logo
21 NİSAN 2026

Hamas Siyasi Büro Başkanı Heniyye: Netanyahu Gazze'deki savaşı bitirmek istemiyor

Erdoğan'ın Kuvay-i Milliye benzetmesinden memnun olduğunu söyleyen Hamas Siyasi Büro Başkanı Heniyye, Erdoğan'la yaptığı görüşmeye dair de açıklamalarda bulundu.

21.04.2024 08:22:00 / Güncelleme: 21.04.2024 08:31:03
Anadolu Ajansı
Hamas Siyasi Büro Başkanı Heniyye: Netanyahu Gazze'deki savaşı bitirmek istemiyor
Hamas Siyasi Büro Başkanı Heniyye: Netanyahu Gazze'deki savaşı bitirmek istemiyor
Hamas'ın Siyasi Büro Başkanı İsmail Heniyye, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Filistin davasına verdiği destekten övgüyle bahsederek, "Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın, Adalet ve Kalkınma Partisi'nin parlamento bloku toplantısında yaptığı ve Hamas'ı 'Ulusal kurtuluş hareketi' olarak tanımlayan ve Kuvay-i Milliye'ye benzeten açıklaması şüphesiz ki, bizim ve Filistin halkı için övünç kaynağıdır." dedi.

Heniyye, Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından kabul edildiği İstanbul'daki görüşmenin ardından AA'ya özel açıklamalarda bulundu.

"Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın, Adalet ve Kalkınma Partisi'nin parlamento bloku toplantısında yaptığı ve Hamas'ı 'Ulusal kurtuluş hareketi' olarak tanımlayan ve Kuvay-i Milliye'ye benzeten açıklaması şüphesiz ki, bizim ve Filistin halkı için övünç kaynağıdır." ifadesini kullanan Heniyye, "Hamas, topraklarımızı, kutsal değerlerimizi ve halkımızı tarihi işgalden kurtarmak için direnen bir harekettir." dedi.

Bölgesel ve İslami konumuyla Türkiye'nin Filistin davasıyla tarihi bağları olduğunu, Erdoğan'ın Hamas ve Gazze ile Filistin davası konusundaki açıklamasının, Filistin davasını kendi davası olarak gören, Gazze'yi insani açıdan ele alan ve zulme karşı duran Türk halkının vicdanını yansıttığını söyleyen Heniyye, ABD desteğiyle ayakta kalan Siyonistlerin saldırılarının durması için her türlü çabanın birleştirilmesi gerektiğini söyledi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Türk halkının Filistin davasına karşı fikri, tarihi ve siyasi tutumundan övgüyle bahseden Heniyye, "Erdoğan'ın BM'de Filistin haritasını kaldırıp topraklarımızın nasıl işgal edildiğini açıklayarak Şimon Peres'e verdiği karşılığı halen hatırlıyoruz." diye konuştu.

Filistin'in hakkının savunulmasını daima gururla takip ettiklerini söyleyen Heniyye, "Türkiye'nin bölgedeki konumunu, bölgesel ve uluslararası siyasetini, Filistin davasına ve Gazze'ye tutumunu önemle yakından izliyoruz." ifadelerini kullandı.

"Türk halkının Gazze'deki ablukanın kalkması için Mavi Marmara'da nasıl şehit verdiklerini hâlen hatırlıyoruz." diyen Heniyye, Türkiye'nin Filistin davası ve Gazze ablukası konusunda tek tutum sergilediğini ekledi.

"Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşmemizde İsrail ile ticari kısıtlamalar konusunda alınan kararları ve bu kararların ticari hareketliliğe etkilerini dinledik." ifadelerini kullanan Heniyye, "Bu, Gazze'ye saldırılarında kadın, çocuk, yaşlı Filistin halkının kanını akıtan, büyük katliamlar için Refah'a kara saldırıları tehdidinde bulunan, başta Mescid-i Aksa olmak üzere özellikle Kudüs'te Müslümanların kutsallarını hiçe sayan Siyonist düşmanlara karşı atılmış önemli bir adım." şeklinde konuştu.

