logo
08 AĞUSTOS 2026

Globalleşmenin felsefesi

Globalleşme, her ne kadar ekonomik kaygılara dayansa da, aynı zamanda ideolojik ve politik temelleri de olan bir projedir

12.06.2026 00:45:00
Haber Merkezi
 
Globalleşmenin felsefesi
Globalleşmenin felsefesi
Globalleşme, her ne kadar ekonomik kaygılara dayansa da, aynı zamanda ideolojik ve politik temelleri de olan bir projedir.

Soğuk savaşın bitmesinden sonra yeryüzünde "tek kutuplu bir dünya"ya gidişin yol haritası olarak karşımızda durmaktadır. Batı kültürü, dünyanın sonuna doğru tek bir dünya devletinin olacağına, bunun da kendi inançlarına göre dünya krallığına karşılık gelen devlet olduğuna inanmaktadır.

Dünyadaki Evangelist–Methodist kiliseleri, özellikle de Bush döneminde tek hedefe kitlenmişlerdir. Bu hedef, Nabukednazar'ın rüyasında ortaya çıkan 5. İmparatorluktur. 5. imparatorluk, 1000 yıl sürecek olan tek dünya devletini ve Methodik–Evanjelik Hıristiyanlığı yeryüzünde tek egemen kültür ve tek din haline getirmeyi ifade eden bir dönemdir. 

Bu sömürgeci–sapkın anlayışa göre; İsrail, dünya krallığını kuracak olan Mesih'in dünyaya geliş yeri olacak ve onun kuracağı tek dünya devletinin işaretlerindendir.







Bu anlayışın sahipleri, 1948'de İsrail'in kurulmasını, İncil kehanetinin gerçekleşmesi ve bütün insanların ideal bir toplum olarak yaşama zevkine varacakları Mesihçi devrin gelişinin işareti olarak görüyorlar.

ABD'ye görev yüklüyorlar; çünkü bunlara göre şu anda ABD, dünyanın en güçlü ülkesidir ve Hıristiyanlığı temsil etmektedir. Kaldı ki teolojik açıdan her Hıristiyan, İsrail'i desteklemelidir. Eğer Hıristiyanlığı temsil eden bu güç, İsrail'i koruyamazsa Tanrı nezdinde itibarını kaybeder. 

Şu anki ABD başkanı Trump'ın İsrail'in başkenti olarak Kudüs'ü tanıması ve büyükelçiliğini oraya taşıma kararı alması hep bu çerçevede değerlendirmelidir.

Tarihin Sonu Tezi'nin sahibi Fukuyama, insanlık evriminin son noktasının liberal demokrasi olduğunu ve dünyadaki diğer toplumların başka bir ideolojik arayış içinde bulunmalarına gerek kalmadığını söylerken kastettiği de, dünyada artık tek kültür ve tek devletin varlığının insanlığın geleceği son nokta olduğudur.







Fukuyama, kendince, artık fikri planda herhangi bir gelişimin olamayacağını söylemektedir; ona göre, insanlık, geleceği son noktaya gelmiştir, dünya krallığı da bunun adıdır.

Tek egemen devlet, tek kültür ve tek inanç anlayışına giden bu sömürgeci teo–politik yaklaşım, kendi dışında olanları iki sınıfa ayırmaktadır; ya kendisine bağımlı olunacak, ya da düşman ilan edilip parçalanacaktır.

ABD Başkanı W. Bush, 11 Eylül saldırılarının hemen sonrasında, 20 Eylül'de "Bizden değilseniz, bize karşısınız" derken; bu teo–politik inancı hatırlatarak, kutsal savaşı başlattığını ilan etmiştir. Bu projenin politik ve stratejik bir diğer adı BOP'tur. 







Tek egemen kültür ve tek devlete doğru giden bu yolda, bu sömürgeci anlayışa karşı duranlarla bir mücadelenin olması kaçınılmazdır. Nitekim medeniyetler çatışmasının mimarı Huntington, birçok makalesinde buna değinmiştir:

"Soğuk savaş dönemindeki blokların yerini, kültür toplulukları almakta ve medeniyetler arasındaki fay hatları, küresel siyasetteki başlıca çatışma hatları haline gelmektedir" 

Hungtington'a göre; "Medeniyetlerden birini diğerinden ayıran kültürel fay kırıkları, mücadeleyi belirleyen ana çizgilerdir. Dolayısı ile farklı kültürler arasında ki çatışma, dünyada anlaşmazlıkların gelişimindeki son aşamayı tanımlar. 

