logo
28 EYLÜL 2026

Erkan Baş: Hatay halkının çıkarlarını belediye meclislerinde savunacağız

TİP Genel Başkanı Baş, Sözcü TV canlı yayınında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu.

24.03.2024 11:43:00
Haber Merkezi
 
Erkan Baş: Hatay halkının çıkarlarını belediye meclislerinde savunacağız
Erkan Baş: Hatay halkının çıkarlarını belediye meclislerinde savunacağız
Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı Erkan Baş, Sözcü TV'de yayınlanan "Nokta Atışı" programında yerel seçim gündemine ilişkin konuştu. Gökhan Zan'ın adaylığının geri çekilmesinin ardından Hatay'da istedikleri ölçüde bir seçeneği yaratamamış olmaktan dolayı üzgün olduklarını dile getiren Baş, "Hatay'da seçimi kim kazanırsa kazansın, belediye meclisinde ilkelerimizi ve Hatay halkının çıkarlarını en kararlı biçimde savunacak mücadeleye kendimizi hazırlıyoruz" ifadelerini kullandı.

TİP Genel Başkanı Erkan Baş, İpek Özbey'in sunumuyla Sözcü TV'de ekrana gelen "Nokta Atışı" programına konuk oldu. Gazeteci Özbey'in sorularını yanıtlayan Baş, yerel seçim gündemine ilişkin açıklamalarda bulundu.

Hatay'da Gökhan Zan'ın adaylığının çekilmesi sürecine ilişkin konuşan Erkan Baş, partisi tarafından belediye başkan adayı gösterildiği Gebze'deki yerel seçim çalışmalarına ilişkin değerlendirmelerini de aktardı.

'HATAY HALKI, 2 DEPREM SUÇLUSUNDAN BİR TANESİNİ TERCİH ETMEYE ZORLANIYORDU'

Erkan Baş'ın "Nokta Atışı" programındaki açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

"Hepimiz hatırlayacağız, zaten 6 Şubat depreminin bir felakete dönüşmesinin doğrudan sorumlusu olan bir iktidar gerçeği ile karşı karşıyayız. Adalet ve Kalkınma Partisi bu depremin bir felakete dönüşmesinin 22 yıllık bir iktidar olduğu için doğrudan sorumlusu. Sanırım bu artık kamuoyunda pek tartışılmaya gerek kalmayacak kadar açık ve net. İkincisi, Hatay Büyükşehir Belediye Başkanı, 15 yıldır belediye başkanlığı görevini sürdüren 'Lütfü Savaş' ismi var. Maalesef Cumhuriyet Halk Partisi tarafından kamuoyundaki bütün eleştirilere rağmen tekrar aday ilan edildi. Dolayısıyla Hatay halkı, 2 deprem suçlusundan bir tanesini tercih etmeye zorlanıyordu. Biz bunu doğru bulmadığımızı, bunun Hatay'a yapılmış bir haksızlık olduğunu hem Cumhuriyet Halk Partisi ile hem de kamuoyuyla çok kez paylaştık ve neticede bir üçüncü alternatifin geliştirilmesi zorunluluğu ortaya çıktı. Türkiye İşçi Partisi de uzunca bir süredir Hatay'da yürüttüğü siyasi faaliyet, deprem dönemindeki dayanışmasıyla beraber Hatay'da etkin bir siyasal güç olarak duruyordu.

'LÜTFÜ SAVAŞ'A DÖNÜK TEPKİ, İKTİDARIN KAZANMASI SONUCUNU BERABERİNDE GETİREBİLİRDİ'

Bizim açımızdan temel mesele şu, Hatay'ın, bu kadar kritik bir ilin AKP tarafından çok fazla kazanılmak istendiğini biliyoruz. Hatırlayın, Tayyip Erdoğan doğrudan Hataylı yurttaşlarımızı tehdit eden bir konuşma yapmıştı, 'Eğer merkezi iktidarla yerel yönetim aynı partide olmazsa hizmet gelmez' diyerek Hataylıları tehdit etmişti. Bize göre Lütfü Savaş'ın aday gösterilmesi, buranın Adalet ve Kalkınma Partisi'ne armağan edilmesi anlamına gelecekti, Lütfü Savaş'a dönük tepki aslında iktidarın kazanması sonucunu beraberinde getirebilirdi. Biz buna karşı bir önlem arayışı içerisine girdik. Hatay'da demokratik kitle örgütleriyle, sendikalarla, meslek odalarıyla, Hatay'daki yerel kanaat önderleriyle yaptığımız görüşmelerde güçlü, Hatay'ı AKP'ye terk etmeyecek ya da AKP zihniyetine terk etmeyecek bir üçüncü alternatifin çıkışta gerektiğini konuştuk.

'KENDİMİZE 'EN UZAK' KİŞİNİN ADAY OLMASINI TERCİH ETTİK'

Şunu açıklıkla ifade edeyim, biz elbette ki herhangi bir Türkiye İşçi Partisi üyesini aday gösterebilirdik. Fakat bu kamuoyunda ve Hatay'da şöyle algılanabilirdi: TİP krizi fırsata çevirmeye çalışıyor, 2 tane kötü seçenek ortaya çıkınca TİP buradan kendisine bir mevzi kazanmak istiyor. Bizim asla amacımız bu değildi, biz tamamen o büyük yıkımdan Hatay halkının çıkmasına odaklanmıştık ve bu konuda ısrarlı bir çaba içerisinde olduk. Örneğin bağımsız aday çıkartılabilseydi bunu destekleyebileceğimizi de baştan ifade etmiştik. Fakat Can Atalay'ın tutukluluğu, burada TİP'in uğradığı haksızlık, TİP'in Hatay'daki potansiyelinin, gücünün farkında olunması bir adayın, Hatay İttifakı'nın adayının, Türkiye İşçi Partisi çatısı altından gösterilmesinin kazanmaya götürecek bir seçenek olabileceği fikri gelişti. Burada çeşitli isimler gündeme geldi. Biz bilerek ve isteyerek kendimize en uzak kişinin, tırnak içinde kullanıyorum bu ifadeyi, aday olmasını tercih ettik. Neden? Çünkü TİP buradan kendisi için bir şey istemiyor. Burada meselemiz TİP, A Partisi, B Partisi değil. Buradaki meselemiz, bu deprem yıkımından Hatay halkının hep birlikte çıkması.

'TİP, KENDİ ÇATISINI 6 ŞUBAT'TA YAN YANA GELEN İNSANLARIN ORTAKLIĞINA TESLİM ETTİ'

O dönemde ismi geçenler, Gökhan Zan'nın isminin kazanabilecek bir isim olduğu ve Hatay halkının da teveccühünü kazandığı yaklaşımını da paylaştılar. Bizim karar vermemiz gereken konu şuydu, Hatay İttifakı'nın bir adayı var ve Gökhan Zan Türkiye İşçi Partisi'nde aday olmak istiyor, biz şimdi burada ideolojik, politik nedenlerle 'Kabul etmiyoruz' mu diyecektik, yoksa Hatay Halkı'nın adayı mı olacaktı? Can Atalay'la da bunu görüştük. Bu kapsamda, yani Türkiye İşçi Partisi'nin bir adayı olarak değil de Hatay İttifakı'nın bir adayı olarak olabileceği fikrini o da destekledi. TİP, kendi adayını, kendi çıkarını değil, 6 Şubat'ta ortaya çıkan yıkımda farklı siyasi görüşlerden de olsa yan yana gelen insanların ortaklığına kendi çatısını teslim etti. Aslında biz listemizi bu arkadaşlara teslim etmiş olduk, böyle yorumlamak daha doğru.