Heniyye, 7 Ekim'den bu yana ilk kez bir uluslararası basın kuruluşuna konuştuğunu söyledi.

Gazze'nin idaresiyle ilgili bazı alternatifler ortaya atıldığını ancak bunların başarı elde etmesinin mümkün olmadığını söyleyen Heniyye, "Gazze Filistinliler tarafından yönetilir. Hamas, Gazze'nin idaresinde tek söz sahibi olma konusunda ısrarcı değil ama biz Filistin halkının bir parçasıyız ve ortaklık temelinde ulusal birlik hükümeti kurabilir ve Gazze'nin yönetimi konusunda anlaşabiliriz. Bunlar ulusal meselelerdir. Gazze'de, Batı Şeria'da veya her ikisinde de Filistin'in durumunu ne işgalcilerin ne de başkasının düzenlemesine izin vermeyeceğiz." diye konuştu.

Heniyye, "Filistin iç siyasetinin düzenlenmesi için 2 aşamalı bir çağrı yaptık. Bunun ilk aşaması Filistin Kurtuluş Örgütü'nün (FKÖ) tüm Filistinli grupları kapsayacak şekilde yeniden düzenlenmesinden oluşuyor. İkinci aşama ise Gazze'nin imarı ile Batı Şeria ve Gazze'deki kurumların tek çatı altında birleştirilmesini üstlenecek, devlet başkanlığı, yasama ve ulusal konsey seçimlerinin yapılmasını sağlayacak ulusal hükümetin kurulmasıdır." diye konuştu.

Gazze'nin Filistin'in ulusal bir parçası olduğunu söyleyen Heniyye, Gazze ve Batı Şeria'yı kapsayan ulusal uzlaşı hükümetinin, savaştan sonra Gazze'yi de yönetmesini beklediklerine işaret etti.



Cumhurbaşkanı Erdoğan'la kapsamlı toplantı

Türkiye ziyaretinin Türkiye ile Filistin arasındaki tarihi ve seçkin ilişkiler bağlamında gerçekleştiğini kaydeden Heniyye, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanının katılımıyla yaklaşık 2 saat süren önemli bir toplantı gerçekleştirdiklerini söyledi.

Heniyye toplantıda, başta İsrail'in Gazze'ye yönelik saldırıları ve Filistin halkının, yedi aydan bu yana yaşadıklarıyla ilgili kapsamlı bir açıklama yaptıklarını, özellikle Filistin halkına karşı yürütülen soykırım, ateşkese varmak için devam eden müzakereler ve Hamas ile direniş gruplarının "Gazze'de kalıcı ateşkes, İsrail'in Gazze Şeridi'nin tamamından çekilmesi, yerinden edilenlerin evlerine geri dönmesi, yeniden imar, ablukanın kaldırılması ve bir takas anlaşmasına varılması" yönündeki taleplerinde ısrarcı olduğunu Erdoğan'a ilettiklerini söyledi.

Hamas'ın müzakerelerde esneklik gösterirken İsrail'in uzlaşmaz bir tavır takındığını kaydeden Heniyye, müzakerelerin aksamasının ve başarısızlığının sorumluluğunun bu uzlaşmaz tavır olduğunu dile getirdi.

Heniyye, toplantıda, Türkiye'nin, Gazze'ye yönelik saldırıyı durdurmak için bölgesel ve uluslararası düzeyde yürüttüğü siyasi ve diplomatik çalışmalar, Refah Kapısı üzerinden Gazze'ye gönderdiği yardımlar ve Türkiye'nin son dönemde İsrail'le ticaret konusunda aldığı kararlarla ilgili de bilgi aldıklarını kaydetti.

Heniyye, toplantıda ayrıca, İsrail'de yaklaşmakta olan Hamursuz Bayramı münasebetiyle Mescid-i Aksa'yı bekleyen tehlikeyi, Batı Şeria, Kudüs ve Mescid-i Aksa'da yaşanan gelişmeleri değerlendirdiklerini aktardı.

