logo
14 MART 2026


HALEPLİ BAHÇE BOP TUZAGI

15.05.2005 00:00:00


Şanlıurfa'da gündeme gelen Halepli Bahçe'nin sadece bir bahçe projesi olmayıp Dinlerarası Diyalog aracı kullanılarak BOP çerçevesinde Türkiye'ye de uzanabilecek işgale bir altyapı hazırlığı olduğunu söyleyen BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, bu tuzağa düşülmemesi gerektiğini belirtti

*Halepli Bahçe tuzağı

Urfa'da altına imza atılan Halepli Bahçe Parkı ile ilgili önemli değerlendirmelerde bulunan Prof. Dr. Haydar Baş, böyle bir bahçeyi Urfa'nın kalbine hançer gibi saplayanları eleştiri yağmuruna tuttu. Halepli Bahçe Parkı'nın eski Belediye Başkanı Ahmet Bahçıvan döneminde Dinler Bahçesi projesi olarak gündeme getirildiğini, toplumdan eleştiri alınca da adının Halepli Bahçe olarak değiştirildiğini, ve bu işin öncülüğünü yapanların amaçlarına böylece ulaşmak istediklerini belirten Prof. Dr. Haydar Baş,  bu tür projelerin arkasında İslam dünyasını kendi tasarrufları altına almak var amacının yattığını ifade ederek şöyle konuştu: "Peygamberler şehri Şanlıurfa'mızda 'Halepli Bahçe' adı altında Dinlerarası Diyalog çizgisinde bir projenin Başbakan tarafından temelinin atılmış olması vahimdir. Bu proje misyonerlere açık davetiye çıkarmaktadır. "

