‘Ey Müslümanlar, müjdeler olsun’
Bir hadis-i şerifte şöyle buyurulur: “Cenab-ı Hak, kıyamet günü bize gülerek tecelli eder ve şöyle buyurur: Ey Müslümanlar, müjdeler olsun. Sizden olan herkesin Cehennemde yeri vardı. Ama sizi aldım, o yerlere Yahudi ve Nasranîyi koydum”
24.12.2023 08:51:00
Hakan Akkuş
Hakan Akkuş





İmam Gazali Hazretleri şöyle anlatıyor:
Peygamber Efendimiz fal-ı hayrı severdi. Yani neticenin hayırla bitmesini istemek... Bir manaya göre, tefeül'ün kısa manası budur.
Biz Allah'ın fazl-ı keremi icabı, bol rahmeti ve mağfiretini diliyoruz. Son nefesimizi saadetle kapamasını temenni ediyoruz. Bundandır ki, bu fasılda, rahmet ve mağfiret-i İlâhî'nin bolluğuna işaret eden ayet, hadis ve haberlere yer veriyoruz.
İki ayet-i kerime zikredelim:
"Allah kendine şirk koşanı bağışlamaz. Bunun dışında kalanları, dilediği kimse için bağışlar." (Nisa, 116).
"Bir kimse kötü bir iş yapıp veya nefsine zulüm ettikten sonra, pişman olur, bağış talebinde bulunursa, Allah'ı bağışlayan ve merhametli bulur." (Nisa, 110).
Biz de kalemimiz yanlış kaydığı her şey için Allah-ü Teâlâ'dan bağış dileriz.
Peygamber Efendimiz şöyle buyurur: "Allah-ü Teâlâ'nın rahmeti yüzdür. Onun yalnız birini dünyaya indirdi. Dünyaya inen o bir rahmet icabıdır ki, cin ve insanlar, ehlî ve vahşî bilcümle mahlûkat birbirine acır, şefkat ve merhamet eder. Kalan doksan dokuzu ile kıyamet günü kullarına merhamet edecektir."
Şöyle bir rivayet var:
"Kıyamet günü olduğunda, Cenab-ı Hak, Arş altından bir kitap çıkaracak. Onda şu cümle yazılıdır:
'Rahmetim gazabımı geçti. Ve merhamet edenlerin en merhametlisi- yim.' Bundan sonra Cennet ehli miktarınca ateşten azadlı çıkar."
Bir başka hadis-i şerifte ise şöyle buyurulur: "Cenab-ı Hak, kıyamet günü bize gülerek tecelli eder ve şöyle buyurur: Ey Müslümanlar, müjdeler olsun. Sizden olan herkesin Cehennemde yeri vardı. Ama sizi aldım, o yerlere Yahudi ve Nasranîyi koydum."
Bir başka hadis-i şerifte ise şöyle buyurulur: "Allah-ü Teâlâ, kıyamet günü, Âdem'e (a.s.) ümmeti içinden on milyar yüz milyon için şefaat yetkisi verir."
Yine buyurur: "Allah-ü Teâlâ kıyamet günü şöyle hitap eder: Beni ananı ve bir makamda dahi olsa Benden korkanı ateşten çıkarınız."
Yine buyurur: "Kıyamet günü olduğunda, Cehennem ehli Cehenneme girer. Onlarla birlikte Allah'ın dilediği kadar da ehl-i kıble girer.
Bunlara bakan kâfirler, 'Siz Müslüman değil miydiniz?' der.
Onlar, 'Evet' deyince, kâfirler şöyle konuşur: 'O halde Müslümanlığınız size ne kazandırdı? Artık bizimle berabersiniz.'
Bunun üzerine Müslümanlar şöyle der: 'Biz günah işlemiştik. Onun için tutulduk.'
