logo
24 HAZİRAN 2026

Erkan Baş: Hatay halkının çıkarlarını belediye meclislerinde savunacağız

TİP Genel Başkanı Baş, Sözcü TV canlı yayınında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu.

24.03.2024 11:43:00
Haber Merkezi
Erkan Baş: Hatay halkının çıkarlarını belediye meclislerinde savunacağız
Erkan Baş: Hatay halkının çıkarlarını belediye meclislerinde savunacağız
Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı Erkan Baş, Sözcü TV'de yayınlanan "Nokta Atışı" programında yerel seçim gündemine ilişkin konuştu. Gökhan Zan'ın adaylığının geri çekilmesinin ardından Hatay'da istedikleri ölçüde bir seçeneği yaratamamış olmaktan dolayı üzgün olduklarını dile getiren Baş, "Hatay'da seçimi kim kazanırsa kazansın, belediye meclisinde ilkelerimizi ve Hatay halkının çıkarlarını en kararlı biçimde savunacak mücadeleye kendimizi hazırlıyoruz" ifadelerini kullandı.

TİP Genel Başkanı Erkan Baş, İpek Özbey'in sunumuyla Sözcü TV'de ekrana gelen "Nokta Atışı" programına konuk oldu. Gazeteci Özbey'in sorularını yanıtlayan Baş, yerel seçim gündemine ilişkin açıklamalarda bulundu.

Hatay'da Gökhan Zan'ın adaylığının çekilmesi sürecine ilişkin konuşan Erkan Baş, partisi tarafından belediye başkan adayı gösterildiği Gebze'deki yerel seçim çalışmalarına ilişkin değerlendirmelerini de aktardı.

'HATAY HALKI, 2 DEPREM SUÇLUSUNDAN BİR TANESİNİ TERCİH ETMEYE ZORLANIYORDU'

Erkan Baş'ın "Nokta Atışı" programındaki açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

"Hepimiz hatırlayacağız, zaten 6 Şubat depreminin bir felakete dönüşmesinin doğrudan sorumlusu olan bir iktidar gerçeği ile karşı karşıyayız. Adalet ve Kalkınma Partisi bu depremin bir felakete dönüşmesinin 22 yıllık bir iktidar olduğu için doğrudan sorumlusu. Sanırım bu artık kamuoyunda pek tartışılmaya gerek kalmayacak kadar açık ve net. İkincisi, Hatay Büyükşehir Belediye Başkanı, 15 yıldır belediye başkanlığı görevini sürdüren 'Lütfü Savaş' ismi var. Maalesef Cumhuriyet Halk Partisi tarafından kamuoyundaki bütün eleştirilere rağmen tekrar aday ilan edildi. Dolayısıyla Hatay halkı, 2 deprem suçlusundan bir tanesini tercih etmeye zorlanıyordu. Biz bunu doğru bulmadığımızı, bunun Hatay'a yapılmış bir haksızlık olduğunu hem Cumhuriyet Halk Partisi ile hem de kamuoyuyla çok kez paylaştık ve neticede bir üçüncü alternatifin geliştirilmesi zorunluluğu ortaya çıktı. Türkiye İşçi Partisi de uzunca bir süredir Hatay'da yürüttüğü siyasi faaliyet, deprem dönemindeki dayanışmasıyla beraber Hatay'da etkin bir siyasal güç olarak duruyordu.

'LÜTFÜ SAVAŞ'A DÖNÜK TEPKİ, İKTİDARIN KAZANMASI SONUCUNU BERABERİNDE GETİREBİLİRDİ'

Bizim açımızdan temel mesele şu, Hatay'ın, bu kadar kritik bir ilin AKP tarafından çok fazla kazanılmak istendiğini biliyoruz. Hatırlayın, Tayyip Erdoğan doğrudan Hataylı yurttaşlarımızı tehdit eden bir konuşma yapmıştı, 'Eğer merkezi iktidarla yerel yönetim aynı partide olmazsa hizmet gelmez' diyerek Hataylıları tehdit etmişti. Bize göre Lütfü Savaş'ın aday gösterilmesi, buranın Adalet ve Kalkınma Partisi'ne armağan edilmesi anlamına gelecekti, Lütfü Savaş'a dönük tepki aslında iktidarın kazanması sonucunu beraberinde getirebilirdi. Biz buna karşı bir önlem arayışı içerisine girdik. Hatay'da demokratik kitle örgütleriyle, sendikalarla, meslek odalarıyla, Hatay'daki yerel kanaat önderleriyle yaptığımız görüşmelerde güçlü, Hatay'ı AKP'ye terk etmeyecek ya da AKP zihniyetine terk etmeyecek bir üçüncü alternatifin çıkışta gerektiğini konuştuk.

'KENDİMİZE 'EN UZAK' KİŞİNİN ADAY OLMASINI TERCİH ETTİK'

Şunu açıklıkla ifade edeyim, biz elbette ki herhangi bir Türkiye İşçi Partisi üyesini aday gösterebilirdik. Fakat bu kamuoyunda ve Hatay'da şöyle algılanabilirdi: TİP krizi fırsata çevirmeye çalışıyor, 2 tane kötü seçenek ortaya çıkınca TİP buradan kendisine bir mevzi kazanmak istiyor. Bizim asla amacımız bu değildi, biz tamamen o büyük yıkımdan Hatay halkının çıkmasına odaklanmıştık ve bu konuda ısrarlı bir çaba içerisinde olduk. Örneğin bağımsız aday çıkartılabilseydi bunu destekleyebileceğimizi de baştan ifade etmiştik. Fakat Can Atalay'ın tutukluluğu, burada TİP'in uğradığı haksızlık, TİP'in Hatay'daki potansiyelinin, gücünün farkında olunması bir adayın, Hatay İttifakı'nın adayının, Türkiye İşçi Partisi çatısı altından gösterilmesinin kazanmaya götürecek bir seçenek olabileceği fikri gelişti. Burada çeşitli isimler gündeme geldi. Biz bilerek ve isteyerek kendimize en uzak kişinin, tırnak içinde kullanıyorum bu ifadeyi, aday olmasını tercih ettik. Neden? Çünkü TİP buradan kendisi için bir şey istemiyor. Burada meselemiz TİP, A Partisi, B Partisi değil. Buradaki meselemiz, bu deprem yıkımından Hatay halkının hep birlikte çıkması.