*Devlet ehil olmayanların elinde

Harran Oteli konferans salonunda gerçekleştirilen ve Urfalıların yoğun ilgi gösterdiği toplantıda, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) teröristbaşı Apo hakkında verdiği, "yargılama adil değil, yeniden yargılayın" kararıyla ilgili değerlendirmede bulunan BTP Lideri Prof. Dr. Haydar Baş, şunları söyledi: "Uzun zamandan beri ülkemizi yanlış ve kötü idareler yüzünden ülkemiz içte ve dışta, başta siyasi, ekonomik ve kültürel alanlar olmak üzere ciddi tehlikelerle karşı karşıyadır. Türk adaleti dünyada emsali görülmemiş bir uygulama ile Abdullah Öcalan'ı Türkiye Cumhuriyeti Devletine, Türk Milletine ve Türk Vatanına yapmış olduğu bölücü faaliyetlerinden dolayı suçlu bulmuştur. Ancak bugün Bağımsız Türk Yargısı ciddi bir müdahale ile karşı karşıyadır. Bu, devlet idaresinin ehil olmayan ellerde olduğunu gösterir. " Bağımsız Türkiye Partisi'nin (BTP) Urfa'da düzenlediği Kuşatılan Türkiye toplantısında konuşan Genel Başkan Prof. Dr. Haydar Baş, Türkiye'nin gündemine düşen konularla ilgili önemli açıklamalarda bulundu. Prof. Dr. Haydar Baş'ın yaptığı açıklamalar salonu tıklım tıklım dolduran Urfalılar tarafından ayakta alkışlandı. Salon "İşte lider işte başbakan" sloganları ile yankılandı.Devlet idaresi ehil ellerde olmayıncaHarran Oteli konferans salonunda gerçekleştirilen ve Urfalıların yoğun ilgi gösterdiği toplantıda, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) teröristbaşı Apo hakkında verdiği, "yargılama adil değil, yeniden yargılayın" kararı üzerine bir değerlendirmede bulunan BTP Lideri Prof. Dr. Haydar Baş, şunları söyledi: "Uzun zamandan beri ülkemizi yanlış ve kötü idareler yüzünden ülkemiz içte ve dışta, başta siyasi, ekonomik ve kültürel alanlar olmak üzere ciddi tehlikelerle karşı karşıyadır. Türk adaleti dünyada emsali görülmemiş bir uygulama ile Abdullah Öcalan'ı Türkiye Cumhuriyeti Devletine, Türk Milletine ve Türk Vatanına yapmış olduğu bölücü faaliyetlerinden dolayı suçlu bulmuştur. Ancak bugün Bağımsız Türk Yargısı ciddi bir müdahale ile karşı karşıyadır. Bu, devlet idaresinin ehil olmayan ellerde olduğunu gösterir. Ne devletimiz, ne de aziz Türk Milleti böyle bir muameleyi hak etmemektedir. Bugün Türk adaletine müdahaleyi kabul edenler, yarın hangi müdahalelere  muhatap olacaklarını düşünüyorlar mı? Biz Bağımsız Türkiye Partisi olarak her şeyden önce siyasi bağımsızlığımızı ve buna bağlı olarak ekonomik ve kültürel bağımsızlığımızı aziz Türk Milletinin varlık sebebi kabul ediyoruz."Halepli Bahçe bir tuzakUrfa'da altına imza atılan Halepli Bahçe Parkı ile ilgili önemli değerlendirmelerde bulunan Prof. Dr. Haydar Baş, böyle bir bahçeyi Urfa'nın kalbine hançer gibi saplayanları eleştiri yağmuruna tuttu. Halepli Bahçe Parkı'nın eski Belediye Başkanı Ahmet Bahçıvan döneminde Dinler Bahçesi projesi olarak gündeme getirildiğini, toplumdan eleştiri alınca da adının Halepli Bahçe olarak değiştirildiğini, ve bu işin öncülüğünü yapanların amaçlarına böylece ulaşmak istediklerini belirten Prof. Dr. Haydar Baş,  bu tür projelerin arkasında İslam dünyasını kendi tasarrufları altına almak var amacının yattığını ifade ederek şöyle devam etti: "Bugünlerde yaşanan bir başka vahim olayda misyonerlik adı altında milli ve dini bütünlüğümüze yönelik yıkıcı faaliyetlerin hız kazanmasıdır. Daha endişe verici olanı ise iktidarın bu oyunlara kimi zaman zemin hazırlaması, kimi zaman çanak tutması,  kimi zaman da ön ayak olmasıdır. Peygamberler şehri Şanlıurfa'mızda 'Halepli Bahçe' adı altında Dinlerarası Diyalog çizgisinde bir projenin Başbakan tarafından temelinin atılmış olmasıdır. Mahiyeti Şanlıurfalı hemşehrimizden gizlenen bu proje turist çekme adı altında misyonerlere açık davetiye çıkarmaktadır. Ancak Şanlıurfalı hemşehrilerimiz ve yüce milletimiz bu ve emsali oyunlara, tuzaklara hiçbir devirde düşmemiştir. Bugün de, yarın da düşmeyecektir." "Geçmişte, 1850'lerde misyonerlerin çalışma taktikleri sonucu Osmanlı'yı içten parçaladılar. İçimize ajanlar soktular. O ajanlar vasıtasıyla dinimizi, topraklarımızı lime lime ettiler. Koskoca bir coğrafya, misyonerlerin çalışması sonucu parçalandı. Şimdi karşımıza 'Halepli Bahçe' projesini koydular. Bu proje sadece bir bahçe projesi değildir. Büyük Ortadoğu Projesinin, dinlerarası diyalog projesinin bir parçasıdır.ABD, BOP 'u gerçekleştirmek için Afganistan'dan başlayan işgallerini devam ettiriyor. Yarın bu işgalin Türkiye'ye uzaması halinde şimdiden, Urfa'yı üs seçerek adeta işgalci güçlere bir alt yapı hazırlanması için, 'Halepli bahçe' gibi projeleri devreye koyuyorlar. Vatandaşlarımızı kiliselerle, havralarla, dinlerarası diyaloğun ürünleriyle o işgale alıştırmaya çalışıyorlar. Bu oyunlara karşı uyanık olalım, ayık olalım. Çünkü Batı, Osmanlı'yı aynı oyunlarla yıktı."Böyle iktidar görülmediBTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, konuşmasında mevcut iktidarı da eleştirerek, "İslam tarihinde değil, beş bin yıllık Türk tarihinde bile böyle bir iktidar görülmemiştir. Bakanlar içerisinde kabiliyetli arkadaşlar var ama bütün bunların yaptıkları iş yabancı devletlerin, güçlerin, istek ve iradesini Türk milletine kabullendirmek olmuştur" dedi. Prof. Dr. Haydar Baş, Türk milletinin arzu, istek ve menfaatlerini yabancı güçlere kabul ettirmek yerine onların istek ve arzularının Türk milletine kabul ettirilmeye çalışıldığı tespitinde bulundu. Dine müdahalenin böylesiMevcut hükümetin bunlarla kalmayıp ellerindeki yetkiyle dini hususlara da müdahale ettiğini, bunun ise lakiliğe aykırı bir uygulama olduğunu ifade eden Prof. Dr. Haydar Baş, "Hukuken ifade etmek istiyorum ki bu, laiklik prensibinin ihlali demektir. Çünkü laiklik din ile devlet işlerinin birbirinden ayrılmasıdır. Din işlerinin devlete, devletin de dine müdahale etmemesidir. İktidar sahipleri ise aldıkları yetki ve irade ile maalesef dini hususlara müdahale etmeye başladılar. Bu laikliğe aykırıdır ve büyük bir suçtur" şeklinde konuştu. İktidarın bu türden uygulamalarına Milli Eğitim'den örnek veren Prof. Dr. Haydar Baş, bu örnekleri şöyle dile getirdi:1-  "Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi" 5.sınıf kitabının 18. sayfasında 7. maddede Kelime-i Tevhid anlatılırken "Lailaheillallah" kelimesi yazılmış, Kelime-i Tevhidin ikinci aslı olan "Muhammederreslululah" çıkartılmıştır. Hâlbuki 14 asırdan beri bütün kitaplarda ve tablolarda Kelime-i Tevhid:"Muhammederresulullah" ile yazılmış ve zikredilmiştir. Bu sehven yapılmış bir yanlış değildir. Bu yanlış bir eğitim politikasının sonucudur.2-  Bu hususu teyit eden bir delil de 2003 yılında yapılan Milli Eğitim Bakanlığı'nın bir deneme sınavında soru kitapçığında sorulan "son peygamber" hangisidir sorusuna doğru cevap "Hz İbrahim" olarak kabul edilmesidir. Burada Vatikan'ın 'İbrahimi dinler' diye uydurduğu ve İslam'a alternatif olarak sunulan anlayışa paralellik vardır. 3-  Keza yine Milli Eğitim Kitaplarında yer alan Veda Hutbesinde 'Size bir emanet bırakıyorum: Allah'ın Kitab'ı Resulünün Sünnet'i' Diye ifade edilen cümleden 'Resulünün Sünnet'i' kısmı çıkarılmıştır. Bu açıkça peygamberi dışlamadır.4-  Yine 28 Nisan 2005 Perşembe günü ilköğretim 8. sınıflarda uygulanan 'Seviye Tespit Sınavının' B Kitapçığının 16. sorusunda verilen paragraf aynen şöyledir: 'Peygamberimizin yaşadığı zaman ve koşullarla ilgili boyutu yöresel olup evrensel değildir. Bunun için peygamberimizin kendi örf ve adetleri ve o zaman ki uygulamaları dini açıdan bizi bağlamaz.' Nitekim aynı sorunun alternatif şıkları sayılırken "sakal bırakmak" ve "misvak kullanmak" gibi sünnetler dışlanmış ve aşağılanmıştır. 5-  Ayrıca, bir Vatikan Projesi ve onlara göre modern bir misyonerlik olarak ortaya konan 'Dinlerarası Diyalog' anlayışı temelde diğer dinlerle ortak nokta bulma adına 'Muhammederresululah'ı' açıkça dışlamışken, AKP iktidarı Milli Eğitim ve Diyanet yoluyla bu projeye açıkça sahip çıkmış böylece misyonerliğe çanak tutmuştur.6-  'Din Bilgisi ve Ahlak Bilgisi Kitaplarında' Dinlerde 'Hak-Batıl', 'Doğru-Yanlış', 'Hidayet-Dalalet' anlayışı kaldırılarak yerine 'dinlerin eşitliği ilkesi' konulmuştur.  Bu temel sapma AKP'nin icraat hanesine bir kara leke olarak geçecek Antalya'da 'Dinler Bahçesi', Çanakkale de 'Şehitler Parkı' uygulaması, şimdi de Şanlıurfa'da 'Halepli Bahçe' projesi  milli ve manevi değerleri idam sehpasına çekme anlamı taşıyor.7-  Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Kitaplarında İslam'ın sair dinlerle eşitliğini bile göremiyoruz.  %99 Müslüman olan bir ülkede, bu ülkenin eğitim politikasında İslam, Musevilik ve Hıristiyanlıktan sonra Budizm'le yan yana zikrediliyor. Ve İslam'a diğer dinlere oranla daha az sayfa ayrılıyor. 'Büyük Dinler', 'Semavi Dinler' gibi kavramlarla sapla saman birbirine karıştırılıyor.8-  Milli Kimlik, Milli ve Manevi değerlerin katliamı bununla da sınırlı değil. Nikâhta Hıristiyan şahit getirmeyi meşru kabul etme ve dinleri ortak noktalar ihdas ederek birleştirme cüretleri diğer bazı versiyonlarıdır. 9-  Ve hele Milli Eğitimden talimat ve genelge ile yasaklanan 43 kavrama ne dersiniz.  Şu ifadeler Milli Eğitim Müfredatında yer almayacağı gibi asla da kullanılmayacak: Tevhid, İmam, Cihad, Şehid, Gazi, Vatan, Hak, vs? 10- Ve yine en acı gerçek: Dine tarafsız yaklaşılacak ve tercihe bırakılacak. Tarihte ve günümüzde hiçbir millet dinini tartışmaya açmamış ve ona tarafsız yaklaşmamış ve de onu bir tercih alternatifi gibi sunmamıştır.  Bu tuzak yaklaşım, dinde zorlama ile irtibatlandırılamaz! Zira her milletin eğitim ve devlet politikası gereği kendi dinini tercih etme yaşatma hakkı vardır. Bu zaten millet olanın gereğidir. İyi bilinmelidir ki 'Dini Bütünlüğümüz Milli Bütünlüğümüzdür.' AKP iktidarı eğitim yoluyla yaptığı bu tahrifata ilave olarak; Nüfus cüzdanlarından 'İslam Hanesinin Kaldırılması', İmar yasasındaki değişiklik sonucu 38 bin Kilise evinin açılması ve Tasarruf bahanesiyle cemaati 30'un altında olan 35 bin caminin kapatılması için alt yapı çalışması yaptırması, dinde reform faaliyetlerine hız vermesi için akademik ve yasal çalışmaları başlatması, mukaddesatımızın nasıl bir tehlike ile karşı karşıya olduğunun ibretli gelişmeleridir. Artık milletimizin, 'ne oluyoruz nereye gidiyoruz? AB bizden vatanımıza ilave olarak dinimizi de mi istiyor?' Sorusunu sorma zamanı gelmiştir."

