logo
26 MART 2026

GENÇ ÜNİVERSİTE

08.07.2001 00:00:00
GERÇEKLER SAPTIRILAMAZ

SEYİR: ALPEREN POLAT

Bu sıralar Avrupa parlamentolarında bir bir kabul edilen Sözde Ermeni Soykırımı yasalarının amacından anlaşılacağı üzere tarihi ve sosyal hiçbir yönü kalmamıştır. Çünkü olay, tamamen siyasi bir platforma kaymış olup siyasi emeller uğruna kullanılan iftiralar zincirinden başka bir şey değildir. Böyle tarihi bir olayın istismarından umulan fayda; son zamanlarda daha somut bir şekilde kendini göstermeye başladı. Ermeniler artık sıkılmadan ve çekinmeden Türkiye'den toprak talep edebilecek bir tava geldiklerine inanarak, bu taleplere değişik yollarla başladılar bile. Yani beklenilen sonuç vaki olmuş, Ermeniler gerçek niyetlerini gizlemekten vazgeçmişlerdir. Zaten soykırım iddialarıyla gelinmek istenen nokta da bu idi, hasıl olmuş oldu.

Tam da böyle bir zamanda...

ATLAS DERGİSİ'Nİ KINIYORUZ

Evet tam da siyasi konjonktürün Türkiye aleyhine hızla döndüğü bir zamanda, Türkiye'de yayın yapan bazı medya organlarının, Ermeni iftiralarına ve taleplerine çanak tutar tarzda yayınlar yapmaları anlaşılacak şey değildir. Aynı medya grubuna mensup diğer yayın organlarında satır aralarında zaman zaman işlenen bu tür üzücü ve anlaşılamayan yayınlara son olarak Atlas Dergisi de katıldı. Hem de satır aralarında değil, derginin büyük bir bölümünde tam da Ermenilerin istediği tarzda Soykırım yalanlarına yer vererek.

Atlas Dergisi'nin Haziran 2001 sayısında "En uzun yıl: 1915" kapak başlığıyla sunduğu ve içeride; "Istırap: Ermeni tehciri, Yüzbinlerin trajedisi" başlığıyla verdiği Ermeni tehciri ile ilgili gerçekle uzaktan yakından ilgisi bulunmayan yazılar insanı "Türkiye'de bunlar yazılıyorsa....?" düşüncesine sevketmekten alamıyor.

Nasıl burada yazdığım bu yazı gazetemin politikasını yansıtıyorsa, Atlas'ta yayınlanan yazı da Atlas'ın politikasını yansıttığından, kişileri muhatap almak yerine direk olarak Atlas dergisini muhatap almayı tercih ediyorum.

Büyük bir üzüntüyle okuduğum ve esefle kınadığım yazı şu spotla giriş yapıyor: "...Bu şartlarda alınan zorunlu göç kararı, kadın, çocuk, erkek yüzbinlerce sivil Ermeni'nin ölümüyle sonuçlandı. Yaşanan büyük acıları ve trajik olayları siyaset malzemesi yapmadan bugün yeni bir başlangıç cümlesi önermek mümkün: Onlar da buralıydı." Bu spotla dergi kendince yeni bir başlangıç yapacağını umup bir öneride bulunarak, içinde bulunduğu savaş durumundaki zayıflığından istifade ederek kendi memleketini arkadan vuran Ermenileri temize çıkarmaya çalışıyor. Diğer taraftan ölen Ermenilerin sayısının yüzbinler olduğunu söyleyerek de tarihi gerçekleri saptırmayı ihmal etmiyor.

ME?ER ERMENİLER İYİ İNSANLARMIŞ DA BİZ BİLMİYORMUŞUZ!

Dergi Van'da yaptığını iddia ettiği konuşmalara geçiyor ve şöyle devam ediyor: "...daha eskiden Ermenilerle birlikte yaşanan zamanlar nasılmış? Yüzlerde biraz endişe biraz üzüntülü ifadeler... o zaman bambaşkaymış canım. Çok iyiymiş herşey." Diyerek şu sonuca varıyor: "Van'da konuştuğumuz neredeyse herkes Ermenilerden oldukça iyi bahsediyor." Şaşırmamak elde değil, çünkü Ermeni mezaliminin en şiddetli yaşandığı bir yer olan Van'da neredeyse herkesin Ermenilere karşı muhabbet beslediğini söyleyebilmek ciddi ve şaşırtıcı bir iddia. Ya ben o yörenin insanı olarak bugüne kadar yanlış şeyler öğrenerek büyümüşüm ya da hayatında ilk defa Van'a giden bu insanlar şaşırtıcı bir gariplikle öyle insanlara denk gelmişler. Ama o yörede 20 yıla yakın yaşamış olan benim ve Ermeni mezalimini bizzat yaşamış insanların yakınlarının bu gülünç iddialara inanmaları mümkün değil. Aynı şekilde röportajlarına devam eden dergi, Hacı Baba isminde birisiyle yaptığı röportajı şu şekilde sunuyor: "Hacı Baba: Ermeniler çok iyi insanlardı..." "Atlas: Peki ne oldu buralarda?" "Hacı Baba: Ne olacak; köybeköy kestiler Ermenileri..." "Atlas: Peki Ermeniler kötülük yapmadılar mı?" "Hacı Baba: Duyduk bir şeyler; ama Ermeniler iyi insanlardı; kendi hallerinde kendi işlerindeydiler..." İnanması gerçekten güç. Çünkü o yörenin insanının böyle şeyler söylemesi imkan dahilinde değil. Öyle ki; o yörenin insanları iyi bileceklerdir ki, Ermeni mezalimi o yörenin beddularına bile girmiştir. Ve Ermeniler hakkında hiçte iyi şeyler söylenmez. Bunu bizzat yaşayan biri olarak ifade ediyorum. Bu röportajda dikkatimizi çeken başka bir husus ta şurası: "Hacı Baba: Sizi devlet mi gönderdi?" "Atlas: Hayır" "Hacı Baba: (içinden) Sen onu külahıma anlat" Hacı babanın içini okuyan Atlas Dergisi'nin burada neyi kastetmek istediği açıktır. Devlete karşı bir düşmanlığı ve belli şeylerden devleti sorumlu tutmayı ima etmeye çalışan derginin bu tavrı da tartışılması gereken ciddi bir meseledir.

