logo
28 EYLÜL 2026

Erdoğan'dan Kılıçdaroğlu'na 'hançer' çağrısı: Soru işaretlerini gider

Erdoğan, partisinin grup toplantısında CHP'nin 7. Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun öznesi olduğu 'hançer' polemiğine ilişkin konuştu. "Ortaya dökülenler buz dağının görünen kısmı" diyen Erdoğan, Kılıçdaroğlu'na 'çık kafadaki soru işaretlerini gider' çağrısında bulundu.

29.05.2024 13:30:00 / Güncelleme: 29.05.2024 14:00:09
Anadolu Ajansı
 
Erdoğan'dan Kılıçdaroğlu'na 'hançer' çağrısı: Soru işaretlerini gider
Erdoğan'dan Kılıçdaroğlu'na 'hançer' çağrısı: Soru işaretlerini gider
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisinin grup toplantısında 28 Mayıs 2023'teki Cumhurbaşkanlığı Seçimi'nden önce yaşananlar için Kemal Kılıçdaroğlu'nu hedef aldı. Karanlıklarda yapılan pazarlıkları dile getirerek Kılıçdaroğlu'nu işaret eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Vaktin varken çık her şeyi itiraf et" dedi.

Erdoğan, "Sinsi ve kirli pazarlıklar suyun altında saklı. Adaylarının bolca vakti varken üzerindeki şüphe bulutlarını temizlemesi önemlidir. Gereksiz tartışmaların içine ülkemizi sürüklemek yerine çıksın soru işaretlerini gidersin. İşaret dili ve imalarla konuşmayı bırakıp her şeyi itiraf etsin" şeklinde konuştu.

Erdoğan, AK Parti TBMM Grup Toplantısı'nda yaptığı konuşmada, bugünün 1071'le başlayan fetihler zincirinin altın halkası olan İstanbul'un Fethi'nin 571'inci seneyi devriyesi olduğunu hatırlattı.

Erdoğan, daha 21 yaşında, askeri ve siyasi dehasıyla, birinci sınıf mühendisliğiyle, abidevi kişiliğiyle, ilmiyle, cesaretiyle İstanbul'u millete armağan eden Fatih Sultan Mehmet'i ve ordusunu bir kez daha rahmetle yad ettiğini söyledi.

Sultan Fatih Mehmet Han'ın, 571 yıl önce henüz 21 yaşındayken İstanbul'u fethederek, bir çağı kapattığını yeni bir çağın kapılarını açtığını anımsatan Erdoğan, İstanbul'un o tarihten itibaren, Türk ve İslam dünyasının güç merkezi, idare merkezi, bilim ve sanat merkezi haline geldiğini belirtti.

İstanbul'un fethinin dünya tarihi için ne kadar önemliyse, milletin seciyesi, kurucu gücü, "fatih millet" kimliği bakımından da aynı derece mühim olduğunu vurgulayan Erdoğan, şöyle konuştu:

"Fetih anlaşılmadan, milletimizin mefkuresi, Kızılelma ideali anlaşılmaz. Fetih anlaşılmadan, gemileri karadan yürüten azim, inanç, ufuk ve strateji anlaşılmaz. Fetih anlaşılmadan, Yahya Kemal'in İstanbul'u niye 'Türk İstanbul' diye tarif ettiği anlaşılmaz. Fetih, İstanbul'un karanlık bahtını aydınlığa çevirmek demektir. Fetih, 'İstanbul'u aç, gülzar yap' öğüdünü tutup, şehri bir gül bahçesine, gönül bahçesine dönüştürmek demektir. Fetih, bayındır kılmak; sadece toprağı, sadece şehirleri değil gönülleri de mamur etmek demektir. Fethe 'işgal' diyenlerin, İstanbul'un duvarlarını 'zulüm 1453'te başladı' yazılarıyla kirletenlerin, İstanbul'un fethinden 250 yıl önce şehri istila edip, taş üstünde taş bırakmayan, mabetlerdeki emanetlere kadar, kadınların çeyizlerine kadar yağmalayan Haçlı sürülerinden hiçbir farkı yoktur."

"İstanbul'umuzu korumaya, güzelleştirmeye devam edeceğiz"

İstanbul'un, fetih ve Fatih ruhundan koparılmasına göz yummayacaklarının altını çizen Erdoğan, birileri hala kabullenemese de İstanbul'un Türk ve Müslüman olduğunu ve ebediyen böyle kalacağını vurguladı.

Siyasi hayatının hiçbir safhasında, İstanbul'a şehirlerden bir şehir olarak bakmadıklarını belirten Erdoğan, İstanbul'un, her şeyden önce ecdadın, Fatih Sultan Mehmet Han'ın, kutlu ordunun tüm neferlerinin, şehit ve gazilerinin emaneti olduğunu söyledi.

İstanbul'un milletin göz bebeği olduğunu, İstanbul'a hizmet ederken hep bu şuurla hareket ettiklerini dile getiren Erdoğan, şöyle devam etti:

"Ayasofya'yı zincirlerinden kurtarıp, Fatih'in mirasına uygun şekilde, işte bu şuurla tekrar ibadete açtık. Şehrin her karışına eserlerimizle, hizmetlerimizle mührümüzü işte bunun için vurduk. İnşallah aziz İstanbul'umuzu korumaya, kollamaya, güzelleştirmeye devam edeceğiz. Bu vesileyle, başta Sultan Fatih olmak üzere, Feth-i Mübarek'te yer almış tüm gazi ve şehitlerimize Allah'tan rahmet diliyorum. İlk fetih hareketlerinden günümüze kadar hak aşkıyla, peygamber aşkıyla, vatan aşkıyla, bağımsızlık aşkıyla bu toprakları mübarek kanlarıyla şereflendiren şehit ve gazilerimizin ruhları da şad olsun. İstanbul'un fethinin 571'inci yıldönümünün bir kez daha sizler ve tüm milletimiz için hayırlı, mübarek olmasını temenni ediyorum."

"Kimin kimi hançerlediği meselesiyle bugüne kadar hiç ilgilenmedik"

Dün, 28 Mayıs 2023'te yapılan Cumhurbaşkanı seçiminin ikinci turunun birinci yıl dönümü olduğunu hatırlatan Erdoğan, 28 Mayıs'ta yapılan ikinci tur seçiminde yüzde 52,2 oy oranıyla milletin tercihine mazhar olarak görevi tekrar üstlendiklerini söyledi.

28 Mayıs'ta, rekor oy oranıyla bir kez daha görevi şahsına tevdi eden aziz millete şükranlarını sunan Erdoğan, şunları kaydetti:

"28 Mayıs seçimleri sonrasında ifşa olan gizli saklı anlaşmalar, ülkemizin nasıl büyük bir felaketin eşiğinden döndüğünü ortaya koyuyor. Sağda solda vatan, millet, ahlak edebiyatı yapanların; koltuk uğruna, üç kuruşluk siyasi çıkarları uğruna savundukları tüm değerleri nasıl kolayca sattıklarını hep beraber takip ediyoruz. Daha önce de söylemiştim; Ortaya dökülenler buzdağının sadece görünen kısmıdır. Asıl büyük skandallar, kirli ve sinsi pazarlıklar suyun altında saklıdır. Karanlık noktaları aydınlatacak olanlar, öncelikle dönemin aktörleridir. 6'lı koalisyon masasının cumhurbaşkanı adayının, hazır bolca da vakti varken, üzerindeki şüphe bulutlarını temizlemesi önemlidir. Türk siyasetini zehirlemek, Türkiye'ye vakit, nakit ve enerji kaybettirecek gereksiz tartışmaların içine ülkemizi sürüklemek yerine, çıksın, milletin zihnindeki soru işaretlerini gidersin. İşaret diliyle, imalarla konuşmayı bıraksın, her şeyi açık açık itiraf etsin. Biz, kimin kimi hançerlediği meselesiyle bugüne kadar hiç ilgilenmedik ama, ucundan kan damlayan o zehirli hançerin, 14-28 Mayıs seçimlerinde milletimizin sırtına saplanmasına da izin vermedik."

Milletin şahsına, AK Parti'ye ve Cumhur İttifakı'na deruhte ettiği ağır mesuliyetin farkında olduklarını vurgulayan Erdoğan, AK Parti ve Cumhur İttifakı olarak Türkiye'nin birliğinin, dirliğinin ve aydınlık yarınlarının teminatı olduklarını söyledi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, sadece kendilerine oy verenlerin değil, farklı tercihte bulunanların da emanetine sıkı sıkıya sahip çıktıklarını ifade etti.

85 milyon vatandaşın tamamının güvenine layık olmak için durmadan, duraklamadan koşturmaya devam ettiklerinin altını çizen Erdoğan, "Türkiye Yüzyılı'nın inşası için; güçlü, müreffeh ve küresel siyasette iddia ve etki sahibi bir Türkiye için canla başla çalışıyoruz. Pazartesi günkü kabine toplantımız sonrasında inşallah hükümetimizin bir yıllık karnesini kamuoyumuzla paylaşacağız. Ne yaptığımızın, son 1 yılda ülkemize hangi hizmetleri, projeleri ve eserleri kazandırdığımızın hesabını inşallah milletimize vereceğiz. Rabbim bizi ülkemize ve milletimize karşı mahcup etmesin diyorum. Gurbetçilerimizle birlikte 28 Mayıs'ta bize destek veren yaklaşık 28 milyon vatandaşımın her birine buradan tekrar teşekkür ediyorum." değerlendirmesinde bulundu.