'TİP, KENDİ ÇATISINI 6 ŞUBAT'TA YAN YANA GELEN İNSANLARIN ORTAKLIĞINA TESLİM ETTİ'

O dönemde ismi geçenler, Gökhan Zan'nın isminin kazanabilecek bir isim olduğu ve Hatay halkının da teveccühünü kazandığı yaklaşımını da paylaştılar. Bizim karar vermemiz gereken konu şuydu, Hatay İttifakı'nın bir adayı var ve Gökhan Zan Türkiye İşçi Partisi'nde aday olmak istiyor, biz şimdi burada ideolojik, politik nedenlerle 'Kabul etmiyoruz' mu diyecektik, yoksa Hatay Halkı'nın adayı mı olacaktı? Can Atalay'la da bunu görüştük. Bu kapsamda, yani Türkiye İşçi Partisi'nin bir adayı olarak değil de Hatay İttifakı'nın bir adayı olarak olabileceği fikrini o da destekledi. TİP, kendi adayını, kendi çıkarını değil, 6 Şubat'ta ortaya çıkan yıkımda farklı siyasi görüşlerden de olsa yan yana gelen insanların ortaklığına kendi çatısını teslim etti. Aslında biz listemizi bu arkadaşlara teslim etmiş olduk, böyle yorumlamak daha doğru.

''KAZANAMAZSAM KENDİ GELECEĞİMİ DE DÜŞÜNMEM GEREKİR' CÜMLESİ BİZİM İÇİN KRİTİKTİ'

Bizim adaylıktan çekme açıklamamızı yapmamızdan 3 ya da 4 gün önce Hatay örgütümüze bir ses kaydı geldi, gelir gelmez de benim haberim oldu. Neticede şu önemli bizim açımızdan, biz böyle bir şeyle karşılaştığımızda bunu 'Boş verelim, önemsiz görelim, üzerini örtelim, görmezlikten gelelim' gibi bir yaklaşım içerisinde olabilirdik ve kamuoyunun bundan hiç haberi de olmayabilirdi. Bu bir seçenekti. Ama biz gerçekten siyasetin kirli ortamında ısrarla ve inatla temiz, şeffaf, dürüst bir anlayışı egemen kılmaya çalışıyoruz. Türkiye İşçi Partisi, 'Türkiye'de siyaset yapmak için yalan söylemeniz gerekir, bazı şeyleri gizlemeniz gerekir' gibi genel kabulleri dışlıyor. Biz siyasetteki bu egemen anlayışla tam karşı kutuplarda yer alıyoruz. Dolayısıyla, böyle bir şey önümüze geldiğinde 'Gökhan'dan saklayıp kendi aramızda değerlendirelim' gibi bir düşüncemiz de olmadı.

Arkadaşlarımız gittiler, Gökhan Zan'ın kendisine sordular. Gökhan 2 boyutlu bir yanıt verdi. Birincisi, 'Kumpas, şantaj, bunlar beni susturmak için, beni geri çektirmek için, yenmek için yapılan bir operasyon', iddialarından bir tanesi bu. Bu pekâlâ olabilir, ben bunu reddetmiyorum. Ama aradaki bir cümle bizim açımızdan son derece kritik, 'Kazanamazsam kendi geleceğimi de düşünmem gerekir' cümlesi, bizim açımızdan artık bu meselenin kamuoyuyla paylaşılması gerekliliğini ortaya çıkartmıştır. Çünkü biz siyaseti böyle algılamıyoruz. Başka siyasi partilerde bundan normal karşılanabilir, başka siyasi partilerde faaliyet yürüten kişiler, belediye başkan adayları, milletvekilleri, milletvekili adayları, genel merkez yöneticileri, onlar kendi kişisel ikballerini de düşünebilirler. Ama Türkiye İşçi Partisi'nde, üstelik Hatay gibi halkın temiz suya muhtaç olduğu bir kentte, 'Ben kişisel geleceğimi de düşünmek zorundayım' denmesi, bu tarz ilişkilere meşruiyet katabilecek bir yaklaşımdır. Dolayısıyla biz ilkesel bir tutumla buradaki tavrımızı bekledik.

'HALKIN ÇARESİZLİKTEN ÇIKARILMASI İÇİN İSTEDİĞİMİZ ÖLÇÜDE SEÇENEK YARATAMAMAKTAN DOLAYI ÜZGÜNÜZ'

Bu bir montaj mı, siyasi ayrıntıları bunlar önümüzdeki günlerde muhtemelen ortaya çıkacak. Gerekli incelemeler yapılacak, teknik incelemeler yapılacak, ortaya çıkacak, ama bizim açımızdan, özellikle Hatay'da bir kaybetme ihtimalinin konuşulmaya başlaması ve bunun muhatabıyla kendi kişisel geleceğine dair birtakım görüşmeler yapılması kabul edilebilir bir şey değil. Bizim siyaset anlayışımıza uygun bir yaklaşım değil. Dolayısıyla dedik ki, artık bunun gerçek olup olmamasından da bağımsız olarak bizim bu yaklaşımla süreci devam ettirmemiz mümkün değil.

Bu tavrımızı ortaya koyduktan sonra Gökhan Zan mahkemeye başvuracağını söyledi. Biz mahkemeye başvurmasının çok doğru olacağını, bunu desteklediğimizi ifade ettik. Arkasından şöyle bir problemle karşı karşıya kaldık: Hukuken oy pusulaları basıldığı için resmi olarak çekilmek mümkün değil. Bunu kendisine bir gerekçe yaptı ve bu kapsamda 'Adaylıktan çekilmeyeceğim' demiş oldu. Ama bunun da siyasi olarak herhangi bir karşılığı yok, sonuçta desteğimizi çektiğimizi ifade etmiş olduk. Artık bundan sonrası gerçekten hukukun konusu, biz de bunu hızlı biçimde aydınlatmak istiyoruz. Biz kendi adımıza, halkın bu çaresizlikten çıkartılması noktasında istediğimiz ölçüde bir seçeneği yaratamamaktan dolayı üzüntümüzü ifade ediyoruz. Siyasi açıdan bunun sorumluluğunu üstleniyoruz. Yapabileceğimizi yapmaya devam edeceğiz.

'BELEDİYE MECLİSİNDE İLKELERİMİZİ VE HATAY HALKININ ÇIKARLARINI EN KARARLI BİÇİMDE SAVUNACAĞIZ'

Biz Hatay'da başta Defne, Samandağ, Arsuz, İskenderun olmak üzere ilçe belediyelerinde seçimlere giriyoruz. Dolayısıyla bu saatten sonra Hatay'da seçimi kim kazanırsa kazansın, belediye meclisinde ilkelerimizi ve Hatay halkının çıkarlarını en kararlı biçimde savunacak bir mücadeleye kendimizi hazırlıyoruz. Orada bizim daha önce genel seçimde ittifak içerisinde olduğumuz DEM Parti ve Emek Partisi var. Bizim yurttaşlarımıza önerimiz, çağrımız, deprem suçlarına bulaşmamış bu adaylara oy verebilecekleridir.