KOMİTACILARA SAHİP ÇIKALIM!

Dergi incilerine devam ediyor: "...bu toprakların hamuruyla yoğrulmuş büyük bir Ermeni kültürünü, bu kültürün insanlarını tanıyan, seven, hatta çoğu zaman bunları özleyen insanların Türkiye'de çoğunlukta olduğu rahatlıkla söylenebilir" Gerçektende Atlas'ın böyle komik bir sonuca hangi istatistikle vardığını merak ediyorum. Yani Türkiye'de Ermenileri özleyen insanlar büyük çoğunlukta öyle mi? Olacak şey değil...

Dergi devamla şu tavsiyede bulunmayı da ihmal etmiyor: "...diaspora içinde bulunan ve hala kendini bu topraklara bağlı hisseden Ermenilere de sahip çıkmak, onlarla aynı coğrafyanın insanı olmaktan gelen ortaklıkları değerlendirmek gerekir."

SOYKIRIM DE?İL KIYIM ÖYLE Mİ?

Gerçekleri saptırmaya devam eden dergi, Ermenilerin kıyıma uğradığını söyleyerek, ince bir oyunla soykırım kelimesinden sakınmış ama daha sonra kendisi de "...kıyım yani soykırım.." diyerek kullandığı ifadenin gerçek anlamını ifade etmiştir.

Derginin Ermenilerin zulme uğradığıyla ilgili olarak yaptığı iftiralardan toplu olarak biraz iktibas yapacak olursak, bütünlük içinde derginin maksadı daha iyi anlaşılacaktır. İşte dergideki bazı bölümler:

"Genel olarak bakıldığında Ermeni ahalinin daha ağır bir telefata uğradığı su götürmez bir gerçektir." "...Müslüman halkın en hassas duygularını yaralayan kışkırtıcı söylenti ve yalanlar çığ gibi yayıldı. Çok az Ermeni ayaklanmaya katılmış olduğu halde, galeyana gelen halk Ermeni mahallelerine saldırdı, taş üstünde taş bırakmadı..."

"Anadolu'daki Ermeni isyanları bu savaş atmosferi içinde gelişti. Artık Ermenilerle Türkler arasında çok kötü olaylar çıkacağı belliydi. Birçok Ermeni ve Batılı tarihçi, Ermenilerin özellikle bu dönemde maruz kaldığı eziyet, aşağılama, tecavüz, cinayet gibi kabul edilemez davranışların onları isyan etmeye ve esas olarak kendilerini korumak için silahlanmaya zorladığını söylemektedir. Ermeni ahalinin gerek komitacılar gerekse Rusya başta olmak üzere İngiltere ve Fransa tarafından kışkırtıldığı ne kadar gerçekse özellikle 1915 yılı Şubat, Mart ve Nisan aylarında bu insanların ciddi bir zulümle karşı karşıya kaldıkları da o kadar gerçektir."

"Ermeni yetişkin erkeklerin büyük çoğunluğu göç hareketleri başlamadan veya başlar başlamaz yolda öldürüldü. Binlerce Ermeni kadın tecavüze uğradı ve kaçırıldı. Öldürülmeyenlerin büyük bölümü, daha sonra yiyeceksizlik veya hastalıklar yüzünden öldü."

"Tehcire çıkarılan Ermenilerin sayısı 1 milyon civarındaydı. Bir yıl süren tehcir sırasında ölen veya öldürülen Ermenilerin, abartılı veya azaltıcı rakamları bir kenara bırakırsak, yarım milyon civarında olduğunu söyleyebiliriz. Diğer bir deyişle ortalama her iki Ermeni'den biri hayatını kaybetmiştir."

Bu bölümde dergi gerçekleri saptırarak tam da Ermenilerin istedikleri tarzda açıklamalarda bulunmuştur. Bu iddiaların hiçbirinin gerçekle uzaktan yakından ilgisinin olmadığı bir gerçektir. Öyle ki; tarihi belgelerden yola çıktığını ifade eden dergi büyük bir hata içerisindedir. Çünkü birazdan sunacağımız belgeler ışığında görülecektir ki, gerçekler çok daha farklıdır ve anlatılanlar Ermeni tezine çok yakın durmaktadır.

Zenginlik ve mozaik edebiyatı

Sözde objektiflik iddialarıyla yola çıkılan ve onulmaz hatalara ve yanlışlara imza atan dergi sonraki bölümlerde amacını daha açık bir şekilde belli ediyor. Şimdi bu son bölümden bazı alıntılar yapalım:

"Onlar da bu toprakların insanıydı, bizim insanlarımızdı. Onların gidişiyle bir kültür de büyük ölçüde bu topraklardan çekilip gitti. Onların gidişi bizi zenginleştirmedi, tersine fakirleştirdi. Birçok sanatkar, zanaatkar, usta insan, gelenekleri ve bilgileriyle beraber kayboldu."

"Bu toprakların binlerce yıllık mozaik olduğunu görmezden gelerek, bize bizden başka dost yok diyerek biz bize kaldık. Etrafımızda bir Öteki olmayınca, günlük hayatımızda farklı gelenek ve göreneklerle karşılaşmayınca, kendimize ait olan değerleri de yitireceğimizi anlamadık. Ermeni kiliselerindeki aziz resimlerinin gözlerini oymaya başlayınca; kendi atalarımızın tarihi mezar taşlarını çalıp Batılılara satma noktasına gelebileceğimizi görmedik. "...Farklılıklarımızı zenginlik değil muhtemel bir tehdit olarak gördüğümüz için, giderek kendi özgünlüklerimizi de kanıksadık. Birbirimize baka baka karardık."

Ermeni kültürüne olan hayranlığını bu satırlarla ifade eden dergi, Türk milletini bölme gayretkeşliği içerisindeki çevrelerin sloganlaştırdığı mozaik, zenginlik türü kavramları sıkça kullanmaktan sakınmamış. Ayrıca Türk milletinin bugünkü yaşayış tarzına da ciddi hakaretler söz konusu.

Hangi çatlaklar? Türk kanıyla dolan çatlaklar mı?