"İsrail'e açık açık destek verdiniz"

İsrail'in Gazze'de yürüttüğü soykırımın, milyonlarca sivilin sığındığı Refah bölgesine yapılan saldırılarla çok daha kanlı bir safhaya girdiğini belirten Erdoğan, önceki gün, güya güvenli bölgedeki sivillerin yaşam mücadelesi verdikleri çadırlara düzenlenen saldırıda en az 45 masum Filistinlinin şehit edildiğini kaydetti.

Görüntülere bakmaya can, kalp dayanmadığını ifade eden Erdoğan, bir babanın, sadece birkaç aylık, kafası kopmuş bebeğini, çaresizlik içinde, eğer kaldıysa, eğer hala varsa, dünyanın, insanlığın vicdanına gösterdiğini söyledi.

Tekvir Suresi'nin 9. ayetini hatırlatan Erdoğan, şöyle konuştu:

"15 bin masum çocuktan ne istediniz? İçinizde insanlıktan kırıntı kalmadı mı? Hiç mi vicdanınız yok? Hiç mi insafınız yok? Hiç mi değeriniz, sınırınız, haddiniz, hududunuz yok? İnsanlığa bu kadar mı düşmansınız? Kalbinizde merhametin zerresi de mi yok? Yeryüzünde hiçbir din, vallahi şu vahşeti meşrulaştıramaz. Masum bir bebeğin kafasını kopartmayı, çadırlarında masum sivillerin yakılarak öldürülmesini hiçbir inanç, ne kadar sapkın olursa olsun, hiçbir ideoloji meşru görmez, gösteremez. Dünya, bir hastanın, bir manyağın, bir psikopatın, Netanyahu denilen kanla beslenen vampirin barbarlığını izliyor, hem de canlı yayında izliyor. Ey Amerikan devleti; bu kan senin eline de bulaşmıştır. Bu soykırımdan sen de en az İsrail kadar sorumlusun. Ey Avrupa'nın devlet ve hükümet başkanları; İsrail'in bu soykırımına, bu barbarlığına, bu vampirliğine siz de ortak oldunuz. Çünkü sustunuz. Hastane, okul, cami vurdular, sustunuz. Yardım konvoyu vurdular, sustunuz. Gazeteci, doktor, yardım görevlisi vurdular, sustunuz. Hastane bahçelerinden toplu mezarlar çıktı, tepki göstermediniz. 'Hamas' diyerek, İsrail'e açık açık destek verdiniz."

"Gazze'de sadece insanlık değil Birleşmiş Milletler de ruhuyla birlikte ölmüştür"

Gazze'de sadece insanlığın masum yavruların ölmediğini, sadece soykırım yaşanmadığını ifade eden Erdoğan, Gazze'de insanlık ölürken, Avrupa'da da demokrasinin, insan haklarının, ifade özgürlüğünün, basın özgürlüğünün, kadın ve çocuk haklarının da öldüğünü söyledi.

Bundan sonra hiçbir Avrupalının çıkıp da kibirle, parmak sallayarak, üstenci bir dille, demokrasiden, insan haklarından, ifade özgürlüğünden, basın özgürlüğünden bahsetmemesini isteyen Erdoğan, İsrail'in Gazze'de insanlığı öldürdüğünü; Avrupa'nın ise kendi değerlerini öldürdüğünü, kendisini var eden bütün değerleri ayaklarının altında çiğnediğini kaydetti.

Yıllardır buldukları her uluslararası platformda, Birleşmiş Milletler kürsüsünde "Dünya beşten büyüktür" diye haykırdıklarını hatırlatan Erdoğan, Birleşmiş Milletler'e seslenerek şu ifadeleri kullandı:

"21'inci yüzyılda, canlı yayınla tüm insanlığın izlediği bir soykırımı durduramayacaksan, sen ne işe yararsın? Eğer dünyanın geleceği beş ülkenin keyfine kaldıysa, ne gerek var o devasa binalara, o kadar harcamaya, o kadar insanı çalıştırmaya? Bırakınız soykırımı durdurmayı, Birleşmiş Milletler kendi personelini, kendi yardım çalışanlarını dahi koruyamadı. Gazze'de sadece insanlık değil, Birleşmiş Milletler de ruhuyla birlikte ölmüştür.

Buradan İslam dünyasına da bir çift sözüm var: Ortak bir karar almak için daha neyi bekliyorsunuz? Tepki göstermek için daha ne olmalı? Gazze sokaklarında şehit naaşlarını köpekler yiyor. İsrailli teröristler, Müslümanların evlerine girip yatak odalarından fotoğraf paylaşıyor. Müslüman çocuklar hastanelerde katlediliyor. Bebeklerin boynu koparılıyor. Çadırlarda insanlar yakılıyor. Ne zaman göreceksiniz bunları? Ne zaman tepki göstereceksiniz? Ne zaman bir araya gelip, kararlı bir duruş sergileyeceksiniz? Bu zulümler karşısında İslam İşbirliği Teşkilatı ne zaman etkili, caydırıcı bir politika izleyecek? İslam alemi, ne zaman Filistinli kardeşlerinin hakkını, hukukunu, canını koruyacak? Vallahi Allah bunun hesabını size, hepimize sorar."

Bir avuç teröristin, İslam coğrafyasının tam merkezinde, tam kalbinde Müslüman soykırımı yaparken görmezden gelene, duymazdan gelene, sessiz, tepkisiz kalana Allah'ın hesabını soracağını vurgulayan Erdoğan, "Bu coğrafyada yaşayan herkes şunu çok iyi bilmeli ve anlamalıdır: İsrail, uluslararası hukukun kontrolüne girmeden, kendini uluslararası hukukla bağlı görmeden, hiç kimse, hiçbir ülke, hiçbir devlet güvende değildir. Bunu, açık söylüyorum, Türkiye de dahildir. Bu barbarlık Gazze ile sınırlı mı zannediyorsunuz? Asla ve asla kan içmeye doymayacaklar. Sırtlarını sıvazlayanlar olduğu müddetçe, asla ve asla durmayacaklar." diye konuştu.

Hukuk ve kural tanımaz bir İsrail'in sadece Filistin için, sadece Gazze için değil, tüm insanlık için, dünya barışı için de tehdit olduğunu kaydeden Erdoğan, Netanyahu'nun bugün izinden gittiği Hitler'in, Amerika ve Sovyetler Birliği'nin ittifakıyla, geç de olsa durdurulduğunu söyledi. Erdoğan, "Daha geç olmadan, Netanyahu ve cinayet şebekesi tamamen kontrolden çıkmadan; bu soykırım, bu vahşet, bu barbarlık insanlığın ittifakıyla artık derhal durdurulmalı." dedi.

Erdoğan, AK Parti TBMM Grup Toplantısı'nda yaptığı konuşmada, İspanya, İrlanda ve Norveç'in Filistin'i bir devlet olarak tanımalarının, yaşanan karamsar tablo içinde umutları bir nebze olsun artırdığını belirtti.

Filistin'i bir devlet olarak tanıyan, insani ve cesur duruşu sergileyen tüm dost ülkeleri tebrik eden Erdoğan, "Şu an itibarıyla, 147 ülke Filistin'i bir devlet olarak tanımış durumdadır. Yani, Birleşmiş Milletlere üye 193 ülkenin dörtte üçünden fazlası Filistin'i egemen bir devlet olarak kabul etti. 147 ülkenin ortak kararı, 5 üyeden oluşan Güvenlik Konseyinin keyfine bırakılamaz. Tüm dost ve kardeş ülkeleri, bu adaletsizliğe itiraz etmeye davet ediyoruz. Tekrar söylüyorum, Dünya 5'ten büyüktür. 147, 5'ten büyüktür. İnsanlığın ortak vicdanı, 5'ten büyüktür." diye konuştu.

İsrail'in şu anda bir başka devletin topraklarını işgal ettiğini vurgulayan Erdoğan, İsrail'in bu işgale derhal son vermesi, yaptıklarının bedelini de hukuk önünde ödemesi gerektiğini ifade etti.

İsrail'in ve İsrail'i destekleyenlerin, yaşanan soykırımın unutulacağını zannettiğinin altını çizen Erdoğan, şöyle devam etti:

"Açıkçası, özellikle Batı kamuoyunda bugüne kadar yaptıkları soykırım ve katliamları unutturmayı da başardılar. Ancak bu soykırım unutulmayacak. Ölen bebekleri, çocukları, masum sivilleri dünya unutmayacak. Hastaneleri, üniversiteleri, camileri, kiliseleri, mülteci kamplarını hedef alan bu barbarlık unutulmayacak. Sanatçıları, yazarları, gazetecileri, bilim adamlarını kasten öldüren bu vahşet unutulmayacak. Evlatlarının parçalarını toplamak zorunda kalan anneleri, koklamaya doyamadıkları çocuklarını toprağa veren babaları, dünyanın bütün yükünü minicik omuzlarında taşıyan yetim ve öksüzleri, 7 Ekim'den bu yana Gazze'de ve diğer Filistin topraklarında sahnelenen mezalimi asla ve asla unutmayacağız, unutturmayacağız."