'GEBZE'DE İLK DEFA İŞÇİLER, EMEKÇİLER, YOKSULLAR, HALK ADINA GERÇEK BİR ALTERNATİF ÇIKTI'

Gebze'de, özellikle MHP ile AKP'nin ittifak haline girdiğini düşündüğünüzde, normal şartlarda beklenti Adalet ve Kalkınma Partisi'nin yüzde 55-60 civarı bir oyla seçimini birinci sırada bitirmesi ve tekrar belediyeyi alması. Yani 30 yıldır yöneten anlayış yeniden Gebze'de seçimi kazanmak istiyordu ve açık konuşalım çok rahattı. Bakın, burada ben sokaklardayım, Gebze'de 5 yıldır belediye başkanlığı yapan bir isimden söz ediyoruz, sokakta pek çok yurttaş 'Hiç görmedim' diyor, fotoğrafını bile bilmeyen insanlar var. Fakat Türkiye İşçi Partisi'nin burada beni aday göstermesi, arkasından DEM Parti ve CHP'nin belediye başkan adayı göstermeyerek bizi destekleme kararı alması Gebze'deki hesapları değiştirdi ve belki de ilk defa Gebze'de bir gerçek alternatif, işçiler, emekçiler, yoksullar, halk adına bir gerçek alternatif çıktı. Ben en çok neyle karşılaştım biliyor musunuz? AKP ve MHP kökenli, daha önce o partilere oy vermiş ve bugün bize oy vereceğini söyleyen işçilerin genel yaklaşımı şuydu: Biz bunların iyi olmadığını biliyoruz ama diğerlerinin de bir farkı olmadığını düşünüyorduk. 'Bana yoksulluk anlatmana gerek yok, ben zaten onu yaşıyorum' diyor işçi arkadaşım, 'Ama diğerleri de bana bir umut vermiyordu, bir farklılık görmüyordum. Hepsi aynıyken o zaman güçlü olana, iktidarda olana vereyim diye düşünüyordum'. Daha önce AKP, MHP'ye, başka partilere oy da verseler Gebze'de bu seçimde değişik arayış içerisinde olan insanların Türkiye İçiş Partisi'ne doğru yöneldiğini an itibariyle görüyorum.

'BELEDİYE BAŞKANI OLDUĞUMUZDA YURTTAŞLARIN CEBİNE GİREN PARAYI ARTTIRAMAYIZ, AMA CEBİNDEN ÇIKAN PARAYI AZALTABİLİRİZ'

Ama bu seçimi kazanmaya yetecek mi? Şu anda 'Kesin kazanıyoruz, bitti bu iş' noktasında değilim. Ama şunu biliyorum, çok yaklaşmış durumdayız. Yani AKP yüzde 65'lerle başladığı seçimde şu anda yüzde 50'lerin altına inmiş durumda. Bizim şu anda yüzde 30'ların üzerinde olduğumuz söyleniyor. Mahallelerde bir temsilcilik açılışına, bir kahve toplantısına giriyoruz, şu ana kadar hepsi mitinge dönüştü. Bunlar aslında Gebze'nin küçük küçük mahalleleri ama her birisinde sanki İstanbul'da bir ilçede miting yapıyormuşuz gibi kalabalıklar toplanıyor. Dinliyorlar, alkışlıyorlar, heyecanlanıyorlar, umutlanıyorlar. Bu, bizi çok şu anda heyecanlandırmış durumda, son güne kadar bu heyecanla devam edeceğiz.
Biz belediye başkanı olduğumuzda yurttaşların cebine giren parayı arttıramayız, ama cebinden çıkan parayı azaltabiliriz, temel ihtiyaçlarını onların daha kolay erişebilecekleri hale getirebiliriz. Yani çok basit, mesela her mahallede bir İmece Yaşam Evleri projemiz var. O evlerde çocuklara etüt merkezi sağlasak, öğrencilere buralarda spor, kültür, sanatla ilgilenebilecekleri bir ortam yaratsak Gebze'nin en büyük sorunu olan gençlerin uyuşturucu bağımlılığı sorumluluğu radikal bir biçimde düşürebileceğimize inanıyoruz. Düşünsenize, bunun için kaynak bulamamak diye bir şey söz konusu olabilir mi? Bir ilçede gençler geleceksiz kaldıkları için, işsiz kaldıkları için, eğitimsiz kaldıkları için uyuşturucu bataklığına sürükleniyorlar, 'Bunu çözmek mümkün değil' denilebilir mi, 'Bizim bunu çözecek paramız yok' denilebilir mi? Kırk tane şeye para buluyorsunuz, bu ülkenin gençlerini o bataklıktan kurtarmak için mi para bulamayacaksınız?

Mesela Türkiye'nin sanayisi en büyük kentinden söz ediyoruz. Milyonlarca lira para kazanılıyor bu şehirde, ama parasını kazananlar gidip güzel yerlerde, villalarında yaşarken Gebzeliler kansere mahkum ediliyor. Kusura bakmayın, zenginler biraz daha az kazanacaklar ama biz Gebze'de çevrenin kirletilmesini, buradaki yüz binlerce insanın kanser gibi ölüm sonuçlu hastalıklara yakalanmasını engelleyeceğiz. Bu kadar basit şeylerden söz ediyoruz.

'SOL İÇİ TARTIŞMALARDA HAKLI YA DA HAKSIZ OLMAK BENİM İÇİN HİÇBİR ŞEY İFADE ETMİYOR'

Türkiye'deki bana en uzak solcu bile herhangi bir sağcıdan daha yakındır, bana en uzak sosyalist bile bir düzen siyasetçisinden daha yakındır. Ama şunu da kabul ediyorum, (TKP ile) gerçekten çok köklü farklılıklarımız var. Biz sol içi tartışmayı hiç sevmiyoruz, sol içinde kendisini sadece bu tartışmalarla var etmeye çalışan bir anlayış var. Benim de bununla hiçbir ilgim yok, ben solcuların birbiriyle tartışmasını dünyanın en gereksiz işi olarak görüyorum. Bu tartışmalar 30 yıldır, 40 yıldır yapıldı, herkesin pozisyonu belli. Yapılması gereken şey şudur, son seçime bakalım, Türkiye İşçi Partisi'nin yüzde 1,75 oyu var, toplasan kendisini sosyalist olarak adlandıran partilerin yüzde 2 oyu var. Bu yüzde 2'nin kendi içinde tartışması mı doğru, yoksa herkesin, Türkiye'nin kalan yüzde 98'ine kendi iddiasını anlatması mı doğru? Şimdi diğerini yapan arkadaşlara saygı duyuyorum, bundan büyük bir keyif alıyor olabilirler, bu onlara moral veriyor olabilir, bu tartışmalarda haklı ya da haksız olmak onların açısından yaşamsal bir şey olabilir. Benim açımdan hiçbir şey ifade etmiyor. Ben, Gebze'de AKP'ye oy veren, MHP'ye oy veren Gebze'nin yüzde 65'iyle konuşmayı, tartışmayı, orada fikir alışverişiyle bir dönüşüme aracılık etmeyi bundan çok daha önemli görüyorum. Yoksa Türkiye'nin yüzde 2'si içerisinde ben haklı olsam ne olur, siz haklı olsanız ne olur, hiçbir şey değişmez. Ama öbür tarafa ilişkin iddianız neyse, buyurun bunu Türkiye'nin sosyalist olmayan yüzde 98'ine anlatın ve siz haklı çıkın.