''KAZANAMAZSAM KENDİ GELECEĞİMİ DE DÜŞÜNMEM GEREKİR' CÜMLESİ BİZİM İÇİN KRİTİKTİ'

Bizim adaylıktan çekme açıklamamızı yapmamızdan 3 ya da 4 gün önce Hatay örgütümüze bir ses kaydı geldi, gelir gelmez de benim haberim oldu. Neticede şu önemli bizim açımızdan, biz böyle bir şeyle karşılaştığımızda bunu 'Boş verelim, önemsiz görelim, üzerini örtelim, görmezlikten gelelim' gibi bir yaklaşım içerisinde olabilirdik ve kamuoyunun bundan hiç haberi de olmayabilirdi. Bu bir seçenekti. Ama biz gerçekten siyasetin kirli ortamında ısrarla ve inatla temiz, şeffaf, dürüst bir anlayışı egemen kılmaya çalışıyoruz. Türkiye İşçi Partisi, 'Türkiye'de siyaset yapmak için yalan söylemeniz gerekir, bazı şeyleri gizlemeniz gerekir' gibi genel kabulleri dışlıyor. Biz siyasetteki bu egemen anlayışla tam karşı kutuplarda yer alıyoruz. Dolayısıyla, böyle bir şey önümüze geldiğinde 'Gökhan'dan saklayıp kendi aramızda değerlendirelim' gibi bir düşüncemiz de olmadı.

Arkadaşlarımız gittiler, Gökhan Zan'ın kendisine sordular. Gökhan 2 boyutlu bir yanıt verdi. Birincisi, 'Kumpas, şantaj, bunlar beni susturmak için, beni geri çektirmek için, yenmek için yapılan bir operasyon', iddialarından bir tanesi bu. Bu pekâlâ olabilir, ben bunu reddetmiyorum. Ama aradaki bir cümle bizim açımızdan son derece kritik, 'Kazanamazsam kendi geleceğimi de düşünmem gerekir' cümlesi, bizim açımızdan artık bu meselenin kamuoyuyla paylaşılması gerekliliğini ortaya çıkartmıştır. Çünkü biz siyaseti böyle algılamıyoruz. Başka siyasi partilerde bundan normal karşılanabilir, başka siyasi partilerde faaliyet yürüten kişiler, belediye başkan adayları, milletvekilleri, milletvekili adayları, genel merkez yöneticileri, onlar kendi kişisel ikballerini de düşünebilirler. Ama Türkiye İşçi Partisi'nde, üstelik Hatay gibi halkın temiz suya muhtaç olduğu bir kentte, 'Ben kişisel geleceğimi de düşünmek zorundayım' denmesi, bu tarz ilişkilere meşruiyet katabilecek bir yaklaşımdır. Dolayısıyla biz ilkesel bir tutumla buradaki tavrımızı bekledik.

'HALKIN ÇARESİZLİKTEN ÇIKARILMASI İÇİN İSTEDİĞİMİZ ÖLÇÜDE SEÇENEK YARATAMAMAKTAN DOLAYI ÜZGÜNÜZ'

Bu bir montaj mı, siyasi ayrıntıları bunlar önümüzdeki günlerde muhtemelen ortaya çıkacak. Gerekli incelemeler yapılacak, teknik incelemeler yapılacak, ortaya çıkacak, ama bizim açımızdan, özellikle Hatay'da bir kaybetme ihtimalinin konuşulmaya başlaması ve bunun muhatabıyla kendi kişisel geleceğine dair birtakım görüşmeler yapılması kabul edilebilir bir şey değil. Bizim siyaset anlayışımıza uygun bir yaklaşım değil. Dolayısıyla dedik ki, artık bunun gerçek olup olmamasından da bağımsız olarak bizim bu yaklaşımla süreci devam ettirmemiz mümkün değil.

Bu tavrımızı ortaya koyduktan sonra Gökhan Zan mahkemeye başvuracağını söyledi. Biz mahkemeye başvurmasının çok doğru olacağını, bunu desteklediğimizi ifade ettik. Arkasından şöyle bir problemle karşı karşıya kaldık: Hukuken oy pusulaları basıldığı için resmi olarak çekilmek mümkün değil. Bunu kendisine bir gerekçe yaptı ve bu kapsamda 'Adaylıktan çekilmeyeceğim' demiş oldu. Ama bunun da siyasi olarak herhangi bir karşılığı yok, sonuçta desteğimizi çektiğimizi ifade etmiş olduk. Artık bundan sonrası gerçekten hukukun konusu, biz de bunu hızlı biçimde aydınlatmak istiyoruz. Biz kendi adımıza, halkın bu çaresizlikten çıkartılması noktasında istediğimiz ölçüde bir seçeneği yaratamamaktan dolayı üzüntümüzü ifade ediyoruz. Siyasi açıdan bunun sorumluluğunu üstleniyoruz. Yapabileceğimizi yapmaya devam edeceğiz.

'BELEDİYE MECLİSİNDE İLKELERİMİZİ VE HATAY HALKININ ÇIKARLARINI EN KARARLI BİÇİMDE SAVUNACAĞIZ'

Biz Hatay'da başta Defne, Samandağ, Arsuz, İskenderun olmak üzere ilçe belediyelerinde seçimlere giriyoruz. Dolayısıyla bu saatten sonra Hatay'da seçimi kim kazanırsa kazansın, belediye meclisinde ilkelerimizi ve Hatay halkının çıkarlarını en kararlı biçimde savunacak bir mücadeleye kendimizi hazırlıyoruz. Orada bizim daha önce genel seçimde ittifak içerisinde olduğumuz DEM Parti ve Emek Partisi var. Bizim yurttaşlarımıza önerimiz, çağrımız, deprem suçlarına bulaşmamış bu adaylara oy verebilecekleridir.

'GEBZE'DE İLK DEFA İŞÇİLER, EMEKÇİLER, YOKSULLAR, HALK ADINA GERÇEK BİR ALTERNATİF ÇIKTI'

Gebze'de, özellikle MHP ile AKP'nin ittifak haline girdiğini düşündüğünüzde, normal şartlarda beklenti Adalet ve Kalkınma Partisi'nin yüzde 55-60 civarı bir oyla seçimini birinci sırada bitirmesi ve tekrar belediyeyi alması. Yani 30 yıldır yöneten anlayış yeniden Gebze'de seçimi kazanmak istiyordu ve açık konuşalım çok rahattı. Bakın, burada ben sokaklardayım, Gebze'de 5 yıldır belediye başkanlığı yapan bir isimden söz ediyoruz, sokakta pek çok yurttaş 'Hiç görmedim' diyor, fotoğrafını bile bilmeyen insanlar var. Fakat Türkiye İşçi Partisi'nin burada beni aday göstermesi, arkasından DEM Parti ve CHP'nin belediye başkan adayı göstermeyerek bizi destekleme kararı alması Gebze'deki hesapları değiştirdi ve belki de ilk defa Gebze'de bir gerçek alternatif, işçiler, emekçiler, yoksullar, halk adına bir gerçek alternatif çıktı. Ben en çok neyle karşılaştım biliyor musunuz? AKP ve MHP kökenli, daha önce o partilere oy vermiş ve bugün bize oy vereceğini söyleyen işçilerin genel yaklaşımı şuydu: Biz bunların iyi olmadığını biliyoruz ama diğerlerinin de bir farkı olmadığını düşünüyorduk. 'Bana yoksulluk anlatmana gerek yok, ben zaten onu yaşıyorum' diyor işçi arkadaşım, 'Ama diğerleri de bana bir umut vermiyordu, bir farklılık görmüyordum. Hepsi aynıyken o zaman güçlü olana, iktidarda olana vereyim diye düşünüyordum'. Daha önce AKP, MHP'ye, başka partilere oy da verseler Gebze'de bu seçimde değişik arayış içerisinde olan insanların Türkiye İçiş Partisi'ne doğru yöneldiğini an itibariyle görüyorum.

