürecinde turizm

"Turizm gelirleri geçen yıl salgın sebebiyle düştü ama Türkiye'nin ihracatı ne durumda? İhracat, Türkiye'de lokomotif görevi de üstleniyor. Bu anlamda ihracatı geliştirmek adına neler yapılabilir, neler yapıyorsunuz?" sorusunu cevaplayan Erdoğan, ihracat için yatırımın artması gerektiğini ve şu an yatırımın arttığını vurguladı.

Erdoğan, istihdamın da arttığına işaret ederek "Çünkü bu işsizliği aşağı çekecek. Ama işsizlikte de bizim en önemli gücümüz neydi? Mevsimsel işsizlik. Mevsimsel işsizliği de ortadan kaldıran neydi? Turizmdi. Şu anda Kültür ve Turizm Bakanım önce yanında bir heyetle Almanya yaptı, Almanya'dan olumlu haberlerle döndü. Bu arada bir Moskova seyahati yaptılar. Oradan da olumlu sayılabilecek haberlerle döndüler. İnşallah bu kovalamaca devam ediyor." dedi.

Brüksel'deki NATO toplantısında İngiltere Başbakanı Boris Johnson ile görüşeceğini ifade eden Erdoğan, şunları kaydetti:

"Onunla da bunları konuşacağız. Bütün bunların yanında yine bize daha çok turist hangi ülkelerden geliyorsa oraları ben de sıkıştıracağım, onlarla konuşmalarım, görüşmelerim olacak. Bütün operatörler ve Turizm Bakanımız ümitlerini yitirmediler, ümitleri var ve turizmde inşallah bir hareketlenme görüyorum. Yani Rusya olsun, Ukrayna olsun, Almanya olsun, bütün buralardan olumlu sinyaller inşallah alıyoruz, alacağız.

Bu ara yerli turizmde bir hareketlenme başladı. Onlar da tabii okullarla bağlantı kurdular vesaire. Malum şimdi karnelerle alakalı süreç 18'i ile birlikte başlayacak. Temmuz'un başından itibaren de zaten bir tatil sürecine herhalde girme durumu olacak."

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı döneminde Taksim'de cami yapılacağı alanı gösterdiği görüntülerin hatırlatılması üzerine Erdoğan, söz konusu yerin uzun zamandan beri aklında olduğunu, cami yapımı kararı alındıktan sonra Sur Yapı şirketinin sahibi Altan Elmas ve kardeşlerinin camii yapımını üstlendiğini söyledi. Söz konusu ismin, aynı zamanda mimar olduğunu, caminin ince işçilikleri dahil her şeyiyle ilgilendiğini aktaran Erdoğan, bu muhteşem eserin kısa zamanda İslam dünyası ve Türkiye'ye kazandırıldığını vurguladı.

"Adnan Menderes'ten itibaren Taksim'e cami yapılmak isteniyor. O günlerden bugünlere pek çok engel ortaya konuyor. Bir kutuplaşma malzemesine dönüştürülüyor Taksim Camisi. Bu noktada bu zihniyete bir kırgınlık veya kızgınlığınız var mı?" sorusu üzerine Erdoğan, şunları söyledi:

"Böyle bir yaklaşım içinde olursam, bu bana zaten yakışmaz. Çünkü tarihçesine baktığımız zaman Taksim Camisi'nin yapımıyla alakalı olarak orada kimlerin ismi yok ki, çok enteresandır. Yani merhum Vehbi Koç'un, aynı şekilde Demirel'in, bunların Taksim Camisi ile ilgili gayretleri, çabaları var. Allah rahmet etsin, Hasan Paşa'nın, Mehdi Sungur Paşa'nın, bunların hepsinin orada gayretleri, emekleri var. Burayı bir an önce yaptıralım. Hasan Aksay beyin yine burada dernek yönetiminde görevleri oldu. Yani şu anda aklıma gelmeyen daha birçok isimler söz konusu. Çünkü orada cami diye bir şey yoktu. Şöyle bir ufacık mescit diyelim. Oraya sıkışıyorlar, yağmur çamur demeden gazeteler seriliyor veya kimisi seccadeyle geliyor içeride dışarıda sıkışılıyordu."

"Deniz salyasına karşı mücadele edeceğiz"

Son zamanlarda Marmara Denizi'nde görülen deniz salyasının (müsilaj) yoğunluğuna ilişkin soru üzerine Erdoğan, bu konuda kendilerinin de yapması gereken işler olduğunu ancak İstanbul Büyükşehir Belediyesi başta olmak üzere özellikle denize kıyısı olan belediyelere sorumluluk düştüğünü hatırlattı.

İstanbul Büyükşehir Belediye başkanı olduğunda Ergene'yi temizlemek için kapsamlı çalışmalar yaptırdığını, bu sayede bölgenin temizlendiğini anlatan Erdoğan, şöyle devam etti:

"Şimdi işte bir şeye benziyor ama ne kadar benzerse benzesin, kıyısında CHP'li belediyeler olduğu için oralardaki fabrikaların atık sularını engellemiyorlar. Burada da tabii bu müsilaj çok farklı bir olay, yani bu maalesef adeta kenardan kıyıdan, orada oluşturulan bir şey değil. Adeta suyun kendi nevi şahsından da kaynaklanan oradaki gelen atıkların kıyılara attığı bu tür şeyler de var. Şu anda Çevre ve Şehircilik Bakanlığımızın da burada çalışmaları devam ediyor. Üniversitelerle ortak çalışma içerisine girdiler. Yine Allah'ın izniyle bu işi çözeceğiz, bunun başka çaresi yok. Yani bunu İstanbul Büyükşehir Belediyesinin eline bırakamayız. Antalya'ya gidiyorsun orda da var. Birçok ilimizde aynı sıkıntı var. Denize kıyısı olan her yerde var. O zaman Çevre ve Şehircilik Bakanlığımız olarak biz yapacağız. Büyükşehir belediyeleri ile irtibatı geçip müşterek neler yapabiliriz onların üzerinde de duracağız. Çünkü bunların hepsi bir yerde ülkemizin sorunudur. Ülkemizin sorununa kalkıp da 'Şu belediyenin sorunudur, bu belediyenin sorunudur.' demeyiz. İmkanları yetmeyebilir ama devlet olarak biz varız ve biz bu işin eninde sonunda hakkından geleceğiz."