'EMEKLİLER, ÇALIŞIRKEN YILLARCA DEVLETE ÖDEDİKLERİ PARANIN KARŞILIĞINI İSTİYOR'

Ben eskiden Türkiye'deki siyasetçileri işçileri, memurları, emeklileri seçimden seçime hatırlamaları nedeniyle eleştirirdim. Derdim ki, 'İnsanları seçimden seçime hatırlamayın'. Fakat şimdi bakıyorum da aslında seçimden seçime bile hatırlama ihtiyacı hissetmediklerini görüyorum. Çünkü anladığım kadarıyla iktidar bu toplumsal kutuplaşmadan çok memnun. Yani, 'İnsanların hakkı olanı versek de vermesek de, yoksullaşsalar da, daha derin yoksulluğa doğru savrulsalar da zaten oy verecekleri parti belli. Bizimkiler zaten bize verecek, ötekiler zaten bize vermeyecek' diye bir rahatlıkla hareket ettiklerini gözlemliyorum.

Emekliler ise çok özel bir başlık. Geçenlerde iktidar tarafından yapılan açıklamaları utanarak izledim. Emeklilere 'Yan gelip yatıyorlar ve çok para istiyorlar' gibi bir yaklaşımla bakılıyor. Emekliler çalışırken sigorta primlerini yatıran insanlar, yıllarca alın terleri dökerken hak ettikleri paranın bir kısmını bu devlete güvendikleri için devletin kumbarasına bırakıyorlar. Dolayısıyla bugün emeklilerin yaşamlarını idame ettirmek için istedikleri para, zaten emeklinin hakkı olan para, zaten çalışırken devlete verdiği para ve bu alın terinin karşılığını istiyor."

Araçtan şebekeye (V2G) teknolojisi küresel enerji krizini çözebilir

Dünya Ekonomik Forumu’nun son raporuna göre, gün boyu otoparklarda atıl bekleyen milyonlarca elektrikli araç, enerji krizine karşı devasa birer mobil bataryaya dönüşüyor

24.06.2026 18:00:00
Eyüp Kabil
Araçtan şebekeye (V2G) teknolojisi küresel enerji krizini çözebilir
Araçtan şebekeye (V2G) teknolojisi küresel enerji krizini çözebilir
Dünya Ekonomik Forumu (WEF) tarafından Çin'de düzenlenen "Summer Davos" liderler zirvesinde yayımlanan güncel rapora göre, Araçtan Izgaraya (Vehicle-to-Grid / V2G) yani "Her Şeyden Şebekeye" enerji aktarım teknolojisi küresel enerji altyapısını kurtaracak en önemli hamlelerden biri olarak kabul edildi. Yapay zeka yazılımları ve gelişmiş akıllı şebeke altyapılarıyla desteklenen bu sistem, elektrikli araçların sadece enerji tüketen değil, aynı zamanda şebekeyi besleyen aktif birer güç istasyonu olmasını sağlıyor.

Dünya genelinde elektrik şebekelerinin aşırı yüklenme ve fosil yakıt bağımlılığıyla boğuştuğu bu dönemde, laboratuvardan çıkıp kitlesel üretime hazır hale gelen bu teknoloji, enerji yönetiminde tamamen merkezsiz bir dönemi başlatıyor.


Atıl duran araçlar enerji depolama merkezine dönüşüyor


İstatistiklere göre, dünyadaki binek araçlar ve ev tipi lityum piller günün ortalama yüzde 90'ından fazlasında otoparklarda veya garajlarda hiçbir işlev görmeden bekliyor. V2G teknolojisi, tam da bu atıl kapasiteyi küresel enerji arzını dengelemek üzere devreye sokuyor.

Çift Yönlü Şarj Akışı: Geliştirilen yeni nesil entegre altyapılar sayesinde, elektrikli araç sahipleri pillerini sadece doldurmakla kalmıyor; ihtiyaç anında bu enerjiyi evlerine ya da doğrudan şehir şebekesine geri satabiliyor.

Zirve Saatleri Yönetimi: Elektrik talebinin tavan yaptığı ve kesinti risklerinin arttığı akşam saatlerinde, sisteme bağlı binlerce araçtan şebekeye anlık enerji pompalanıyor.

Maliyet Avantajı: Tüketiciler elektriğin ucuz olduğu gece saatlerinde araçlarını şarj edip, enerjinin pahalı olduğu yoğun saatlerde sisteme geri satarak doğrudan gelir elde edebiliyor.


Yapay zeka ve yenilenebilir enerjinin entegrasyonu


Güneş ve rüzgar gibi yenilenebilir enerji kaynaklarının en büyük problemi, hava durumuna bağlı olarak sürekli dalgalanma göstermeleridir. Yapay zeka destekli V2G yazılımları, hava tahminlerini ve şehirlerin anlık enerji tüketim verilerini analiz ederek milyonlarca aracın ne zaman şarj olacağını, ne zaman şebekeyi besleyeceğini saniyeler içinde optimize ediyor.

Bu entegrasyon sayesinde yeşil enerji kaynaklarından üretilen fazla elektrik ziyan edilmeden milyonlarca aracın bataryasında depolanıyor. Elektrik üretiminin düştüğü anlarda ise bu piller devreye girerek fosil yakıtlı ek santrallerin çalıştırılması ihtiyacını tamamen ortadan kaldırıyor. Küresel çapta test edilen pilot bölgelerde, bu yöntemle karbon salınımında ciddi düşüşler kaydedildi.


Küresel devlerin altyapı yarışı başladı


Teknolojinin ticari olarak ölçeklenmesiyle birlikte hem otomotiv hem de enerji yazılımı şirketleri bu alana milyarlarca dolarlık yatırım yapıyor. Enerji ve akıllı şebeke yönetimi üzerine çalışan yeni nesil teknoloji öncüleri, mevcut elektrik şebekelerinin "gizli" kapasitelerini açığa çıkarmak üzere dijital ikizler ve yeni nesil hibrit transformatörler üretiyor.

Apple, Google ve önde gelen küresel otomotiv üreticileri, araç içi yazılımlarını ve şarj ünitelerini bu çift yönlü enerji aktarım standardına uygun hale getirmeye başladı. Sadece batarya kalitesini koruyan değil, aynı zamanda şebekeyle mikro saniyeler düzeyinde güvenli iletişim kuran bu sistemler, geleceğin akıllı şehirlerinin ana omurgasını oluşturuyor.