Kurulacak olan "egemen dünya devleti"ne giden yolun, gerek politik gerekse ekonomik yapı taşlarını ören globalleşme sürecinin önündeki en önemli engel, bağımsız ulus devletlerdir. Özelde ise hedef Türkiye'dir.







Çünkü egemen kültürün, kendisine "deccal" adını vererek hedef olarak belirlediği, yer altı ve yerüstü kaynakları ile ismi altın ülkeye çıkan devlet Türkiye'dir.

Amerika'da yayınlanan New Perspectives Quartely (NPQ) Dergisi, "Bundan sonraki dünya düzeninin en önemli yapı taşları, silahlı uluslar yerine, global ölçekli şirketlere ev sahipliği yapan, teknolojik olarak gelişmiş şehir devletleri olacaktır" tespitinde bulunmaktadır.

Güçlü bir devlet yapılanmasının, devletlerarası ilişkilerdeki öneminden yola çıkarak Milli Devletin yok edilmesini amaçlayan Yeni Dünya Düzeni, savaşla ele geçirilemeyen toprakları, globalizmin kuralları ile masa başında kazanmaktadır.







Bu bağlamda dinler arası diyalog ile kimliğini ve değerlerini yitiren milletlerin, her türlü psikolojik etkiye ve işgale karşı dirençsizleşmesi de etkilidir.

Proje, yukarıda ifade ettiğimiz felsefi ve ideolojik temellerle desteklenen globalizm ile hedef devletlerin sahip olduğu zenginliklerin ve gelirlerin, gelişmiş ülkelerde konumlanmış olan global sermaye sahipleri tarafından ele geçirilmesidir.

Bu zenginlikleri yeraltı zenginlikleri, enerji kaynakları, yerüstü kaynakları, vergi gelirleri ve halkın top yekun emeği olarak ifade edebiliriz. Bütün bunların ele geçirilmesinde global sermaye sahiplerinin karşısında duran tek engel, güçlü ve bağımsız devletlerdir.

Bu nedenle, globalleşme ile birlikte ortak değerler adı altında bir sürü kural ve kaideler, gelişmekte olan ülkelere mutlak doğruymuşçasına dayatılmaktadır.

Bütün bunların hayata geçirilmesi ile varılacak nokta, sahip olduğu bütün kaynakları ve gelirleri global tefecilere kaptırmış ve dilenci konumuna itilmiş, kendisine devlet bile denemeyecek güçsüz ve zayıf topluluklar olacaktır." (Prof. Dr. Haydar Baş Milli Ekonomi Modeli)

Medyada holdingleşme tarafsızlığı yok etti

Küresel çapta dev holdinglerin ve siyasi güç merkezlerinin medya sektöründeki hakimiyeti, haberciliğin temel ilkesi olan siyasal tarafsızlığı giderek daha fazla yıpratıyor

08.08.2026 00:18:00
Abdülkadir Gündoğdu
 
Medyada holdingleşme tarafsızlığı yok etti
Medyada holdingleşme tarafsızlığı yok etti
Küresel çapta dev holdinglerin ve siyasi güç merkezlerinin medya sektöründeki hakimiyeti, haberciliğin temel ilkesi olan siyasal tarafsızlığı giderek daha fazla yıpratıyor.

Medya sahipliğinin birkaç merkezde toplanması, halkın haber alma hakkını ve demokratik çoğulculuğu riske atıyor.

Medya, tarihsel olarak demokrasilerin "dördüncü kuvveti" ve kamuoyunun denetim mekanizması olarak konumlandırılsa da son yıllarda mülkiyet yapılarında yaşanan dönüşüm bu işlevi tartışmalı hale getirdi.

Yayın organlarının bağımsız gazeteciler veya kamu odaklı kurumlar yerine; inşaat, enerji, finans ve savunma gibi farklı sektörlerde faaliyet gösteren büyük sermaye gruplarının eline geçmesi, haber merkezlerindeki yayın çizgisini doğrudan etkiliyor.







Sermaye ilişkileri ve siyasal iklimin habere yansıması

Geleneksel gazetecilik ilkeleri; tarafsızlık, nesnellik ve kamu yararını her türlü çıkarın üzerinde tutmayı gerektirir. Ancak medya organlarının ticari ve siyasi ağlarla örülü mülkiyet yapıları, haberin mutfağında ciddi bir "filtreleme" sürecini beraberinde getiriyor.