"Haliç yeniden kokmaya başladı"

Öğrencilik yıllarında Kasımpaşa'dan Fatih'e sandallarla geçtiğini, oradan da Fener'e ulaştığını anlatan Erdoğan, o dönem Haliç bölgesinde balçıkların yüzeye vurduğunu belirterek şunları kaydetti:

"Orada o zaman gemilerin arasından geçerdik. Orası yavaş yavaş kara bağlamaya başlamıştı, artık balçıklar yüzeye vurmuştu. Öyle bir zaman oldu ki Eyüp Sultan'ın karşısında malum Halıcıoğlu, orası da tamamen karasal hale gelmişti. Şu andaki Haliç Kongre Merkezinin olduğu yerde o zaman işkembeciler, kokoreççiler vardı. Hayvanlar orada kesilirdi. Temizlik falan böyle bir şey söz konusu değildi. Belediye Başkanı olduktan sonra ilk yaptığımız iş, bu kara parçalarını buradan nasıl temizleyeceğiz diye sorduk. İSKİ'nin başına da Veysel Bey'i getirmiştim. Veysel Hoca da ulusal, uluslararası bazda bir çalışma yaptı. Bazı üniversiteler 'Burayı doldurmamız lazım.' dedi. Burayı doldurduğun zaman biz maksada ulaşamayız ki. Derdimiz burayı temizleyip buradaki bu güzelliği korumak. Buradaki çıkan çamuru da uygun bir yere gönderelim, dedik. Pompaj sistemiyle oradaki o balçık oradan Alibeyköy'de 550 bin metrekarelik bir alana taş ocağa gönderdik. Öyle bir metot ki oraya gönderiliyor, ondan sonra orada bir adeta tülbent gibi bir uygulamadan süzülüyor su geri geliyor çamurlu su orada kalıyor. Şu anda orada yaklaşık 600 metrekarelik çocuklar için oyun parkı alanı yaptık."

Bunun bir çevrecilik eseri olduğunu ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanının bunun görmesi gerektiğini söyleyen Erdoğan, yeni belediye yönetimiyle birlikte Haliç'in kokmaya başladığını anlattı.

Kanal İstanbul Projesi

Kanal İstanbul Projesi'ne de değinen Erdoğan, "Çılgın Proje" olarak açıkladığı projenin yaklaşık 12 yıldan beri sürdüğünü belirterek "O günden bugüne işleyen bir süreç ama şu anki zat bu işleri kavramamış, yani bu işler için dertli olmak lazım, deli divanesi olmak lazım, İstanbul'un deli divanesi olmadan bu işi çözemez." dedi.

Kanal İstanbul Projesi'nin aynı zamanda stratejik bir yatırım da olduğunu vurgulayan Erdoğan, "Kanal İstanbul Projesine de bağımsızlığımızın ve egemenliğimizin tesis edileceği stratejik bir yatırım olarak bakıyoruz. Haziran ayının sonunda inşallah Kanal İstanbul için ilk köprünün temellerini atıyoruz. Daha fazla bekleyemeyiz. Çünkü 6 tane köprü yapılacak Kanal İstanbul'un üzerine. Şimdi biz ilk köprünün temelini atacağız ki hızlandıralım işi, ardından 5 köprünün daha temeli atılacak." diye konuştu.

Kanal İstanbul Projesi kapsamında yeni bir müjde vermek istediğini dile getiren Erdoğan, kanalın her iki tarafında 250'şer bin konutluk devasa şehirler kurulacağını ifade etti. Adeta şehir içinde şehir oluşturulacağına işaret eden Erdoğan, bu proje kapsamında 200 bilim adamı ile çalışmalar yürüttüklerini, bunun neticesinde doğal ve kültürel değerlerin korunmasına yönelik planların hazırlandığını aktardı.

Kanal İstanbul Projesine kararlı bir şekilde devam edeceklerinin altını çizen Erdoğan, yerli ve yabancı yatırımcılarla çok güçlü konsorsiyum sağlayarak bu işi sürdüreceklerini vurguladı. İstanbul Büyükşehir Belediyesinin Kanal İstanbul Projesi'ne karşı yürüttüğü faaliyetlerin hatırlatılması üzerine Erdoğan, şunları söyledi:

"Sorsanıza bunlara, sizin karanlık da olsa bir eseriniz var mı? Şu anda bu yapılan eserler, icabında bütün bu yapılan konutlardan geri dönüşüm olmak üzere bir imkan sağlanabilir mi? Sağlanır. Belki bu müteahhitlik firmalarına veya bu ihaleye girecek olan firmalar diyecekler ki 'Biz bu konutlardan elde edeceğimiz gelirlerle buranın yapımını üstleneceğiz.' Çünkü biz kaynakların çeşitlendirilmesinden yanayız. Yaptığımız her işi, hani 'yap, işlet, devret' diyoruz ya bunun en önemli sırrı nedir biliyor musunuz? En önemli sırrı bunu yap, işlet, devret yönteminde, kaynakların çeşitlendirilmesi suretiyle gelir kaynaklarını artıracaksın, onunla da yatırım yapacaksın. Bunların kafası bu işe çalışmaz. Ya bir şey yapın, ya bir eserinizi görelim ya... Şimdi bunu yaptığımız zaman bunlar çılgına dönecekler. Marmaray'ı yaptık, nerede gidiyor bu? Denizin altında. Neyle yaptık? İşte aynı anlayışla yaptık. Avrasya'yı yaptık, aynı anlayışla yaptık. Belli bir süre işletecekler, ondan sonra kime devredecekler? Türkiye Cumhuriyeti devletine. Ama bunların kafası basmaz, yok bunlarda böyle bir araştırma. Ben ekonomistim, kaynak üretmek nasıl olur, bunun üzerine çalışacaksın. Böyle sadece saldırmakla hakaret etmekle filan kaynak üretilmez. Bir şey yap, yol yap İstanbul'un her tarafı delik deşik." değerlendirmesini yaptı.

Soru üzerine Erdoğan, göreve geldiklerinde Türkiye'nin IMF'ye 23,5 milyar dolar borcu olduğunu, 2013'te bu miktarı ödeyerek IMF ile ilişkilerini kestiklerini hatırlattı.

Hayvan hakları yasa çalışması

Hayvan haklarına ilişkin yasa çalışmasına yönelik soruyu yanıtlayan Erdoğan, AK Parti milletvekillerinin bu konuda yaptıkları çalışmanın Mecliste kanunlaşma aşamasında olduğuna işaret etti.