Bunların konuşmasını Allah-ü Teâlâ duyar ve ehl-i kıble olanın Cehennemden çıkarılması emrini verir. Bu hali gören kâfir grubu, 'Keşke biz de Müslüman olsaydık. Onlarla beraber çıkardık' der."
(El-Mürşidü'l-Emîn ilâ Mev'izeti'l-Mü'minîn'den…)
Peygamber Efendimiz fal-ı hayrı severdi. Yani neticenin hayırla bitmesini istemek... Bir manaya göre, tefeül'ün kısa manası budur.
Biz Allah'ın fazl-ı keremi icabı, bol rahmeti ve mağfiretini diliyoruz. Son nefesimizi saadetle kapamasını temenni ediyoruz. Bundandır ki, bu fasılda, rahmet ve mağfiret-i İlâhî'nin bolluğuna işaret eden ayet, hadis ve haberlere yer veriyoruz.
İki ayet-i kerime zikredelim:
"Allah kendine şirk koşanı bağışlamaz. Bunun dışında kalanları, dilediği kimse için bağışlar." (Nisa, 116).
"Bir kimse kötü bir iş yapıp veya nefsine zulüm ettikten sonra, pişman olur, bağış talebinde bulunursa, Allah'ı bağışlayan ve merhametli bulur." (Nisa, 110).
Biz de kalemimiz yanlış kaydığı her şey için Allah-ü Teâlâ'dan bağış dileriz.
Peygamber Efendimiz şöyle buyurur: "Allah-ü Teâlâ'nın rahmeti yüzdür. Onun yalnız birini dünyaya indirdi. Dünyaya inen o bir rahmet icabıdır ki, cin ve insanlar, ehlî ve vahşî bilcümle mahlûkat birbirine acır, şefkat ve merhamet eder. Kalan doksan dokuzu ile kıyamet günü kullarına merhamet edecektir."
Şöyle bir rivayet var:
"Kıyamet günü olduğunda, Cenab-ı Hak, Arş altından bir kitap çıkaracak. Onda şu cümle yazılıdır:
'Rahmetim gazabımı geçti. Ve merhamet edenlerin en merhametlisi- yim.' Bundan sonra Cennet ehli miktarınca ateşten azadlı çıkar."
Bir başka hadis-i şerifte ise şöyle buyurulur: "Cenab-ı Hak, kıyamet günü bize gülerek tecelli eder ve şöyle buyurur: Ey Müslümanlar, müjdeler olsun. Sizden olan herkesin Cehennemde yeri vardı. Ama sizi aldım, o yerlere Yahudi ve Nasranîyi koydum."
Bir başka hadis-i şerifte ise şöyle buyurulur: "Allah-ü Teâlâ, kıyamet günü, Âdem'e (a.s.) ümmeti içinden on milyar yüz milyon için şefaat yetkisi verir."
Yine buyurur: "Allah-ü Teâlâ kıyamet günü şöyle hitap eder: Beni ananı ve bir makamda dahi olsa Benden korkanı ateşten çıkarınız."
Yine buyurur: "Kıyamet günü olduğunda, Cehennem ehli Cehenneme girer. Onlarla birlikte Allah'ın dilediği kadar da ehl-i kıble girer.
Bunlara bakan kâfirler, 'Siz Müslüman değil miydiniz?' der.
Onlar, 'Evet' deyince, kâfirler şöyle konuşur: 'O halde Müslümanlığınız size ne kazandırdı? Artık bizimle berabersiniz.'
Bunun üzerine Müslümanlar şöyle der: 'Biz günah işlemiştik. Onun için tutulduk.'
Bunların konuşmasını Allah-ü Teâlâ duyar ve ehl-i kıble olanın Cehennemden çıkarılması emrini verir. Bu hali gören kâfir grubu, 'Keşke biz de Müslüman olsaydık. Onlarla beraber çıkardık' der."
(El-Mürşidü'l-Emîn ilâ Mev'izeti'l-Mü'minîn'den…)
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.