Heniyye'nin çocukları ve torunlarının öldürülmesi

Oğullarının ve torunlarının hayatını kaybettiği saldırıya da değinen Heniyye, bunun üç noktayı yansıttığını söyledi:

"Bunların başında düşmanın 7 ay boyunca askeri hedeflerine ulaşamaması, sivilleri, binlerce çocuğu, kadını ve yaşlıyı öldürmekten başka başarı elde edememesi geliyor. Dolayısıyla 3 oğlumun ve 5 torunumun katledildiği bayramda gerçekleştirilen katliam da bu kapsamda yer alıyor ve düşmanın başarısızlığını vurguluyor. İkinci boyutu da evime, evlatlarıma, torunlarıma kadar uzanan böyle bir katliamın, devam eden müzakerelerde taviz vermeleri konusunda hareketin lideri ve yönetimi üzerinde baskı oluşturacağını sanmaları ki bu yanıltıcıdır. Üçüncü olarak da oğullarım, Filistin halkının bir parçasıdır ve durumları Filistin halkının durumuyla aynıdır. İlk andan itibaren oğullarımın kanının Gazze'deki, Batı Şeria'daki, her yerdeki Filistin halkının evlatlarından daha değerli olmadığını söyledim."

Ayrıca Gazze, Batı Şeria veya yurt dışındaki bütün şehitlerin kendisinin evladı olduğuna işaret eden Heniyye, "Bu nedenle haklarda, yükümlülüklerde ve bedel ödemede eşitiz. Bunları metanet, kararlılık ve sarsılmaz irade ile kabul ediyoruz. Bedeli ne olursa olsun ve ne kadar fedakarlık gerekirse gereksin bu yolda ilerleyeceğiz." ifadelerini kullandı.

Heniyye, "30'dan fazla şehirde şehit çocuklarım ve torunlarım için gıyabi cenaze namazı kılan Türk halkına teşekkürlerimi sunuyorum. Pakistan gibi diğer ülkelerde de bu durum, ümmetin birliğinin ve ümmetin duygularının birliğinin kanıtıdır." dedi.

İsrail'in Refah'a saldırı tehdidi

İsrail'in Refah tehditlerine ilişkin Heniyye, "Refah'a gelince Siyonist düşmanın (İsrail), Gazze'nin her noktasını, her yerini, her kasabasını, her şehrini işgal etme kararı aldığı çok açık, özellikle aylardır Refah konusunda bunu konuşuyorlar." ifadelerini kullandı.

Heniyye, ABD'nin İsrail'in Refah saldırısına ilişkin tutumunun aldatıcı olduğunun altını çizerek şunları söyledi:

"ABD'nin tutumu, sivillerin zarar görmesini istemediğini söylese de aldatıcıdır, bu bir yanıltma operasyonudur. Gazze'de öldürülen tüm siviller, binlerce, on binlerce şehit ABD silahlarıyla, ABD roketleriyle, ABD'nin siyasi koruması altında öldürüldüler. ABD'nin BMGK'de ateşkes kararını veto etmesi ne anlama geliyor? Bu, ABD'nin Gazze'ye yönelik katliamların ve cinayetlerin sürdürülmesine tam koruma sağlaması, şemsiyesi altına alması anlamına geliyor. ABD'nin dün, Filistin Devleti'nin BM'ye tam üye olmasını veto etmesi neyi ifade ediyor? Bu, ABD'nin, İsrail'in tutumunu benimsediğini ve Filistin halkının haklarına karşı çıktığını ifade ediyor. Bu yüzden biz, bu tuzağa, ABD'liler ile İsrailliler arasındaki sözde vazife değişimi tuzağına düşmedik."