'BELEDİYE BAŞKANI OLDUĞUMUZDA YURTTAŞLARIN CEBİNE GİREN PARAYI ARTTIRAMAYIZ, AMA CEBİNDEN ÇIKAN PARAYI AZALTABİLİRİZ'

Ama bu seçimi kazanmaya yetecek mi? Şu anda 'Kesin kazanıyoruz, bitti bu iş' noktasında değilim. Ama şunu biliyorum, çok yaklaşmış durumdayız. Yani AKP yüzde 65'lerle başladığı seçimde şu anda yüzde 50'lerin altına inmiş durumda. Bizim şu anda yüzde 30'ların üzerinde olduğumuz söyleniyor. Mahallelerde bir temsilcilik açılışına, bir kahve toplantısına giriyoruz, şu ana kadar hepsi mitinge dönüştü. Bunlar aslında Gebze'nin küçük küçük mahalleleri ama her birisinde sanki İstanbul'da bir ilçede miting yapıyormuşuz gibi kalabalıklar toplanıyor. Dinliyorlar, alkışlıyorlar, heyecanlanıyorlar, umutlanıyorlar. Bu, bizi çok şu anda heyecanlandırmış durumda, son güne kadar bu heyecanla devam edeceğiz.
Biz belediye başkanı olduğumuzda yurttaşların cebine giren parayı arttıramayız, ama cebinden çıkan parayı azaltabiliriz, temel ihtiyaçlarını onların daha kolay erişebilecekleri hale getirebiliriz. Yani çok basit, mesela her mahallede bir İmece Yaşam Evleri projemiz var. O evlerde çocuklara etüt merkezi sağlasak, öğrencilere buralarda spor, kültür, sanatla ilgilenebilecekleri bir ortam yaratsak Gebze'nin en büyük sorunu olan gençlerin uyuşturucu bağımlılığı sorumluluğu radikal bir biçimde düşürebileceğimize inanıyoruz. Düşünsenize, bunun için kaynak bulamamak diye bir şey söz konusu olabilir mi? Bir ilçede gençler geleceksiz kaldıkları için, işsiz kaldıkları için, eğitimsiz kaldıkları için uyuşturucu bataklığına sürükleniyorlar, 'Bunu çözmek mümkün değil' denilebilir mi, 'Bizim bunu çözecek paramız yok' denilebilir mi? Kırk tane şeye para buluyorsunuz, bu ülkenin gençlerini o bataklıktan kurtarmak için mi para bulamayacaksınız?

Mesela Türkiye'nin sanayisi en büyük kentinden söz ediyoruz. Milyonlarca lira para kazanılıyor bu şehirde, ama parasını kazananlar gidip güzel yerlerde, villalarında yaşarken Gebzeliler kansere mahkum ediliyor. Kusura bakmayın, zenginler biraz daha az kazanacaklar ama biz Gebze'de çevrenin kirletilmesini, buradaki yüz binlerce insanın kanser gibi ölüm sonuçlu hastalıklara yakalanmasını engelleyeceğiz. Bu kadar basit şeylerden söz ediyoruz.

'SOL İÇİ TARTIŞMALARDA HAKLI YA DA HAKSIZ OLMAK BENİM İÇİN HİÇBİR ŞEY İFADE ETMİYOR'

Türkiye'deki bana en uzak solcu bile herhangi bir sağcıdan daha yakındır, bana en uzak sosyalist bile bir düzen siyasetçisinden daha yakındır. Ama şunu da kabul ediyorum, (TKP ile) gerçekten çok köklü farklılıklarımız var. Biz sol içi tartışmayı hiç sevmiyoruz, sol içinde kendisini sadece bu tartışmalarla var etmeye çalışan bir anlayış var. Benim de bununla hiçbir ilgim yok, ben solcuların birbiriyle tartışmasını dünyanın en gereksiz işi olarak görüyorum. Bu tartışmalar 30 yıldır, 40 yıldır yapıldı, herkesin pozisyonu belli. Yapılması gereken şey şudur, son seçime bakalım, Türkiye İşçi Partisi'nin yüzde 1,75 oyu var, toplasan kendisini sosyalist olarak adlandıran partilerin yüzde 2 oyu var. Bu yüzde 2'nin kendi içinde tartışması mı doğru, yoksa herkesin, Türkiye'nin kalan yüzde 98'ine kendi iddiasını anlatması mı doğru? Şimdi diğerini yapan arkadaşlara saygı duyuyorum, bundan büyük bir keyif alıyor olabilirler, bu onlara moral veriyor olabilir, bu tartışmalarda haklı ya da haksız olmak onların açısından yaşamsal bir şey olabilir. Benim açımdan hiçbir şey ifade etmiyor. Ben, Gebze'de AKP'ye oy veren, MHP'ye oy veren Gebze'nin yüzde 65'iyle konuşmayı, tartışmayı, orada fikir alışverişiyle bir dönüşüme aracılık etmeyi bundan çok daha önemli görüyorum. Yoksa Türkiye'nin yüzde 2'si içerisinde ben haklı olsam ne olur, siz haklı olsanız ne olur, hiçbir şey değişmez. Ama öbür tarafa ilişkin iddianız neyse, buyurun bunu Türkiye'nin sosyalist olmayan yüzde 98'ine anlatın ve siz haklı çıkın.

'EMEKLİLER, ÇALIŞIRKEN YILLARCA DEVLETE ÖDEDİKLERİ PARANIN KARŞILIĞINI İSTİYOR'

Ben eskiden Türkiye'deki siyasetçileri işçileri, memurları, emeklileri seçimden seçime hatırlamaları nedeniyle eleştirirdim. Derdim ki, 'İnsanları seçimden seçime hatırlamayın'. Fakat şimdi bakıyorum da aslında seçimden seçime bile hatırlama ihtiyacı hissetmediklerini görüyorum. Çünkü anladığım kadarıyla iktidar bu toplumsal kutuplaşmadan çok memnun. Yani, 'İnsanların hakkı olanı versek de vermesek de, yoksullaşsalar da, daha derin yoksulluğa doğru savrulsalar da zaten oy verecekleri parti belli. Bizimkiler zaten bize verecek, ötekiler zaten bize vermeyecek' diye bir rahatlıkla hareket ettiklerini gözlemliyorum.

Emekliler ise çok özel bir başlık. Geçenlerde iktidar tarafından yapılan açıklamaları utanarak izledim. Emeklilere 'Yan gelip yatıyorlar ve çok para istiyorlar' gibi bir yaklaşımla bakılıyor. Emekliler çalışırken sigorta primlerini yatıran insanlar, yıllarca alın terleri dökerken hak ettikleri paranın bir kısmını bu devlete güvendikleri için devletin kumbarasına bırakıyorlar. Dolayısıyla bugün emeklilerin yaşamlarını idame ettirmek için istedikleri para, zaten emeklinin hakkı olan para, zaten çalışırken devlete verdiği para ve bu alın terinin karşılığını istiyor."

Komedyen Deniz Göktaş ilk duruşmada tahliye edildi

"Ölü Deniz" isimli stand-up gösterisindeki şakaları gerekçe gösterilerek 88 gündür "kuyu tipi" cezaevinde tutulan komedyen Deniz Göktaş, çıkarıldığı ilk duruşmada tahliye edildi. Mahkeme Göktaş'a toplam 1 yıl 7 ay hapis cezası verirken, hükümle birlikte serbest bırakılmasına hükmetti

28.09.2026 16:10:00
Haber Merkezi
 
Komedyen Deniz Göktaş ilk duruşmada tahliye edildi
Komedyen Deniz Göktaş ilk duruşmada tahliye edildi
YouTube üzerinden yayımladığı "Ölü Deniz" adlı stand-up gösterisi nedeniyle hakkında soruşturma başlatılan ve 3 Temmuz'dan bu yana cezaevinde bulunan ünlü komedyen Deniz Göktaş, İstanbul 14. Asliye Ceza Mahkemesi'nde ilk kez hâkim karşısına çıktı. Hakkında 12 yıl 2 aya kadar hapis cezası talep edilen davanın ilk duruşmasında mahkeme, Göktaş hakkında tahliye kararı verdi.

Yoğun güvenlik önlemlerinin alındığı ve salon yetersizliği nedeniyle İstanbul 4. Ağır Ceza Mahkemesi salonunda görülen duruşmayı siyasi parti temsilcileri, çok sayıda gazeteci, avukat ve yurttaş takip etti.