Erdoğan, dünyanın birçok ülkesinde ve üniversitelerde gençlerin soykırımı protesto ettiğine işaret etti.

Akademisyenlerin, profesörlerin, hocaların, siyonist lobinin tüm baskılarına, tüm zorbalıklarına rağmen soykırıma karşı seslerini yükselttiğine dikkati çeken Erdoğan, protesto edenlerin bu uğurda ağır bedeller ödediğini, ifade özgürlüklerinin ellerinden alındığını, gösteri ve protesto haklarının çalındığını kaydetti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, okuldan atılma tehdidine rağmen gençlerin, Filistin'le dayanışma halinde olduğuna dikkati çekti.

"Soykırım suçluları hukuk önünde mahkum edilmeden dünya huzura kavuşmaz"

İnsafı, vicdanı, gözü ve kalbi olan çok sayıda sanatçının, sporcunun, yazarın, bilim insanının da her türlü bedeli göze alarak Gazze'nin sesi olduğunu ifade eden Erdoğan, siyonizmin maskesinin tüm dünyada düştüğünü dile getirdi.

Erdoğan, "Özellikle gençler, siyonizmin nasıl barbar, acımasız, kural ve kanun tanımaz bir sapkınlık olduğunu görmeye başlamışlardır. Açıkçası bu da bir devrimdir. Bu devrimin, siyonist sapkınlıktan arınmış bir dünyayı kuracağını umuyor, dünya genelinde Filistin'i, Gazze'yi yüreğinde taşıyan herkese de buradan dayanışma mesajlarımı gönderiyorum." şeklinde konuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, soykırım şebekesinin hukuka hesap vermesi için atılan tüm adımlara çok güçlü destek verdiklerini söyledi.

Ziyaret ettikleri tüm ülkelerde, katıldıkları tüm çok taraflı toplantılarda bu konuyu gündeme getirdiklerini aktaran Erdoğan, İsrail'e karşı Uluslararası Adalet Divanı'nda açılan "soykırım" davasına müdahil olmayı kararlaştırdıklarını hatırlattı.

Recep Tayyip Erdoğan, ellerindeki tüm belgeleri, bilgileri muhataplarına ulaştırdıklarını bildirerek, şunları ifade etti:

"İsrail yönetiminin ve siyonist lobinin, Adalet Divanını ve yargıçları açıktan tehdit ederek baskı altına almaya çalıştığını görüyoruz. Buna fırsat verilmemelidir. İsrail'in adaletin tecellisine dair son inanç kırıntısını da yok etmesinin mutlaka önüne geçilmelidir. Soykırım suçluları insanlığın vicdanında olduğu gibi hukuk önünde mahkum edilmeden bölgemize barış gelmez, dünya huzura kavuşmaz."

"Siyonizmin eli, içerideki tasmalı piyonları vasıtasıyla her ülkeyi karıştırmaya çalışmaktadır"

Türkiye'deki darbeleri, Filistin davasından ayrı düşünmenin mümkün olmadığını belirten Erdoğan, darbelerin zamanlamasına bakıldığında Türkiye'nin Filistinle dayanışmasını kırmaya yönelik olduğunun net şekilde görüleceğini vurguladı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"12 Eylül'ün Konya'daki Kudüs Mitingi'nin ardından, 28 Şubat'ın Sincan'daki Kudüs Gecesi'nin ardından geldiğini söylemiştim. Yine, 15 Temmuz kanlı darbe girişiminin, siyonizmin uşağı FETÖ'cü hainler tarafından yapıldığını hatırlatmıştım. Önceki gün, 27 Mayıs 1960 darbesinin 64'üncü yıl dönümüydü. O darbeyi de yine Türkiye'nin ve merhum Adnan Menderes'in Filistin hassasiyetinden ayrı düşünmek mümkün değildir. 1949'da, İnönü döneminde İsrail bir devlet olarak resmen tanınmışken, merhum Menderes ve Demokrat Parti Hükümeti önce dengeli bir politika izlemiş, ardından Bağdat Paktı'na katılarak İsrail'i rahatsız etmiştir. Süveyş krizi esnasında, merhum Menderes'in, İsrail'den büyükelçimizi çekmesi, 27 Mayıs darbesinin hazırlıklarını başlatmıştır. Kimse zannetmesin ki mesele sadece Filistin'dir, mesele sadece Gazze'dir. Siyonizmin eli, içerideki işbirlikçileri, içerideki tasmalı piyonları vasıtasıyla, bölgedeki her ülkeyi karıştırmaya çalışmaktadır. İşte buna biz 'dur' dedik."

Erdoğan, 15 Temmuz'da milletle birlikte kahramanca bir direniş sergileyerek sadece FETÖ'cü darbeye değil siyonist darbeye de geçit vermediklerini dile getirdi.

"Bundan sonra da siyonizmin uşaklığını yaparak darbeye kalkışan herkes, karşısında milletin, hukukun ve siyasetin tokadını bulacaktır" diyen Erdoğan, Demokrasi ve Özgürlükler Adası'nda, 27 Mayıs'ın 64'üncü yıl dönümünde, Adnan Menderes'i, Hasan Polatkan'ı, Fatin Rüştü Zorlu'yu andıklarını anımsattı.

Türkiye'de darbeler döneminin sona erdiğini vurgulayan Erdoğan, yabancı güçlerin ajanlığını üstlenerek "Türkiye'yi kurtarmak" yalanıyla, siyasete müdahale etmeye kalkışanların, 15 Temmuz ve 28 Şubat sonrasında olduğu gibi mahkeme karşısında yaptıklarının hesabını vereceğini ve hapiste yaşlanacaklarını dile getirdi.

"Elitlere değil halka baktık"

Cumhurbaşkanı Erdoğan, milli iradeye kastedilmesine, milletin muazzez iradesinin ipotek ve vesayet altına alınmasına müsaade etmeyeceklerinin altını çizerek, "Bir kez daha, merhum Menderes, Polatkan ve Zorlu'yu rahmetle yad ediyorum. Onların canlarını vererek başlattıkları demokrasi ve hukuk mücadelesini kararlılıkla sürdürüyoruz. İnşallah Türkiye'yi darbe mahsulü mevcut anayasadan da kurtararak, hem darbelerle hesaplaşmamızı alnımızın akıyla hitama erdireceğiz hem de demokrasi kahramanlarının ruhlarını şad edeceğiz. İnanıyorum ki gençlerimiz de bizden devraldıkları mili irade bayrağını daha da yüceltecek, ona habis ellerin uzanmasına fırsat vermeyeceklerdir." ifadelerini kullandı.

Siyaset kurumunun, ülkenin ve milletin sorunlarına çözüm üretmek için var olduğuna işaret eden Erdoğan, milletin dertlerine derman, yaralarına çare olunan ölçüde, görevin yapılmış, mesuliyetlerin yerine getirilmiş olunacağını söyledi.

Pusulası millete, milletin sesine ayarlanmış siyasetin temsilcileri olduklarını belirten Erdoğan, bugüne kadar rotalarını daima milletin belirlediğini, istikametlerini milletin çizdiğini, siyasetlerinin hudutlarını milletin tayin ettiğini aktardı.

"Elitlere değil halka baktık" diyen Erdoğan, şunları kaydetti:

"Bağıranların, çağıranların değil sessiz yığınların sesi olduk. Tuzu kurularla değil şehrin çeperlerinde hayat mücadelesi verenlerle yol yürüdük. Sırtını güç odaklarına yaslayanlar için değil Allah'tan ve devletten başka kimsesi olmayanlar için siyaset yaptık. Ne yaptıysak milletimiz için, milletimizle birlikte yaptık. Ne başardıysak, yine aziz milletimizin güçlü desteğiyle başardık. Biz milletimiz için çalıştıkça, didindikçe, şikayetlerine çözüm buldukça; milletimiz de bize sahip çıktı, desteğini ve duasını bizden esirgemedi. Bugün de aynı hassasiyetle yolumuza devam ediyoruz ve edeceğiz. Milletimizi, milletimizin can güvenliğini çok yakından ilgilendiren ve artık tahammül edilemez noktaya varan 'sahipsiz köpek sorununa' işte bu zaviyeden yaklaşıyoruz."

"Türkiye'de 4 milyon civarında sahipsiz köpek olduğu tahmin ediliyor"


Cumhurbaşkanı Erdoğan, AK Parti TBMM Grup Toplantısı'nda yaptığı konuşmada, Türkiye'de 4 milyon civarında sahipsiz köpek olduğunun tahmin edildiğini, resmi rakamın 2 milyon olduğunu, ancak bu konuda sağlıklı bir sayım yapılamadığı için rakamın en az iki kat olduğunun var sayıldığını belirtti.