Tatil göçü erken başladı


 
Eğitimdeki ara tatil ile Ramazan Bayramı tatilinin birleşmesi dolayısıyla memleketlerine, tatil bölgelerine ve yurt dışına gitmek isteyenler, İstanbul'daki havalimanlarında yoğunluk oluşturdu.

14.03.2026 01:26:00
AA
Tatil göçü erken başladı
Tatil göçü erken başladı

Tatil için İstanbul'dan ayrılmak üzere öğleden sonra kentteki havalimanlarına gelmeye başlayan vatandaşlar yoğunluğa neden oldu. İstanbul Havalimanı'nda giriş nizamiyesi ve terminalin önündeki caddede zaman zaman trafik oluştu. Polis ve İstanbul Havalimanı işletmecisi İGA ekipleri, gerekli uyarıları yaparak trafik yoğunluğunu azaltmaya çalıştı.

İGA ekiplerince, havalimanına girişte kuyruk oluşmasını engellemek için terminal binası girişindeki x-ray kontrol noktaları ile kapılar açık tutularak, yolcuların havalimanına girişi hızlandırıldı.
Güvenlik kontrolünün ardından terminale giren yolcular, iç ve dış hat kontuvarlarında bilet ve valiz işlemleri için sıraya girdi. Özellikle iç hat kontuvarları ve uçağa geçişteki ikinci kontrol noktasında uzun kuyruklar oluştu. Çocuklu aileler, vakit kaybetmemeleri için ailelere ayrılan özel bölümden geçirildi. Dış Hatlar Giden Yolcu Terminali'ndeki pasaport bankolarını açık tutan polisler, yoğunluğu azaltmak için bazı vatandaşları e-pasaport bankolarına yönlendirdi.

Sabiha Gökçen Havalimanı'nda da yoğunluk yaşanıyor

İstanbul Sabiha Gökçen Havalimanı'nda da tatil yoğunluğu başladı. Yolcular, x-ray kontrol noktalarında, bilet ve valiz işlemleri için kontuvarların önünde kısa süreli yoğunluk oluşturdu. Tatilini Roma'da geçirmek üzere havalimanına gelen Hilal Karayağız, yoğunluk olmasın diye çocuklarını okuldan biraz erken aldıklarını ve yola koyulduklarını belirterek, "Roma'ya gideceğiz. Tatil planlarını eşim yaptı, bana da sürpriz olacak" ifadesini kullandı.

Minik yolculardan Güneş Taştekin, tatil için Antalya'ya gideceğini söyledi. İyi bir ders dönemi geçirdiklerini belirten Taştekin, "Tatilde arkadaşlarımı, kuzenlerimi, dayımı göreceğim" dedi.

Hacı adaylarının kafile ve uçuş bilgileri netleşti


 
Bu yıl hac farizasını yerine getirmek üzere kutsal topraklara gidecek hacı adaylarının kafile ve uçuş bilgileri erişime açıldı.

14.03.2026 01:23:00
HABER MERKEZİ/AA
Hacı adaylarının kafile ve uçuş bilgileri netleşti
Hacı adaylarının kafile ve uçuş bilgileri netleşti

Diyanet İşleri Başkanlığının internet sayfasında yer alan bilgiye göre, "2026 Yılı Hac Organizasyonu" kapsamında hacı adaylarının kafile ve uçuş bilgileri belli oldu. Hacı adayları, kafile ve uçuş bilgilerini "www.hac.gov.tr" adresinden öğrenebilecek.