Dünya Ekonomik Forumu 2026’nın en etkili 10 teknolojisini açıkladı

Yapay zekadan fiziksel dünyaya geçiş hızlanırken, bu yılın parlayan yıldızları kanser aşıları, kuantum simülasyonları ve sıfır elektrikle soğutma sağlayan malzemeler oldu

24.06.2026 16:00:00
Eyüp Kabil
Dünya Ekonomik Forumu 2026’nın en etkili 10 teknolojisini açıkladı
Dünya Ekonomik Forumu 2026’nın en etkili 10 teknolojisini açıkladı
Dünya Ekonomik Forumu (WEF), her yıl merakla beklenen ve geleceği şekillendirecek olan "Top 10 Emerging Technologies" (2026'nın En Önemli 10 Gelişen Teknolojisi) raporunu yayımladı. Frontiers iş birliğiyle yapay zeka analizleri kullanılarak hazırlanan rapor, teknoloji yarışının artık sadece yazılım ve sohbet botlarından ibaret olmadığını; doğrudan sağlık, enerji, altyapı ve gıda gibi fiziksel alanlara kaydığını net bir şekilde ortaya koyuyor.

2026 yılı, laboratuvarda geliştirilen teorik buluşların küresel ölçekte ticari ve kitlesel üretime geçtiği kritik bir kırılma noktası olarak kayıtlara geçiyor.


Sağlıkta devrim: Kişiselleştirilmiş mRNA kanser aşıları


Raporda en çok dikkat çeken unsurların başında sağlık sektöründeki dönüşüm geliyor. Tek tip kanser tedavisi dönemi, yerini hastanın kendi tümör hücrelerine göre tasarlanan kişiselleştirilmiş mRNA kanser aşılarına bırakıyor.

Çalışma Prensibi: Hastanın tümör dokusu dizilenerek benzersiz mutasyonlar ve proteinler tespit ediliyor.

Bağışıklık Eğitimi: Tespit edilen bu işaretlere özel üretilen mRNA aşısı, hastanın kendi bağışıklık sistemine kanserli hücreleri bulup yok etmeyi öğretiyor.

Klinik Başarı: Güney Karolina'da gerçekleştirilen güncel bir melanom (cilt kanseri) klinik denemesinde, bu kişiselleştirilmiş aşıyı immünoterapi ile birlikte alan hastaların ölüm veya hastalığın nüksetme riskinde yüzde 40 ila yüzde 50 oranında azalma gözlendi.

İlaç keşif süreçlerinde ise Kuantum Simülasyonları devreye giriyor. Klinik denemelere giren her 10 ilaçtan 9'unun başarısız olduğu ilaç sektöründe, kuantum bilgisayarlar moleküllerin atomik seviyedeki davranışlarını simüle ederek milyarlarca kombinasyonu önceden test edebiliyor. IBM ve Moderna ortaklığında yürütülen protein katlanması simülasyonları, yeni ilaçların laboratuvar süreçlerini yıllardan günlere indirmeyi başardı.


İklim ve enerji: Elektriksiz soğutma ve çevre temizliği


2026 yılı küresel sıcaklık rekorlarıyla mücadele ederken, teknoloji dünyası enerji tüketmeyen alternatif çözümlere odaklanıyor. Pasif radyatif soğutma malzemeleri, üzerlerine gelen güneş ışığını doğrudan atmosferin dışına, uzay boşluğuna geri yansıtarak binaların hiç elektrik harcamadan serin kalmasını sağlıyor.

Enerji ve çevre başlıklarında öne çıkan diğer kritik teknolojiler ise şu şekilde devrim yaratıyor:

Doğrudan Lityum Çıkarımı (DLE): Geleneksel buharlaştırma havuzları yerine, tuz düzlüklerinden birkaç saat içinde batarya kalitesinde lityum üreterek elektrikli araç devrimini hızlandırıyor.

PFAS İmhası: Doğada asla yok olmadığı için "sonsuz kimyasallar" olarak bilinen PFAS maddelerini zararsız bileşenlere ayırarak içme sularını temizliyor.

Hassas Fermentasyon: Genetik olarak programlanmış mikroplar yardımıyla, hayvancılığa ihtiyaç duymadan tanklarda gıda bileşenleri ve ilaç ham maddeleri üretiyor.


Siber güvenlikte yeni çağ: Kafes Tabanlı Kriptografi


Yapay zeka ve kuantum bilgisayarların işlem gücü arttıkça, mevcut internet şifreleme yöntemlerinin siber korsanlar tarafından kırılma riski de büyüyor. WEF raporu, gelecekteki kuantum saldırılarına karşı dijital dünyayı koruyacak olan Kafes Tabanlı Kriptografi (Lattice-based cryptography) teknolojisini yılın en stratejik güvenlik hamlesi olarak ilan etti.

Verileri karmakarışık geometrik kafes yapıları içine gizleyen ve sistemin içine yapay "gürültüler" ekleyen bu yeni nesil matematiksel şifreleme, hem klasik hem de kuantum bilgisayarlarla yapılacak siber saldırıları imkansız hale getiriyor. Teknoloji halihazırda Apple'ın iMessage gibi küresel platformlarında aktif olarak kullanılmaya başlanmış durumda.


"Yazılımdan fiziksel dünyaya geçiş"


Frontiers Baş Editörü Frederick Fenter, bu yılki listeyi değerlendirirken yapay zekanın itici güç olmaya devam ettiğini ancak en büyük etkinin artık yazılım dünyasından fiziksel dünyaya (fabrikalara, hastanelere ve enerji şebekelerine) geçtiğini vurguluyor. 2026 yılı, insanlığın gıda güvensizliği, iklim değişikliği ve tedavisi olmayan hastalıklar karşısında teknolojiyi en somut şekilde sahaya sürdüğü yıl olarak tarihe geçmeye aday görünüyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Türkiye, bugün bölgesinde ve dünyada daha önce hiç tecrübe etmediği bir ağırlık, bir itibar kazanmıştır" dedi

Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Türkiye, bugün bölgesinde ve dünyada daha önce hiç tecrübe etmediği bir ağırlık, bir itibar kazanmıştır" dedi

24.06.2026 13:27:00
AA
 Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Türkiye, bugün bölgesinde ve dünyada daha önce hiç tecrübe etmediği bir ağırlık, bir itibar kazanmıştır" dedi
 Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Türkiye, bugün bölgesinde ve dünyada daha önce hiç tecrübe etmediği bir ağırlık, bir itibar kazanmıştır" dedi
Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, AK Parti TBMM Grup Toplantısı'nda yaptığı konuşmada, 81 ilin yanı sıra, Avrupa'da ve dünyanın farklı yerlerinde milleti başarıyla temsil eden bütün vatandaşlara selamlarını gönderdi.