Geçen hafta AK Parti Merkez Karar Yürütme Kurulunda hayvan haklarına yönelik konuyu görüştüklerini ve sürecin hızlandırılmasını istediğini aktaran Erdoğan, "Şu anda Tekirdağ Milletvekilimiz Mustafa Bey, komisyon başkanı da olması hasebiyle de işi süratle devam ettiriyorlar. İnşallah başaracağız." dedi.

Kimi zaman televizyonda gördüğü hayvanlara yönelik muamele karşısında yıkıldığını dile getiren Erdoğan, kendisinin de 15-16 evcil hayvanı bulunduğunu, bunların gittiği yerlerde kendisine ve eşine hediye edildiği anlattı.

Ayrıca evde oğlunun muhabbet kuşlarının bulunduğuna dikkati çeken Erdoğan, şunları kaydetti:

"Bizim Rümeysa kızımız var, o da bir alem. Bana kendilerini gösteriyor, onda da 3-4 tane kedi var. Yani sevilmeyecek gibi değil. İşte bazen bu pitbullar falan ürkütüyor. Ama biliyorsunuz bizim öyle bir peygamberimiz var ki... Yolda giderken kenarda bir köpek ölüsünü görüyor, birileri burnunu kapatıyor. Fakat peygamber efendimiz 'Dişleri ne kadar güzel' diyor. İşte biz böyle bir peygamberin ümmetiyiz. Aynı şekilde büyük sahabe Ebu Hureyre... Adı niye Hureyre? Kedilerin babası. Böyle bir ümmetiz, böyle bir ümmetin mensuplarıyız. Dolayısıyla bizim hayvanlara karşı olan yaklaşımımızın kesinlikle çok farklı olması lazım, çok olumlu olması lazım. Tedbirlerimiz neyse alacağız. Bu çalışma kamuoyunda evcil hayvanlara yönelik düzenleme gibi algılanıyor ama biz bunu çok daha geniş düşünüyoruz. İnşallah bu kapsamda da bunu bitireceğiz."

Ayasofya-i Kebir Camii Şerifi'nde düzenlenen törende torunu Ömer Tayyip Erdoğan'ın hafızlık icazeti aldığının hatırlatılması üzerine Erdoğan, torununun böyle bir meziyete sahip bulunmasından çok mutlu olduğunu sözlerine ekledi.

Trump ile Erdoğan baş başa görüşecek

Cumhurbaşkanı Erdoğan, yaklaşan NATO Liderler Zirvesi kapsamında Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Donald Trump ile ikili bir görüşme gerçekleştireceğini açıkladı. Kritik zirvede küresel güvenlik ve ikili ilişkiler masaya yatırılacak

24.06.2026 18:20:00
Haber Merkezi
Trump ile Erdoğan baş başa görüşecek
Trump ile Erdoğan baş başa görüşecek
Cumhurbaşkanı Erdoğan, bugün yaptığı açıklamada NATO Liderler Zirvesi'ndeki diplomasi trafiğinin en önemli ayağını duyurdu. Erdoğan, zirve programı kapsamında ABD Başkanı Donald Trump ile baş başa bir araya geleceğini açıkladı. Bu görüşme, iki liderin küresel ve bölgesel gelişmeleri en üst düzeyde değerlendirmesi açısından stratejik bir önem taşıyor.

Masadaki kritik başlıklar

İki lider arasında gerçekleşecek baş başa görüşmenin ajandası oldukça yoğun. Diplomatik kaynaklardan edinilen bilgilere göre masada yer alacak öncelikli konular şunlar:

• NATO'nun Geleceği: İttifakın genişleme stratejileri ve savunma harcamaları.

• Bölgesel Güvenlik: Orta Doğu'daki son durum ve terörle mücadelede iş birliği.

• Ukrayna Krizi: Savaşın sonlandırılmasına yönelik barış girişimleri ve stratejik adımlar.

• Ekonomik İlişkiler: Türkiye ve ABD arasındaki ticaret hacmini artırma hedefleri.

Küresel siyasette gözler bu randevuda

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın bu açıklaması, uluslararası kamuoyunda da geniş yankı uyandırdı. Uzmanlar, iki liderin yapacağı bu baş başa görüşmenin sadece Türkiye-ABD ilişkilerinin seyrini değil, NATO zirvesinden çıkacak ortak kararları da doğrudan etkileyebileceğini belirtiyor. Zirve sürecinde iki liderin heyetler arası görüşmelerin yanı sıra bu özel formatta bir araya gelmesi, stratejik ortaklığın kritik başlıklarında doğrudan uzlaşı arayışı olarak yorumlanıyor.

Görüşmenin kesin saati ve yerine ilişkin detayların önümüzdeki günlerde netleşmesi bekleniyor.

Araçtan şebekeye (V2G) teknolojisi küresel enerji krizini çözebilir

Dünya Ekonomik Forumu’nun son raporuna göre, gün boyu otoparklarda atıl bekleyen milyonlarca elektrikli araç, enerji krizine karşı devasa birer mobil bataryaya dönüşüyor

24.06.2026 18:00:00
Eyüp Kabil
Araçtan şebekeye (V2G) teknolojisi küresel enerji krizini çözebilir
Araçtan şebekeye (V2G) teknolojisi küresel enerji krizini çözebilir
Dünya Ekonomik Forumu (WEF) tarafından Çin'de düzenlenen "Summer Davos" liderler zirvesinde yayımlanan güncel rapora göre, Araçtan Izgaraya (Vehicle-to-Grid / V2G) yani "Her Şeyden Şebekeye" enerji aktarım teknolojisi küresel enerji altyapısını kurtaracak en önemli hamlelerden biri olarak kabul edildi. Yapay zeka yazılımları ve gelişmiş akıllı şebeke altyapılarıyla desteklenen bu sistem, elektrikli araçların sadece enerji tüketen değil, aynı zamanda şebekeyi besleyen aktif birer güç istasyonu olmasını sağlıyor.

Dünya genelinde elektrik şebekelerinin aşırı yüklenme ve fosil yakıt bağımlılığıyla boğuştuğu bu dönemde, laboratuvardan çıkıp kitlesel üretime hazır hale gelen bu teknoloji, enerji yönetiminde tamamen merkezsiz bir dönemi başlatıyor.