İlk kafilenin Nisan ayı sonu gibi Mekke'ye uçması bekleniyor. 

Gençlerin kalbi neden tekliyor?


 
Dünya genelinde kalp ve damar hastalıkları en sık ölüm nedeni olmaya devam ediyor. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre her yıl yaklaşık 20 milyon kişi kardiyovasküler hastalıklar nedeniyle hayatını kaybediyor. Bu rakam, tüm ölümlerin yaklaşık yüzde 30’una karşılık geliyor.

14.03.2026 01:12:00
MURAT ÇORBACI
Gençlerin kalbi neden tekliyor?
Gençlerin kalbi neden tekliyor?

Uzmanlara göre son yıllarda dikkat çeken gelişmelerden biri ise kalp krizinin daha genç yaş gruplarında görülmeye başlaması. Koç Üniversitesi Hastanesi Kardiyoloji Bölümü'nden Doç. Dr. Erol Gürsoy, genç yaşta görülen kalp damar hastalıklarına ilişkin şu değerlendirmede bulundu: "Kalp damar hastalıkları artık yalnızca ileri yaş grubuna ait değil. Yoğun stres, düzensiz uyku, hareketsiz yaşam, sağlıksız beslenme ve genetik faktörler genç yaşta da ciddi damar tıkanıklıklarına yol açabiliyor. Göğüs ağrısı, nefes darlığı veya eforla gelen baskı hissi mutlaka ciddiye alınmalı." Gürsoy, kalp damar hastalıklarının dünya genelinde en sık ölüm nedeni olmaya devam ettiğini belirterek düzenli kontrol ve erken başvurunun hayati önem taşıdığını vurguladı. Bu hastalıkların büyük bölümünün düzenli kardiyoloji takibi ve risk faktörlerinin kontrol edilmesiyle önlenebileceğini ifade etti.

5 temel risk faktörü

• Kronik stres ve yoğun iş hayatı. Yüksek tempo, uzun çalışma saatleri ve sürekli zihinsel baskı damar sağlığını olumsuz etkiliyor.
• Hareketsiz yaşam. Masa başı çalışma ve düşük fiziksel aktivite damar sertliği riskini artırıyor.
• Düzensiz beslenme. Fast-food, yüksek şeker ve doymuş yağ tüketimi erken yaşta damar tıkanıklığına zemin hazırlıyor.
• Sigara ve elektronik sigara kullanımı. Nikotin damar iç yüzeyini doğrudan hasara uğratıyor.
• Genetik yatkınlık. Ailede erken yaşta kalp krizi öyküsü bulunması riski belirgin şekilde yükseltiyor.

5 erken belirti

• Göğüste baskı, yanma veya sıkışma hissi (özellikle eforla artıyorsa)
• Sol kola, çeneye veya sırta vuran ağrı
• Eforla gelen nefes darlığı
• Ani halsizlik ve soğuk terleme
• Çarpıntı ve ritim bozukluğu hissi

3 koruyucu önlem

• Yılda bir kardiyolojik kontrol (özellikle 30 yaş sonrası ve risk faktörü varsa)
• Haftada en az 150 dakika orta düzey egzersiz
• Sigaranın tamamen bırakılması ve düzenli kan tahlili takibi.

Yavaş yiyen kazançlı çıkar


 
Modern yaşam temposu, birçok kişinin yemeklerini hızlı ve aceleyle tüketmesine neden oluyor. Yoğun iş temposu, ekran karşısında geçirilen uzun saatler ve düzensiz öğün alışkanlıkları, yemek yeme süresini giderek kısaltıyor. Ancak uzmanlara göre hızlı yemek yemek yalnızca bir alışkanlık değil; sindirim sistemi sağlığını doğrudan etkileyebilen önemli bir risk faktörü olarak görülüyor. 

14.03.2026 00:47:00
MURAT ÇORBACI
Yavaş yiyen kazançlı çıkar
Yavaş yiyen kazançlı çıkar

Modern yaşam temposu, birçok kişinin yemeklerini hızlı ve aceleyle tüketmesine neden oluyor. Yoğun iş temposu, ekran karşısında geçirilen uzun saatler ve düzensiz öğün alışkanlıkları, yemek yeme süresini giderek kısaltıyor. Ancak uzmanlara göre hızlı yemek yemek yalnızca bir alışkanlık değil; sindirim sistemi sağlığını doğrudan etkileyebilen önemli bir risk faktörü olarak görülüyor.

Gastroenteroloji Uzmanı Doç. Dr. Halil Genç, yemeklerin kısa sürede ve yeterince çiğnenmeden tüketilmesinin sindirim sistemini zorlayabileceğini belirterek, bu alışkanlığın zaman içinde çeşitli mide ve bağırsak şikayetlerine zemin hazırlayabileceğine de dikkat çekiyor. Doç. Dr. Halil Genç, "Besinlerin iyi çiğnenmeden hızlı şekilde yutulması, mideye büyük parçalar halinde ulaşmasına neden olur. Bu durum mide asidinin ve sindirim enzimlerinin daha fazla çalışmasına yol açarak hazımsızlık, şişkinlik ve mide şikayetlerinin görülme riskini artırabilir. Yemek yeme hızının artması, vücudun tokluk mekanizmasını da etkileyebilir. Beynin doygunluk sinyalini algılaması belirli bir süre alır. Araştırmalar, yemek başladıktan sonra beynin tokluk sinyalini göndermesinin yaklaşık 20 dakika sürebileceğini göstermektedir.

Bu nedenle çok hızlı yemek yiyen kişiler, vücudun doygunluk sinyalini almadan daha fazla besin tüketebilir. Yemeklerin çok kısa sürede tüketilmesi, kişinin farkında olmadan daha fazla yemek yemesine neden oluyor. Bu durum uzun vadede kilo artışı ve metabolik sorunların gelişmesine zemin hazırlayabilir" dedi.