İki suçtan ceza, bir suçtan beraat

Kararını açıklayan mahkeme heyeti, Deniz Göktaş'ı "Cumhurbaşkanına alenen hakaret" suçundan 11 ay 20 gün, "halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik veya aşağılama" suçundan ise 7 ay 15 gün olmak üzere toplam 1 yıl 7 ay 5 gün hapis cezasına çarptırdı. "Daltonlar Çetesi" ile ilgili yaptığı espriler nedeniyle yöneltilen "suçu ve suçluyu övme" suçlamasından ise beraatine hükmedilen Göktaş, aldığı cezaların hükmüyle birlikte tahliye edildi.

"Cümle başına 22 gün hücrede kaldım"

Çorlu Karatepe Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu'nda (kuyu tipi cezaevi) tek kişilik hücrede geçirdiği 88 günü anlatarak savunmasına başlayan Deniz Göktaş, mizahın suç sayılamayacağını vurguladı. Göktaş savunmasında şu ifadelere yer verdi:

"3 Temmuz'dan beri kuyu tipi bir cezaevinde güneş görmeden, başka hiçbir insan temasım olmadan hücredeyim. Harbiye'de kurduğum 4 cümle ile suçlanıyorum ve kurduğum cümle başına tam 22 gündür hücredeyim. Yasalar değişmedi. Değişen ne? Şaka kaldıramayan, eleştiri kaldıramayan kırılgan yöneticiler."

Cumhurbaşkanı Erdoğan'a yönelik kullandığı "diktatör" ifadesinin hakaret değil, siyasi bir betimleme olduğunu savunan komedyen, "Bu coğrafyanın yüzlerce yıllık geleneği olan hicve açık olunmalıdır" dedi. İddianamedeki "oruç tutan canlı bombalar" ve "dalgıçlar (haşema)" şakalarının ise toplumsal gerginliklerin mizahi bir dille dışa vurumu olduğunu ekledi.

Adliyede yaşananları anlattı: "Zorla Kılıçdaroğlu ile görüştürüldüm"

Göktaş savunmasında, gözaltına alınma ve tutuklanma sürecindeki usulsüzlüklere de dikkat çekti. Yurt dışı tatilini kendi isteğiyle yarıda keserek Türkiye'ye döndüğünü belirten Göktaş, havalimanında ters kelepçeyle gözaltına alındığını söyledi. Göktaş, Çağlayan Adliyesi'nde yaşadığı ilginç bir anıyı da mahkeme salonunda paylaştı:

"Hâkimliğe çıkarılmayı beklerken bana üç kez 'Kemal Kılıçdaroğlu ile görüşmek istiyor musun?' diye soruldu. Görüşmek istemediğimi net bir şekilde söylememe rağmen emrivakiyle adliye koridorunda kendisiyle görüştürüldüm. Ters kelepçe yetmezmiş gibi bir de Kılıçdaroğlu ile görüştürüldüm. Kılıçdaroğlu bana 'Niye döndün, imkanım olsa bir dakika durmam burada' demeyen tek kişiydi."

88 günlük belirsiz bekleyişin ardından özgürlüğüne kavuşan Deniz Göktaş'ın tahliye kararı, adliye koridorlarında ve sosyal medyada büyük bir sevinçle karşılandı.

Savcılığın Merkezi Kayıt Kuruluşu'ndan talebinde 1 Temmuz ile 16 Eylül tarihleri arasında fondan çıkış yapan yatırımcılara yönelik, adet, tutar, bakiye bilgilerinin ise öncelikli olarak gönderilmesi istendi

Savcılığın Merkezi Kayıt Kuruluşu'ndan talebinde 1 Temmuz ile 16 Eylül tarihleri arasında fondan çıkış yapan yatırımcılara yönelik, adet, tutar, bakiye bilgilerinin ise öncelikli olarak gönderilmesi istendi. Bu kayıtlarla, tasfiye sürecine yaklaşılırken fonlardan gerçekleşen çıkışların büyüklüğü, zamanlaması ve yatırımcı bazındaki dağılımı soruşturma dosyasında incelenecek

28.09.2026 14:00:00
Haber Merkezi
 
Savcılığın Merkezi Kayıt Kuruluşu'ndan talebinde 1 Temmuz ile 16 Eylül tarihleri arasında fondan çıkış yapan yatırımcılara yönelik, adet, tutar, bakiye bilgilerinin ise öncelikli olarak gönderilmesi istendi
Savcılığın Merkezi Kayıt Kuruluşu'ndan talebinde 1 Temmuz ile 16 Eylül tarihleri arasında fondan çıkış yapan yatırımcılara yönelik, adet, tutar, bakiye bilgilerinin ise öncelikli olarak gönderilmesi istendi
20 milyar dolarlık büyüklüğe ve 450 binin üzerinde hesap sahibine ulaşan fon soruşturmasında tasfiye koşulları netleşiyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın ekonomi kurmaylarıyla yaptığı toplantıda, öncelikle 1 milyon lira ve altındaki fon paylarının ödenmesinin gündeme geldiği belirtildi.

Toplam büyüklüğü 20 milyar dolara ulaşan ve 450 binin üstündeki hesap sahibini doğrudan ilgilendiren fon kriziyle ilgili İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan soruşturma giderek derinleştirilirken, kapatılan fonların tasfiyesine ilişkin koşullar da netleşmeye başladı. Bu kapsamda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın ekonomi kurmaylarıyla yaptığı toplantıda, öncelikli olarak 1 milyon lira ve altındaki fon paylarının ödenmesi yönünde karar çıktığı ifade ediliyor. Son üç aylık dönem başta olmak üzere soruşturmaya konu fonlardaki tüm hesap hareketleri detaylıca incelenecek. Devam eden soruşturmada tutuklu sayısı 51'e yükselirken, 46 düzel kişi, 18 fon ve 42 gerçek kişinin malvarlığı ise kaçırma, değer azaltma, üçüncü kişilere devrin önlenmesi amacıyla donduruldu.

Kapsamda hangi fonlar var?
Son dönemlerde çok sayıda operasyona imza atan Adalet Bakanlığı'nın en kapsamlı soruşturmasını fonlarla ilgili sürdürülen soruşturma oluşturuyor. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama ve Sermaye Piyasası Kanunu'na muhalefet suçları kapsamında yürüttüğü fon soruşturmasında, 7 yatırım şirketine ait fonların para ve yatırımcı trafiğinin ortaya çıkarılması için Merkezi Kayıt Kuruluşuna müzekkere yazdı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terörizmin Finansmanı ve Aklama Suçları Soruşturma Bürosunca yürütülen 2026/149004 sayılı fon soruşturması kapsamında 22 Eylül'de Merkezi Kayıt Kuruluşu'ndan fonlara ilişkin ayrıntılı yatırımcı ve işlem kayıtlarını istedi.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı MKK'ya yaptığı başvuruda, Pusula Finans Anonim Şirketi, Tera Yatırım Menkul Değerler A.Ş., Hedef Portföy Yönetimi A.Ş., Bulls Yatırım Menkul Değerler A.Ş., A1 Capital Menkul Değerler A.Ş., Atlas Menkul Kıymetler Yatırım Ortaklığı ile Pardus Menkul Kıymetler A.Ş. ile bağlantılı fonlara ilişkin kayıtların incelenmesini istedi. TCK'nın suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama ile 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu'na muhalefet suçları kapsamında yürütülen soruşturmada tasfiye tarihine kadar yapılan yatırımcı bazlı tüm hareketlerin tespiti istendi.