Yazının son bölümünde ise dergi, yakın temasta bulunduğu ve belki de yazının ilham kaynağı olan Ermeni Agos Gazetesinin Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink'ten alıntılar yapmış. Ve aslında bizim yazının başında ifade ettiğimiz toprak taleplerine çanak tutma görevi en sonunda tamamlanmış. Yani bütün yazı; yazının en sonunda ifade edilen temenniler çerçevesine oturtulmuş. Diğer bir ifadeyle amaç hasıl olmuş..

İşte yazının son kısmı: "Bugün diaspora Ermenileri arasında vatan hasreti çeken, buranın insanlarıyla kucaklaşmak isteyen kişiler yok diyebilir miyiz?"

"Agos Gazetesinin Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink anlatıyor, "Bundan 20 yıl kadar önce, tehciri yaşamış ve daha sonra Fransa'ya yerleşmiş Sivaslı bir Ermeni hanım, doğup büyüdüğü yerleri görmeye geldiğinde kalbi dayanamamış ve ölmüş. Sivas'ın köyündekiler kadına sahip çıkmışlar ve oraya giden kızına da annesini köy mezarlığına gömmek istediklerini söylemişler. Ölen hanımın kızı önce tereddüde kapılmış ama köyün yaşlılarından bir şöyle deyince, annesinin orada gömülmesini kabul etmiş: "Annen burada kalsın kızım, su çatlağını buldu." "1915'teki çatlağı bugün yaşarken de sulayabiliriz"

İşte Tehcir Gerçeği

Dergide tarihi gerçekler saptırılarak verilen bilgilerde Tehcire 1 milyon civarında Ermeni'nin katıldığı ve bunların yarısının öldüğü öne sürülmektedir. Oysa ki asıl orijinal belgeler bu rakamların tamamen uydurma olduğunu gözler önüne seriyor. Osmanlı arşiv belgeleri ışığında yapılan araştırmalar sonucu Türk Tarih Kurumu Başkanı Yusuf Halaçoğlu tarafından hazırlanan Ermeni Tehciri ve Gerçekler isimli kitapta da ifade edildiği üzere, tehcire maruz kalan Ermenilerin sayısı 438.758 dir.. Bu insanlardan sadece 56.610 kişi hayatını kaybetmiştir. Bunlardan yaklaşık 25-30 bini hastalıktan diğer 9-10 binlik kısmı ise eşkıyaların saldırıları sonucu hayatını kaybetmiştir. Yani Atlas'ın iddia ettiği gibi ne 1 milyon Ermeni tehcir edilmiştir ne de 500 bin Ermeni ölmüştür. Bu iddialar tıpkı Ermeni iddiaları gibi tamamen yalan ve iftiradır. Ayrıca yine bu kitaptaki belgelerden de anlaşılacağı üzere Ermeniler'e tehcir sırasında bütün kolaylıklar gösterilmiş ve bütün imkanlar sağlanmıştır. Ermenilerin çoğunun tehcir sonucunda bulundukları yerlerden memnun olduklarını belirten yazışmaları da bu kitapta mevcuttur.

AÇIK MEKTUP

DAVUT ERKAN

Derginizin yayınlanmış Haziran sayısında En uzun yıl 1915 ana başlığı altında Gürsel Göncü tarafından kaleme alınan Ermeni Tehciri adlı makale hakkındaki görüşlerimi bildirmek için bu mektubu kaleme almış bulunuyorum. Makelenin dibacesinde mevcut olan fotoğrafın Ermeni katliamı iddiasını savunan kalemlerin (ana yazarların) kitabından iktibas edilmiş olması ve o gün ki Elazığ'ı yansıttığı şüpheli olduğundan geçerliliği yoktur. Kısaca bu fotoğraf ve altındaki bilginin kaynağının gerçek ve "objektif "olduğu iddia edilemez. ikinci olarak sadece Ermeni tehciri değil herhangi bir hadise araştırılırken meselenin kökenine inilir. Ancak bu makalede hadise 1892 tarihinden itibaren başlatılmıştır. Oysaki Ermeni meselesini ortaya çıkaran hadiseler 1828-1829 Osmanlı - Rus Harbinde Rusların Andolu'daki Ermenileri bugünkü Erivan çevresine Zorla göçürmesiyle başlamıştır. Makalede kendi arşivlerimizden yararlanılması savunulurken -nedendir bilinmez! -yazar makaleyi kaleme alırken- hem de böyle ciddi bir konu hakkında- arşivlerimizden yararlanarak -ciddi ve önemli- uzmanlarımızın yazdığı kitapları okumak aklına gelmemiş olacak! Ermenileri bu dönemde ayrı bir devlet gibi nitelemek gayr-i mümkün ve tarihi realiteye aykırıdır. Ermeniler bu dönemde Osmanlı Devleti sınırları içinde zımmi statüsüyle yaşayan diğer gayr-i müslim teb'a dan birisidir. Makalede Ermenilerin Kıyıma ve zulme uğradığı ifade edilmiştir. Makalenin sahibi kıyım, zulm ve katliam arasındaki farkları açıklayabilir mi? Bunların arasında mana bakımından hiç bir fark yoktur. Bu yazıdaki kıyım alenen katliamın muadili olarak kullanılmıştır. Makalede Tehcir sırasında ölen veya öldürülen Ermenilerin yarım milyon olduğu ve her iki Ermeni'den birisinin hayatını kaybettiği ifade edilmiştir. Bu rakamlar nereden alınmıştır , kaynağı nedir ? Bu konuda rakamların önemi aşikardır. Durum böyle olduğu halde rakamlar aşağı yukarı, şu kadar ifadeleriyle yayınlanabilir mi? Yarın başkasına göre bu rakam aşağı yukarı 1.5 veya 2 milyon olarak ta nitelenebilir. Yine yukarıdaki ifadeye göre; Ermeniler öldürülmüş te olabilir ölmüşte olabilirler yani kişiye göre bu iki ifadede kullanılabilir mi? Sonuç itibariyle makalede Ermeni Tehciri satır aralarında katliam olarak nitelenmiş ve bunu gizlemek için "Kıyım"tabiri kullanılmıştır. Ancak lügatlerde bu iki sözün eş anlamlı olduğu herkesçe malumdur. Sözde objektif olma sevdası veya başka bir maksatla gerçekte var olmayan bir hadise nasıl hakikat olarak düşünülebilir ve Türkiye'de çıkan dergilerden birinde yayınlanabilir? Bunun gerçekle ve bilimsellikle bağlantısının olması mümkünmüdür? Elbetteki mümkün değildir. Bugün Ermeni Tehcirini kıyım ve katliam olarak niteleyenler tarih, cografya ,sosyoloji ve dahi Türkçe'den bi-haber, na-tamam malumatlarından dolayı düştükleri kompleks sebebiyle ortaya attıkları mesnedsiz iddialardan başka birsey değildir. Derginize şu suali sormaktan kendimi alamıyorum; Ermeni meselesi hakkında ülkemize - medya içinde bir kuruluş olarak- bu tarzda mı yardımcı oluyorsunuz? İlk önce Gürsel Göncü'yü bu makaleyi yazdığı için ardından da Atlas Dergisi'ni bu makaleyi yayınladığı ve gayri ciddi yayıncılığından dolayı esefle kınıyorum.