İran'da hayatını kaybeden tır şoförü son yolculuğuna uğurlandı

Afganistan dönüşünde İran'ın Tebriz şehrinde tırına füzenin şarapnel parçasının isabet etmesiyle hayatını kaybeden Hataylı tır şoförü Hüseyin Fırat, memleketi Reyhanlı ilçesinde damatlığının üzerine konulduğu tabutuyla kılınan cenaze namazının ardından son yolculuğunu uğurlandı. Saldırı anına tanık olan babası Coşkun Fırat, "Bir gümleme sesi geldi, ben lastik patladığını düşünmüştüm ve aynaya baktığımda oğlumun aracı alev almıştı" dedi

13.03.2026 18:25:00 / Güncelleme: 13.03.2026 18:30:15
İHA
İran'da hayatını kaybeden tır şoförü son yolculuğuna uğurlandı
İran'da hayatını kaybeden tır şoförü son yolculuğuna uğurlandı
Reyhanlı ilçesi Bağlar Mahallesi'nde yaşayan 29 yaşındaki Hüseyin Fırat, askerlik mesleğini bıraktıktan sonra baba mesleği olan tır şoförlüğünü sürdürerek ekmek parasını kazanıyordu. İstanbul'dan aldığı yükle Afganistan'a doğru yola çıkan Fırat, dönüş yolunda İran'ın Tebriz şehrine geldiği esnada düşen füzenin şarapnel parçalarının tıra isabet etmesiyle ağır yaralandı.



Ağır yaralanan tır şoförü Fırat, İran'ın Zencan Hastanesi'nde tedavi altına alındı. Fırat, İran'da hastanede 6 gün süren hayat mücadelesini kaybederek hayatını kaybetti. Fırat'ın cenazesi diplomatik işlemlerin ardından İran'dan Hatay'ın Reyhanlı ilçesinde baba ocağına getirilerek helallik alındı.



Genç tır şoförünün cansız bedeni Reyhanlı Mezarlık Kompleksi'nde göz yaşları içerisinde kılınan cenaze namazının ardından son yolculuğuna uğurlandı. Fırat'ın tabutunun üzerinde yer alan damatlığıysa yürekleri dağladı.



"İran'da bir güvence yok, cesetler dolu ve masum insanlar rastgele öldürülüyor"

Evladının tırına şarapnel parçası isabet ettiği anları anlatan baba Coşkun Fırat, "İsrail ve Amerika'yı kınıyorum. Oğlumla peş peşe gidiyorduk, aramızda sadece 30 metre vardı. Bir gümleme sesi geldi, ben lastik patladığını düşünmüştüm ve aynaya baktığımda oğlumun aracı alev almıştı. Şu an da İran'da bir güvence yok, masum insanlar rastgele öldürülüyor. Allah kimseye böyle acı yaşatmasın. Bize İran'da hastanede güzel baktılar" dedi.



"Bu oğlumun damatlığı, daha çiçeği üstünde"

Evladının damatlığını ceketini bağrına basarak acı dolu anlar yaşayan Hayriye Fırat, "Bu oğlumun damatlığı, daha çiçeği üstünde. Mekanın cennet olsun Hüseyin'im. Kahrolsun İsrail, oğlumu aldı elimden" dedi.

İlber Ortaylı'nın eşi: 'Mümkün olduğunca gayret etti ve enerjik kaldı'

İlber Ortaylı'nın vefatı sonrası açıklama yapan eşi Ayşe Özdolay, "Sağlık sorunları ile boğuşuyordu, giderek de artan sorunlarla ama hayatı aktif yaşamayı seven biri olduğu için mümkün olduğunca gayret etti ve enerjik kaldı. Bunu bize ve kimseye hissettirmemeye çalıştı" dedi

13.03.2026 18:19:00
İHA
İlber Ortaylı'nın eşi: 'Mümkün olduğunca gayret etti ve enerjik kaldı'
İlber Ortaylı'nın eşi: 'Mümkün olduğunca gayret etti ve enerjik kaldı'
Sağlık sorunları sebebiyle bir süredir yoğun bakımda tedavi gören 78 yaşındaki Prof. Dr. İlber Ortaylı'nın vefatına ilişkin eşi Ayşe Özdolay ile kızı Tuna Ortaylı Kazıcı hastane önünde basın mensuplarına açıklamalarda bulundu.

Ortaylı'nın hastalığını kimseye yansıtmadığına değinen Ayşe Özdolay, "Sağlık sorunları ile boğuşuyordu, giderek de artan sorunlarla ama hayatı aktif yaşamayı seven biri olduğu için mümkün olduğunca gayret etti ve enerjik kaldı. Bunu bize ve kimseye hissettirmemeye çalıştı. Bütün bu süreçte Koç Üniversitesi hastanesinde çalışan herkes, bütün bölümler, hemşiresi, doktoru, bütün çalışanlardan çok büyük bir destek aldık. Hem o, hem biz aile olarak. Çok teşekkür ediyoruz. Olabilecek en iyi bakımı aldı. Hem tıbbi, hem insani olarak. Onlara da çok şükran borçluyuz. Arayan, soran, destek olan herkese çok teşekkür ediyoruz" şeklinde konuştu.

Kızı Tuna Ortaylı Kazıcı ise, "Babam, çok severek ve dolu dolu yaşadı. Umarım, bu hayatında birilerine dokunmuşluğu ve bu şekilde faydası olmuştur" dedi.

MSB: 'İncirlik bir Türk üssüdür, üs komutanı Türk Tuğgeneralimizdir'

Milli Savunma Bakanlığı (MSB), "İncirlik bir Türk üssüdür. Üzerindeki tüm tesisleri ile birlikte mülkiyeti Türkiye Cumhuriyetine aittir. Üs komutanı Türk Tuğgeneralimizdir. Orada Amerikan askerlerinin olması Amerikan üssü olduğu anlamına gelmez" açıklaması yaptı

12.03.2026 13:27:00
İHA
MSB: 'İncirlik bir Türk üssüdür, üs komutanı Türk Tuğgeneralimizdir'
MSB: 'İncirlik bir Türk üssüdür, üs komutanı Türk Tuğgeneralimizdir'
MSB Basın ve Halkla İlişkiler Müşaviri Tuğamiral Zeki Aktürk, Türk Silahlı Kuvvetlerinin (TSK) beka ve güvenliğe yönelen risk ve tehdit unsurlarına karşı mücadelesini kararlılıkla sürdürdüğünü bildirdi. Aktürk, Bakanlıkta düzenlenen haftalık basın bilgilendirme toplantısında yaptığı açıklamada, devam eden operasyon ve arama-tarama faaliyetlerinin yanı sıra ABD-İsrail ile İran arasındaki çatışmalardaki son duruma ilişkin bilgi verdi.