Sahipsiz köpek sayısının "asimetrik bir şekilde" her yıl katlanarak arttığına dikkati çeken Erdoğan, "Son 20 yılda, 4 milyonu aşkın kuduz riskli temas, 30 kuduz vakası tespit edildi. 2018-2022 yılları arasında, kuduz riskli temas sayısı ortalama 260 bin iken, 2023 yılında bu sayı 438 bine yükseldi. Yine son 5 yılda hayvana çarpma şeklinde 3 bin 534 trafik kazası, 55 ölüm, 5 bin 147 yaralanma vakası gerçekleşti." bilgisini verdi.

Bunun ötesinde, çok daha vahim, çok daha acı tablolarla karşılaştıklarını anlatan Erdoğan, "Ankara Keçiören'de Tunahan çocuğumuz köpekler tarafından parçalandı. Antalya Serik'te Mahra kızımız köpek saldırısından kaçarken kamyonun altında kaldı ve hayatını kaybetti. Bitlis Adilcevaz'da 10 yaşındaki Mustafa evladımız kuduza bağlı olarak maalesef acılar içinde can verdi. Muş'ta, 79 yaşındaki Medine teyzemiz yine köpekler tarafından yaralandı. Daha çok sayıda böyle örnek var." diye konuştu.

"Canlıya, insan olsun, hayvan olsun, bitki olsun, her zaman merhametle yaklaştık"

Hemen her gün başıboş köpeklerin sebep olduğu bir saldırı, bir yaralanma ya da bir trafik kazası haberi aldıklarını ifade eden Erdoğan, sahipsiz köpeklerin, diğer evcil hayvanlara, koyun-keçi sürülerine, koruma altındaki hayvanlara, geyiklere, alacalara saldırdığı haberlerinin geldiğini söyledi.

"Gelişmiş hiçbir ülkede olmayan bir başıboş köpek sorunumuz var." ifadesini kullanan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti:

"Maalesef, bazı ülkeler, Türkiye'ye gelecek turist vatandaşlarını kuduz ve sahipsiz köpekler için uyarmaya başladı. Kuduz riski açısından Türkiye; şu an Afrika ve Asya ülkeleriyle aynı risk kategorisinde yer alıyor. Bunun yanında, 'zoonoz', yani hayvanlardan insanlara bulaşan hastalık riski de giderek yükseliyor. Şimdi bir konuda dikkatlerinizi çekmek istiyorum; bizim medeniyetimiz bir merhamet medeniyetidir. Biz, doğum yapacak bir köpek için ordusunun yolunu değiştiren, köpeğe zarar gelmesin diye başına nöbetçi diken bir Peygamberin ümmetiyiz. Canlıya, insan olsun, hayvan olsun, bitki olsun, her zaman merhametle yaklaştık.

Vakıf medeniyetimize baktığınızda, hayvanları korumak, hayvanları tedavi etmek, göç eden kuşlara sahip çıkmak adına vakıfların kurulduğunu görürsünüz. Batılıların bitmeyen savaşlarda birbirlerini boğazladıkları bir dönemde, bizim medeniyetimiz, örneğin Gurabahane-i Laklakan yani Düşkün Leylekler Evi kurarak, göç eden leylekleri, bunun yanında tüm hayvanları tedavi ediyordu."

"Bu meseleyi çözmüş ülke örneklerini inceliyoruz, tüm taraflarla istişare halindeyiz"

Erdoğan, siyaset ilkelerinin belli olduğunu kaydederek, "Yaratılanı severiz, yaratandan ötürü. En başta, hiç kimse bizim merhametimizi sorgulamasın. Kimse bize merhamet üzerinden ders vermeye kalkmasın. 2004 yılında Hayvanları Koruma Kanununu biz çıkardık. 2021 yılında bu yasada değişiklik yaptık, hayvanları 'mal' statüsünden çıkarıp, 'can' statüsüne aldık. Sahipsiz köpek sayısını 'yakala-kısırlaştır', bu metodla çözmek istedik, ama bu bir çözüm olmadı." dedi.

Bu metodun, dünyanın diğer ülkelerinde de sahipsiz hayvan nüfusunu azaltmadığını gösterdiğine işaret eden Erdoğan, "Şu anda bizim artık bu sorunu köklü şekilde bir çözüme kavuşturmamız gerekiyor. Bu meseleyi çözmüş ülke örneklerini inceliyoruz, tüm taraflarla istişare halindeyiz. Tarım Bakanlığımız, sahipsiz köpek sorununu tüm boyutlarıyla uzun bir süredir zaten en ince ayrıntısına kadar çalışmaktaydı. Gerçek şudur; toplumun çok büyük bir kesimi, bu meselenin bir an önce çözülmesini, sokaklarımızın başta çocuklarımız olmak üzere herkes için güvenli hale gelmesini istemektedir. Bu talebe, bu çağrıya, hatta bu çığlığa kayıtsız kalmamız düşünülemez." ifadelerini kullandı.

"Biz istiyoruz ki, barınaklara alınan tüm hayvanlar sahiplenilsin"

Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Burada şu hususun altını özellikle çiziyorum; mevzuatta yapacağımız değişiklikle, biz, sahipsiz köpeklerin sahiplenilmesini amaçlıyoruz. Bu değişiklikteki yegane hedefimiz budur. Hazırlıkları devam eden kanun teklifiyle, köpek bakımevi olmayan yerlerde, hemen bakımevleri kurulacak. Sahipsiz hayvanlar bu bakımevlerinde tutulacak. Ayrıca sahiplenilmeleri için kampanyalar yapılacak. Sahiplenilen hayvanlar kısırlaştırılacak, aşılanacak ve çip takılarak sahibine teslim edilecek. Bundan sonra da çok sıkı takip edilecek. Biz istiyoruz ki, barınaklara alınan tüm hayvanlar sahiplenilsin."

Özellikle hayvanseverlerin bu süreçte, barınaklardaki köpekleri sahiplenmek suretiyle daha fazla sorumluluk alacaklarına inandığını bildiren Erdoğan, "Aynı şekilde belediyelerin yasanın kendilerine yüklediği görevleri en güzel şekilde yerine getirerek sürece olumlu katkı sağlamasını bekliyoruz. Eğer bunu başarabilirsek, bir sonraki adıma da ihtiyaç kalmayacağını düşünüyoruz. Böylece, bu önemli sorunu hep birlikte, en geniş mutabakatla, milletimizin arzu ve beklentileri yönünde çözmüş olacağız." değerlendirmesinde bulundu.

Erdoğan, 2 Haziran Pazar günü 3 ilçe ve 4 beldede belediye başkanlığı seçimlerinin yeniden yapılacağini belirterek, "Adaylarımıza Mevla'dan muvaffakiyetler diliyorum. AK Parti ve Cumhur İttifakı olarak inşallah önemli bir seçim zaferine imza atacağımıza inanıyorum. Sizlere Meclis çalışmalarınızda başarılar temenni ediyorum. Hafta sonu Kızılcahamam'da gerçekleştireceğimiz İstişare Toplantımızda görüşmek üzere hepinizi Allah'a emanet ediyorum. Sağ olun, var olun, Allah'a emanet olun." diyerek konuşmasını noktaladı.

SIRA DEMİRÖREN BORCUNA NE ZAMAN GELECEK?”

Mehmet Şimşek, krediye ilişkin ayrıntıları “banka ve müşteri sırrı” gerekçesiyle açıklamamıştı. Şimdi soru daha da büyüyor: Devletin parası söz konusu olduğunda “sır” perdesi ne zaman kalkacak?

28.09.2026 19:40:00
Haber Merkezi
 
SIRA DEMİRÖREN BORCUNA NE ZAMAN GELECEK?”
SIRA DEMİRÖREN BORCUNA NE ZAMAN GELECEK?”
Türkiye'de yüz binlerce yatırımcıyı ilgilendiren fon krizinde paraların akıbeti ve denetim tartışılırken, yıllardır kamuoyunun yanıt beklediği başka bir dosya yeniden gündemde: Ziraat Bankası'ndan Demirören Grubu'na kullandırılan yüz milyonlarca dolarlık kredi. Mehmet Şimşek, krediye ilişkin ayrıntıları "banka ve müşteri sırrı" gerekçesiyle açıklamamıştı. Şimdi soru daha da büyüyor: Devletin parası söz konusu olduğunda "sır" perdesi ne zaman kalkacak?

Fon skandalında yüz binlerce yatırımcı bekliyor

Sermaye Piyasası Kurulu (SPK), 17 Eylül 2026'da 7 portföy yönetim şirketine ait 131 fonun tasfiyesine karar verdi. SPK'nın 23 Eylül'deki açıklamasına göre söz konusu fonlarda 455 bin 758 tekil yatırımcı bulunuyor.

Fon krizinde toplam büyüklük konusunda farklı rakamlar gündeme gelirken, tasfiye kapsamındaki fonların büyüklüğü çeşitli hesaplamalarda 826 milyar lira ile yaklaşık 891 milyar lira arasında gösteriliyor.

Süreç yalnızca finansal kayıplar açısından değil, denetim mekanizmalarının nasıl işlediği açısından da tartışılıyor. Soruşturma kapsamında 24 Eylül itibarıyla tutuklu sayısının 26'ya yükseldiği bildirildi.