"Refah'a girilmesi Filistin halkımıza karşı büyük bir katliama yol açabilir"

Siyasi Büro Başkanı Heniyye, "Refah girilmemesi için uyarıda bulunuyoruz çünkü bu Filistin halkına karşı büyük bir katliama yol açabilir. Tüm kardeş ülkelere, Mısır'daki, Türkiye'deki kardeşlerimize, arabulucu olarak Katar'daki kardeşlerimize ve Avrupa ülkelerine, hem (İsrail) saldırganlığı dizginlemek ve Refah'a girilmesine engel olmak için hem de Gazze Şeridi'nden (İsrail ordusunun) tamamen çekilmesi ve Gazze'ye yönelik saldırıların sona ermesi için harekete geçme çağrısında bulunuyorum." şeklinde konuştu.

Heniyye, Filistin halkının direnişine vurgu yaparak, "Ancak, eğer Siyonist düşman Refah'a giderse Filistin halkımız da beyaz bayrak kaldırmayacaktır. Refah'taki direnişçiler de kendilerini savunmaya ve halkına yönelik saldırılara karşı koymaya hazırdır." ifadelerini kullandı.

İsrail'le müzakereler

Başından beri Filistin halkına yönelik saldırıların durdurulmasını istediklerini ve bunun öncelikleri olduğunu kaydeden Heniyye, "Biz bu nedenle müzakerede bulunmayı kabul ettik ancak bu müzakereleri 'kalıcı bir ateşkes, askerlerin tamamen geri çekilmesi ve yerinden edilenlerin geri dönmesi ve esir takası anlaşmasıyla' sonuçlanması şartıyla kabul ettik." dedi.

İsrail'in, şu ana kadar yapılan tüm oturumlara ve arabulucular aracılığıyla sunulan onlarca belgeye rağmen Gazze'de ateşkesi kabul etmediğini vurgulayan Heniyye, "Onun tek isteği, esirleri geri almak ve sonrasında Gazze'deki savaşı yeniden başlatmak ve bunun olması mümkün değil. İsrail ordusunun Gazze'den tamamen çekilmesi gerekiyor. Yerinden edilenlerin Gazze'nin kuzeyine dönmesini de istemiyor. Sınırlı sayıda ve kademeli olarak geri dönüşü kabul ediyor. Bu da yapılamaz. 7 Ekim'den bu yana Batı Şeria ve Gazze'den 14 bine yakın Filistinliyi tutukladığı bir dönemde, takas konusunda çok basit rakamlar ortaya koyuyor. Anlaşmaya varılmasını engelleyen İsrail ve onun görüşünü benimseyen ve hiç bir şekilde baskı uygulamayan ABD'dir. İsrail, bu talepleri kabul ettiği anda biz de mutlaka anlaşmayı imzalamaya hazır olacağız." diye konuştu.

İsrail'in Gazze'de işlediği suçlar

Heniyye, İsrail'in, 7 Ekim'den bu yana, önce Gazze'ye havadan yoğun bir şekilde saldırdığını, ardından karadan girdiğini, üçüncü aşama olarak da seçerek adam öldürmeye dayalı bir strateji benimsediğini, aynı zamanda askeri ve insani abluka uyguladığını; hastaneleri, okulları, altyapıyı, fırınları, eczaneleri, fabrikaları yok ettiğini dile getirdi.

"Heniyye, 5 ayı aşkın bir süre Gazze'ye hiç bir şey girmedi. Halkın iradesini kırmak ve kuzeyden güneye göç etmeleri için baskı yapmak amacıyla açlık silah olarak kullanıldı. Gerek şehit ve yaralı sayısı , gerekse enkaz altında kalanlar açısından çok zor bir durum söz konusu. Enkaz altında binlerce şehit var. Her gün yeni toplu mezarlar keşfediyoruz. İşkenceler, idamlar, cezaevlerinde işlenen suçlar... İsrail, Birleşmiş Milletler'in ve UNRWA'nın bile çalışmasına izin vermiyor, UNRWA'yı kapatmak istiyor." dedi.

Anlaşmaya varmak için Gazze'ye günde en az 500 tırın girmesi, hastanelerin, fırınların, altyapının, barınma merkezlerinin yeniden inşasının şart olduğunu kaydeden Heniyye, Cumhurbaşkanı Erdoğan'la yaptığı toplantıda bu konuları görüştüklerini dile getirdi.