Medya sahiplerinin devlet ihalelerine giriyor olması veya kamu düzenlemelerine bağımlı sektörlerde yatırım yapması, yayın organlarının siyasi iktidarlarla ve güç odaklarıyla çatışmaktan kaçınmasına yol açıyor. Bu durum, eleştirel haberciliğin yerini otosansüre ve tek sesliliğe bırakması riskini doğuruyor.







Çapraz sahiplik ve algı yönetimi

Medya sektöründe çapraz sahiplik (aynı sermaye grubunun gazete, televizyon, radyo ve dijital platformların tümüne sahip olması) yayın çeşitliliğini görünürde artırsa da, özünde aynı mesajın farklı kanallardan yinelemesine dayanıyor.

Gündem Belirleme Gücü: Farklı mecralara sahip gruplar, kamuoyunun neyi konuşup neyi konuşmayacağını tek elden yönlendirebiliyor.

Otosansör Mekanizması: Gazeteciler, bağlı bulundukları holdingin ticari veya siyasi çıkarlarıyla çelişen haberleri yapmaktan kaçınmak zorunda kalabiliyor.

Tiraz ve Reyting Kaygısı: Reklam verenlerle ve kamusal fonlarla kurulan ilişkiler, editoryal bağımsızlığın önüne geçebiliyor.







Dijital medya çözüm mü, yeni bir bağımlılık mı?

Geleneksel medyadaki bu tarafsızlık krizine karşı dijital yayıncılık ve bağımsız haber platformları alternatif bir kanal olarak öne çıksa da, dijitalleşme kendi zorluklarını beraberinde getiriyor. Algoritma bağımlılığı, fonlama sorunları ve dev teknoloji şirketlerinin tekelci yapısı, dijital haberciliğin de sürdürülebilirliğini ve tarafsızlığını sınamaktadır.







Uzmanlar, siyasal tarafsızlığın ve haber etiğinin korunabilmesi için şu adımların kritik olduğuna dikkat çekiyor:

Şeffaf Mülkiyet Yapısı: Medya organlarının nihai sahiplerinin ve finansman kaynaklarının kamuoyuna açıkça beyan edilmesi.

Editoryal Bağımsızlık Güvencesi: Yayın sahibi ile haber merkezi arasındaki sınırları koruyan yasal ve kurumsal güvencelerin oluşturulması.

Kamu Yayıncılığının Güçlendirilmesi: Siyasi baskılardan uzak, doğrudan halka hesap veren özerk kamu yayıncılığı modellerinin teşvik edilmesi.

Medya sahipliğinin şeffaflaşmadığı ve editoryal bağımsızlığın teminat altına alınmadığı bir düzende, siyasal tarafsızlık bir ilke olmaktan çıkıp yalnızca bir temenni olarak kalma riskiyle karşı karşıya.

Amasya'da vatandaşlar 20 yıldır baraj inşa edilmesini bekliyor

Amasya'da vatandaşlar, arazilerinin kıyısından geçip Yeşilırmak Nehri'ne akan derenin üzerine 20 yıldır baraj inşa edilmesini bekliyor

05.08.2026 10:48:00
İhlas Haber Ajansı
 
Amasya'da vatandaşlar 20 yıldır baraj inşa edilmesini bekliyor
Amasya'da vatandaşlar 20 yıldır baraj inşa edilmesini bekliyor
Amasya'nın Taşova ilçesinde vatandaşlar, arazilerinin kıyısından geçip Yeşilırmak Nehri'ne akan derenin üzerine 20 yıldır baraj inşa edilmesini bekliyor. Yukarı Baraklı ve Özbaraklı köylüleri, yıllardır büyükşehirlere göç veren bölgedeki durumun baraj sayesinde tersine döneceğine inanıyor.






Baraklı Şelalesi'nin de bulunduğu bölgede inşa edilecek barajın 20 yıldır gündemde olduğunu hatırlatan Yukarı Baraklı Köyü Muhtarı Osman Yıldız, "Yetkililer bize 2006 yılında baraj yapılacağını söylemişti. Tüm aşamalar geçildi. ÇED raporu hazırlandı. Fakat henüz faaliyete geçip kazmayı vuramadık. Baraj olmadığından dolayı suyumuz boşa gitmektedir" dedi. Önceden belde olan iki komşu köyün toplam arazisinin 8 bin dönüm olduğunu anlatan Yıldız, "Çevremizde de su ihtiyacı olan komşu köyler var. Eğer baraj yapılsaydı komşu köylerin içme suyu ihtiyacı da karşılanabilir" diye konuştu.