BİR TARAFTA YATIRIMCININ PARASI, DİĞER TARAFTA KAMU BANKASININ KREDİSİ

Fon krizinde yüz binlerce yatırımcı parasının ne zaman ve hangi yöntemle geri ödeneceğini beklerken, kamuoyunun yıllardır yanıt aradığı başka bir dosya da yeniden hatırlanıyor.

Demirören Grubu'nun Doğan Medya Grubu'nu satın alma sürecinde Ziraat Bankası'ndan kullandığı 800 milyon dolarlık kredi, uzun süredir tartışma konusu.

Kredinin akıbetine ilişkin TBMM'ye yöneltilen sorulara Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek'in verdiği yanıtta ise ayrıntılar "banka ve müşteri sırrı" gerekçesiyle açıklanmadı.

NE OLMUŞTU?

Kredi, 2018 yılında Demirören Holding'in Doğan Medya Grubu'nu satın alması sürecinde gündeme geldi. Sayıştay raporlarına yansıyan bilgilere göre başlangıçta 800 milyon dolar olarak ifade edilen kredi, yeniden yapılandırmalar sonrasında 895,6 milyon dolarlık bir borç tutarına ulaştı ve 2022'de yüzde 4 faizle 14 yıl vadeye yayıldı.

Daha sonra Sayıştay'ın 2023 yılı incelemelerinde de borcun yapılandırmalara rağmen ödeme planına uygun şekilde ödenmediği ve 31 Aralık 2023 itibarıyla Demirören'e ilişkin borç tutarının 30 milyar 208 milyon TL'yi aştığı belirtildi.

8 Ocak 2026: CHP Parti Sözcüsü ve İzmir Milletvekili Zeynel Emre, Demirören Grubu'nun Doğan Medya Grubu'nu satın alması için Ziraat Bankası tarafından kullandırıldığı belirtilen 800 milyon dolarlık kredi konusunda Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek'in yanıtlaması istemiyle TBMM'ye soru önergesi verdi.

18 Şubat 2026: Önergeye Şimşek imzalı yazılı yanıt verildi. Yanıtta, Ziraat Bankası'nın açıklaması aktarıldı ve krediye ilişkin ayrıntıların 5411 sayılı Bankacılık Kanunu'nun 73. maddesindeki "sırların saklanması" hükümleri kapsamında banka/müşteri sırrı olduğu belirtilerek paylaşılmadı.

21 Şubat 2026: Bu yanıt basına 'Demirören kredisine sır perdesi' şeklinde yansıdı.

"SIRA DEMİRÖREN BORCUNA NE ZAMAN GELECEK?"

Fon krizinde SPK'nın müdahalesiyle birlikte "Kim denetledi, riskler neden daha önce görülmedi, yatırımcıların parası nasıl korunacak?" soruları sorulurken, kamu bankası kaynaklarının kullanıldığı Demirören kredisi konusunda da benzer bir şeffaflık tartışması yaşanıyor.

Buradaki kritik fark ise şu: Fon krizinde söz konusu olan yatırımcıların özel tasarrufları, Demirören dosyasında ise kamu bankası Ziraat'ın kullandırdığı kredi.

Dolayısıyla tartışmanın merkezindeki soru yalnızca "borç ne kadar?" değil.

Kamu bankasından verilen yüz milyonlarca dolarlık kredinin bugünkü durumu nedir, ne kadarı tahsil edildi, hangi koşullarda yapılandırıldı ve kamu bu süreçte ne kadar risk üstlendi?

Mehmet Şimşek'in "banka ve müşteri sırrı" gerekçesiyle ayrıntıları açıklamaması, bu soruların ortadan kalktığı anlamına gelmiyor.

Fon krizinin ardından gözler yeniden eski dosyalara çevrilirken, "Fonlardaki paranın hesabı sorulurken, Demirören'in kamu bankasına olan borcunun hesabı ne zaman açıklanacak?" sorusu da yeniden gündeme taşınıyor.

Adıyaman'da DEAŞ operasyonu: 5 gözaltı

Adıyaman'da DEAŞ terör örgütüne yönelik düzenlenen operasyonda yabancı uyruklu 5 şüpheli gözaltına alındı

28.09.2026 14:27:00
İhlas Haber Ajansı
 
Adıyaman'da DEAŞ operasyonu: 5 gözaltı
Adıyaman'da DEAŞ operasyonu: 5 gözaltı
Adıyaman'da DEAŞ terör örgütüne yönelik düzenlenen operasyonda yabancı uyruklu 5 şüpheli gözaltına alındı.

Adıyaman Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde yürütülen soruşturma çerçevesinde, İl Jandarma Komutanlığı Terörle Mücadele ekiplerince DEAŞ'a yönelik operasyon gerçekleştirildi.



Jandarma ekipleri tarafından yürütülen çalışmalar kapsamında yabancı uyruklu R.K.Q.B., W.K.Q.B., R.H.K.B., N.T.H.M. ve N.T.G. isimli şahısların adresleri tespit edildi.

Belirlenen adreslere Özel Harekat Timlerinin de katılımıyla eş zamanlı operasyon düzenlendi. Operasyonda 5 şüpheli yakalanarak gözaltına alındı.

Şüpheliler, sağlık kontrollerinin ardından işlemleri yapılmak üzere İl Jandarma Komutanlığına götürüldü.

Olayla ilgili soruşturma sürüyor.

TBMM Genel Kurulu, 51 günlük aranın ardından yasama çalışmalarına 1 Ekim'de başlayacak

TBMM Genel Kurulu, 51 günlük aranın ardından yasama çalışmalarına 1 Ekim'de başlayacak

28.09.2026 13:35:00
AA
 
TBMM Genel Kurulu, 51 günlük aranın ardından yasama çalışmalarına 1 Ekim'de başlayacak
TBMM Genel Kurulu, 51 günlük aranın ardından yasama çalışmalarına 1 Ekim'de başlayacak
TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş'un katılımıyla, 28. Dönem 5. Yasama Yılı açılışı dolayısıyla ilk olarak Meclis'teki Atatürk Anıtı'na saat 13.00'te çelenk konulacak, saygı duruşunda bulunulacak ve İstiklal Marşı okunacak.

Anıttaki törenin ardından TBMM Genel Kurulu, TBMM Başkanı Kurtulmuş başkanlığında saat 14.00'te açılacak.

Kurtulmuş, yapacağı sunuş konuşması sonrasında Genel Kurul'a Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ı takdim edecek, ardından İstiklal Marşı okunacak. Daha sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan, Genel Kurul'a hitap edecek.

Meclis başkanlarının yasama yılı açılışı dolayısıyla geleneksel olarak verdiği resepsiyon, Kurtulmuş'un ev sahipliğinde TBMM Tören Salonu'nda saat 18.30'da gerçekleştirilecek.

Yasama yılının açılışında devlet protokolü ile davetiye gönderilen izleyiciler dışında TBMM'ye ziyaretçi kabul edilmeyecek.

Genel Kurul, yeni yasama yılının ilk mesaisini 6 Ekim'de yapacak.

Yeni Parti’nin hafta sonu düzenlenen ilçe başkanlıkları ön seçimleri kapsamında, Ankara’da sandık başına giden üyelerin oylarıyla 13 ilçe başkanı belli oldu

Yeni Parti’nin hafta sonu düzenlenen ilçe başkanlıkları ön seçimleri kapsamında, Ankara’da sandık başına giden üyelerin oylarıyla 13 ilçe başkanı belli oldu

28.09.2026 13:00:00
Haber Merkezi
 
 Yeni Parti’nin hafta sonu düzenlenen ilçe başkanlıkları ön seçimleri kapsamında, Ankara’da sandık başına giden üyelerin oylarıyla 13 ilçe başkanı belli oldu
 Yeni Parti’nin hafta sonu düzenlenen ilçe başkanlıkları ön seçimleri kapsamında, Ankara’da sandık başına giden üyelerin oylarıyla 13 ilçe başkanı belli oldu
Yeni Parti'nin hafta sonu düzenlenen ilçe başkanlıkları ön seçimleri kapsamında, Ankara'da sandık başına giden üyelerin oylarıyla 13 ilçe başkanı belli oldu.

Yeni Parti'nin ilçe ön seçimleri 26-27 Eylül tarihlerinde, Türkiye genelinde kurulan sandıklarla gerçekleştirildi. 26 Ağustos tarihine kadar partiye üye olan tüm üyelerin oy kullanabildiği seçimlerde, Ankara'da da 13 ilçede sandık kuruldu. Ön seçim sonuçlarına göre Ankara'nın 13 ilçe başkanı şöyle:

Akyurt - Yalçın İpek

Altındağ - Gökhan Urun

Ayaş - Fatih Öztürk

Çankaya - Ercan Başal

Elmadağ - Mehmet Kurusakız

Etimesgut - Özgür Şahbaz

Gölbaşı - Nazım Sağlam

Keçiören - Görkem Cevahir Yıldırım

Mamak - Şeref Demirbaş

Nallıhan - Mustafa Sarıkaya

Pursaklar - Hüseyin Benek

Sincan - Önder Ağdede

Yenimahalle - Halil Alankuş

Trabzon'da palamut 100-125 lira arasında

Trabzon'da balıkçılar, tezgahlarında yerini alan palamudu tanesi 100 ile 125 lira arasında değişen fiyatlardan satışa sunuyor

 

28.09.2026 12:20:00
Anadolu Ajansı
 
Trabzon'da palamut 100-125 lira arasında
Trabzon'da palamut 100-125 lira arasında

Ortahisar ilçesindeki Moloz mevkisinde yer alan balıkçı tezgahlarında palamudun tanesi 100 ile 125 liradan satılırken, istavritin kilogramı 100, somon 200, çipura 500, levrek ise 600 liradan alıcı buluyor.