Gazze'deki savaşın diğer cephelere yansıması

Gazze'deki direnişin halen istikrarlı ve kararlı mücadelesinden de bahseden Heniyye, şunları kaydetti:

"Savaşın her alanında işgale karşı direniş, savunma planları ve saldırı planları ile çeşitli şekillerde mücadele etmektir. (Direnişin) saha koşulları ve güvenlik gelişmeleriyle baş etme yeteneği yüksektir. Bu direniş, Allah'tan sonra halkımızın ve Gazze'deki bu halkın sinesinden aldığı güçlü ve boyun eğmez bir iradesi olduğunu kanıtlamıştır."

Gazze topraklarındaki direnişin Filistin halkını savunmaya devam edecek konumda olduğunu vurgulayan Heniyye, "Düşman bu silahı, bu bayrağı, bu iradeyi, direnme azmini ve bu kararlılığı kıramayacaktır." ifadelerini kullandı.

Bunun Batı Şeria'daki Filistin halkı için de geçerli olduğuna işaret eden Heniyye, "Batı Şeria'nın farklı bölgelerindeki çatışmalarda sürekli yenilenen direnişe tanık oluyoruz ve aynı şekilde Lübnan'da da direniş cepheleri var." şeklinde konuştu.

Heniyye, "Siyonist düşman savaşında Gazze Şeridi'ne odaklanmak istiyordu. Ama Filistin'deki direniş grupları ile bu mücadelenin ve savaşın bir parçası haline gelen Lübnan'daki direniş güçleri arasındaki bu kaynaşma sayesinde bunu başaramadı. Nitekim Lübnan'ın güneyinde, işgal devleti İsrail ile Lübnan'daki İslami direniş (Hizbullah) ve Filistin direniş grupları arasında da neredeyse benzer bir savaş yaşanıyor." ifadesini kullandı.

Aynı şekilde Yemen'in de Kızıldeniz'de İsrail'e giden gemilere yönelik ciddi bir baskı oluşturduğunu kaydeden Heniyye, "Bunun İsrail ekonomisine ve onunla iş yapan şirketlerin ve gemilerin ekonomisine öyle ya da böyle çok net etkileri oluyor." dedi.

İran ile İsrail arasındaki saldırılara da değinen Heniyye, çatışmanın Lübnan, Irak, Yemen ve Suriye'ye, ardından İran'a sıçradığını ve bölgede gittikçe yayıldığını, tüm bunların İsrail'in Gazze'deki saldırılarına ve soykırımına devam etmesiyle ilgili olduğunu söyledi.

Heniyye, Gazze'ye saldırılar sona erince söz konusu diğer bölgelerde de sükunetin hakim olacağını öngördüğüne işaret etti.

İsrail'in Suriye'deki İran büyükelçiliğine saldırısı sonrası yaşanan gelişmelerden İsrail'i sorumlu tutan Heniyye, şunları kaydetti:

"Herkes, İran'ın egemenliğini doğrudan etkileyen bu saldırı karşısında sessiz kalmayacağını tahmin ediyordu. Bu durum, işgalci İsrail'in, İran'ın daha önce gündeme getirdiği 'stratejik sabır' siyasetini belki anladığını belki de yanlış anladığını gösteriyor. Herkes, İran'ın bir karşılık vermesini bekliyordu. Ancak bu karşılık ve onun hacminin, boyutunun, kapsamının nasıl olacağı İran'a kalmış bir durum."

"Netanyahu Gazze'deki savaşı bitirmek istemiyor"

İran-İsrail gerilimine ilişkin Heniyye, "Tüm bunlar iki şeye işaret ediyor. Netanyahu Gazze'deki savaşı bitirmek istemiyor aksine bölgesel bir savaş olması için çerçevesini genişletmek istiyor. Aynı şekilde ABD'lilerin de herhangi bir cephede özellikle İran'a karşı savaşın bir parçası veya İsrail'e hizmet eden askeri kanat olmalarını istiyor." yorumunu yaptı.