Terörle mücadele operasyonlarının kesintisiz sürdüğünü aktaran Tuğamiral Aktürk, "Türk Silahlı Kuvvetlerimiz, beka ve güvenliğimize yönelen risk ve tehdit unsurları ile mücadelesini kararlılıkla sürdürmektedir. Devam eden operasyon ve arama-tarama faaliyetleri kapsamında hafta içerisinde 4 PKK'lı terörist daha teslim olmuştur" ifadelerini kullandı.
Sınır ötesinde güvenliği kalıcı hale getirmeye yönelik çalışmaların devam ettiğini vurgulayan Aktürk, mayın ve el yapımı patlayıcıların yanı sıra mağara, sığınak ve barınakların tespit edilerek imha edildiğini kaydetti.

"Menbic'de tünellerin yüzde 95'i imha edildi"

Suriye harekât alanlarındaki tünel imha çalışmalarına da değinen Aktürk, şu bilgileri paylaştı:

"Son bir haftada imha edilen 3 kilometre tünel ile birlikte Menbic'de tespit edilen tünel hatlarının yüzde 95'i, yani 462 kilometresi başarıyla imha edilmiştir. Böylelikle Suriye harekât alanlarında imha edilen toplam tünel uzunluğu 764 kilometreye ulaşmıştır. Bunun 302 kilometresi Tel Rıfat'ta, 462 kilometresi ise Menbic'te bulunmaktadır."

Hudutlarda yoğun güvenlik tedbirleri

Hudut güvenliğine ilişkin verileri de açıklayan Aktürk, sınırların uluslararası standartlarda korunduğunu belirtti. Aktürk, "Hafta boyunca yasa dışı yollarla geçmeye çalışan 7'si terör örgütü mensubu olmak üzere 78 şahıs yakalanmış, 1.733 şahıs ise hududu geçemeden engellenmiştir" dedi.

Yıl başından bu yana yakalanan düzensiz geçiş sayısının 1.278'e, engellenen kişi sayısının ise 13 bin 493'e ulaştığını aktaran Aktürk, hudutlarda kademeli güvenlik sisteminin kesintisiz şekilde sürdüğünü kaydetti.

"Ramstein/Almanya'dan görevlendirilen bir Patriot sistemi Malatya'da konuşlandırılmaktadır"

Aktürk, 9 Mart'ta İran'dan ateşlenen ve Türk hava sahasına giren balistik mühimmatın NATO unsurları tarafından etkisiz hale getirildiğini açıkladı. Aktürk, "İran'dan ateşlenen ve hava sahamıza giren bir balistik mühimmat, Doğu Akdeniz'de konuşlu NATO hava ve füze savunma unsurları tarafından etkisiz hâle getirilmiştir. Bazı mühimmat parçalarının Gaziantep ve Diyarbakır'da boş araziye düştüğü olayda herhangi bir can kaybı ya da yaralanma meydana gelmemiştir. ABD ve İsrail'in İran'a saldırılarıyla başlayan, İran'ın üçüncü ülkeleri de hedef alan saldırılarıyla genişleyen çatışmalar kapsamında; hava sahamızın ve vatandaşlarımızın güvenliğini sağlamak amacıyla millî düzeyde alınan tedbirlere ilave olarak, Müttefik Hava Komutanlığı Ramstein/Almanya'dan görevlendirilen bir Patriot sistemi Malatya'da konuşlandırılmaktadır" şeklinde konuştu.

KKTC'nin güvenliği için F-16 ve hava savunma sistemleri konuşlandırıldı

Aktürk, İran ile ABD-İsrail arasında yaşanan çatışmaların bölgesel güvenlik risklerini artırdığını belirterek, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin güvenliğine yönelik adımların da atıldığını söyledi.

"Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin güvenliğinin artırılmasına yönelik kademeli planlamalar kapsamında 6 adet F-16 savaş uçağı ile hava savunma sistemleri KKTC'ye konuşlandırılmıştır" diyen Aktürk, Türkiye'nin hava sahası ve vatandaşlarının güvenliği için gerekli tüm tedbirleri aldığını vurguladı.

Aktürk, bölgedeki gelişmeler nedeniyle hava ve deniz unsurlarının görevlerini sürdürdüğünü belirterek, "Hava sahamızın güvenliğini sağlamak ve olası ihlalleri önlemek amacıyla muharip uçaklarımızla hava devriyesi icra edilmekte, Doğu Akdeniz'de deniz ve hava unsurlarımız tarafından seyir, keşif ve gözetleme faaliyetleri yürütülmektedir" dedi.

İran sınır hattında olağan dışı bir hareketlilik bulunmadığını kaydeden Aktürk, muhtemel risklere karşı devletin ilgili kurumlarıyla koordinasyon içinde gerekli tedbirlerin alındığını söyledi.

Türkiye'nin bölgesel gelişmeleri yakından takip ettiğini belirten Aktürk, şunları kaydetti:

"Ülkemiz, hava sahasının, sınırlarının, vatandaşlarının ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin güvenliğini sağlamak amacıyla millî imkân ve kabiliyetlerini kullanmaya, savunma ve caydırıcılık temelinde NATO ve müttefiklerimizle eş güdüm içerisinde gerekli tüm tedbirleri almaya devam edecektir."

Aktürk, masum sivillerin hayatını kaybetmesine yol açan çatışmaların derhal sona erdirilmesi ve kalıcı ateşkes sağlanmasının önemini de vurguladı.