Atıl duran araçlar enerji depolama merkezine dönüşüyor


İstatistiklere göre, dünyadaki binek araçlar ve ev tipi lityum piller günün ortalama yüzde 90'ından fazlasında otoparklarda veya garajlarda hiçbir işlev görmeden bekliyor. V2G teknolojisi, tam da bu atıl kapasiteyi küresel enerji arzını dengelemek üzere devreye sokuyor.

Çift Yönlü Şarj Akışı: Geliştirilen yeni nesil entegre altyapılar sayesinde, elektrikli araç sahipleri pillerini sadece doldurmakla kalmıyor; ihtiyaç anında bu enerjiyi evlerine ya da doğrudan şehir şebekesine geri satabiliyor.

Zirve Saatleri Yönetimi: Elektrik talebinin tavan yaptığı ve kesinti risklerinin arttığı akşam saatlerinde, sisteme bağlı binlerce araçtan şebekeye anlık enerji pompalanıyor.

Maliyet Avantajı: Tüketiciler elektriğin ucuz olduğu gece saatlerinde araçlarını şarj edip, enerjinin pahalı olduğu yoğun saatlerde sisteme geri satarak doğrudan gelir elde edebiliyor.


Yapay zeka ve yenilenebilir enerjinin entegrasyonu


Güneş ve rüzgar gibi yenilenebilir enerji kaynaklarının en büyük problemi, hava durumuna bağlı olarak sürekli dalgalanma göstermeleridir. Yapay zeka destekli V2G yazılımları, hava tahminlerini ve şehirlerin anlık enerji tüketim verilerini analiz ederek milyonlarca aracın ne zaman şarj olacağını, ne zaman şebekeyi besleyeceğini saniyeler içinde optimize ediyor.

Bu entegrasyon sayesinde yeşil enerji kaynaklarından üretilen fazla elektrik ziyan edilmeden milyonlarca aracın bataryasında depolanıyor. Elektrik üretiminin düştüğü anlarda ise bu piller devreye girerek fosil yakıtlı ek santrallerin çalıştırılması ihtiyacını tamamen ortadan kaldırıyor. Küresel çapta test edilen pilot bölgelerde, bu yöntemle karbon salınımında ciddi düşüşler kaydedildi.


Küresel devlerin altyapı yarışı başladı


Teknolojinin ticari olarak ölçeklenmesiyle birlikte hem otomotiv hem de enerji yazılımı şirketleri bu alana milyarlarca dolarlık yatırım yapıyor. Enerji ve akıllı şebeke yönetimi üzerine çalışan yeni nesil teknoloji öncüleri, mevcut elektrik şebekelerinin "gizli" kapasitelerini açığa çıkarmak üzere dijital ikizler ve yeni nesil hibrit transformatörler üretiyor.

Apple, Google ve önde gelen küresel otomotiv üreticileri, araç içi yazılımlarını ve şarj ünitelerini bu çift yönlü enerji aktarım standardına uygun hale getirmeye başladı. Sadece batarya kalitesini koruyan değil, aynı zamanda şebekeyle mikro saniyeler düzeyinde güvenli iletişim kuran bu sistemler, geleceğin akıllı şehirlerinin ana omurgasını oluşturuyor.

Dünya Ekonomik Forumu 2026’nın en etkili 10 teknolojisini açıkladı

Yapay zekadan fiziksel dünyaya geçiş hızlanırken, bu yılın parlayan yıldızları kanser aşıları, kuantum simülasyonları ve sıfır elektrikle soğutma sağlayan malzemeler oldu

24.06.2026 16:00:00
Eyüp Kabil
Dünya Ekonomik Forumu 2026’nın en etkili 10 teknolojisini açıkladı
Dünya Ekonomik Forumu 2026’nın en etkili 10 teknolojisini açıkladı
Dünya Ekonomik Forumu (WEF), her yıl merakla beklenen ve geleceği şekillendirecek olan "Top 10 Emerging Technologies" (2026'nın En Önemli 10 Gelişen Teknolojisi) raporunu yayımladı. Frontiers iş birliğiyle yapay zeka analizleri kullanılarak hazırlanan rapor, teknoloji yarışının artık sadece yazılım ve sohbet botlarından ibaret olmadığını; doğrudan sağlık, enerji, altyapı ve gıda gibi fiziksel alanlara kaydığını net bir şekilde ortaya koyuyor.

2026 yılı, laboratuvarda geliştirilen teorik buluşların küresel ölçekte ticari ve kitlesel üretime geçtiği kritik bir kırılma noktası olarak kayıtlara geçiyor.


Sağlıkta devrim: Kişiselleştirilmiş mRNA kanser aşıları


Raporda en çok dikkat çeken unsurların başında sağlık sektöründeki dönüşüm geliyor. Tek tip kanser tedavisi dönemi, yerini hastanın kendi tümör hücrelerine göre tasarlanan kişiselleştirilmiş mRNA kanser aşılarına bırakıyor.

Çalışma Prensibi: Hastanın tümör dokusu dizilenerek benzersiz mutasyonlar ve proteinler tespit ediliyor.

Bağışıklık Eğitimi: Tespit edilen bu işaretlere özel üretilen mRNA aşısı, hastanın kendi bağışıklık sistemine kanserli hücreleri bulup yok etmeyi öğretiyor.

Klinik Başarı: Güney Karolina'da gerçekleştirilen güncel bir melanom (cilt kanseri) klinik denemesinde, bu kişiselleştirilmiş aşıyı immünoterapi ile birlikte alan hastaların ölüm veya hastalığın nüksetme riskinde yüzde 40 ila yüzde 50 oranında azalma gözlendi.

İlaç keşif süreçlerinde ise Kuantum Simülasyonları devreye giriyor. Klinik denemelere giren her 10 ilaçtan 9'unun başarısız olduğu ilaç sektöründe, kuantum bilgisayarlar moleküllerin atomik seviyedeki davranışlarını simüle ederek milyarlarca kombinasyonu önceden test edebiliyor. IBM ve Moderna ortaklığında yürütülen protein katlanması simülasyonları, yeni ilaçların laboratuvar süreçlerini yıllardan günlere indirmeyi başardı.


İklim ve enerji: Elektriksiz soğutma ve çevre temizliği


2026 yılı küresel sıcaklık rekorlarıyla mücadele ederken, teknoloji dünyası enerji tüketmeyen alternatif çözümlere odaklanıyor. Pasif radyatif soğutma malzemeleri, üzerlerine gelen güneş ışığını doğrudan atmosferin dışına, uzay boşluğuna geri yansıtarak binaların hiç elektrik harcamadan serin kalmasını sağlıyor.