Heniyye, "Bu gerginliğin ve bölgesel kızışmanın sorumlusu, halkımızın haklarını inkar etmeyi, halkımıza, kutsallarımıza başta Kudüs ve Mescid-i Aksa olmak üzere, Müslümanların ve Hristiyanların kutsallarına saldırmayı sürdüren, Gazze'de soykırım savaşını devam ettiren (İsrail) Siyonist düşmandır." dedi.

"Siyonistlerin geçmişten bu yana Aksa üzerinde emelleri var"

Siyonistler ve radikal Yahudilerin Mescid-i Aksa üzerinde geçmişten bu yana emelleri olduğunu söyleyen Heniyye, "Biz 1969'da Mescid-i Aksa'nın yakıldığını gördük. Ardından saldırılar, katliamlar, baskınlar, Aksa'nın statüsnü değiştirme çabaları, sonra Aksa'nın zaman ve mekan olarak bölünme çabaları ve Aksa'da kurban kesme planları geldi." dedi.

Binyamin Netanyahu liderliğindeki İsrail hükümetinin, Kudüs mücadelesini, dolayısıyla Kudüs'te ve Mescid-i Aksa'da tarihi, kültürel, fikri İslami izleri değiştirmeyi öncelikleri arasına koyduğunu söyleyen Heniyye, "Son günlerde İsrailli bakan ve dini mercilerin Yahudi bayramında Mescid-i Aksa'da kurban kesme çağrılarını duyuyoruz. Mescid-i Aksa'da kurban kesecekler için ödül belirlediler. Bu Aksa'nın kutsallığına saygısızlıktır." ifadelerini kullandı.

Heniyye, bu nedenle Kudüs, Batı Şeria'da ve 1948 topraklarında yaşayan tüm Filistinliler ile İslam ümmetine Müslümanların ilk kıblesi Mescid-i Aksa'yı korumak için harekete geçme çağrısında bulundu.

Hamas'ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kasam Tugayları'nın İsrail'in Mescid-i Aksa'ya karşı ihlallerine karşı başlattığı Aksa Tufanı saldırılarına değinen Heniyye, "Aksa Tufanı, Mescid-i Aksa için Kudüs için Filistin'de ve özellikle Aksa'daki ümmetin kutsalları için başladı. Ümmetin de bunların boşa gitmesine izin vermemesi gerek. Bunlar Müslümanların peygamberlerinden mirasıdır, Yahudilerin Mescid-i Aksa üzerinde uzaktan yakından hakkı yoktur." dedi.

İsrail bu sefer cezasız kalmamalı

Güney Afrika'nın, Uluslararası Adalet Divanı'nda (UAD) İsrail aleyhine dava açmasına değinen Heniyye, "İsrail aleyhine dava açan ve Nekbe'den bu yana ilk kez işgal devletini ve işgalci liderleri Adalet Divanı'na getiren Güney Afrika'ya selam göndermek istiyorum. Bunu çok önemli bir adım olarak görüyoruz. UAD'nin Gazze'deki katliamın durması, Gazze'ye gerekli insani yardımların girişinin sağlanması ve İsrailli yetkililerin, Filistin halkına karşı savaş suçlusu, Holokost suçlusu ve katliam suçlusu olarak adaletin önüne çıkması ve cezasız kalmamaları için adımlarına devam etmesi gerekli." diye konuştu.

Heniyye, "İsrail yıllardır katliamlar yapıyor ve katliamları cezasız kalıyor. Bu vahşi katliamlar, suçlar ve suikastlar karşısında bu sefer İsrail cezasız kalmamalı." ifadelerini kullandı.

"İsrail, medya karartması uyguluyor"

Gazze konusunda medyanın tutumunu değerlendiren Heniyye, Türk, Arap ve global medyada Gazze'de yaşananlar konusunda iyi bir ilgi ve destek olduğunu söyledi.