Türkiye-Yunanistan GAÖ temasları

Türkiye ile Yunanistan arasında tesis edilen Güven Artırıcı Önlemler kapsamında bazı temasların gerçekleştirildiğini aktaran Aktürk, Yunanistan Hava Kuvvetleri Komutanlığından bir heyetin 9-11 Mart tarihlerinde Türk Hava Kuvvetleri Komutanlığını ziyaret ettiğini bildirdi.

Ayrıca Aktürk, Nordik-Baltık ülkeleri Ankara büyükelçileri ve savunma ataşelerinin 10 Mart'ta İstanbul'daki Deniz Güvenliği Mükemmeliyet Merkezini ziyaret ettiğini söyledi.

Aktürk, yerli ve milli savunma sanayisinin TSK'nın kabiliyetlerini güçlendirmeye devam ettiğini belirterek, şu bilgileri verdi:

"Geçtiğimiz hafta içerisinde Makine ve Kimya Endüstrisi Anonim Şirketimiz tarafından muhtelif adet ve çapta silah ve mühimmatın teslimatı tamamlanmış, Hassas Güdüm Kiti (HGK-84) Tedariki Projesi kapsamında ASFAT tarafından TÜBİTAK SAGE iş birliğiyle geliştirilen çeşitli miktarda güdüm kiti Hava Kuvvetleri Komutanlığımıza teslim edilmiştir."

Gayri askeri statüdeki adaların silahlandırılmasına tepki

Milli Savunma Bakanlığı, Doğu Ege adalarının statüsüne ilişkin değerlendirmelerde de bulundu. Bakanlık, söz konusu adaların 1923 tarihli Lozan Barış Antlaşması'nda Limni ve 1947 tarihli Paris Barış Antlaşması'nda Kerpe Adalarının gayri askeri statüde bulundurulmaları şartıyla Yunanistan'a devredildi hatırlatılarak şunlar kaydedildi:

"Gayri askeri statü, antlaşmaların esaslı şartı olarak düzenlenmiştir. Dolayısıyla gayri askeri statünün ihlal edilmesi esaslı bir ihlale sebep olmakta ve bu oldu-bitti çabaları hukuken tek taraflı olarak gayri askeri statünün sona erdiği sonucunu doğurmamaktadır. Bu husus devletimizin en üst kademesi tarafından da dile getirilmiştir. Yunanistan'ın usulüne uygun olarak akdedilmiş antlaşmalar hilafına adaların statülerini ihlal eden girişimleri hem hukuka aykırılık oluşturmakta hem de komşuluk-müttefiklik ilişkilerimizi zedelemektedir. Coğrafyamızda süregelen güvenlik krizlerine karşı NATO müttefikleri arasında bu tarz durumların yaşanması kabul edilemezdir. Yunanistan'ın gerçek amaca hizmet etmeyen ve bölgemizde yaşanan krizleri fırsata çevirmeye yönelik girişimlerini kabul etmediğimizi ve bu doğrultuda gerekli tüm tedbirleri aldığımızı ifade ediyoruz."

"Türkiye'nin aldığı tedbirler son derece meşru, yerindedir"

MSB, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin güvenliğinin Türkiye açısından stratejik öneme sahip olduğunu vurguladı. ABD-İsrail ile İran arasında yaşanan çatışmaların ardından ortaya çıkan füze ve drone tehdidi nedeniyle KKTC'ye konuşlandırılan unsurların caydırıcılığı artırmaya yönelik olduğunu belirten kaynaklar, şu değerlendirmeyi yaptı:

"KKTC'ye konuşlandırdığımız hava ve hava savunma unsurları caydırıcılığı tahkim etmeye, hava sahasının güvenliğini desteklemeye ve muhtemel tehditler karşısında hızlı reaksiyon kabiliyetimizi güçlendirmeye yöneliktir. Aldığımız bu ilave tedbirler sadece Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin değil Ada'nın tamamının güvenliğine katkı sağlayacaktır. Bilindiği üzere Türkiye Kıbrıs'ta garantör ülkedir. Garantör olmayan bazı ülkelerin Kıbrıs Adası ve Doğu Akdeniz'e askerî unsur sevk ettiği bir ortamda, Türkiye'nin aldığı tedbirler son derece meşru, yerinde ve dengeli bir güvenlik yaklaşımının gereğidir. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ne biz yeteriz. Türkiye, bölgede gerilimi artıran değil barış ve istikrarı koruyan bir anlayışla hareket etmektedir. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin güvenliği bizim güvenliğimizdir. Bununla birlikte, Kıbrıs Türklerinin hak ve menfaatlerini hedef alan hiçbir hasmane tutuma ve oldubittiye izin vermeyecek; garantörlüğün vermiş olduğu hak ve yetkileri kullanmaktan çekinmeyeceğiz."

İran'dan ateşlenen ve NATO hava ve füze savunma unsurlarınca etkisiz hale getirilen gelişmeler üzerine NATO ile istişare mekanizmalarının devreye alındığını belirten MSB, şunları kaydetti:

"Bu kapsamda NATO Müttefik Hava Komutanlığı Ramstein/Almanya'dan görevlendirilen bir Patriot sistemi, hava savunma mimarisinin tamamlayıcı unsuru olarak Malatya'ya konuşlandırılmaktadır. Atılan bu adımlar; hem Türkiye'nin hem NATO'nun savunma, caydırıcılık ve müttefik dayanışması anlayışıyla, ortak güvenliğini tahkim etmeyi amaçlamaktadır."

"S-400 neden kullanılmadı'" sorusu

Bakanlık, balistik füze tehdidine karşı neden S-400 sisteminin kullanılmadığı yönündeki sorulara da yanıt verdi. Türkiye'nin hava ve füze savunma faaliyetlerinin çok katmanlı bir yapı içinde yürütüldüğünü belirten MSB, şu bilgileri paylaştı:

"Türkiye NATO'nun entegre hava ve füze savunma sisteminin bir parçasıdır. Bu sistem erken uyarı sensörleri, komuta kontrol sistemi ve önleme füzelerinden oluşmaktadır. Bir balistik füze tespit edildiğinde, müdahale süresinin çok kısa olması sebebiyle sistem en uygun ve en hızlı önleme aracını otomatik olarak seçerek ateşlemektedir. Ülkemize yönelen balistik füze tehdidine karşı en uygun ve etkin savunma unsurları devreye alınarak söz konusu mühimmat başarıyla imha edilmiştir."