Para hareketleri ortaya çıkarılacak
Yatırımcıların fonlardaki alım-satım işlemlerinin TL karşılıkları, mevcut hesaplardaki katılma payı değerleri, pay oranları ve benzeri nitelikteki kayıtları isteyen İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, fonlardaki yatırımcı hareketlerinin dönemsel olarak ortaya çıkarılarak, para trafiğinin ayrıntılı biçimde incelenmesini hedefliyor. Savcılığın MKK'dan talebinde 1 Temmuz ile 16 Eylül tarihleri arasında fondan çıkış yapan yatırımcılara yönelik, adet, tutar, bakiye bilgilerinin ise öncelikli olarak gönderilmesi istendi. Bu kayıtlarla, tasfiye sürecine yaklaşılırken fonlardan gerçekleşen çıkışların büyüklüğü, zamanlaması ve yatırımcı bazındaki dağılımı soruşturma dosyasında incelenecek. Soruşturmaya ilişkin sosyal medya hesabından değerlendirmede bulunan Adalet Bakanı Akın Gürlek, amacın birikimlerin istismarına izin vermemek ve mağduriyetin kanunun öngördüğü koşullar çerçevesinde giderilmesinin amaçlandığını bildirdi. Bakan Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Aklama Suçları Soruşturma Bürosu tarafından "suç işlemek amacıyla örgüt kurma-üye olma", "nitelikli dolandırıcılık", "suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama" ve "sermaye piyasası kanununa muhalefet" suçları kapsamında yürütülen soruşturmada, para hareketlerinin tüm yönleriyle ortaya çıkarılmasına yönelik çalışmaların sürdüğünü aktardı.

Osmaniye’nin Merkez ilçesine bağlı Çardak Köyü’nde, Farabi Anadolu Lisesi’nin bahçesinde öğretmen Mehmet Bilgili silahlı saldırıda ağır yaralandı. Öğretmen tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı

Osmaniye'nin Merkez ilçesine bağlı Çardak Köyü'nde, Farabi Anadolu Lisesi'nin bahçesinde öğretmen Mehmet Bilgili silahlı saldırıda ağır yaralandı. Öğretmen tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı. Vali Mehmet Fatih Serdengeçti, saldırıyı gerçekleştirdiği belirtilen A.B.'nin yakalanarak gözaltına alındığını açıkladı

28.09.2026 13:44:00 / Güncelleme: 28.09.2026 13:50:04
Haber Merkezi
 
 Osmaniye’nin Merkez ilçesine bağlı Çardak Köyü’nde, Farabi Anadolu Lisesi’nin bahçesinde öğretmen Mehmet Bilgili silahlı saldırıda ağır yaralandı. Öğretmen tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı
 Osmaniye’nin Merkez ilçesine bağlı Çardak Köyü’nde, Farabi Anadolu Lisesi’nin bahçesinde öğretmen Mehmet Bilgili silahlı saldırıda ağır yaralandı. Öğretmen tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı
Osmaniye'nin Merkez ilçesine bağlı Çardak Köyü'nde, Farabi Anadolu Lisesi'nin bahçesinde öğretmen Mehmet Bilgili ilahlı saldırı sonucu ağır yaralandı. Hastaneye kaldırılan öğretmen tüm müdahalelere rağmen hayatını kaybetti. Osmaniye Valisi Mehmet Fatih Serdengeçti, şüpheli A.B.'nin kısa sürede yakalanarak belirtirken saldırganın öğretmenin yeğeni olduğunu açıkladı.

Yeğeni olduğu ortaya çıktı
Valiliğin açıklamasına göre olay, 28 Eylül 2026 tarihinde meydana geldi. Merkeze bağlı Çardak köyündeki Farabi Anadolu Lisesi'nin bahçesinde Türk dili ve edebiyatı öğretmeni Mehmet Bilgili, aralarında husumet bulunan yeğeni A.E. Bilgili'nin silahlı saldırısına uğradı. İhbar üzerine okula 112 Acil Sağlık ve jandarma ekipleri yönlendirildi.
Tabancayla açılan ateş sonucu ağır yaralanan öğretmen, ambulansla kaldırıldığı hastanede müdahaleye rağmen kurtarılamadı. Okula giden Vali Mehmet Fatih Serdengeçti, yetkililerden bilgi aldı.

Zanlının psikolojik sorunları olduğu açıklandı
Serdengeçti, gazetecilere, saldırının eğitim öğretimle alakası olmadığını söyledi.
Öğretmen ile yeğeni arasında husumet bulunduğunu dile getiren Serdengeçti, şöyle konuştu:
"Zanlı şizofren, psikiyatri bağlamında uzun yıllardır tedavisi devam ediyor. Daha önce öğretmenimizin kendisini yetiştirdiği, evlat olarak baktığına yönelik bilgiler var elimizde. Fakat son dönemlerde husumet oluşuyor, şizofreni kaynaklı çeşitli iddialardan kaynaklı bu menfur saldırıyı gerçekleştiriyor. Gerek kolluk kuvvetlerimizce gerek Cumhuriyet Başsavcılığınca aydınlatacaktır. Burada öğrenci ve eğitime dönük bir saldırı değil."
Vali Serdengeçti, saldırganın amcası olan öğretmeni hedef aldığını belirterek, "Okulumuzun bahçesinde hedef alıyor. Geçmiş olsun, başımız sağ olsun." dedi. Serdengeçti, şüphelinin yakalandığını ve olayda kullanılan ruhsatsız tabancanın ele geçirildiğini ifade ederek, "Kendisinin, öğretmene husumete dönük çeşitli iddiaları var fakat saldıran kişinin şizofreni belirtileri olduğunu biliyoruz." diye konuştu.

Anayasa Mahkemesi (AYM), Yeni Parti'nin isim ve rumuzunun Siyasi Partiler Kanunu'na aykırı olduğu iddiasıyla hükümsüzlüğüne ve siyasi partiler sicilinden terkinine ilişkin talebi yarın görüşecek

Anayasa Mahkemesi (AYM), Yeni Parti'nin isim ve rumuzunun Siyasi Partiler Kanunu'na aykırı olduğu iddiasıyla hükümsüzlüğüne ve siyasi partiler sicilinden terkinine ilişkin talebi yarın görüşecek. Yenilik Partisi'nin isim benzerliği itirazıyla başlayan süreçte Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı daha önce Yeni Parti'ye isim değişikliği yönünde tebligat göndermişti

28.09.2026 13:30:00
Haber Merkezi
 
 Anayasa Mahkemesi (AYM), Yeni Parti'nin isim ve rumuzunun Siyasi Partiler Kanunu'na aykırı olduğu iddiasıyla hükümsüzlüğüne ve siyasi partiler sicilinden terkinine ilişkin talebi yarın görüşecek
 Anayasa Mahkemesi (AYM), Yeni Parti'nin isim ve rumuzunun Siyasi Partiler Kanunu'na aykırı olduğu iddiasıyla hükümsüzlüğüne ve siyasi partiler sicilinden terkinine ilişkin talebi yarın görüşecek
Anayasa Mahkemesi (AYM), Yeni Parti'nin isim ve rumuzunun Siyasi Partiler Kanunu'na aykırı olduğu iddiasıyla hükümsüzlüğüne ve siyasi partiler sicilinden terkinine ilişkin talebi yarın görüşecek. Yenilik Partisi'nin isim benzerliği itirazıyla başlayan süreçte Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı daha önce Yeni Parti'ye isim değişikliği yönünde tebligat göndermişti.

AYM'nin 24 Eylül'de yayımladığı 29 Eylül Genel Kurul gündeminin ilk sırasında, E.2026/9 (Değişik İşler) numaralı dosya yer aldı. Gündemde dosyanın konusu, "Yeni Parti'nin isim ve rumuzunun 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu'nun 96. maddesine aykırılığı ileri sürülerek anılan Kanun'un 104. maddesi gereğince hükümsüzlüğüne ve siyasi partiler sicilinden terkinine karar verilmesi talebi" olarak belirtildi.

Süreç, Yenilik Partisi'nin itirazıyla başladı
Öztürk Yılmaz'ın genel başkanlığını yaptığı Yenilik Partisi, "Yeni Parti" adının kendi parti adıyla karıştırılabileceğini savunarak Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'na başvurdu. Yılmaz, "Yeni" ve "Yenilik" ifadelerinin seçmen açısından karışıklığa yol açabileceğini ve Yeni Parti isminde ayırt edici bir ek bulunmadığını ileri sürdü.