Heniyye, İsrail'in büyük bir medya karartması uyguladığına, Gazze'de işlediği suçlar ve vahşetin boyutu dünya kamuoyunda gözler önüne serilmesin diye bölgeye yabancı basın mensuplarının girişini engellediğine dikkati çekti.

Heniyye, Türk medyasına ve Türkiye dışındaki basına İsrail'in suçlarını gözler önüne sermeyi sürdürme, Gazze'de yaşanan insani dramın boyutlarını aktarma ve İsrail'in medya karartmasını kırma çağrısında bulundu.

Heniyye, Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından kabul edildiği İstanbul'daki görüşmenin ardından AA'ya özel açıklamalarda bulunarak, 7 Ekim'den bu yana ilk kez bir uluslararası basın kuruluşuna konuştuğunu söyledi.

Eski Tunceli Valisi Tuncay Sonel tutuklama talebiyle hakimliğe sevk edildi

Tunceli'de 5 Ocak 2020'den itibaren kendisinden haber alınamayan üniversite öğrencisi Gülistan Doku ile ilgili yürütülen soruşturma kapsamında gözaltına alınan dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel, "suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme" suçundan tutuklama talebiyle nöbetçi sulh ceza hakimliğine sevk edildi

 

21.04.2026 17:29:00 / Güncelleme: 21.04.2026 17:36:02
Anadolu Ajansı
Eski Tunceli Valisi Tuncay Sonel tutuklama talebiyle hakimliğe sevk edildi
Eski Tunceli Valisi Tuncay Sonel tutuklama talebiyle hakimliğe sevk edildi

Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma çerçevesinde gözaltına alınan Sonel'in emniyetteki işlemleri tamamlandı.

Erzurum Şehir Hastanesi'nde sağlık kontrolünden geçirilen Sonel, yoğun güvenlik önlemi altında adliyeye getirildi.

Savcılık sorgusu tamamlanan Sonel, "suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme" suçundan tutuklama talebiyle nöbetçi sulh ceza hakimliğine sevk edildi.

Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığından Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilen yazıda, Sonel hakkında "suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme suçunu işlediğine ilişkin yeterli şüphe bulunduğu" belirtilmişti.

Gülistan Doku'nun kaybolmasına ilişkin, hakkında İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi'nin talimatıyla soruşturma başlatılan Sonel, açığa alınmıştı.

Sonel, 2017-2020 yılları arasında Tunceli'de görev yapmış ve 17 Nisan'da Elazığ'da gözaltına alınmıştı.

11 zanlı tutuklanmıştı

Tunceli'de okuyan üniversite öğrencisi kızları Gülistan Doku'dan (21) 5 Ocak 2020'den itibaren haber alamayan ailesi, memleketleri Diyarbakır'dan Tunceli'ye gelerek 6 Ocak 2020'de emniyete kayıp başvurusunda bulunmuş, başlatılan arama çalışmalarından sonuç elde edilememişti.

Ulaşılan yeni bilgiler doğrultusunda Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığınca "kasten öldürme", "cinsel saldırı", "suç delillerinin gizlenmesi-yok edilmesi", "bilişim sistemine hukuka aykırı olarak girmek suretiyle verileri yok etme-bozma", "kişiyi hürriyetinden yoksun kılma", "suçu bildirmeme" ve "suçluyu kayırma" suçlarından yürütülen soruşturma kapsamında, aralarında dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel'in de bulunduğu 15 şüpheli gözaltına alınmıştı.

Şüphelilerden Tuncay Sonel'in oğlu Mustafa Türkay Sonel, Doku'nun SIM kartındaki verileri sildiği iddia edilen eski polis Gökhan Ertok, hastane kayıtlarını sildiği iddia edilen dönemin Tunceli Devlet Hastanesi Başhekimi Çağdaş Özdemir, eski Tunceli İl Özel İdaresi çalışanı Erdoğan Elaldı, Celal Altaş, Nurşen Arıkan, Ferhat Hanedan Güven, Doku'nun erkek arkadaşı Zeinal Abakarov, annesi Cemile Yücer ve eski polis olan üvey babası Engin Yücer ile Tuncay Sonel'in o dönem koruma polisliğini yapan Şükrü Eroğlu tutuklanmış, Uğurcan A. ile Munzur Üniversitesinin güvenlik kameralarından sorumlu Savaş G. ve Süleyman Ö. haklarında yurt dışına çıkış yasağı kararı verilerek adli kontrol şartıyla serbest bırakılmıştı. 