Balıkçı Ahmet Çoğalmış, AA muhabirine, vatandaşların bu sezon daha çok palamuda ilgi gösterdiğini söyledi.

Tezgahlardaki palamutların taze olduğunu belirten Çoğalmış, sıcak havanın balıkların görünümünü etkileyebildiğini ifade etti.

Çoğalmış, piyasadaki herkesin şu an taze balık sattığına dikkati çekerek, "Havalar sıcak gittiği için balıklar ezik gibi görünÜyor ama ezik değil. Havaların sıcaklığından dolayı biraz gevşek oluyor. Vatandaş bayat balık aldığını sanıyor ama öyle değil. Şu an piyasa herkes taze balık satıyor." diye konuştu.

Balıkçı Emin Avcı da bu sezon palamudun daha fazla, hamsinin ise daha az olmasını beklediklerini dile getirdi.

Hamsinin şu anda Marmara tarafından geldiğini aktaran Avcı, "Hamsi palamut gibi olmaz, az olur. Şu anda hamsi geliyor ama Marmara tarafından geliyor. Bizim yerli hamsi daha çıkmadı. Palamut olduğu zaman hamsi biraz daha az oluyor" dedi.

İBB davasının 88. duruşması başladı

İBB davasına ilişkin 57'si tutuklu 436 sanığın yargılandığı davanın 88. duruşması başladı

28.09.2026 12:09:00
Anadolu Ajansı
 
İBB davasının 88. duruşması başladı
İBB davasının 88. duruşması başladı

İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesince, Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumu karşısındaki salonda görülen duruşmaya, görevlerinden uzaklaştırılan İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu ile Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık ve Medya AŞ Yönetim Kurulu Başkanı Murat Ongun'un da aralarında bulunduğu bazı tutuklu sanıklar katıldı.

Bazı tutuksuz sanıklar ile avukatlarının da bulunduğu duruşmada, sanıkların yakınları izleyici olarak yer aldı.

Duruşma, tutuksuz sanıkların savunmalarının alınmasıyla devam ediyor.

İddianameden

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosunca hazırlanan iddianamede, Mülkiye Teftiş Kurulu Başkanlığı "ihbar eden" sıfatıyla, Hazine ve Maliye, İçişleri, Enerji ve Tabii Kaynaklar, Tarım ve Orman bakanlıkları ile İstanbul Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü, İBB Başkanlığı ve Şişli Belediye Başkanlığı "suçtan zarar gören" sıfatıyla yer alıyor.

İddianamede, 16 kişi "müşteki", 7'si firari, 5'i "müşteki sanık" olmak üzere toplam 407 kişi "sanık" olarak bulunuyor.

Suç örgütünün kurulduğu 2014'ten bugüne kadarki faaliyetleri anlatılan iddianamede, "İddianameye konu 143 eyleme ilişkin elde olunan menfaat ile sebep olunan kamu zararının, suç tarihleri itibarıyla (güncel değeri hariç) toplamda menkul olarak yaklaşık 160 milyar lira ve 24 milyon dolar, gayrimenkul olarak ise İstanbul ile ülke genelinde 95 taşınmazdan ibaret (örgüt elebaşı ve yöneticilerinin suç gelirlerinden elde ettikleri mal varlıkları hariç) olduğuna" ilişkin değerlendirme yapılıyor.

İddianamede yer alan örgüt şemasında, sanık Ekrem İmamoğlu'nun "örgüt elebaşı", sanıklar Murat Ongun, Fatih Keleş, Adem Soytekin, Ertan Yıldız, Hüseyin Gün ile firari sanık Murat Gülibrahimoğlu'nun da "örgüt yöneticisi" olduğu belirtiliyor.

Şemada, 10 örgüt üyesinin Ekrem İmamoğlu'na doğrudan bağlı olduğu aktarılarak örgüt üyelerinden 77'sinin Fatih Keleş'e, 35'inin Murat Ongun'a, 8'inin Ertan Yıldız'a, 7'sinin Hüseyin Gün'e, 6'sının Murat Gülibrahimoğlu'na ve 6'sının da Adem Soytekin'e bağlı olduğu gösteriliyor.

İddianamede, Ekrem İmamoğlu'nun "suç işleme amacıyla örgüt kurmak", "kişisel verilerin kaydedilmesi", "kişisel verileri ele geçirme ve yayma", "suç delillerini gizleme", "haberleşmenin engellenmesi", "kamu malına zarar verme", "rüşvet", "halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma", "irtikap", "kamu, kurum ve kuruluşları zararına dolandırıcılık", "suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama", "ihaleye fesat karıştırma", "çevrenin kasten kirletilmesi", "Vergi Usul Kanunu'na muhalefet", "Orman Kanunu'na muhalefet" ve "Maden Kanunu'na muhalefet" suçlarından toplam 849 yıldan 2 bin 430 yıl 6 aya kadar hapisle cezalandırılması isteniyor.

İddianamede, Keleş'in 48 kez "rüşvet", "rüşvet alma" ve "rüşvet verme", 55 kez "ihaleye fesat karıştırma", 39 kez "kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık", 8 kez "suç gelirlerini aklama", "Maden Kanunu'na muhalefet", "Orman Kanunu'na muhalefet", "çevre kirliliğine neden olma", "Vergi Usul Kanunu'na muhalefet", "irtikap", "suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme" ile "haberleşmenin engellenmesi" suçlarından 556 yıl 8 aydan 1542 yıl 8 aya kadar hapisle cezalandırılması talep ediliyor.

Ongun'un "rüşvet" ve 53 kez "ihaleye fesat karıştırma", 33 kez "kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık", "kişisel verileri başkasına verme, yayma veya ele geçirme", "halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma" ile "suç gelirlerini aklama" suçlarından 287 yıl 6 aydan 779 yıl 6 aya kadar hapis cezasına çarptırılması istenen iddianamede, Yıldız'ın "rüşvet", "ihaleye fesat karıştırma", "kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık" suçlarından 86 yıldan 251 yıla kadar hapsi öngörülüyor.

İddianamede, Soytekin'in "rüşvet", "zincirleme şekilde rüşvet", "irtikap" ve "suç gelirlerini aklama" suçlarından 67 yıldan 194 yıla kadar hapisle cezalandırılması talep edilirken, Gülibrahimoğlu'nun "kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık", "suç gelirlerini aklama", "evrakta sahtecilik", "Maden Kanunu'na muhalefet", "Orman Kanunu'na muhalefet", "çevre kirliliğine neden olma" ve "Vergi Usul Kanunu'na muhalefet" suçlarından 19 yıl 6 aydan 51 yıla kadar hapisle cezalandırılması isteniyor.

Gün'ün "suç işlemek amacıyla örgüt kurma", "kişisel verileri başkasına verme, yayma veya ele geçirme" suçlarından 20 yıldan 40 yıla kadar hapsi talep edilen iddianamede, örgüt yöneticisi konumundaki bu sanıkların, örgütün kendilerine bağlı yapılanmalarının faaliyeti çerçevesinde işlenen bütün suçlardan ayrıca fail olarak cezalandırılmalarına karar verilmesi gerektiği belirtiliyor.

İddianamede, yakalandıktan sonra örgütün yapısı ve faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili bilgi veren örgüt yöneticisi sanıklardan Adem Soytekin, Hüseyin Gün ve Ertan Yıldız hakkında "etkin pişmanlık" hükümlerinin uygulanması isteniyor.

Tutuklanmasının ardından görevinden uzaklaştırılan Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan hakkında 5 kez "rüşvet alma", 2 kez "irtikap", "kişisel verilerin hukuka aykırı kaydedilmesi", "kişisel verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme" ve "suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma" suçlarından toplamda 35 yıldan 91 yıla kadar hapis cezası istemine yer verilen iddianamede, tutuklanmasının ardından görevinden uzaklaştırılan Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık'ın ise 7 kez "rüşvet alma" ve "suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma" suçlarından toplam 30 yıldan 88 yıla kadar hapisle cezalandırılması talep ediliyor.

Birleşen dosya

Beyoğlu Belediye Başkanlığı görevinden uzaklaştırılan İnan Güney'in de aralarında bulunduğu 7 sanık hakkında hazırlanan iddianame de bu davayla birleştirilmişti.

İddianamede, sanıklar İnan Güney, İsmail Akkaya, Seyhan Özcan, Veysel Eren Güven, Sabriye Akkaya, Mehmet Akif Bulut ve Deniz Göleli'nin "suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olmamakla birlikte yardım etme" ile "kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık" suçlarından 9 yıl 8 aydan 31 yıl 8'er aya kadar hapisle cezalandırılmaları isteniyor.