Başvurunun ardından Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, 14 Eylül'de Yeni Parti'ye isim değişikliği talebi içeren bir tebligat gönderdi. Yeni Parti Grup Başkanvekili Murat Emir ise parti adının belirlenmesinde mevcut içtihatların dikkate alındığını belirterek isim benzerliği iddiasına karşı çıktı.

İki seçenek konuşuluyor
Yeni Parti yetkilileri isim benzerliği olmadığını belirtmiş, "Buna rağmen aksi yönde bir karar çıkarsa küçük bir değişiklikle yola devam ederiz" mesajını vermişti.

Kulislerde "Halkın Yeni Partisi" ve "Değişim Partisi" gündeme gelen seçenekler arasında yer alıyor.

Yeni Parti’nin hafta sonu düzenlenen ilçe başkanlıkları ön seçimleri kapsamında, Ankara’da sandık başına giden üyelerin oylarıyla 13 ilçe başkanı belli oldu

Yeni Parti’nin hafta sonu düzenlenen ilçe başkanlıkları ön seçimleri kapsamında, Ankara’da sandık başına giden üyelerin oylarıyla 13 ilçe başkanı belli oldu

28.09.2026 13:00:00
Haber Merkezi
 
 Yeni Parti’nin hafta sonu düzenlenen ilçe başkanlıkları ön seçimleri kapsamında, Ankara’da sandık başına giden üyelerin oylarıyla 13 ilçe başkanı belli oldu
 Yeni Parti’nin hafta sonu düzenlenen ilçe başkanlıkları ön seçimleri kapsamında, Ankara’da sandık başına giden üyelerin oylarıyla 13 ilçe başkanı belli oldu
Yeni Parti'nin hafta sonu düzenlenen ilçe başkanlıkları ön seçimleri kapsamında, Ankara'da sandık başına giden üyelerin oylarıyla 13 ilçe başkanı belli oldu.

Yeni Parti'nin ilçe ön seçimleri 26-27 Eylül tarihlerinde, Türkiye genelinde kurulan sandıklarla gerçekleştirildi. 26 Ağustos tarihine kadar partiye üye olan tüm üyelerin oy kullanabildiği seçimlerde, Ankara'da da 13 ilçede sandık kuruldu. Ön seçim sonuçlarına göre Ankara'nın 13 ilçe başkanı şöyle:

Akyurt - Yalçın İpek

Altındağ - Gökhan Urun

Ayaş - Fatih Öztürk

Çankaya - Ercan Başal

Elmadağ - Mehmet Kurusakız

Etimesgut - Özgür Şahbaz

Gölbaşı - Nazım Sağlam

Keçiören - Görkem Cevahir Yıldırım

Mamak - Şeref Demirbaş

Nallıhan - Mustafa Sarıkaya

Pursaklar - Hüseyin Benek

Sincan - Önder Ağdede

Yenimahalle - Halil Alankuş

Trabzon'da palamut 100-125 lira arasında

Trabzon'da balıkçılar, tezgahlarında yerini alan palamudu tanesi 100 ile 125 lira arasında değişen fiyatlardan satışa sunuyor

 

28.09.2026 12:20:00
Anadolu Ajansı
 
Trabzon'da palamut 100-125 lira arasında
Trabzon'da palamut 100-125 lira arasında

Ortahisar ilçesindeki Moloz mevkisinde yer alan balıkçı tezgahlarında palamudun tanesi 100 ile 125 liradan satılırken, istavritin kilogramı 100, somon 200, çipura 500, levrek ise 600 liradan alıcı buluyor.

Balıkçı Ahmet Çoğalmış, AA muhabirine, vatandaşların bu sezon daha çok palamuda ilgi gösterdiğini söyledi.

Tezgahlardaki palamutların taze olduğunu belirten Çoğalmış, sıcak havanın balıkların görünümünü etkileyebildiğini ifade etti.

Çoğalmış, piyasadaki herkesin şu an taze balık sattığına dikkati çekerek, "Havalar sıcak gittiği için balıklar ezik gibi görünÜyor ama ezik değil. Havaların sıcaklığından dolayı biraz gevşek oluyor. Vatandaş bayat balık aldığını sanıyor ama öyle değil. Şu an piyasa herkes taze balık satıyor." diye konuştu.

Balıkçı Emin Avcı da bu sezon palamudun daha fazla, hamsinin ise daha az olmasını beklediklerini dile getirdi.

Hamsinin şu anda Marmara tarafından geldiğini aktaran Avcı, "Hamsi palamut gibi olmaz, az olur. Şu anda hamsi geliyor ama Marmara tarafından geliyor. Bizim yerli hamsi daha çıkmadı. Palamut olduğu zaman hamsi biraz daha az oluyor" dedi.

İBB davasının 88. duruşması başladı

İBB davasına ilişkin 57'si tutuklu 436 sanığın yargılandığı davanın 88. duruşması başladı

28.09.2026 12:09:00
Anadolu Ajansı
 
İBB davasının 88. duruşması başladı
İBB davasının 88. duruşması başladı

İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesince, Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumu karşısındaki salonda görülen duruşmaya, görevlerinden uzaklaştırılan İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu ile Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık ve Medya AŞ Yönetim Kurulu Başkanı Murat Ongun'un da aralarında bulunduğu bazı tutuklu sanıklar katıldı.

Bazı tutuksuz sanıklar ile avukatlarının da bulunduğu duruşmada, sanıkların yakınları izleyici olarak yer aldı.

Duruşma, tutuksuz sanıkların savunmalarının alınmasıyla devam ediyor.

İddianameden

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosunca hazırlanan iddianamede, Mülkiye Teftiş Kurulu Başkanlığı "ihbar eden" sıfatıyla, Hazine ve Maliye, İçişleri, Enerji ve Tabii Kaynaklar, Tarım ve Orman bakanlıkları ile İstanbul Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü, İBB Başkanlığı ve Şişli Belediye Başkanlığı "suçtan zarar gören" sıfatıyla yer alıyor.

İddianamede, 16 kişi "müşteki", 7'si firari, 5'i "müşteki sanık" olmak üzere toplam 407 kişi "sanık" olarak bulunuyor.

Suç örgütünün kurulduğu 2014'ten bugüne kadarki faaliyetleri anlatılan iddianamede, "İddianameye konu 143 eyleme ilişkin elde olunan menfaat ile sebep olunan kamu zararının, suç tarihleri itibarıyla (güncel değeri hariç) toplamda menkul olarak yaklaşık 160 milyar lira ve 24 milyon dolar, gayrimenkul olarak ise İstanbul ile ülke genelinde 95 taşınmazdan ibaret (örgüt elebaşı ve yöneticilerinin suç gelirlerinden elde ettikleri mal varlıkları hariç) olduğuna" ilişkin değerlendirme yapılıyor.

İddianamede yer alan örgüt şemasında, sanık Ekrem İmamoğlu'nun "örgüt elebaşı", sanıklar Murat Ongun, Fatih Keleş, Adem Soytekin, Ertan Yıldız, Hüseyin Gün ile firari sanık Murat Gülibrahimoğlu'nun da "örgüt yöneticisi" olduğu belirtiliyor.

Şemada, 10 örgüt üyesinin Ekrem İmamoğlu'na doğrudan bağlı olduğu aktarılarak örgüt üyelerinden 77'sinin Fatih Keleş'e, 35'inin Murat Ongun'a, 8'inin Ertan Yıldız'a, 7'sinin Hüseyin Gün'e, 6'sının Murat Gülibrahimoğlu'na ve 6'sının da Adem Soytekin'e bağlı olduğu gösteriliyor.