Şehide gözü yaşlı veda

Ağrı'da yaşanan askeri araç kazası sonucu şehit olan 25 yaşındaki Piyade Uzman Çavuş Yusuf Açay, memleketi Hatay'da kılınan cenaze namazının ardından son yolculuğuna uğurlandı. Cenaze namazında ve askeri törende ise şehidin annesi ve kız kardeşleri gözyaşlarına hakim olamadılar

25.03.2026 16:13:00 / Güncelleme: 25.03.2026 16:16:08
İhlas Haber Ajansı
Şehide gözü yaşlı veda
Şehide gözü yaşlı veda
Geçtiğimiz gün Ağrı'da görev esnasında meydana gelen askeri araç kazasında şehit olan Yusuf Açay'ın şehadet haberi, askeri yetkililer tarafından sağlık ekipleri eşliğinde Kırıkhan ilçesine bağlı Demirkonak Mahallesi'nde yaşayan ailesine ulaştırılmıştı.

Acı haberin ardından şehidin baba ocağına Türk bayrağı asılırken, mahallede büyük üzüntü yaşandı. Şehidin yakınları ve komşuları eve akın ederken, baba evine Türk bayrağı asıldı. Şehit için öğle namazını müteakip Kırıkhan Şehitlik Kompleksi Camii'nde cenaze namazı kılındı. Cenaze namazının ardından Şehit Açay, Kırıkhan Şehitliği'nde düzenlenen askeri törenle defnedildi.

Şehidin son yolculuğuna uğurlandığı cenaze namazında annesi Emine Açay ve kız kardeşleri duygusal anlar yaşandı. Bekar olan 25 yaşındaki Açay'ın babasının 2003 yılında vefat ettiği ve yetim olduğu öğrenildi.

Ünlüler Adli Tıp Kurumu'na getirildi

Uyuşturucu soruşturması kapsamında gözaltına alınan ünlü isimler saç ve kan örnekleri alınmak üzere Adli Tıp Kurumu'na getirildi

25.03.2026 16:09:00
İhlas Haber Ajansı
Ünlüler Adli Tıp Kurumu'na getirildi
Ünlüler Adli Tıp Kurumu'na getirildi
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen uyuşturucu soruşturmasının son dalgası kapsamında Narkotik Şube ekiplerince aralarında Galatasaray Eski Başkanı Burak Elmas, model Didem Soydan, iş insanı Hakan Sabancı, Kerim Sabancı, ve sunucu Güzide Duran'ın da aralarında bulunduğu 14 kişi gözaltına alınmıştı.

Ünlüler polis ekipleri tarafından saç ve kan örnekleri alınmak üzere Adli Tıp Kurumu'na getirildi.

Ağrı Dağı'nda kaybolan dağcı 3'üncü gününde aranıyor

Ağrı Dağı'nda zirve tırmanışı sırasında olumsuz hava şartları nedeniyle 4 bin 700 metreden geri dönen 58 yaşındaki dağcı Sevim Hasanova'dan haber alınamıyor. Bölgede başlatılan arama kurtarma çalışmaları üçüncü gününde de sürüyor

25.03.2026 15:32:00 / Güncelleme: 25.03.2026 15:34:46
İHA
Ağrı Dağı'nda kaybolan dağcı 3'üncü gününde aranıyor
Ağrı Dağı'nda kaybolan dağcı 3'üncü gününde aranıyor
Ağrı Dağı'na tırmanış gerçekleştiren 5 kişilik grupta yer alan 58 yaşındaki Sevim Hasanova, 4 bin 700 metre rakımda olumsuz hava şartları ve yoğun tipi nedeniyle zirve tırmanışını yarıda bırakarak geri dönme kararı aldı. Hasanova'nın "çıkamıyorum" diyerek ekipten ayrıldığı öğrenildi.



Zirveye ulaşan ekip arkadaşları iniş sırasında yaklaşık 4 bin 600 metre seviyesine geldiklerinde Hasanova'yı bulamayınca durumu 112 Acil Çağrı Merkezi'ne bildirdi. İhbar üzerine bölgeye AFAD, UMKE, jandarma ve arama kurtarma ekipleri sevk edildi. Zorlu hava şartları ve yer yer etkili olan fırtına nedeniyle arama çalışmaları güçlükle yürütülüyor.



Gece saatlerinde havanın kararmasıyla ara verilen çalışmaların, sabahın ilk ışıklarıyla yeniden başlatıldığı öğrenildi.

Tokat'ta Çekerek Irmağı taştı: Şeker pancarı ekimi durdu

Tokat'ın Yeşilyurt ilçesinde Çekerek Irmağı'nın taşması sonucu tarım arazileri sular altında kalırken, şeker pancarı ekimi için tarlalarına giremeyen çiftçiler yetkililerden çözüm bekliyor

25.03.2026 15:06:00 / Güncelleme: 25.03.2026 15:08:55
İHA
Tokat'ta Çekerek Irmağı taştı: Şeker pancarı ekimi durdu
Tokat'ta Çekerek Irmağı taştı: Şeker pancarı ekimi durdu
İlçeye bağlı Çıkrak Mahallesi'nde, kar sularının erimesi ve etkili olan yağışlar nedeniyle Çekerek Irmağı'nın debisi yükseldi. Irmak seviyesindeki artış sonucu çevredeki tarım arazileri su altında kaldı.