"Çeşitli zorlukları göğüsleme pahasına izzetli bir hayatın, haysiyetli bir duruşun mücadelesini veren tüm soydaşlarımıza, gönül coğrafyamızdaki her bir kardeşime aynı şekilde saygılarımı, sevgilerimi yolluyorum." diyen Erdoğan, grup toplantısını her zaman olduğu gibi yine büyük bir coşkuyla, tam bir kardeşlik atmosferi içinde gerçekleştirdiklerini söyledi.

"Partimizi yeni katılımlarla büyütmeye devam edeceğiz"
Kelimelerin tarif etmekte yetersiz kaldığı içten sevdaları dolayısıyla katılımcılara teşekkür eden Erdoğan, şunları söyledi:

"Bugün bir kez daha AK Parti'nin millete hizmet davasını omuzlayan tüm yol ve dava arkadaşlarıma, partimize, hareketimize yaptıkları katkılardan dolayı şükranlarımı sunuyor, Cenabıallah'a şahsıma böyle bir teşkilatla Türkiye'ye hizmet etme bahtiyarlığı bahşettiği için hamdediyorum. Kavganın, bel altı vuruşların, karşılıklı itibar suikastlarının Türk siyasetini zehirlediği bu günlerde, kardeşliği yücelten, tevazuyu büyüten, nezaketi ve vefayı elden bırakmayan AK Parti ailesiyle iftihar ediyorum. Partimizi ve ailemizi inşallah yeni katılımlarla büyütmeye devam ediyoruz, devam edeceğiz."

Türkiye'ye göç edenlerin sayısı 2025'te yüzde 25,2 arttı

Türkiye'ye göç edenlerin sayısı, 2025'te bir önceki yıla göre yüzde 25,2 artarak, 393 bin 829 kişi oldu

24.06.2026 11:15:00
AA
Türkiye'ye göç edenlerin sayısı 2025'te yüzde 25,2 arttı
Türkiye'ye göç edenlerin sayısı 2025'te yüzde 25,2 arttı
Türkiye İstatistik Kurumu, 2025 yılına ilişkin "uluslararası göç istatistikleri"ni yayımladı.

Buna göre, Türkiye'ye göç edenlerin sayısı 2025'te bir önceki yıla göre yüzde 25,2 artarak 393 bin 829 kişi oldu. Bunların yüzde 56,6'sını erkekler, yüzde 43,4'ünü ise kadınlar oluşturdu. Türkiye'ye yurt dışından gelen nüfusun 91 bin 952'sini Türk vatandaşları, 301 bin 877'sini ise yabancı uyruklu nüfus olarak belirlendi.

Türkiye'den yurt dışına göç eden kişi sayısı ise geçen yıl 2024'e göre yüzde 5 azalarak, 403 bin 216 olarak kayıtlara geçti. Bu nüfusun yüzde 55,3'ünü erkekler, yüzde 44,7'sini ise kadınlardan oluştu. Türkiye'den yurt dışına giden nüfusun 155 bin 119'unu Türk vatandaşları, 248 bin 97'sini ise yabancı uyruklu olduğu görüldü.

Türkiye'ye 2025'te göç edenler yaş grubuna göre incelendiğinde, ilk sırada yüzde 16,3 ile 20-24 yaş grubunda olduğu görüldü. Bu yaş grubunu yüzde 13,7 ile 25-29 ve yüzde 11,5 ile 30-34 yaş grubu izledi.

Türkiye'den göç eden nüfusun yaş gruplarına bakıldığında, en fazla göç edenlerin yüzde 14,3 ile 25-29 yaş grubunda olduğu görüldü. Bu yaş grubunu yüzde 12,5 ile 20-24 ve yüzde 12 ile 30-34 yaş grubu takip etti.

En fazla göçü İstanbul aldı
Türkiye'ye 2025 yılında göç edenlerin illere göre dağılımı incelendiğinde, yüzde 42,2 ile en fazla göç alan ilin İstanbul olduğu görüldü. İstanbul'u yüzde 9,1 ile Antalya, yüzde 6,7 ile Ankara, yüzde 3,1 ile İzmir ve yüzde 2,9 ile Bursa takip etti.

Türkiye'den göç eden nüfusun illere göre dağılımına bakıldığında ise yüzde 35,4 ile İstanbul en fazla göç veren il olarak kayıtlara geçti. İstanbul'u yüzde 8,7 ile Ankara, yüzde 6,5 ile Antalya, yüzde 4,3 ile Mersin ve yüzde 3,7 ile İzmir izledi.

En çok Türkmenistan'dan göç alındı
Ülkeye 2025'te gelen yabancı uyruklu nüfus içinde ilk sırayı, yüzde 23,4 ile Türkmenistan vatandaşları aldı. Bu ülkeyi yüzde 8,3 ile Azerbaycan, yüzde 6,9 ile Özbekistan, yüzde 6,1 ile Mısır ve yüzde 5,8 ile Afganistan vatandaşları takip etti.

Türkiye'den göç eden yabancı uyruklu nüfus içinde ilk sırayı yüzde 15,7 ile Irak vatandaşları aldı. Bunu yüzde 11,2 ile Afganistan, yüzde 7,6 ile Rusya Federasyonu, yüzde 6,3 ile İran ve yüzde 5,7 ile Türkmenistan vatandaşları izledi.

Kartalkaya'daki otel yangınında yakınlarını kaybedenler adliye önünde açıklama yaptı

Bolu Kartalkaya Kayak Merkezi'ndeki Grand Kartal Otel'de 21 Ocak 2025'te çıkan yangında yakınlarını kaybedenler, Bolu Adliyesi önünde açıklama yaptı

23.06.2026 17:00:00
AA
Kartalkaya'daki otel yangınında yakınlarını kaybedenler adliye önünde açıklama yaptı
Kartalkaya'daki otel yangınında yakınlarını kaybedenler adliye önünde açıklama yaptı

Adliye önünde pankart açan aileler adına konuşan, olayda 8 yakınını kaybeden avukat Yüksel Gültekin, yangının üzerinden 17 ay 2 gün geçtiğini belirtti.

"Davada birinci derece kusurlu gösterilen Turizm Bakanlığı ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı personeliyle ilgili maalesef bugüne kadar herhangi bir hukuki gelişme olmadı." diyen Gültekin, 40 yıllık avukat olarak ilgili personel hakkında iddianame düzenlenmemesini izah edemediğini söyledi.