Enerji ve çevre başlıklarında öne çıkan diğer kritik teknolojiler ise şu şekilde devrim yaratıyor:

Doğrudan Lityum Çıkarımı (DLE): Geleneksel buharlaştırma havuzları yerine, tuz düzlüklerinden birkaç saat içinde batarya kalitesinde lityum üreterek elektrikli araç devrimini hızlandırıyor.

PFAS İmhası: Doğada asla yok olmadığı için "sonsuz kimyasallar" olarak bilinen PFAS maddelerini zararsız bileşenlere ayırarak içme sularını temizliyor.

Hassas Fermentasyon: Genetik olarak programlanmış mikroplar yardımıyla, hayvancılığa ihtiyaç duymadan tanklarda gıda bileşenleri ve ilaç ham maddeleri üretiyor.


Siber güvenlikte yeni çağ: Kafes Tabanlı Kriptografi


Yapay zeka ve kuantum bilgisayarların işlem gücü arttıkça, mevcut internet şifreleme yöntemlerinin siber korsanlar tarafından kırılma riski de büyüyor. WEF raporu, gelecekteki kuantum saldırılarına karşı dijital dünyayı koruyacak olan Kafes Tabanlı Kriptografi (Lattice-based cryptography) teknolojisini yılın en stratejik güvenlik hamlesi olarak ilan etti.

Verileri karmakarışık geometrik kafes yapıları içine gizleyen ve sistemin içine yapay "gürültüler" ekleyen bu yeni nesil matematiksel şifreleme, hem klasik hem de kuantum bilgisayarlarla yapılacak siber saldırıları imkansız hale getiriyor. Teknoloji halihazırda Apple'ın iMessage gibi küresel platformlarında aktif olarak kullanılmaya başlanmış durumda.


"Yazılımdan fiziksel dünyaya geçiş"


Frontiers Baş Editörü Frederick Fenter, bu yılki listeyi değerlendirirken yapay zekanın itici güç olmaya devam ettiğini ancak en büyük etkinin artık yazılım dünyasından fiziksel dünyaya (fabrikalara, hastanelere ve enerji şebekelerine) geçtiğini vurguluyor. 2026 yılı, insanlığın gıda güvensizliği, iklim değişikliği ve tedavisi olmayan hastalıklar karşısında teknolojiyi en somut şekilde sahaya sürdüğü yıl olarak tarihe geçmeye aday görünüyor.

Milli elektro-optik hedefleme sistemi TOYGUN'la yapılan atışlarda tam isabet

Bayraktar KIZILELMA'dan ASELSAN'ın geliştirdiği Düşük Görünürlüklü Elektro-Optik Hedefleme Sistemi TOYGUN ile yapılan test atışlarında, milli güdüm kitleri TEBER-82 ve LGK-82 hedefi tam isabetle vurdu

24.06.2026 13:50:00
AA
Milli elektro-optik hedefleme sistemi TOYGUN'la yapılan atışlarda tam isabet
Milli elektro-optik hedefleme sistemi TOYGUN'la yapılan atışlarda tam isabet
Bayraktar KIZILELMA'dan ASELSAN'ın geliştirdiği Düşük Görünürlüklü Elektro-Optik Hedefleme Sistemi TOYGUN ile yapılan test atışlarında, milli güdüm kitleri TEBER-82 ve LGK-82 hedefi tam isabetle vurdu

Baykar'dan yapılan açıklamaya göre, Bayraktar KIZILELMA'nın gerçekleştirdiği test atışlarında, hedefleme ve işaretleme milli elektro-optik hedefleme sistemi TOYGUN tarafından yapıldı.

ASELSAN'ın LGK-82 ve ROKETSAN'ın TEBER-82 güdüm kitleriyle sabit kara hedefine yönelik gerçekleştirilen test atışı başarıyla tamamlandı.

ASELSAN Genel Müdürü Ahmet Akyol, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, Bayraktar KIZILELMA'nın keskin gözünün ASELSAN TOYGUN olduğunu belirterek, "Düşük görünürlük avantajını koruyarak hedefleme ve işaretleme, LGK ve TEBER ile vuruş. Bu başarı, milli mühendisliğimizin geldiği seviyenin ve güçlü işbirliğimizin somut bir göstergesidir. Emeği geçen tüm ekiplerimizi yürekten kutluyorum." ifadesini kullandı.

ROKETSAN Genel Müdürü Murat İkinci de KIZILELMA'dan yapılan test atışında TEBER-82 Güdüm Kiti'nin hedefi başarıyla vurduğunu aktararak, "Birlikte geliştirdiğimiz milli teknolojilerimizle gücümüze güç katmaya devam ediyoruz." değerlendirmesinde bulundu.

Almanya vizesinde yeni dönem; başvurular tamamen dijital olacak!

Alman Seyahat Birliği (DRV) tarafından Türkiye'nin Berlin Büyükelçiliği ev sahipliğinde düzenlenen yaz resepsiyonu; siyaset, turizm, medya ve diplomasi dünyasından 300'e yakın önemli ismi bir araya getirdi.
 

24.06.2026 13:40:00
AA
 Almanya vizesinde yeni dönem; başvurular tamamen dijital olacak!
 Almanya vizesinde yeni dönem; başvurular tamamen dijital olacak!
Alman Seyahat Birliği (DRV) tarafından Türkiye'nin Berlin Büyükelçiliği ev sahipliğinde düzenlenen yaz resepsiyonu; siyaset, turizm, medya ve diplomasi dünyasından 300'e yakın önemli ismi bir araya getirdi.

Etkinlikte konuşan Almanya'nın Denizcilik Ekonomisi ve Turizmden Sorumlu Hükümet Koordinatörü Christoph Ploss, ağır işleyen vize işlemlerinin turistler ve iş dünyası önünde büyük bir bariyer oluşturduğuna dikkat çekerek, bu sorunu aşmak adına Ulusal Turizm Stratejisi kapsamında dijital vize dönemine geçileceğini duyurdu.