Bölgede özellikle pancar ekimi için hazırlık yapan çiftçiler, tarlaların sularla kaplanması nedeniyle ekim yapamaz hale geldi. Arazilerin büyük bölümünün çamur ve suyla dolu olduğu görülürken, üreticiler ekim sezonunun gecikmesinden endişe ediyor.



Mahalle sakinlerinden Arif İncebiz, "Pancar ekeceğimiz arazi ekim zamanımız gelmiştir. Tarlalarımız şu anda sular içerisindedir. Çaresiziz. Yetkililerden bu işe el atmalarını bekliyoruz. Aşırı yağışların yüksek gitmesi nedeniyle şu an arazimize giremiyoruz. Traktörlerimiz girdiği yerde çamurdan çıkamıyor" dedi.



Öte yandan, bölgede suyun ne zaman çekileceği belirsizliğini korurken, çiftçiler yetkililerden kalıcı çözüm talep ediyor.

24 ilde DEAŞ'a yönelik operasyon: 88 gözaltı

İçişleri Bakanlığı, silahlı terör örgütü DEAŞ'a yönelik 24 ilde, jandarma ekiplerince icra edilen operasyonlarda 88 şüphelinin gözaltına alındığını bildirdi

25.03.2026 14:25:00
İHA
24 ilde DEAŞ'a yönelik operasyon: 88 gözaltı
24 ilde DEAŞ'a yönelik operasyon: 88 gözaltı
İçişleri Bakanlığından yapılan açıklamada, "Jandarma Genel Komutanlığı TEM Daire Başkanlığı ve Cumhuriyet Başsavcılıkları koordinesinde; İl Jandarma Komutanlıklarınca yapılan çalışmalar sonucu 24 ilde operasyonlar düzenlendi.

DEAŞ Terör Örgütüne yönelik düzenlenen operasyonlarda 88 şüpheli yakalandı.

Şüphelilerin; DEAŞ Terör örgütüne üye oldukları, terör örgütüyle iltisaklı kişiler ve sözde yardım kuruluşları aracıyla finansal destek sağladıkları ve sosyal medya hesapları üzerinden DEAŞ terör örgütünün propagandasını yaptıklarının tespit edildi" ifadelerine yer verildi.

7 işçinin öldüğü faciada fabrika sahibinin diğer oğlu da hakim karşısında: "Kalbim ağrıyor"

Kocaeli'nin Dilovası ilçesinde 7 kişinin hayatını kaybettiği fabrika yangınına ilişkin yargılanan sanıklardan, fabrika sahibi Kurtuluş Oransal'ın oğlu Altay Ali Oransal da, fabrikanın asıl yöneticisinin ölen babası Kurtuluş Oransal olduğunu, şirketin sadece kağıt üzerinde kendilerine ait olduğunu öne sürdü. Avukatların, fabrikadaki iş güvenliği eksikliklerini hatırlatarak, "Makine mühendisisiniz, çıplak gözle görülebilecek bu eksiklikleri görmediniz mi, kör müydünüz" şeklindeki sorusuna sanık Oransal, "Makine mühendisiyim ancak o alanda hiç çalışmadım" yanıtını verdi. Yine avukatların 7 işçinin acı ölümünü hatırlatıp vicdan azabı çekip çekmediğini sorduğu sanık Altay Ali Oransal, kendisinin de acılı olduğunu söyleyerek, "Ben de babamı kaybettim, tabii ki kalbim ağrıyor" ifadelerini kullandı

25.03.2026 14:14:00 / Güncelleme: 25.03.2026 14:20:28
İHA
7 işçinin öldüğü faciada fabrika sahibinin diğer oğlu da hakim karşısında: "Kalbim ağrıyor"
7 işçinin öldüğü faciada fabrika sahibinin diğer oğlu da hakim karşısında: "Kalbim ağrıyor"
Kandıra Ceza İnfaz Kurumu Yerleşkesi'nde yapılan duruşmanın ikinci gün oturumunda savunması alınan tutuklu sanıklardan Ravive Kozmetik'in resmi yetkilisi Altay Ali Oransal (35), hayatını kaybedenlerin yakınlarına Allah'tan rahmet, yakınlarına başsağlığı dileyerek savunmasına başladı. Babası Kurtuluş Oransal'ın tutuklu bulunduğu cezaevinde kalp krizi geçirerek vefat ettiğini hatırlatan Oransal, "Ben de sorumluların cezalandırılmasını istiyorum" dedi.

Makine mühendisliği bölümü mezunu olduğunu söyleyen Oransal, "Annem ve babam boşandıktan sonra kardeşimle annemle kalmaya başladık. Web sitesi üzerinden e-ticarete atıldık. Babam borçları olduğunu söyledi. Kendine ufak bir yer açmak istedi ve borç para istedi. Borcu sebebiyle adına şirket kuramıyordu. Pandemide yaşanan kolonyaya olan ihtiyaç sebebiyle kârlı olacağını düşündük ve borç para verdik. Adımıza şirketi açtı" dedi.



"Ben senede birkaç kez gittiğim Ravive'den gelir elde etmedim"

Patlamanın yaşandığı Ravive isimli fabrikayı çok az ziyaret ettiğini ve söz konusu işletmeden para almadığını iddia eden eden Altay Ali Oransal, "Geçimimizi krem markamızdan sağlıyorduk. Kadınlar tarafından çok tercih edilen markamızdır. Shauran da Fransa'da üretilen markamızdır. Biz gelirimizi bu iki markadan sağlıyorduk. Ben senede birkaç kez gittiğim Ravive'den gelir elde etmedim. Yöneticilik veya başka bir ilişkim yoktur. Fabrikaya son 6 ayda 1veya 2 kez gitmişimdir. Buranın denetlenmesini veya üretimini yapmış değilim" diye konuştu.

"Hiç gitmediğim fabrikada nasıl talimat verebilirim"

Sanık Oransal, savunmasına şöyle devam etti:
"Tuncay Yıldız'ı (fabrikanın vefat eden çalışanı) hayatımda birkaç kez aradım. Babamdan sonra fabrikada en etkili kişidir. Gülhan Bendi'yi (çalışan) simaen bilirim. Kendisine hiç talimat vermedim. Talimat verdiğim iddiası yalandır. Hiç gitmediğim fabrikada nasıl talimat verebilirim' Gülhan Bendi, WhatsApp gruplarında talimat veriyormuş, fabrikadaki sorumlu kişilerden biridir. İfadesi ile sorumluluğu üzerinden atmaktadır."