"İncirlik bir Türk üssüdür, üs komutanı Türk Tuğgeneralimizdir"

Bakanlık, İncirlik Üssü'nün statüsüne ilişkin değerlendirmelerde de bulunarak "İncirlik bir Türk üssüdür. Eskişehir'deki Muharip Hava Kuvveti Komutanlığımıza bağlı olarak görev yapan 10'ncu Ana Jet Üs Komutanlığımız Adana İncirlik'te konuşludur. 10'ncu Ana Jet Üs Komutanlığımızda, F-16 filomuz, Tanker filomuz ve İHA'larımız bulunmaktadır. Üzerindeki tüm tesisleri ile birlikte mülkiyeti Türkiye Cumhuriyetine aittir. Üs komutanı Türk Tuğgeneralimizdir. Orada Amerikan askerlerinin olması Amerikan üssü olduğu anlamına gelmez. Orada ayrıca İspanya, Polonya ve Katar askeri personeli de bulunmaktadır" ifalerine yer erdi.

İstanbul'da barajlarda doluluk oranı yüzde 45.95 oldu

İstanbul'da etkili olan yağışların ardından barajlarda doluluk oranı, İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi (İSKİ) verilerine göre yüzde 45,95 oldu. Mağlova Kemeri'nin bulunduğu Alibeyköy Barajı'ndaki su seviyesi yükselirken, tarihi kemerin ayaklarının bir bölümü sular altında kaldı

12.03.2026 12:47:00 / Güncelleme: 12.03.2026 12:50:04
İHA
İstanbul'da barajlarda doluluk oranı yüzde 45.95 oldu
İstanbul'da barajlarda doluluk oranı yüzde 45.95 oldu
İSKİ'nin paylaştığı güncel verilere göre, İstanbul'a su sağlayan barajlarda doluluk oranı son haftalardaki yağışların ardından yüzde 45,96 oldu. Özellikle Alibeyköy Barajı'nda su kotunun bir miktar yükselmesiyle birlikte, 16. yüzyılda inşa edilen ve Mimar Sinan'ın önemli eserlerinden biri olan Mağlova Kemeri'nin alt kısımlarının suyla kaplandığı görüldü.



Dronla görüntülenen kemerin çevresinde su seviyesinin kıyı şeridine kadar ulaştığı dikkat çekti. Uzmanlar, kış ve ilkbahar aylarında alınan yağışların su rezervlerine olumlu yansıdığını belirterek, tasarruf bilincinin ise sürdürülmesi gerektiğine dikkat çekti.



Tarihi kemer yeniden suyla buluştu

Yaklaşık 4 asırlık geçmişi bulunan Mağlova Kemeri, baraj seviyesinin yükselmesiyle birlikte yeniden suyla çevrelendi. Özellikle kemerin ayak kısımlarının su altında kalması, hem barajlardaki doluluk oranını hem de yağışların etkisini az da olsa gözler önüne serdi. Tarihi yapının suyla bütünleşen görüntüsü güzel manzaralar oluşturdu.



Barajlardaki doluluk oranları ise şöyle:

"Ömerli Barajı: yüzde 65,87
Darlık Barajı: yüzde 61,98
Elmalı Barajı: yüzde 86,87
Terkos Barajı: yüzde 29,27
Alibey Barajı: yüzde 35,94
Büyükçekmece Barajı: yüzde 34,88
Sazlıdere Barajı: yüzde 29,38
Istrancalar Barajı: yüzde 36,09
Kazandere Barajı: yüzde 56,49
Pabuçdere Barajı: yüzde 30,42"

Okullarda ikinci ara tatil yarın başlıyor

İlköğretim ve ortaöğretim okullarındaki yaklaşık 18 milyon öğrenci, 16-20 Mart'ta 2025-2026 eğitim öğretim yılındaki ikinci ara tatilini yapacak

 

12.03.2026 10:13:00
Anadolu Ajansı
Okullarda ikinci ara tatil yarın başlıyor
Okullarda ikinci ara tatil yarın başlıyor

Milli Eğitim Bakanlığına (MEB) bağlı ilk ve ortaöğretim kurumlarındaki öğrenciler, bu eğitim öğretim yılının ilk ara tatilini 10-14 Kasım 2025'te yaptı. Ara tatilin ardından yarıyıl tatili de 19 Ocak Pazartesi günü başladı ve 30 Ocak Cuma günü sona erdi.

İkinci dönemin 2 Şubat'ta başlamasının ardından ikinci ara tatil 16 Mart Pazartesi günü başlayacak ve 20 Mart Cuma günü sona erecek. Öğrenciler, ara tatil öncesi son derslerine yarın girecek.

8 Eylül 2025'te başlayan 2025-2026 eğitim öğretim dönemi, 26 Haziran'da sona erecek. 

YKS başvuruları bugün sona eriyor

Yükseköğretim Kurumları Sınavı (2026-YKS) için başvuru ve ödeme süreci bugün saat 23.59'da sona eriyor

 

12.03.2026 10:11:00 / Güncelleme: 12.03.2026 13:04:04
Anadolu Ajansı
YKS başvuruları bugün sona eriyor
YKS başvuruları bugün sona eriyor

Yükseköğretim Kurumları Sınavı (2026-YKS) için 6 Şubat'ta başlayan başvuru ve ödeme süreci bugün saat 23.59'da sona eriyor.

Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi (ÖSYM) Başkanlığının açıklamasına göre, 20 ve 21 Haziran 2026'da düzenlenecek sınava henüz başvurusunu yapmayan adaylar, işlemlerini bugün tamamlayabilecek.

Başvuru merkezleri aracılığıyla yapılacak işlemler resmi çalışma saati bitimine kadar, ÖSYM Aday İşlemleri Sistemi üzerinden yapılacak başvurular ve ücret ödemeleri ise saat 23.59'a kadar gerçekleştirilebilecek.

Sınava ilişkin ayrıntılı bilgilere 2026-YKS Kılavuzu'ndan ulaşılabiliyor. 

logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.