"Mesafe kat ettik"
Yoğun bürokrasinin pek çok kişiyi Almanya'ya seyahat etmekten alıkoyduğunu belirten Ploss, "Konuyu Dışişleri Bakanımızla şahsen görüştüm ve kendisinin de yakından ilgilenmesiyle ciddi mesafeler katettik. Bu yıl ve önümüzdeki yıl atacağımız adımlarla hayata geçecek dijital vize kolaylığının, Türk-Alman dostluğunu çok daha ileriye taşıyacağına inanıyorum" ifadelerini kullandı.

Yığılmalar engellenebilir
Söz konusu dijital dönüşüm; vize başvurularının tamamen çevrimiçi platformlara aktarılmasını, basılı etiketlerin kaldırılarak dijital vizelere geçilmesini ve sınır kontrollerinde biyometrik doğrulama teknolojilerinin kullanılmasını kapsıyor.

Bu yeni sistemle birlikte başvuru yığılmalarının engellenmesi, evrakta sahteciliğin önüne geçilmesi, sınır güvenliğinin artırılması ve seyahatlerin çok daha hızlı hale getirilmesi hedefleniyor.

Almanya'ya vize işlemleri
Almanya'ya vize işlemleri, kısa süreli ziyaretler için Schengen vizesi ve 90 günden uzun süreli kalışlar için ulusal vize olarak ikiye ayrılıyor.

Türk vatandaşları için Schengen vizesi, 90 gün içindeki seyahatler için gerekli. Uzun süreli ikamet (iş, aile birleşimi gibi) için ulusal vize başvurusu yapılıyor.

Başvurular, Almanya'nın Türkiye'deki dış temsilcilikleri aracılığıyla veya resmi randevu sistemiyle gerçekleştiriliyor. Gerekli belgeler arasında Schengen başvuru formu, seyahat amacına uygun evraklar ve finansal durum kanıtı bulunuyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Türkiye, bugün bölgesinde ve dünyada daha önce hiç tecrübe etmediği bir ağırlık, bir itibar kazanmıştır" dedi

Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Türkiye, bugün bölgesinde ve dünyada daha önce hiç tecrübe etmediği bir ağırlık, bir itibar kazanmıştır" dedi

24.06.2026 13:27:00
AA
 Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Türkiye, bugün bölgesinde ve dünyada daha önce hiç tecrübe etmediği bir ağırlık, bir itibar kazanmıştır" dedi
 Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Türkiye, bugün bölgesinde ve dünyada daha önce hiç tecrübe etmediği bir ağırlık, bir itibar kazanmıştır" dedi
Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, AK Parti TBMM Grup Toplantısı'nda yaptığı konuşmada, 81 ilin yanı sıra, Avrupa'da ve dünyanın farklı yerlerinde milleti başarıyla temsil eden bütün vatandaşlara selamlarını gönderdi.

"Çeşitli zorlukları göğüsleme pahasına izzetli bir hayatın, haysiyetli bir duruşun mücadelesini veren tüm soydaşlarımıza, gönül coğrafyamızdaki her bir kardeşime aynı şekilde saygılarımı, sevgilerimi yolluyorum." diyen Erdoğan, grup toplantısını her zaman olduğu gibi yine büyük bir coşkuyla, tam bir kardeşlik atmosferi içinde gerçekleştirdiklerini söyledi.

"Partimizi yeni katılımlarla büyütmeye devam edeceğiz"
Kelimelerin tarif etmekte yetersiz kaldığı içten sevdaları dolayısıyla katılımcılara teşekkür eden Erdoğan, şunları söyledi:

"Bugün bir kez daha AK Parti'nin millete hizmet davasını omuzlayan tüm yol ve dava arkadaşlarıma, partimize, hareketimize yaptıkları katkılardan dolayı şükranlarımı sunuyor, Cenabıallah'a şahsıma böyle bir teşkilatla Türkiye'ye hizmet etme bahtiyarlığı bahşettiği için hamdediyorum. Kavganın, bel altı vuruşların, karşılıklı itibar suikastlarının Türk siyasetini zehirlediği bu günlerde, kardeşliği yücelten, tevazuyu büyüten, nezaketi ve vefayı elden bırakmayan AK Parti ailesiyle iftihar ediyorum. Partimizi ve ailemizi inşallah yeni katılımlarla büyütmeye devam ediyoruz, devam edeceğiz."

Kartalkaya'daki otel yangınında yakınlarını kaybedenler adliye önünde açıklama yaptı

Bolu Kartalkaya Kayak Merkezi'ndeki Grand Kartal Otel'de 21 Ocak 2025'te çıkan yangında yakınlarını kaybedenler, Bolu Adliyesi önünde açıklama yaptı

23.06.2026 17:00:00
AA
Kartalkaya'daki otel yangınında yakınlarını kaybedenler adliye önünde açıklama yaptı
Kartalkaya'daki otel yangınında yakınlarını kaybedenler adliye önünde açıklama yaptı

Adliye önünde pankart açan aileler adına konuşan, olayda 8 yakınını kaybeden avukat Yüksel Gültekin, yangının üzerinden 17 ay 2 gün geçtiğini belirtti.

"Davada birinci derece kusurlu gösterilen Turizm Bakanlığı ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı personeliyle ilgili maalesef bugüne kadar herhangi bir hukuki gelişme olmadı." diyen Gültekin, 40 yıllık avukat olarak ilgili personel hakkında iddianame düzenlenmemesini izah edemediğini söyledi.

Adalet Bakanı Akın Gürlek'e kurulan komisyonla aydınlatılan cinayetler dolayısıyla bir vatandaş olarak teşekkür ettiğini belirten Gültekin, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Ayrıca 'Suç işleyen herkes yakasından tutulacak ve yargı önüne çıkarılacak.' sözünü de önemsiyorum ve güven duyuyorum. Sayın Adalet Bakanım, Bolu Cumhuriyet Başsavcılığı, Kültür ve Turizm Bakanlığının 1. derece kusurlu olduğunu tespit etti. Netice itibarıyla Turizm Bakanı yargılama müsaadesi vermedi, buna rağmen Danıştay bu kararı kaldırarak, 'Yargılanmalılar, hesap vermeliler.' dedi. Sayın Bakanım, sizden 78 canımız adına rica ediyorum. Gecikmeden, mümkünse bugün, değilse yarın bu dosyanın iddianamesinin düzenlenmesi için talimat verin. Aksi halde bu sürecin ilerlemeyeceğini düşünüyoruz."