İddianamede, Ekrem İmamoğlu'nun "suç işleme amacıyla örgüt kurmak", "kişisel verilerin kaydedilmesi", "kişisel verileri ele geçirme ve yayma", "suç delillerini gizleme", "haberleşmenin engellenmesi", "kamu malına zarar verme", "rüşvet", "halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma", "irtikap", "kamu, kurum ve kuruluşları zararına dolandırıcılık", "suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama", "ihaleye fesat karıştırma", "çevrenin kasten kirletilmesi", "Vergi Usul Kanunu'na muhalefet", "Orman Kanunu'na muhalefet" ve "Maden Kanunu'na muhalefet" suçlarından toplam 849 yıldan 2 bin 430 yıl 6 aya kadar hapisle cezalandırılması isteniyor.

İddianamede, Keleş'in 48 kez "rüşvet", "rüşvet alma" ve "rüşvet verme", 55 kez "ihaleye fesat karıştırma", 39 kez "kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık", 8 kez "suç gelirlerini aklama", "Maden Kanunu'na muhalefet", "Orman Kanunu'na muhalefet", "çevre kirliliğine neden olma", "Vergi Usul Kanunu'na muhalefet", "irtikap", "suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme" ile "haberleşmenin engellenmesi" suçlarından 556 yıl 8 aydan 1542 yıl 8 aya kadar hapisle cezalandırılması talep ediliyor.

Ongun'un "rüşvet" ve 53 kez "ihaleye fesat karıştırma", 33 kez "kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık", "kişisel verileri başkasına verme, yayma veya ele geçirme", "halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma" ile "suç gelirlerini aklama" suçlarından 287 yıl 6 aydan 779 yıl 6 aya kadar hapis cezasına çarptırılması istenen iddianamede, Yıldız'ın "rüşvet", "ihaleye fesat karıştırma", "kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık" suçlarından 86 yıldan 251 yıla kadar hapsi öngörülüyor.

İddianamede, Soytekin'in "rüşvet", "zincirleme şekilde rüşvet", "irtikap" ve "suç gelirlerini aklama" suçlarından 67 yıldan 194 yıla kadar hapisle cezalandırılması talep edilirken, Gülibrahimoğlu'nun "kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık", "suç gelirlerini aklama", "evrakta sahtecilik", "Maden Kanunu'na muhalefet", "Orman Kanunu'na muhalefet", "çevre kirliliğine neden olma" ve "Vergi Usul Kanunu'na muhalefet" suçlarından 19 yıl 6 aydan 51 yıla kadar hapisle cezalandırılması isteniyor.

Gün'ün "suç işlemek amacıyla örgüt kurma", "kişisel verileri başkasına verme, yayma veya ele geçirme" suçlarından 20 yıldan 40 yıla kadar hapsi talep edilen iddianamede, örgüt yöneticisi konumundaki bu sanıkların, örgütün kendilerine bağlı yapılanmalarının faaliyeti çerçevesinde işlenen bütün suçlardan ayrıca fail olarak cezalandırılmalarına karar verilmesi gerektiği belirtiliyor.

İddianamede, yakalandıktan sonra örgütün yapısı ve faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili bilgi veren örgüt yöneticisi sanıklardan Adem Soytekin, Hüseyin Gün ve Ertan Yıldız hakkında "etkin pişmanlık" hükümlerinin uygulanması isteniyor.

Tutuklanmasının ardından görevinden uzaklaştırılan Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan hakkında 5 kez "rüşvet alma", 2 kez "irtikap", "kişisel verilerin hukuka aykırı kaydedilmesi", "kişisel verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme" ve "suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma" suçlarından toplamda 35 yıldan 91 yıla kadar hapis cezası istemine yer verilen iddianamede, tutuklanmasının ardından görevinden uzaklaştırılan Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık'ın ise 7 kez "rüşvet alma" ve "suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma" suçlarından toplam 30 yıldan 88 yıla kadar hapisle cezalandırılması talep ediliyor.

Birleşen dosya

Beyoğlu Belediye Başkanlığı görevinden uzaklaştırılan İnan Güney'in de aralarında bulunduğu 7 sanık hakkında hazırlanan iddianame de bu davayla birleştirilmişti.

İddianamede, sanıklar İnan Güney, İsmail Akkaya, Seyhan Özcan, Veysel Eren Güven, Sabriye Akkaya, Mehmet Akif Bulut ve Deniz Göleli'nin "suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olmamakla birlikte yardım etme" ile "kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık" suçlarından 9 yıl 8 aydan 31 yıl 8'er aya kadar hapisle cezalandırılmaları isteniyor.

Birleşen ikinci dosya

Ağaç ve Peyzaj AŞ üzerinden usulsüzce kurgusal ihale sistematiği işletilerek ihalelere fesat karıştırıldığı iddiasıyla yürütülen soruşturma tamamlanmış ve 29 sanık hakkında hazırlanan iddianame de bu davayla birleştirilmişti.

Sanıklar Ekrem İmamoğlu, Fatih Keleş ve Ali Sukas'ın "ihaleye fesat karıştırma", "resmi belgede sahtecilik", "rüşvet alma ve verme" ile "rüşvete aracılık etme" suçlarından 62'şer yıldan 168'er yıla kadar hapisle cezalandırılmaları, diğer 26 sanık hakkında ise aynı suçlardan 3 yıldan 168 yıla kadar değişen sürelerde hapis cezası isteniyor.

Yargılama sürecinde, birleşen dosyalarla birlikte 59 sanığın tahliye edilmesiyle davada 57 tutuklu sanık bulunuyor.

Gaziantep’teki kazada ölen 7 kişinin kimlikleri belli oldu

Gaziantep-Nurdağı kara yolunda yolcu otobüsü ile otomobilin kafa kafaya çarpıştığı feci kazada hayatını kaybeden 2'si çocuk 7 kişinin kimlikleri belirlendi. Otomobilde bulunan ve aynı aileden olan kurbanların cenazeleri otopsi işlemlerinin ardından Hatay'a gönderilirken, hastaneye kaldırılan 16 yaralıdan birinin durumunun ciddiyetini koruduğu açıklandı

28.09.2026 11:40:00 / Güncelleme: 28.09.2026 11:43:58
Haber Merkezi
 
Gaziantep’teki kazada ölen 7 kişinin kimlikleri belli oldu
Gaziantep’teki kazada ölen 7 kişinin kimlikleri belli oldu
Gaziantep'in Şehitkamil ilçesi kırsal Acaroba Mahallesi yakınlarında dün akşam saat 18.06'da meydana gelen, 34 HBS 100 plakalı yolcu otobüsü ile 31 AHB 98 plakalı otomobilin çarpıştığı feci kazanın bilançosu netleşti.

Hatalı sollama sonucu kontrolden çıkan otomobilin şerit ihlali yaparak otobüsün önüne kırılmasıyla gerçekleşen kazada, adli tıp kurumundaki kimlik tespit çalışmaları tamamlandı.

Aynı aileden 7 can yok oldu

Yapılan incelemelerin ardından otomobilde can veren sürücü ve yolcuların tamamının Hatay nüfusuna kayıtlı akrabalar olduğu belirlendi. Feci kazada hayatını kaybeden vatandaşların isimleri şu şekilde açıklandı:

• Gülistan Özdemir (46)

• Nisanur Özdemir (23)

• Zeynep Alin Özdemir (6 - Çocuk)

• Senem Gökşen (44)

• Atakan Gökşen (1 - Bebek)

• Fatma Balık (73)

• Gülhan Yaman (47) 

Gaziantep Adli Tıp Kurumu morgunda geceden bu yana süren otopsi işlemlerinin tamamlanmasının ardından, 7 kişinin cenazesi ailelerine teslim edilerek defnedilmek üzere memleketleri Hatay'a uğurlandı.

1 kişinin hayati tehlikesi sürüyor

Kazanın ardından yan yatan midibüsten çıkarılarak kentteki çeşitli hastanelere sevk edilen 16 yaralının tedavisi hassasiyetle sürdürülüyor. Gaziantep Vali Yardımcısı İlker Eker, ilk saatlerde otobüsteki yolcuların büyük bölümünün hafif ve orta dereceli yaralanmalara sahip olduğunu bildirmişti.