Birleşen ikinci dosya

Ağaç ve Peyzaj AŞ üzerinden usulsüzce kurgusal ihale sistematiği işletilerek ihalelere fesat karıştırıldığı iddiasıyla yürütülen soruşturma tamamlanmış ve 29 sanık hakkında hazırlanan iddianame de bu davayla birleştirilmişti.

Sanıklar Ekrem İmamoğlu, Fatih Keleş ve Ali Sukas'ın "ihaleye fesat karıştırma", "resmi belgede sahtecilik", "rüşvet alma ve verme" ile "rüşvete aracılık etme" suçlarından 62'şer yıldan 168'er yıla kadar hapisle cezalandırılmaları, diğer 26 sanık hakkında ise aynı suçlardan 3 yıldan 168 yıla kadar değişen sürelerde hapis cezası isteniyor.

Yargılama sürecinde, birleşen dosyalarla birlikte 59 sanığın tahliye edilmesiyle davada 57 tutuklu sanık bulunuyor.

Tutuklu komedyen Deniz Göktaş'ın bugün Çağlayan Adliyesi'nde ilk kez hakim karşısına çıkması bekleniyor

"Ölü Deniz" isimli gösterisindeki sözleri nedeniyle tutuklanan komedyen Deniz Göktaş hakkında üç suçtan iki yıl iki aydan dokuz yıl sekiz aya kadar hapis cezası isteniyor

28.09.2026 11:30:00
Haber Merkezi
 
 Tutuklu komedyen Deniz Göktaş'ın bugün Çağlayan Adliyesi'nde ilk kez hakim karşısına çıkması bekleniyor
 Tutuklu komedyen Deniz Göktaş'ın bugün Çağlayan Adliyesi'nde ilk kez hakim karşısına çıkması bekleniyor
Tutuklu komedyen Deniz Göktaş'ın bugün Çağlayan Adliyesi'nde ilk kez hakim karşısına çıkması bekleniyor.

"Ölü Deniz" isimli gösterisindeki sözleri nedeniyle tutuklanan komedyen Deniz Göktaş hakkında üç suçtan iki yıl iki aydan dokuz yıl sekiz aya kadar hapis cezası isteniyor.

İstanbul 14. Asliye Ceza Mahkemesi'nce kabul edilen iddianameye göre bu suçlamalar, "cumhurbaşkanına hakaret", "halkı kin ve düşmanlığa tahrik ve aşağılama" ve "suçu ve suçluyu övme" olarak sıralanıyor.

Göktaş'ın X hesabından yapılan 27 Eylül'de yapılan bir paylaşımda komedyenin yeni bir mektubu yer aldı.

Duruşmayı hatırlatarak başlayan mektupta, "88 gün sonra ilk kez kelepçeleneceğim ve araba kornası duyacağım. Kelepçeyi özlemediğim kesin, bakalım araba kornasını özlemiş miyim? İyiyim. Güneş olmadan da yaşanıyormuş, güneş abartılmış bir balonmuş" ifadeleri yer aldı.

32 yaşındaki Göktaş, "kuyu tipi" olarak adlandırılan Tekirdağ Karatepe Cezaevi'nde güneş görmeyen bir hücrede tutuluyor.

Gösterisindeki ifadeleri nedeniyle 29 Haziran'da hakkında soruşturma başlatılan Göktaş, yurtdışı tatili dönüşünde 2 Temmuz'da havalimanında gözaltına alınmış ve 3 Temmuz'da tutuklanmıştı.

28 Ağustos'ta komedyen hakkında "halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik etme" ve "cumhurbaşkanına hakaret" suçlamalarından tahliye kararı verilmiş ancak cezaevinden çıkmadan "suçu ve suçluyu övmek" suçlamasıyla yeniden tutuklanmıştı.

Ancak savcılık Göktaş'ın tahliye kararının kaldırılarak üzerine atılı suçlardan yeniden tutuklanmasını talep etti ve komedyenin "halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik etme" ile "cumhurbaşkanına hakaret" suçlarından ayrı ayrı tutuklanmasına oy birliğiyle karar verildi.

Daltonlar isimli suç örgütünün eylemlerini övme suçu işlediği iddiasıyla mahkemeye çıkarılan Göktaş, SEGBİS ile yaptığı savunmada suçlamayı reddetmişti.

Göktaş uzun süredir sergilediği gösteriyi 24 Haziran'da YouTube'a yüklemişti.

Video üç ayda 15 milyondan fazla izlendi.

İddianamede neler var?
İddianamede Göktaş'ın "Ölü Deniz" adlı gösterisinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan hakkında kullandığı bazı ifadelerin eleştiri sınırlarını aştığı ve Cumhurbaşkanı'nın şeref ve saygınlığını zedelediği öne sürülüyor.

Savcılık ayrıca gösteride yer alan bazı bölümlerin, İslam dininin mensuplarını ve dini pratikleri konu alan ifadeler nedeniyle toplumun bir kesimini diğer kesimine karşı kin ve düşmanlığa tahrik ettiği görüşünü dile getiriyor.

Bu bölümde özellikle oruç tutan canlı bombalar ve Kur'an konulu şakalar ile Göktaş'ın dalgıçlarla ilgili sözlerinin haşema giyen kadınlarla ilgili olduğu çıkarımı yer alıyor.

Bir diğer suçlama ise kamuoyunda "Daltonlar" olarak bilinen suç örgütüne ilişkin stand-up bölümüne dayanıyor.

Savcılık, bu bölümdeki ifadelerin suç örgütünün faaliyetlerini övücü ve meşrulaştırıcı nitelik taşıdığını savunarak "suçu ve suçluyu övme" suçunun oluştuğunu ileri sürüyor.

İddianamede, gösteriyle ilgili 500'den fazla CİMER başvurusu ve çok sayıda şikâyet dilekçesi verildiği belirtildi.

Söz konusu ifadelerin kamu düzeni açısından "açık ve yakın tehlike" oluşturduğu değerlendirmesi de yer aldı.

Polisler iş bırakacak mı? EGM’den açıklama geldi

Emniyet Teşkilatı Sendikası’nın 28 Eylül’de Türkiye genelinde iş bırakma kararı almasının ardından “polisler greve gidiyor” iddiaları gündeme geldi

28.09.2026 10:37:00
Haber Merkezi
 
Polisler iş bırakacak mı? EGM’den açıklama geldi
Polisler iş bırakacak mı? EGM’den açıklama geldi
Emniyet Teşkilatı Sendikası'nın 28 Eylül'de Türkiye genelinde iş bırakma kararı almasının ardından "polisler greve gidiyor" iddiaları gündeme geldi. Emniyet Genel Müdürlüğü ise eylemin polisleri kapsamadığını açıkladı.

Emniyet Genel Müdürlüğü (EGM), sosyal medya ve bazı haber sitelerinde yayılan "polisler 28 Eylül'de iş bırakacak" iddialarına ilişkin açıklama yaptı. EGM, iş bırakma kararı alan sendikanın üyelerinin sivil personelden oluştuğunu belirterek polislerin iş bırakacağı yönündeki iddiaların gerçeği yansıtmadığını bildirdi.

Sendika neden iş bırakma kararı aldı?

Tartışmanın başlangıcında ise Emniyet Teşkilatı Sendikası'nın açıklaması bulunuyor. Sendika, 28 Eylül Pazartesi günü öğleden sonra Türkiye genelinde iş bırakma eylemi yapacağını duyurdu.

Sendika kararının gerekçeleri arasında emniyet teşkilatındaki intihar vakaları, ekonomik ve sosyal sorunlar, ağır çalışma koşulları, mobbing, emeklilikte yaşanan gelir kayıpları ve özlük haklarındaki eşitsizlikler gösterildi.

Sendika ayrıca son beş günde yedi emniyet teşkilatı mensubunun yaşamına son verdiğini, Bursa ve İstanbul'da iki teşkilat mensubunun ise intihar girişiminde bulunduğunu açıkladı. Anayasa Mahkemesi önündeki eylem sırasında emekli bir emniyet mensubunun yaşamına son vermesi de açıklamada hatırlatıldı.

"Bu tablo artık görmezden gelinemez"

Sendika, yaşananların ardından yalnızca sorunların dile getirilmesinin yeterli olmadığını belirterek eylem kararı aldığını duyurdu. Açıklamada 3600 ek gösterge, yardımcı hizmetler sınıfının sorunları, eşit işe eşit ücret ve Emniyet Meslek Kanunu gibi başlıklarda çözüm bekleyen sorunlara da dikkat çekildi.

EGM: Polisler eyleme katılmayacak

Tartışmaların "polisler bugün görev bırakacak" şeklinde yayılması üzerine EGM devreye girdi. Kurum, 28 Eylül'deki iş bırakma kararının sendika üyesi sivil personeli ilgilendirdiğini, polislerin iş bırakacağı yönündeki iddiaların ise gerçeği yansıtmadığını açıkladı.

Böylece 28 Eylül'deki iş bırakma tartışmasının, emniyet teşkilatındaki çalışma koşulları ve özlük haklarına ilişkin sorunlardan kaynaklandığı; ancak EGM'ye göre eylemin görevdeki polisleri kapsamadığı ortaya konuldu.