Devletine ve milletine bağlı insanlar olduklarını vurgulayan Gültekin, "17 aydır sabırla bekliyoruz ancak bu duyarsızlık karşısında sabrımız tükenmiştir. Savcılığa gidiyoruz, 'Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı personeli bekleniyor.' deniyor. Diğerlerinde beklenmezken burada neden bekleniyor'" ifadelerini kullandı.

Gültekin, ailelerin 17 ay 2 gündür uyumadıklarını dile getirerek, "Nefesimiz yettiği sürece bu davanın takipçisi olacağız. Evlatlarıma her gün söz veriyorum ve sözümü tutacağım. Bu olayda zerre kadar ihmali olan herkes yargı önüne çıkacak ve hesap verecek. Biz davamızdan vazgeçmeyiz." dedi.

"Gecikmeksizin iddianame hazırlanmalıdır"

Yangında kardeşi ve iki yeğenini kaybeden Çiğdem Sarıtaş da "Kültür ve Turizm Bakanlığı görevlileri hakkında soruşturma izni verilmiş olmasına rağmen neden hala iddianame hazırlanmadığını" sordu.

Sarıtaş, İl Özel İdaresi ve Bolu Belediyesi görevlilerinin Ağır Ceza Mahkemesi'nde yargılandığını hatırlatarak, şöyle devam etti:

"Aynı bilirkişi raporlarında aynı derecede sorumlu gösterilen bakanlık görevlileri için hukuk neden aynı şekilde işletilmemektedir' Bizim talebimiz ayrıcalık değil, eşitliktir. İl Özel İdaresi ve Belediye görevlileri için işletilen hukuk, Bakanlık görevlileri için de işletilmelidir. Birinci dosyada esas alınan sorumluluk tespitleri doğrultusunda Bakanlık görevlileri hakkında gecikmeksizin iddianame hazırlanmalıdır. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı görevlileri hakkındaki soruşturma izinleri derhal tamamlanmalıdır."

Sarıtaş, Bakanlık yetkililerinin önceki dosyayla paralel şekilde Ağır Ceza Mahkemesi önünde yargılanmalarının sağlanması gerektiğini söyledi. 

Öğretmenlerin Ankara direnişi sürüyor

Özel sektörde çalışan eğitim emekçileri ile mülakat mağduru öğretmenlerin taban maaş, iş güvencesi ve atama hakkı talebiyle Ankara'da başlattığı süresiz açlık grevi eylemi kararlılıkla devam ediyor. Polis müdahalelerine ve fenalaşan arkadaşlarına rağmen geri adım atmayan öğretmenler, Çalışma Bakanlığı ile randevu masası kurulana kadar Başkent'i terk etmeyeceklerini duyurdu

23.06.2026 14:50:00
Haber Merkezi
Öğretmenlerin Ankara direnişi sürüyor
Öğretmenlerin Ankara direnişi sürüyor
Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası çatısı altında bir araya gelen eğitimciler ile mülakat mağdurlarının 14 Haziran'da Ankara'da başlattığı eylemler kapsamında yürütülen süresiz açlık grevi devam ediyor.

Sendika genel merkez binası önünde devam eden grev boyunca bazı öğretmenler kan şekerinin düşmesi ve halsizlik nedeniyle ambulansla hastaneye kaldırıldı. Tedavileri tamamlanan eğitimciler, "Hakkımızı almadan eve dönüş yok" diyerek grev alanına yeniden geri döndü.

Masada iki net talep var

Direnişteki öğretmenler, eylemlerinin temel çıkış noktasını oluşturan iki hayati konunun çözüme kavuşturulmasını istiyor.

2014 yılında kaldırılan taban maaş hakkının geri getirilmesini isteyen özel okul ve kurs öğretmenleri, kamudaki meslektaşlarıyla eşit ücret hakkı ve asgari ücrete mahkûm edilmeyecekleri yasal bir düzenleme talep ediyor.

2025 KPSS'de yüksek puan almalarına rağmen mülakat komisyonlarının kararları nedeniyle atama hakları ellerinden alınan 1611 öğretmenin haklarının iade edilmesi de isteniyor.

Görüşmeler tıkandı, Bakanlık önünde müdahale

Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası Genel Başkanı Eren Edebali, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından kendilerine geçen yıl sözü verilen "Özel Okul Öğretmenlerinin Çalışma Hayatı" başlıklı toplantının, işveren derneklerinin ikna edilememesi gerekçesiyle bir yıldır ertelendiğini açıkladı.

Öğretmenlerin taleplerini iletmek ve muhatap bulabilmek amacıyla Çalışma Bakanlığı önüne yaptığı yürüyüş ve oturma eylemine ise emniyet güçleri sert müdahalede bulundu. Çıkan arbedede çok sayıda sendika üyesi ve destekçi eğitimci ters kelepçe yöntemiyle gözaltına alındıktan sonra serbest bırakıldı.

Ülke genelinden destek yağıyor

Ankara'daki açlık grevi sürerken eyleme destek sesleri dalga dalga büyüyor. Eğitim-Sen ve Eğitim-İş sendikalarının yanı sıra İzmir, İstanbul, Bursa ve Mersin gibi pek çok şehirde öğretmenler sokağa çıkarak Ankara'daki meslektaşlarına yönelik polis müdahalelerini protesto etti. Siyasi partiler ve sivil toplum kuruluşları da yayımladıkları mesajlarla öğretmenlerin insanca yaşam ücreti ve iş güvencesi taleplerinin derhal yasalaştırılması çağrısında bulunuyor.

Öte yandan bugün, muhalefet milletvekillerinin mülakat mağdurları ve özel sektör öğretmenlerinin sorunlarını görüşmek üzere TBMM Milli Eğitim Komisyonu'nu olağanüstü toplama talebi resmen reddedildi. Komisyon Başkanı Ayşen Gürcan, içtüzük gereği komisyonların önlerinde havale edilmiş bir kanun teklifi olmadan toplanamayacağını gerekçe göstererek talebi geri çevirdi.

Mülakat Mağduru Öğretmenler Platformu tarafından yapılan ortak deklarasyonda; mülakatların tamamen kaldırılacağı sözünün bizzat hükümet yetkilileri tarafından verildiği hatırlatıldı. Öğretmenler, "Söz tutmak bizim kültürümüzde namustur. Bizi 'Gidin, durulun' diyerek uyutamayacaksınız. Hakkımızı alana kadar Ankara'da sokaklarda kalmaya ve açlık grevine destek vermeye devam edeceğiz" mesajını yineledi.