"Yanımda pasaportum varken kaçmadım"

Olay günü yaşananları da anlatan Oransal, "Olay günü kardeşim beni aradı ve patlama olduğunu söyledi. İkinci arayışında can güvenliğimizin olmadığını, avukatın da il dışına çıkmamız gerektiğini söylediğini aktardı. Ravive'de hiçbir yetkim yoktur. Fiili yöneticisi Kurtuluş Oransal'dır. 5 aydır tutukluyum, hiçbir kusurum ve kastım yoktur. O gün kaçabilecek şansım varken, sınıra 1,5 kilometre uzaklıktayken ve yanımda pasaportum varken kaçmadım. Çünkü olayda sorumluluğum olmadığını düşünüyorum. Serbest bırakılmayı talep ediyorum. Olay günü kardeşim beni aldı ve dayımın fabrikasına gittik. Oradan da eve geçtik. Güvenli bir eve gittik. Tekirdağ'a gitmeden önce Gökberk kardeşimin dizüstü bilgisayarını ofisten alıp kendisine getirmiş."

"Biz hammaddeyi veriyorduk"

Markalarına ait jel kremin Ravive'de üretildiğini söyleyen Oransal, "Markamız, Ravive dışında başka yerde de üretiliyordu. Sadece markamıza ait jel krem Ravive'de üretiliyordu. Ravive'de üretilen markamızın denetimini kim yapıyordu bilmiyorum. Biz hammaddeyi veriyorduk" şeklinde konuştu.

"Ravive'deki kişilerin sigortasız olduğuna dair bilgim yok"

Sanık Altay Ali Oransal, Ravive'deki tüm işleyişin babasına ait olduğunu öne sürerek, "Ravive'deki tüm gelir ve giderler babama aitti. Ravive'nin hem eski hem de yeni yeriyle ilgili bilgim yok. Taşınma olayıyla ilgili bilgim yok. Üretim kısmıyla ilgili de söz sahibi ve müdahale hakkına sahip değilim. Ravive'deki depoda kardeşimle olan markamıza ait patlama anında stoklanmış olan ürün olup olmadığını bilmiyorum. Bir yazılım şirketim vardı. Yazılım bilgimden dolayı açtık ancak beceremedik. Sonra Gökberk'e ve Aleyna'ya devrettik. Başakşehir'deki ofisimizde Gökberk göstermelik kiraladı. Gökberk'in ürünleri nereden temin ettiğini bilmiyorum ancak Ravive'de fason üretim yapıyordu. Ravive'ye müşteri bulma gibi bir durumum ve çabam olmadı. Hayatımın büyük bir kısmını markam olan Shauran'a adadım. Ravive'deki kişilerin sigortasız olduğuna dair bilgim yok. Ravive'de denetim, üretim veya yönetici pozisyonum yoktur. Fabrika ve üretimde olan her şey babama aitti, o ilgileniyordu. Benim veya kardeşimin ilgisi yoktur" ifadelerini kullandı.

"İsteseydim uçakla da gidebilirdim, evim havalimanına yakındır"

Yakalandıkları sırada üzerlerinde ele geçirilen 530 avro, 4 bin 350 dolar, 20 bin lira ve 2 pasaporta ilişkin mahkeme heyetinin sorusunu yanıtlayan sanık Oransal, söz konusu meblağın kardeşiyle kendisine ait toplam para olduğunu ifade etti. İşleri gereği sık sık yurt dışına çıktıkları için yanlarında sürekli döviz taşıdıklarını ve güvenlik sebebiyle banka kartlarının kapatıldığını öne süren Oransal, "Kaçma eylemi firari olan, kaçma ihtimali olan kişidir. Beni polis de aramadı. İsteseydim uçakla da gidebilirdim, evim havalimanına yakındır" şeklinde savunma yaptı.

"Babam gelir gideri hesaplayamayan biriydi"

Ayrıca, şirketin uzun yıllar neden kendi adlarına kayıtlı kaldığına yeniden açıklık getiren Oransal, babasının borç batağında olduğunu savunarak, "Babam borç batağındaydı. Ona yardımcı olmak sebebiyle şirketin kurulumunu kabul ettik. Babam gelir gideri hesaplayamayan biriydi. Babamın borçlarının bitmemesi sebebiyle uzun yıllar firmayı devredemedik. Ravive'den gelecek gelire ihtiyacım yok. Zaten iki markamızdan da gelirim vardı" dedi.

"Babamın böyle bir ifade verdiğine inanmıyorum"

Savunmasının ardından müşteki avukatlarının çapraz sorgusuna geçilen sanık Altay Ali Oransal'a, babası Kurtuluş Oransal'ın soruşturma aşamasında verdiği "Şirket oğullarımın yönetimindeydi" şeklindeki ifadesi hatırlatıldı. Bu beyana karşı çıkan sanık, "Babamın böyle bir ifade verdiğine inanmıyorum. Sadece kağıt üzerinde yönetim kurulunda göründüğüm için yargılanıyorum ancak olayda hiçbir sorumluluğum yoktur" diye konuştu.

"Kör müydünüz'" tepkisi

Müşteki avukatlarının fabrikadaki iş güvenliği ihlallerini hatırlatarak, "Bu risklerden haberdarsınız. Hem şirkette yetkilisiniz hem de kendi markanız Ravive firmasında üretiliyor. Neden denetlemediniz'" sorusunu yöneltmesi üzerine Oransal, "Benim üretim tecrübem yoktu. 25 yıldır bu sektörde olan babam orayı işletiyordu" savunmasını yaptı.

Bir avukatın, "Makine mühendisi olarak oradaki eksiklikleri çıplak gözle görebilecekken bunları görmediniz mi, kör müydünüz" şeklindeki sert tepkisine ise sanık, "Ben sadece makine mühendisliği bölümünden mezunum, o alanda hiç çalışmadım" yanıtını verdi.

Sanığa, savunmasında sıkça dile getirdiği "babasının borç batağında olduğu" yönündeki ifadeleri üzerinden borcun miktarı ve neden kendi markalarından elde ettikleri gelirle bu borcu kapatmadıkları da soruldu. Babasının ne kadar borcu olduğunu tam olarak bilmediğini ancak ortada ciddi bir rakam olduğunu öne süren sanık, babasının gelir-gider dengesinin sürekli inişli çıkışlı olduğunu belirtti.