Adalet Bakanı Akın Gürlek'e kurulan komisyonla aydınlatılan cinayetler dolayısıyla bir vatandaş olarak teşekkür ettiğini belirten Gültekin, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Ayrıca 'Suç işleyen herkes yakasından tutulacak ve yargı önüne çıkarılacak.' sözünü de önemsiyorum ve güven duyuyorum. Sayın Adalet Bakanım, Bolu Cumhuriyet Başsavcılığı, Kültür ve Turizm Bakanlığının 1. derece kusurlu olduğunu tespit etti. Netice itibarıyla Turizm Bakanı yargılama müsaadesi vermedi, buna rağmen Danıştay bu kararı kaldırarak, 'Yargılanmalılar, hesap vermeliler.' dedi. Sayın Bakanım, sizden 78 canımız adına rica ediyorum. Gecikmeden, mümkünse bugün, değilse yarın bu dosyanın iddianamesinin düzenlenmesi için talimat verin. Aksi halde bu sürecin ilerlemeyeceğini düşünüyoruz."

Devletine ve milletine bağlı insanlar olduklarını vurgulayan Gültekin, "17 aydır sabırla bekliyoruz ancak bu duyarsızlık karşısında sabrımız tükenmiştir. Savcılığa gidiyoruz, 'Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı personeli bekleniyor.' deniyor. Diğerlerinde beklenmezken burada neden bekleniyor'" ifadelerini kullandı.

Gültekin, ailelerin 17 ay 2 gündür uyumadıklarını dile getirerek, "Nefesimiz yettiği sürece bu davanın takipçisi olacağız. Evlatlarıma her gün söz veriyorum ve sözümü tutacağım. Bu olayda zerre kadar ihmali olan herkes yargı önüne çıkacak ve hesap verecek. Biz davamızdan vazgeçmeyiz." dedi.

"Gecikmeksizin iddianame hazırlanmalıdır"

Yangında kardeşi ve iki yeğenini kaybeden Çiğdem Sarıtaş da "Kültür ve Turizm Bakanlığı görevlileri hakkında soruşturma izni verilmiş olmasına rağmen neden hala iddianame hazırlanmadığını" sordu.

Sarıtaş, İl Özel İdaresi ve Bolu Belediyesi görevlilerinin Ağır Ceza Mahkemesi'nde yargılandığını hatırlatarak, şöyle devam etti:

"Aynı bilirkişi raporlarında aynı derecede sorumlu gösterilen bakanlık görevlileri için hukuk neden aynı şekilde işletilmemektedir' Bizim talebimiz ayrıcalık değil, eşitliktir. İl Özel İdaresi ve Belediye görevlileri için işletilen hukuk, Bakanlık görevlileri için de işletilmelidir. Birinci dosyada esas alınan sorumluluk tespitleri doğrultusunda Bakanlık görevlileri hakkında gecikmeksizin iddianame hazırlanmalıdır. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı görevlileri hakkındaki soruşturma izinleri derhal tamamlanmalıdır."

Sarıtaş, Bakanlık yetkililerinin önceki dosyayla paralel şekilde Ağır Ceza Mahkemesi önünde yargılanmalarının sağlanması gerektiğini söyledi. 

Kırıkkale'de mühimmat patlaması: 2 ölü

Kırıkkale'nin Yahşihan ilçesindeki imha sahasında, Assan Grup isimli firmanın patlatma faaliyeti sırasında meydana gelen patlamada özel şirket çalışanı 2 personelin hayatını kaybettiği açıklandı

23.06.2026 16:59:00
Anadolu Ajansı
Kırıkkale'de mühimmat patlaması: 2 ölü
Kırıkkale'de mühimmat patlaması: 2 ölü

Kırıkkale'nin Yahşihan ilçesinde imha sahasında mühimmatın kazara patlaması sonucu 2 kişi yaşamını yitirdi.

Valilikten yapılan yazılı açıklamada, saat 14.00 sıralarında Yahşihan ilçesi Bedesten mevkisindeki imha sahasında, gerçekleştirilen AR-GE faaliyetleri esnasında mühimmatın kazara patlaması sonucu özel şirket çalışanı 2 personelin vefat ettiği belirtildi.

Açıklamada, şu ifadelere yer verildi:

"Olayın ardından AFAD başta olmak üzere ilgili kurumlar süratle bölgeye sevk edilmiş, bölgede gerekli güvenlik tedbirleri alınmıştır. Meydana gelen olayla ilgili adli ve idari inceleme başlatılmış olup süreç ilgili makamlarca titizlikle takip edilmektedir. Vefat eden vatandaşlarımıza Allah'tan rahmet, kederli ailelerine ve yakınlarına başsağlığı diliyoruz."

Kalp çarpıntısında bu belirtiler ihmale gelmez


 
Modern yaşamın yol açtığı düzensiz uyku alışkanlıkları, sigara, yoğun stres, sağlıksız beslenme, hareketsizlik, kronik hastalıklar ve aşırı kafein tüketimi gibi etkenler kalp sağlığını olumsuz etkiliyor.
 

23.06.2026 14:36:00
MURAT ÇORBACI
Kalp çarpıntısında bu belirtiler ihmale gelmez
Kalp çarpıntısında bu belirtiler ihmale gelmez

Özellikle son yıllarda giderek yaygınlaşan uykusuzluk sorunu, kalp ritminde bozulmalara ve çarpıntı şikayetlerine zemin hazırlayabiliyor. Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Mert İlker Hayıroğlu, çoğu zaman önemsenmeyen uyku apnesi ve horlama problemlerinin de uzun vadede ciddi ritim bozukluklarına yol açabildiğini belirterek, "Kalp çarpıntısı, günümüzde yalnızca yetişkinlerde değil, gençlerde hatta çocuk yaş grubunda da daha sık görülüyor. Bilimsel çalışmalar; uyku düzenindeki bozuklukların, uyku apnesi ve horlama gibi sorunların kalp ritmini olumsuz etkileyebildiğini gösteriyor. Kalp çarpıntısı bazı durumlarda müdahale gerektiren önemli ritim bozukluklarının habercisi olabiliyor" dedi. Prof. Dr. Hayıroğlu, kalp çarpıntısında ihmale gelmez 8 sinyali anlattı.

Göğüs ağrısı

Kalp çarpıntısıyla birlikte göğüste baskı, sıkışma ya da ağrı hissedilmesi kalp-damar hastalıklarının habercisi olabiliyor. Özellikle ağrının kola, sırta veya çeneye yayılması riskli durumlara işaret edebiliyor.

Nefes darlığı

Çarpıntıyla birlikte nefes almakta zorlanılması, kalbin yeterince verimli çalışamadığını gösterebiliyor. Merdiven çıkarken ya da kısa yürüyüşlerde bile nefes nefese kalınması dikkat gerektiriyor.

Baş dönmesi ve bayılma hissi

Kalp ritmindeki bozukluklar beyne giden kan akışını etkileyebiliyor. Bu nedenle çarpıntıyla birlikte baş dönmesi, göz kararması ya da bayılma hissi yaşanması durumunda kardiyoloji uzmanına başvurmakta fayda var.

Soğuk terleme

Aniden başlayan yoğun terleme bazı kalp problemlerinde görülebiliyor. Özellikle çarpıntıyla birlikte gelişen soğuk terleme acil değerlendirme gerektirebiliyor.