Kalp çarpıntısında bu belirtiler ihmale gelmez


 
Modern yaşamın yol açtığı düzensiz uyku alışkanlıkları, sigara, yoğun stres, sağlıksız beslenme, hareketsizlik, kronik hastalıklar ve aşırı kafein tüketimi gibi etkenler kalp sağlığını olumsuz etkiliyor.
 

23.06.2026 14:36:00
MURAT ÇORBACI
Kalp çarpıntısında bu belirtiler ihmale gelmez
Kalp çarpıntısında bu belirtiler ihmale gelmez

Özellikle son yıllarda giderek yaygınlaşan uykusuzluk sorunu, kalp ritminde bozulmalara ve çarpıntı şikayetlerine zemin hazırlayabiliyor. Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Mert İlker Hayıroğlu, çoğu zaman önemsenmeyen uyku apnesi ve horlama problemlerinin de uzun vadede ciddi ritim bozukluklarına yol açabildiğini belirterek, "Kalp çarpıntısı, günümüzde yalnızca yetişkinlerde değil, gençlerde hatta çocuk yaş grubunda da daha sık görülüyor. Bilimsel çalışmalar; uyku düzenindeki bozuklukların, uyku apnesi ve horlama gibi sorunların kalp ritmini olumsuz etkileyebildiğini gösteriyor. Kalp çarpıntısı bazı durumlarda müdahale gerektiren önemli ritim bozukluklarının habercisi olabiliyor" dedi. Prof. Dr. Hayıroğlu, kalp çarpıntısında ihmale gelmez 8 sinyali anlattı.

Göğüs ağrısı

Kalp çarpıntısıyla birlikte göğüste baskı, sıkışma ya da ağrı hissedilmesi kalp-damar hastalıklarının habercisi olabiliyor. Özellikle ağrının kola, sırta veya çeneye yayılması riskli durumlara işaret edebiliyor.

Nefes darlığı

Çarpıntıyla birlikte nefes almakta zorlanılması, kalbin yeterince verimli çalışamadığını gösterebiliyor. Merdiven çıkarken ya da kısa yürüyüşlerde bile nefes nefese kalınması dikkat gerektiriyor.

Baş dönmesi ve bayılma hissi

Kalp ritmindeki bozukluklar beyne giden kan akışını etkileyebiliyor. Bu nedenle çarpıntıyla birlikte baş dönmesi, göz kararması ya da bayılma hissi yaşanması durumunda kardiyoloji uzmanına başvurmakta fayda var.

Soğuk terleme

Aniden başlayan yoğun terleme bazı kalp problemlerinde görülebiliyor. Özellikle çarpıntıyla birlikte gelişen soğuk terleme acil değerlendirme gerektirebiliyor.

Halsizlik ve aşırı yorgunluk

Kişinin kendini normalden çok daha yorgun hissetmesi, günlük aktivitelerde bile zorlanması kalbin düzensiz çalıştığını düşündürebiliyor. Bu nedenle herhangi bir aktivite olmadan ortaya çıkan halsizlik ve aşırı yorgunluk şikayetlerini ihmal etmemek gerekiyor.

Nabzın düzensiz hissedilmesi

Kalbin bazen çok hızlı, bazen de düzensiz atıyormuş gibi hissedilmesi ritim bozukluklarının işareti olabiliyor. Prof. Dr. Hayıroğlu, özellikle sık tekrar eden düzensizliklerde kontrolün şart olduğunu belirtiyor.

Çarpıntının uzun sürmesi

Birkaç saniyelik kısa çarpıntılar çoğu zaman geçici nedenlerden kaynaklanabiliyor. Ancak dakikalarca süren ya da sık sık tekrarlayan çarpıntılar ileri inceleme gerektirebiliyor.

Dinlenirken ortaya çıkması

Egzersiz ya da heyecan olmadan, özellikle istirahat halinde gelişen çarpıntıların, bazı kalp ritim bozukluklarına işaret edebildiğini belirten Prof. Dr. Hayıroğlu, bu durumda mutlaka doktora başvurulması gerektiğini söylüyor.

Tedavisi kolaylaştı

Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Mert İlker Hayıroğlu, günümüzde teknoloji ve tıp alanındaki hızlı gelişmeler sayesinde kalp ritim bozukluklarına çok daha erken ve doğru şekilde tanı konulabildiğini belirtti.

Erhan Karaal'ın kaçırılmasına ilişkin 6 şüpheli tutuklandı

İBB Kültür AŞ Genel Müdür Yardımcısı Erhan Karaal'ın, kaçırılmasına ilişkin soruşturma kapsamında gözaltına alınan 12 şüpheliden 6'sı tutuklandı

 

23.06.2026 10:13:00
Anadolu Ajansı
Erhan Karaal'ın kaçırılmasına ilişkin 6 şüpheli tutuklandı
Erhan Karaal'ın kaçırılmasına ilişkin 6 şüpheli tutuklandı

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Kültür AŞ Genel Müdür Yardımcısı Erhan Karaal'ın, Maltepe'de kaçırılmasına ilişkin soruşturma kapsamında gözaltına alınan 12 şüpheliden 6'sı tutuklandı.

İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığınca Karaal'ın kaçırıldığı iddiasına ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında adliyeye götürülen şüphelilerin buradaki işlemleri tamamlandı.

Nöbetçi sulh ceza hakimliğine sevk edilen zanlılardan 6'sının tutuklanmasına, 6'sının ise adli kontrol şartıyla serbest bırakılmasına hükmedildi.

Ne olmuştu?

Başsavcılık, Karaal'ın Maltepe'de kaçırıldığı iddiasına ilişkin soruşturma başlatmış, mağdurun bulunması ve şüphelilerin yakalanması için polise talimat vermişti.

İstanbul Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube Müdürlüğü ekiplerinin çalışmalarının ardından Tuzla'da bir inşaat alanında bulunan Karaal'ın sağlık durumunun iyi olduğu öğrenilmişti.

Soruşturma kapsamında olayla bağlantılı olduğu değerlendirilen toplam 12 şüpheli gözaltına alınmıştı.

Emniyetteki işlemleri tamamlanan şüpheliler, Anadolu Adalet Sarayı'na sevk edilmişti. Savcılıkta ifadeleri alınan şüphelilerden 6'sı tutuklama, 6'sı ise adli kontrol tedbiri uygulanması talebiyle nöbetçi sulh ceza hakimliğine sevk edilmişti. 

logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.