Müşteki avukatlarının, vergi denetimi raporlarına yansıyan ve "kişisel borç" açıklamasıyla şahsına gönderilen 1 milyon 800 bin liralık para transferini sorması üzerine ise Oransal, "Bu gelen para ile ilgili hiçbir bilgim yok. Muhasebecinin yaptığı bir işlemdir" dedi.

"Ben de babamı kaybettim, kalbim ağrıyor"

Fabrikadaki yangın merdiveni eksikliği ve yangın denetimlerine ilişkin sorular üzerine de bilgisi olmadığını savunan sanık, "Babamın fason kolonya dolumu yaptığından haberim vardı ancak babam kolonya üretimi yapmadı. Sadece fason dolum hizmeti veriyordu" ifadelerini kullandı.

Son olarak müşteki avukatlarının, "Olayda 7 kişi hayatını kaybetti. Hiç vicdan azabı duymuyor musunuz'" şeklindeki sorusuna sanık Oransal, "Ben de babamı kaybettim. Tabii ki kalbim ağrıyor" şeklinde karşılık verdi.

Altay Ali Oransal'ın savunmasının ardından duruşmaya ara verildi.

Ne olmuştu?

Olay, 8 Kasım 2025 tarihinde Dilovası Mimar Sinan Mahallesi Mimar Sinan Caddesi'ndeki Ravive Kozmetik'te meydana geldi. Tesiste çıkan yangında Hanım Gülek (65), Esma Dikan (65), Şengül Yılmaz (55), Tuncay Yıldız (48), Tuğba Taşdemir (18), Nisa Taşdemir (17) ile Cansu Esatoğlu (16) hayatını kaybetmişti.

Soruşturma kapsamında hazırlanan ve Gebze 7. Ağır Ceza Mahkemesince delil yetersizliği gerekçesiyle iade edilen ilk iddianame, eksikliklerin giderilmesinin ardından yeniden revize haliyle kabul edilmişti. Ayrıca, fabrika sahibi Kurtuluş Oransal ise tutuklu bulunduğu cezaevinde kalp krizi geçirerek hayatını kaybetmişti.

İstenen cezalar

İddianamede, kozmetik firması yetkilileri tutuklu sanıkları İsmail Oransal ile abisi Altay Ali Oransal, ortak üretim yaptığı öne sürülen kozmetik firmasının tutuklu yetkilileri Aleyna Oransal ve Gökberk Güngör hakkında 'olası kastla öldürme' suçundan 7'şer kez müebbet, 'nitelikli mala zarar verme' suçundan ise 3'er kez 6 aydan 4 yıla kadar hapis cezası istenmişti.
İddianamede, fabrikaya iş sağlığı ve güvenliği hizmeti veren firmanın işletmecisi Ümit Ç., sorumlu müdürü Ünal A., iş güvenliği uzmanları Muhammet D. ile Seyfullah Ç., fabrika binasının eski sahibi Güven D., binayı satın alan şirketin yetkilileri Caner Özgür Y., Özcan Y. ve Özkan Y.'nin 'bilinçli taksirle ölüme ve yaralanmaya neden olma' suçundan 2 yıl 8 aydan 22'şer yıl 6'şar aya kadar hapis talep edilmişti. Ayrıca Oransal kardeşlerin dayısı Ali Osman A., Onay Y., Ömer A. ve Abdurrahman B.'nin ise 'suçluyu kayırma' suçundan 6 aydan 5'er yıla kadar hapsi istenmişti.

İstanbul'da 122 tabanca ele geçirildi

İstanbul'da kaçak silah operasyonu: 2 av tüfeği ve 122 tabanca ele geçirildi

25.03.2026 10:54:00
İhlas Haber Ajansı
İstanbul'da 122 tabanca ele geçirildi
İstanbul'da 122 tabanca ele geçirildi
İstanbul'un Sancaktepe ilçesinde yasadışı silah kaçakçılarına yönelik bir araca ve eve yapılan operasyonda, 2 av tüfeği, 122 kurusıkıdan çevirme tabanca ve bu silahlara ait 350 mermi ile çok sayıda silah parçası ele geçirildi. Silah ve mühimmatlar ile bağlantılı 2 şüpheli gözaltına alındı.

Emniyet kaynaklarına dayanan bilgilere göre, İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri ile İstihbarat Şube Müdürlüğü birimleri, araçlarla Sancaktepe ve Kartal ilçelerine kaçak silah sevkiyatının yapılacağı bilgisi üzerine harekete geçti.



Savcılık tarafından alınan izinle bir kapalı kasa bir minibüsü Sancaktepe ilçesi İnönü Mahallesi civarında yakın takibe alan Organize Polisi, silah sevkiyatı olacağı yönünde elde edilen istihbari bilgiler neticesinde bir süre sonra aracın önünü keserek durdurdu.

Sancaktepe ilçesi İnönü Mahallesi'nde sokak içerisinde durdurulan araçtaki 2 kişi gözaltına alındı. ve sonrasında bir ikamette yapılan aramalarda toplamda, kurusıkıdan çevirme 122 tabanca, 2 av tüfeği, bu silahlara ait 350 mermi, 12 sürgü, 44 gövde, 100 namlu ve muhtelif sayıda silah parçası ele eğitildi.

Olayla bağlantılı oldukları iddiasıyla gözaltına alınan 2 şüpheli, sorgulanmak üzere Organize Suçlarla Mücadele Şubesine götürüldü. Zanlılar ile ilgili yürütülen tahkikat işlemleri devam ediyor.

Adalar halkı: 'Mağduruz, sesimizi duyan var mı?'

İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nde CHP ve AKP üyelerinin komisyonda karar verip UKOME'den oy birliği ile çıkardıkları bir karar ile Adalar'da yasal olan üç tekerlekli araçları yasakladılar, esnafı ve ada halkını mağdur ettiler

24.03.2026 20:22:00 / Güncelleme: 24.03.2026 20:24:12
Hasan Gündoğdu
Adalar halkı: 'Mağduruz, sesimizi duyan var mı?'
Adalar halkı: 'Mağduruz, sesimizi duyan var mı?'
Engelli ve yaşlılar, evi uzak noktada olanlar mağdur oldu. Esnafa ve halka 4 tekerlekli araç alacaksınız diye bir dayatma yaptılar.