Fatih Altaylı herkesin merak ettiği soruyu sordu

Gazeteci Fatih Altaylı, AK Parti eski Genel Başkan Yardımcısı ve eski Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya hakkındaki borsa ve fon iddialarını köşesinde değerlendirdi

28.09.2026 10:08:00
Haber Merkezi
 
Fatih Altaylı herkesin merak ettiği soruyu sordu
Fatih Altaylı herkesin merak ettiği soruyu sordu
Fatih Altaylı, Fatma Betül Sayan Kaya hakkındaki borsa iddialarını köşesine taşıdı. Altaylı, Kaya ve eşinin Tera üzerinden yaptığı öne sürülen işlemlerdeki yüksek getiriyi gündeme getirirken, soruşturmanın toplam büyüklüğü olarak dile getirilen 25 milyar dolara dikkat çekti: "Fatma Betül Kaya'dan 45 milyon doları çıktı. Gerisi nereden çıkacak?"

Gazeteci Fatih Altaylı, AK Parti eski Genel Başkan Yardımcısı ve eski Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya hakkındaki borsa ve fon iddialarını köşesinde değerlendirdi.

Altaylı, Yeni Parti Sözcüsü Zeynel Emre'nin Kaya hakkında ortaya attığı iddiaları ilk duyduğunda bunların gerçeği yansıtmayacağını düşündüğünü belirtti. Ancak daha sonra gündeme gelen rakamların dikkat çekici olduğunu ifade etti.

63 MİLYON TL'DEN 1,3 MİLYAR TL'YE

Altaylı'nın aktardığı iddiaya göre Kaya, nisan ayında Tera üzerinden yaklaşık 63 milyon TL tutarında yatırım yaptı. İddiaya göre bu para eylül ayında yaklaşık 1 milyar 344 milyon TL olarak geri çekildi.

Altaylı, söz konusu rakamları dolar üzerinden de hesaplayarak, yaklaşık 1 milyon 432 bin dolarlık yatırımın 5 ay içerisinde 28 milyon dolara ulaştığı iddiasını gündeme getirdi. Yazar, bunun dolar bazında yaklaşık yüzde 2 binlik artış anlamına geldiğini yazdı.

EŞİNE AİT İŞLEMLER DE GÜNDEMDE

Altaylı, Kaya'nın eşi İlyas Kaya hakkındaki iddiaları da yazısına taşıdı.

Buna göre İlyas Kaya'nın nisan ayında yaklaşık 99 milyon TL yatırdığı, eylül ayında ise yaklaşık 826 milyon TL ile çıktığı öne sürüldü.

Altaylı, bu rakamların dolar karşılığının yaklaşık 2 milyon 250 bin dolardan 17 milyon 210 bin dolara yükselmek anlamına geldiğini belirterek, işlemlerin fonun batmasından hemen önce gerçekleştiği iddiasına dikkat çekti.

"SADECE FATMA BETÜL SAYAN KAYA MI?"



Altaylı'nın yazısının odağındaki soru ise fon soruşturmasının tamamına ilişkin oldu.

Yazar, "Sadece Fatma Betül Sayan Kaya mı yapmıştır bu işi? Başka kimler böyle servet edindi?" sorusunu gündeme getirdi.

Altaylı, ardından soruşturmayla bağlantılı olarak dile getirilen 25 milyar dolarlık toplam büyüklüğe dikkat çekerek şu soruyu sordu:

"Fatma Betül Kaya'dan 45 milyon doları çıktı. Gerisi nereden çıkacak! Çıkacak mı?"

ESKİ DOSYA: İBB'DEN 85 BİN 791 DOLARLIK EĞİTİM ÖDEMESİ

Kaya'nın adı daha önce de ABD'deki eğitimi nedeniyle İBB iştiraki İSBAK'tan aldığı öne sürülen ödemelerle gündeme gelmişti.

İBB'nin eski yönetimi döneminde, Kaya'nın 14 Kasım 2008'de İSBAK AŞ'de elektrik-elektronik mühendisi olarak işe başladığı, yaklaşık iki ay sonra da ABD'de eğitim için İBB bursuyla gönderildiği kamuoyuna yansıyan kayıtlarda yer aldı.

İSBAK tarafından Kaya'ya yurtdışı eğitim sözleşmesi kapsamında 85 bin 791 dolar ve 20 bin 289 TL ödeme yapıldığı belirtildi.

İBB PARAYI GERİ İSTEMİŞTİ

Konu 2021 yılında İBB Teftiş Kurulu'nun incelemesiyle yeniden gündeme geldi.

Dönemin İBB yönetimi, Kaya'dan ve kefil olan aile üyelerinden 85 bin 791 dolar ile 20 bin 289 TL'nin, masraflar ve yasal faiziyle birlikte geri ödenmesini talep etti. Ayrıca dönemin bazı İSBAK yöneticileri hakkında savcılığa suç duyurusunda bulunuldu.

İBB müfettişlerinin raporuna ilişkin haberlerde, yurtdışı eğitim sözleşmesindeki bazı hükümlerin ihlal edildiği iddiaları da yer aldı. Bunlar arasında eğitim sonrasında İSBAK'ta çalışma yükümlülüğü ve eğitim süresinin uzatılmasına ilişkin sözleşme hükümleri tartışma konusu oldu.

Ancak bu eski dosyada da önemli bir ayrım bulunuyor: Kaya hakkında 2021 sonunda işlem başlatıldığı, sonrasında takipsizlik kararlarının verildiği basına yansıdı. Ayrıca Kaya'nın başvurusu üzerine İBB bursuyla ilgili çok sayıda internet içeriğine 2024'te erişim engeli getirildi.

ALTAYLI'NIN VURGUSU NE?



Altaylı'nın yazısındaki temel vurgu, yalnızca Kaya hakkındaki iddialar değil. Yazar, Kaya üzerinden ortaya çıkan rakamların, eğer soruşturmadaki toplam para büyüklüğü iddiasıyla birlikte değerlendirilecekse, "başka kimlerin bu sistemden ne kadar kazanç sağladığı" sorusunu gündeme getirdiğini belirtiyor.

Dolayısıyla "25 milyar doların 45 milyonu eski Bakan'dan çıktı" ifadesi, 25 milyar dolarlık toplam büyüklüğün tamamının Kaya'ya ait olduğu anlamına gelmiyor. Altaylı, Kaya hakkında öne sürülen yaklaşık 45 milyon dolarlık tutarı, soruşturmada konuşulan 25 milyar dolarlık toplam rakamla karşılaştırarak geriye kalan miktarın akıbetini sorguluyor.

Kaya ise iddiaların ardından AK Parti Genel Başkan Yardımcılığı ve diğer görevlerinden istifa etti. Hakkındaki borsa işlemlerine ilişkin iddiaların hukuki olarak kesinleşmiş bir suç veya mahkûmiyet anlamına gelmediği de ayrıca belirtilmeli.

İstanbul'da yağışın da etkisiyle sabah saatlerinde trafik yoğunluğu

İstanbul'da, haftanın ilk iş günü sabah saatlerinde yağışın da etkisiyle bazı bölgelerde trafik yoğunluğu oluştu

28.09.2026 09:10:00 / Güncelleme: 28.09.2026 09:35:10
AA
 
İstanbul'da yağışın da etkisiyle sabah saatlerinde trafik yoğunluğu
İstanbul'da yağışın da etkisiyle sabah saatlerinde trafik yoğunluğu

Anadolu Yakası'nda, D-100 kara yolunda Tuzla'da başlayan yoğunluk Avrasya Tüneli girişine kadar ulaşıyor.

TEM Otoyolu'nda Sultanbeyli'de yoğunlaşan trafik, 15 Temmuz Şehitler Köprüsü'ne kadar devam ediyor.

Otoyolda Fatih Sultan Mehmet Köprüsü istikametinde, Şile Otoyolu'nda ise Altunizade'den Ümraniye'ye kadar araçlar ağır seyrediyor.

Avrupa Yakası'nda D-100 kara yolunda Haliç Köprüsü, Halıcıoğlu, Edirnekapı ve Cevizlibağ çevresinde trafik yoğunluğu yaşanıyor.

Mecidiyeköy'de yağışın da etkisiyle trafik yoğunluğu çift yönlü etkili oluyor.

TEM Otoyolu Bahçeşehir, Saadetdere ve Beylikdüzü'nde trafik ağır seyrediyor.

Öte yandan tramvay, metro, otobüs ve metrobüs duraklarında yolcu yoğunluğu yaşanıyor.

Zincirlikuyu, Cevizlibağ, Uzunçayır ve Altunizade gibi aktarma merkezlerine gelen vatandaşlar araçlara binmek için sıra bekliyor.

Metro İstanbul'un sosyal medya hesabından yapılan açıklamada, "Hava muhalefeti nedeniyle TF1 Maçka-Taşkışla Teleferik Hattı'nda seferler yapılamamaktadır." ifadesi kullanıldı.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Cep Trafik Haritası verilerine göre, kent genelindeki trafik yoğunluğu sabah saatlerinde yüzde 72'ye kadar çıktı.

Yoğunluk, Anadolu Yakası'nda yüzde 89, Avrupa Yakası'nda ise yüzde 58 olarak ölçüldü.
 

logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.