Halsizlik ve aşırı yorgunluk

Kişinin kendini normalden çok daha yorgun hissetmesi, günlük aktivitelerde bile zorlanması kalbin düzensiz çalıştığını düşündürebiliyor. Bu nedenle herhangi bir aktivite olmadan ortaya çıkan halsizlik ve aşırı yorgunluk şikayetlerini ihmal etmemek gerekiyor.

Nabzın düzensiz hissedilmesi

Kalbin bazen çok hızlı, bazen de düzensiz atıyormuş gibi hissedilmesi ritim bozukluklarının işareti olabiliyor. Prof. Dr. Hayıroğlu, özellikle sık tekrar eden düzensizliklerde kontrolün şart olduğunu belirtiyor.

Çarpıntının uzun sürmesi

Birkaç saniyelik kısa çarpıntılar çoğu zaman geçici nedenlerden kaynaklanabiliyor. Ancak dakikalarca süren ya da sık sık tekrarlayan çarpıntılar ileri inceleme gerektirebiliyor.

Dinlenirken ortaya çıkması

Egzersiz ya da heyecan olmadan, özellikle istirahat halinde gelişen çarpıntıların, bazı kalp ritim bozukluklarına işaret edebildiğini belirten Prof. Dr. Hayıroğlu, bu durumda mutlaka doktora başvurulması gerektiğini söylüyor.

Tedavisi kolaylaştı

Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Mert İlker Hayıroğlu, günümüzde teknoloji ve tıp alanındaki hızlı gelişmeler sayesinde kalp ritim bozukluklarına çok daha erken ve doğru şekilde tanı konulabildiğini belirtti.

AVM'de racon kesenler enselendi


 
Afyonkarahisar'da bir alışveriş merkezinde (AVM) kendisini "Cumhur İttifakı Ocakları Genel Başkanı" olarak tanıtıp, denetim yaptığı görüntüler sosyal medyada yer alan şüpheli, beraberindeki 5 kişiyle yakalandı.

23.06.2026 10:54:00
HABER MERKEZİ/AA
AVM'de racon kesenler enselendi
AVM'de racon kesenler enselendi

Afyonkarahisar'da bir alışveriş merkezinde (AVM) kendisini "Cumhur İttifakı Ocakları Genel Başkanı" olarak tanıtıp, denetim yaptığı görüntüler sosyal medyada yer alan şüpheli, beraberindeki 5 kişiyle yakalandı.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, "kamu görevinin usulsüz olarak üstlenilmesi" suçu kapsamında hakkında soruşturma başlatılan Ferhat A. ve 5 şüpheliyle ilgili gözaltı kararı, arama ve el koyma talimatı vermişti.

Bugün düzenlenen operasyonla Ferhat A, Ergin V, Seyit Ahmet A, Mustafa G, Eyüp V. ve Yusuf Y. gözaltına alındı.

Zanlılar, sağlık kontrolünün ardından emniyete götürüldü.

Feci kazanın görüntüleri ortaya çıktı

Ankara'da seyir halindeki Berşan Yücel idaresindeki 06 FFA 414 plakalı otomobil, akaryakıt istasyonunun önünde park halindeki 04 AAV 432 plakalı kamyona çarptı. Feci kazada 4 kişi hayatını kaybetti

23.06.2026 10:30:00
Haber Merkezi
Feci kazanın görüntüleri ortaya çıktı
Feci kazanın görüntüleri ortaya çıktı
Ankara'nın Polatlı ilçesinde otomobilin kamyona çarpması sonucu 4 kişi hayatını kaybetti.  

Kaza, Polatlı ilçesi İstiklal Mahallesi Borsa Yolu üzerinde meydana geldi.

Seyir halindeki bir otomobil henüz bilinmeyen bir nedenle önünde bulunan kamyona çarptı. Çarpmanın etkisiyle otomobil hurdaya dönerken, araçta bulunan 4 kişiden Hasan Devran Kart (20), Berşan Yücel (24) ve Şükran Yanok (21) olay yerinde hayatını kaybetti. Kazada ağır yaralanan 1 kişi ise olay yerine sevk edilen sağlık ekiplerinin ilk müdahalesinin ardından hastaneye kaldırıldı.

Araçtan ağır yaralı halde çıkarılan Raziye Yanok (21) ise kaldırıldığı hastanede tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı ve hayatını kaybetti.

İhbar üzerine bölgeye sağlık, polis ve itfaiye ekipleri sevk edilirken ekipler olay yerinde güvenlik önlemleri aldı. Hayatını kaybedenlerin cenazeleri yapılan incelemelerin ardından morga kaldırıldı.

Kaza anı güvenlik kamerasına da yansıdı.

Erhan Karaal'ın kaçırılmasına ilişkin 6 şüpheli tutuklandı

İBB Kültür AŞ Genel Müdür Yardımcısı Erhan Karaal'ın, kaçırılmasına ilişkin soruşturma kapsamında gözaltına alınan 12 şüpheliden 6'sı tutuklandı

 

23.06.2026 10:13:00
Anadolu Ajansı
Erhan Karaal'ın kaçırılmasına ilişkin 6 şüpheli tutuklandı
Erhan Karaal'ın kaçırılmasına ilişkin 6 şüpheli tutuklandı

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Kültür AŞ Genel Müdür Yardımcısı Erhan Karaal'ın, Maltepe'de kaçırılmasına ilişkin soruşturma kapsamında gözaltına alınan 12 şüpheliden 6'sı tutuklandı.

İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığınca Karaal'ın kaçırıldığı iddiasına ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında adliyeye götürülen şüphelilerin buradaki işlemleri tamamlandı.

Nöbetçi sulh ceza hakimliğine sevk edilen zanlılardan 6'sının tutuklanmasına, 6'sının ise adli kontrol şartıyla serbest bırakılmasına hükmedildi.

Ne olmuştu?

Başsavcılık, Karaal'ın Maltepe'de kaçırıldığı iddiasına ilişkin soruşturma başlatmış, mağdurun bulunması ve şüphelilerin yakalanması için polise talimat vermişti.

İstanbul Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube Müdürlüğü ekiplerinin çalışmalarının ardından Tuzla'da bir inşaat alanında bulunan Karaal'ın sağlık durumunun iyi olduğu öğrenilmişti.

Soruşturma kapsamında olayla bağlantılı olduğu değerlendirilen toplam 12 şüpheli gözaltına alınmıştı.

Emniyetteki işlemleri tamamlanan şüpheliler, Anadolu Adalet Sarayı'na sevk edilmişti. Savcılıkta ifadeleri alınan şüphelilerden 6'sı tutuklama, 6'sı ise adli kontrol tedbiri uygulanması talebiyle nöbetçi sulh ceza hakimliğine sevk edilmişti. 

logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.