Türkiye'nin her yerinde yasal olan bu araçlar Adalar'da neden yasak oldu bunun cevabını hiçbir kurum vermiyor. Yetkililer, yolda yakaladığı her aracı vatandaşın elinden alıyor ya yediemine gönderiyor ya da altından kalkılamayacak bir ceza yazıyor.



Heybeliada'da esnaflık yapan İsmail Kırca, yaşadıkları mağduriyetten şikayetçi oldu ve ada Adalar halkı adına tepkisini şu sözlerle ifade etti:

"400 bin 900 bin arası aracımızı elimizden alıyorlar. Ekonominin bu kadar kötü olduğu esnafın ve halkın kan ağladığı bir yerde bu araçları alacak gücümüz yok. Lütfen yetkililer, bizi yönetenler sesimizi duyun.

Ben üç defa dosya verdim trafik şubeye. Bana en ağır demir işi esnaf olarak sana araç yok diye telefon açtılar.

Burası muz cumhuriyeti mi? Neden bize yazılı cevap verilmiyor? Neden ret olundu?

Ayrıca ben kendim araştırdım, benim dosyadan iş yeri ruhsatım kaybolmuş. İki evrağa sahip olamayan kurum olur mu?

Bu konuda çok mağduruz halkın çoğunluğu çok kızgın ama iki siyasi partiye üyesi oldukları için açık açık eleştiremiyorlar ne yazık ki.

Sesimizi duyun."

Yenidoğan Çetesi davasında yeni gelişme: Duruşmada bir sanığın hayatını kaybettiği açıklandı

İstanbul'da bebekleri kendilerinin anlaşmalı olduğu hastanelere sevk ederek haksız kazanç sağlayan ve ihmali davranışlarda bulunarak ölmelerine neden olan Yenidoğan Çetesi'nin yöneticileri ve üyelerinin yargılandığı davanın görülmesine devam ediliyor. 8'inci duruşmada, tutuksuz bir sanığın hayatını kaybettiği öğrenildi. Savcılık bu sanığın dosyasının ayrılmasını istedi

24.03.2026 13:01:00
İHA
Yenidoğan Çetesi davasında yeni gelişme: Duruşmada bir sanığın hayatını kaybettiği açıklandı
Yenidoğan Çetesi davasında yeni gelişme: Duruşmada bir sanığın hayatını kaybettiği açıklandı
İstanbul'da bebekleri kendilerinin anlaşmalı olduğu hastanelere sevk ederek haksız kazanç sağlayan ve ihmali davranışlarda bulunarak ölmelerine neden olan Yenidoğan Çetesi'ne yönelik düzenlenen 2'inci dalga operasyona ilişkin geçtiğimiz günlerde iddianame hazırlanmıştı.

Çete lideri olduğu iddia edilen Fırat Sarı'yla birlikte hareket ettikleri belirlenen şüphelilere yönelik hazırlanan ve ana dava dosyası ile birleştirilen iddianame ile sanık sayısı 61'e yükselmişti.

Adliyenin konferans salonunda Bakırköy 22. Ağır Ceza Mahkemesi'nce görülen 8'inci duruşmada aralarında Fırat Sarı'nın da bulunduğu 4 tutuklu sanık ile bir kısım tutuksuz sanık ile tarafların avukatları hazır bulundu. Bazı tutuklu ve tutuksuz sanıklar da duruşmaya Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) aracılığıyla bağlandı.

Bir sanık hayatını kaybetti

Duruşmada, görüşü sorulan Cumhuriyet Savcısı, tutuksuz sanıklardan Bağcılar Medilife Hastanesi Başhekimi Cafer Akdur'un hayatını kaybettiğini, bu nedenle dosyasının ayrılmasını talep etti. Savcılık, dosyadaki tutuklu sanıkların da mevcut hallerinin ayrı ayrı devamını istedi. Duruşma, talebe ilişkin sanık avukatlarının savunmalarının alınmasıyla devam ediyor.

Kocaeli'de 7 kişinin öldüğü fabrika yangını davası başladı

Kocaeli'nin Dilovası ilçesinde parfüm dolum tesisinde çıkan ve 7 kişinin hayatını kaybettiği yangına ilişkin 16 sanığın yargılandığı davanın ilk duruşması, Kandıra Ceza İnfaz Kurumu Yerleşkesi'nde başladı

24.03.2026 10:34:00 / Güncelleme: 24.03.2026 19:15:33
İHA
Kocaeli'de 7 kişinin öldüğü fabrika yangını davası başladı
Kocaeli'de 7 kişinin öldüğü fabrika yangını davası başladı
Olay, 8 Kasım 2025 tarihinde Dilovası Mimar Sinan Mahallesi Mimar Sinan Caddesi'ndeki bir parfüm dolum tesisinde meydana geldi. Tesiste çıkan yangında Hanım Gülek (65), Esma Dikan (65), Şengül Yılmaz (55), Tuncay Yıldız (48), Tuğba Taşdemir (18), Nisa Taşdemir (17) ile Cansu Esatoğlu (16) hayatını kaybetti.



Soruşturma kapsamında hazırlanan ve Gebze 7. Ağır Ceza Mahkemesince delil yetersizliği gerekçesiyle iade edilen ilk iddianame, eksikliklerin giderilmesinin ardından kabul edildi.



Tutuklu şüpheliler İsmail Oransal, Altay Ali Oransal, Aleyna Oransal, Gökberk Güngör, Ali Osman Altay, Onay Yürüklü, Ünal Aslan, Güven Demirbaş ve tutuksuz sanık Ömer Aktan ile soruşturma sürecinde cezaevinde geçirdiği kalp krizi sonucu hayatını kaybeden Kurtuluş Oransal'ın da aralarında bulunduğu 16 kişi hakkında dava açıldı.



7 kişinin öldüğü fabrika yangınına ilişkin ilk duruşma bugün başladı. Taraf sayısının fazlalığı nedeniyle adliyedeki duruşma salonlarının kapasitesinin yetersiz kalacağından yargılama, Kandıra Ceza İnfaz Kurumu Yerleşkesi'ndeki 250 kişi kapasiteli duruşma salonunda gerçekleştiriliyor.

logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.