"Baraj yapıldığı an köye geri dönüşler başlayacak"

Birçok arkadaşının büyükşehirlerden köye dönüş planı yaptığına değinen Özbaraklı köyünden Hasan Ünkan, "Büyük şehirlerde yaşamak çok sıkıntılı hale geldi. Nüfus yoğunluğu var. Köylerde ise hayvancılık artıyor. Sulama sıkıntısından dolayı köyümüze geri dönüş yapamıyoruz. Baraj yapıldığı an geri dönüşler başlayacak. Köyler canlanacak" dedi. Köylerinin etrafında geniş ormanlar bulunduğunu vurgulayan Ünkan, "Orman yangınlarının arttığı günümüzde burada baraj olması muhtemel yangın tedbirleri açısından çok önem arz etmektedir" ifadelerini kullandı.







Yıllardır barajın inşa edilmesini beklediklerini söyleyen Yukarı Baraklı Derneği Başkanı Ömer Evci ise, dereye yakın arazilerde elektrik pompaları kullanılarak sulama yapılan sebze ve meyve üretiminde barajın etkisiyle artış olacağına inandığını belirtti.








Ev hanımı Nevin Ünkan ile kahveci İsmail Kılıç da yetkililerden baraj konusunda destek beklediklerini söyledi.

Ayvalık'ta ormanlara giriş yasak ama denetim yetersiz

Balıkesir'in Ayvalık ilçesi, son yılların en büyük orman yangınlarıyla mücadele ederken, Balıkesir Valiliği'nin 5 Mayıs 2026 tarih ve 2026/1 sayılı Orman Yangınları ile Mücadele Komisyonu Kararı kapsamında, 15 Haziran-30 Eylül 2026 tarihleri arasında belirlenen mesire alanları ve izin verilen noktalar dışında ormanlara giriş yasaklanmasına rağmen özellikle Ayvalık'taki bazı koy ve ormanlık alanlarda vatandaşların denetimsiz şekilde ormana girmeye devam ettiği gözleniyor

01.08.2026 11:41:00 / Güncelleme: 01.08.2026 11:45:00
İHA
 
Ayvalık'ta ormanlara giriş yasak ama denetim yetersiz
Ayvalık'ta ormanlara giriş yasak ama denetim yetersiz
Balıkesir Valiliğinin aldığı karar doğrultusunda, yangın sezonu boyunca yalnızca belirlenen orman parkları ve mesire alanlarında belirli kurallar çerçevesinde piknik yapılmasına izin verilirken, bunun dışındaki tüm ormanlık alanlara giriş 6831 sayılı Orman Kanunu kapsamında yasak bulunuyor.






Geçtiğimiz yıl söz konusu yasaklar Jandarma ekipleri tarafından sıkı şekilde denetlenirken, bu yıl denetim görevinin Orman İşletme Müdürlüğü ekiplerine bırakıldığı öğrenildi. Ancak sahadaki görüntüler, denetimlerin yeterli düzeyde yapılmadığı yönünde eleştirilere neden oluyor.








Objektiflere yansıyan fotoğraflarda, çok sayıda vatandaşın ormanlık alan içerisindeki sahillere rahatlıkla girerek gün boyu vakit geçirdiği görülüyor. Özellikle yoğun sıcakların ve kuvvetli rüzgârın etkili olduğu günlerde bu durumun, oluşabilecek bir ihmal veya dikkatsizlik sonucu yeni orman yangınlarına zemin hazırlayabileceği değerlendiriliyor.








Son günlerde Ayvalık, Gömeç ve çevresinde binlerce hektarlık alanın kül olduğu büyük orman yangınlarının ardından, vatandaşlar denetimlerin artırılmasını ve yasakların sadece kâğıt üzerinde kalmayıp sahada da etkin şekilde uygulanmasını istiyor.

Uzmanlar ise orman yangınlarıyla mücadelede en etkili yöntemin, yangın çıkmadan önce riskleri ortadan kaldıracak önleyici tedbirlerin eksiksiz uygulanması olduğuna dikkat çekiyor.

logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.