Ancak gelişmeleri yakından takip eden İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi sosyal medya hesabından yaptığı son güncellemede, yaralılardan 1 vatandaşın sağlık durumunun ciddiyetini koruduğunu ve hayati tehlikesinin devam ettiğini duyurdu. Diğer 15 yaralının ise genel durumlarının iyi olduğu ve hayati risklerinin bulunmadığı öğrenildi.

Gaziantep Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından görevlendirilen 1 Başsavcı Vekili ve 2 cumhuriyet savcısı eşliğinde, otobüs içi kameralar ve çevre güvenlik kameraları incelenerek kazayla ilgili geniş çaplı adli tahkikat sürdürülüyor.

İstanbul'da gök gürültülü sağanak etkili oldu

İstanbul'da gök gürültülü sağanak hayatı olumsuz etkiledi, birçok ilçede su baskınları yaşandı

28.09.2026 06:30:00
AA
 
İstanbul'da gök gürültülü sağanak etkili oldu
İstanbul'da gök gürültülü sağanak etkili oldu

Meteoroloji Genel Müdürlüğünün uyarılarının ardından kentteki bazı bölgelerde kısa süreli etkili olan kuvvetli yağış nedeniyle cadde ve sokaklarda su birikintileri oluşurken bazı alt geçitleri, evleri ve iş yerlerini su bastı.

Avrupa Yakası'nda Beşiktaş, Fatih, Şişli, Bakırköy, Sultangazi, Eyüpsultan, Esenler, Küçükçekmece ve Kağıthane ilçelerinde gök gürültülü sağanak etkisini gösterdi.

Yoğun yağış nedeniyle Zincirlikuyu'daki su basan alt geçitte ekiplerin çalışmaları devam ediyor. Araç trafiğine kapatılan alt geçidin su tahliyesinin sabah saatlerine kadar süreceği öğrenildi.

Fatih'teki Zeyrek Mahallesi Eski Mutaflar Caddesi'nde bir otomobil ile kamyonet çökme sonucu meydana gelen çukura girdi. Çevredeki vatandaşlar araçları iterek, bulundukları yerden çıkardı. Yola şerit çekilerek trafiğe kapatıldı.

Eyüpsultan Merkez Mahallesi Sayfiye Sokak'ta ise binaların arasında kalan arsada yağışın etkisiyle toprak kayması yaşandı. İhbar üzerine bölgeye gelen itfaiye ve AFAD ekiplerince çevredeki binalarda yaşayan 25 kişi tahliye edildi. Bölge, şerit çekilerek emniyete alındı.

Esenler'de Mehmet Akif İnan Caddesi'nde seyir halindeki motosiklet, yağış nedeniyle sürücüsünün direksiyon hakimiyetini kaybetmesi sonucu devrildi. Kazada sürücü ve motosiklet savrulurken, olay anı güvenlik kamerasınca kaydedildi.

Küçükçekmece Kanarya Mahallesi Çalıkuşu Sokak'ta ise bir binanın bodrum katındaki otoparkı su bastı. Vatandaşlar otoparktaki araçlarını kendi imkanlarıyla dışarı çıkardı.

Yağış aralıklarla etkisini sürdürüyor. 

Sermaye piyasası işlemleri soruşturmalarında 45 firma ve 19 fon üzerindeki mal varlığı tedbiri kaldırıldı

İstanbul'da sermaye piyasasında gerçekleştirilen işlemlere ilişkin soruşturmalar kapsamında 45 firma ve 19 fon üzerindeki mal varlığı tedbiri kaldırıldı

28.09.2026 06:00:00
AA
 
Sermaye piyasası işlemleri soruşturmalarında 45 firma ve 19 fon üzerindeki mal varlığı tedbiri kaldırıldı
Sermaye piyasası işlemleri soruşturmalarında 45 firma ve 19 fon üzerindeki mal varlığı tedbiri kaldırıldı

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terörizmin Finansmanı ve Aklama Suçları Soruşturma Bürosunca, sermaye piyasasında gerçekleştirilen işlemlere ilişkin soruşturmalar sürüyor.

Soruşturma kapsamında Başsavcılığın ilgili kurumlara yazdığı müzekkerede kişi ve kurumların hesaplarında bulunan sermaye piyasası araçlarının dondurulmasının talep edildiği bildirildi.

Yazıda, ilgili kurumlar nezdinde mal varlığı ve para hareketlerine yönelik tedbir uygulanan firmalar ve fonlarla alakalı olarak, Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) ve ilgili kurullar tarafından yeni değerlendirme ve bildirimlerin yapıldığı belirtildi.

Bu doğrultuda, söz konusu tedbirlerin ve mal varlığının dondurulması kararının kaldırılmasına karar verildiği kaydedildi.

Soruşturmada tedbir kararı kaldırılan 45 firma ile 19 fonun bulunduğu, gerçek kişiler üzerindeki tedbirin ise devam ettiği öğrenildi.

Soruşturma

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının MASAK'a 17 Eylül'de gönderdiği müzekkerede, Pusula Finans Holding AŞ, Tera Yatırım Menkul Değerler AŞ, Hedef Holding AŞ ve Bulls Yatırım Menkul Değerler AŞ ile bunların alt şirketlerinin yöneticilerine ilişkin mali verilerin temini talep edilmişti.

Şirketlerin tüm yöneticilerinin açık kimlik bilgilerinin tespit edilmesi, bunların 2024'ten bugüne kadar yurt dışına gerçekleştirdikleri para ve kripto varlık transferleri ile tüm para giriş-çıkışlarının ham veri halinde Başsavcılığa gönderilmesi istenmişti.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terörizmin Finansmanı ve Aklama Suçları Soruşturma Bürosunca yürütülen soruşturmada, Tera Yatırım Holding Yönetim Kurulu Başkanı Emre Tezmen, Tera Yatırım Holding Yönetim Kurulu Üyesi Emre Alkin, Tera Yatırım Bağımsız Yönetim Kurulu Üyesi Kerem Alkin, Tera Portföy Genel Müdürü Alper Öztürk, Pusula Holding Yönetim Kurulu Başkanı Serdar Turhan, Pusula Portföy Yönetimi AŞ Yönetim Kurulu Başkanı Muhammed Yarız, Namık Kemal Gökalp, Altunç Kumova ve İbrahim Bekçi tutuklanmıştı.

Gözaltına alınan Enver Çevik ve Kemal Akkaya, savcılıktaki ifadelerinin ardından serbest bırakılmıştı.

Soruşturma kapsamında gözaltına alınan Doğa Sigorta Yönetim Kurulu Başkanı Nihat Kırmızı, Tera Yatırım Yönetim Kurulu üyeleri Bülent Uygun ve Abdulkadir Özkan da adliyeye sevk edilmiş ve tutuklanmıştı.

Adliyeye sevk edilen şüphelilerden Furkan Baki, Murat Keçeci, Ramazan Erbey, İlhan Aygül, Salih Can Bülbül, Selçuk Kahya, Uğur Akkafa, Samet Çetinel, Celal Yarız, İsmail Ege, Mehmet Yıldırım, Lütfi Çetinel, Berkan Gülen ve Mehmet Erbey'in tutuklanmasına, 3 şüpheli hakkında ise adli kontrol tedbirinin uygulanmasına karar verilmişti.

Soruşturma kapsamında gözaltına alınan ve Çağlayan'daki İstanbul Adliyesi'ne sevk edilen 19 şüpheli tutuklanmış, 2 zanlı ise adli kontrol şartıyla salıverilmişti.

Devam eden soruşturmada 8 zanlı daha gözaltına alınmış, 6'sının tutuklanmasına hükmedilmişti.

Böylece soruşturmada tutuklananların sayısı 51'e ulaşmıştı.

Tera Portföy CEO'su Emir Münir Sarpyener'le birlikte hakkında yakalama kararı çıkarılan Tera Portföy Yönetim Kurulu Başkanı Erdin Özel de gözaltına alınmıştı. 

logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.