Siirt'te sel bilançosu: 200 dekarlık alanda toprak kayması yaşand

Siirt'te etkili olan sağanak yağışların ardından meydana gelen sel felaketinin bilançosu ortaya çıkmaya başladı. Kent genelinde birçok noktada ciddi hasar meydana gelirken, tarım arazileri ve hayvancılık büyük zarar gördü

21.04.2026 14:11:00 / Güncelleme: 21.04.2026 14:13:55
İHA
Siirt'te sel bilançosu: 200 dekarlık alanda toprak kayması yaşand
Siirt'te sel bilançosu: 200 dekarlık alanda toprak kayması yaşand
Edinilen bilgilere göre, kent merkezinde yaklaşık 300 dekar tarım arazisinde toprak kayması yaşandı. Şirvan ilçesinde sel sularına kapılan 90 arılı kovan ile birlikte 80-90 küçükbaş hayvan telef oldu. Bölgede köy yollarının kapanması nedeniyle ulaşımda da aksaklıklar yaşandı. Kurtalan ilçesinde sel nedeniyle yaklaşık 10-15 ton buğday zarar görürken, 340 kanatlı hayvan ile 45-50 küçükbaş hayvanın telef olduğu bildirildi.



Tillo ilçesinde ise bir fıstık işleme tesisi tamamen hasar görürken, tarım arazilerinde kaymalar meydana geldiği ve bazı köy yollarının ulaşıma kapandığı öğrenildi.

Yetkililer, selden etkilenen bölgelerde hasar tespit çalışmalarının sürdüğünü, vatandaşların mağduriyetinin giderilmesi için ekiplerin sahadaki çalışmalarına aralıksız devam ettiğini belirtti.

Siirt'te 13 yaşındaki kayıp çocuk bulundu

Siirt'te kayıp ihbarı yapılan 13 yaşındaki çocuk, ekiplerin çalışmasıyla bulunarak ailesine teslim edildi

21.04.2026 14:06:00
İHA
Siirt'te 13 yaşındaki kayıp çocuk bulundu
Siirt'te 13 yaşındaki kayıp çocuk bulundu
Edinilen bilgilere göre, Şirvan ilçesine bağlı Taşlı köyü Yatağan mezrasında akşam saatlerinde kaybolan çocuk için gece saat 01.00'da kayıp ihbarı yapıldığı belirtildi.

İhbarın ardından bölgede geniş çaplı arama kurtarma çalışması başlatıldı. Çalışmalara AFAD, jandarma, komando birlikleri, sağlık ekipleri ve güvenlik korucuları katıldı.

Çalışmalarda, termal ve gece görüş sistemleri ile iz takip unsurlarının da kullanıldığı bildirildi.

Yapılan çalışmaların ardından çocuğun araçla şehir merkezine geldiği belirlendi.

Bulunan çocuk, daha sonra ailesine teslim edildi.

Böcek ailesinin ölümüne ilişkin davanın görülmesine başlandı

İstanbul Fatih'te, 4 kişilik Böcek ailesinin 'zehirlenme' iddiasıyla hayatını kaybetmesine ilişkin, aralarında otel yetkilisi ile ilaçlama firması sahibinin de bulunduğu 5'i tutuklu 6 sanık bugün ilk kez hakim karşısına çıktı

21.04.2026 12:36:00 / Güncelleme: 21.04.2026 12:48:57
İHA
Böcek ailesinin ölümüne ilişkin davanın görülmesine başlandı
Böcek ailesinin ölümüne ilişkin davanın görülmesine başlandı
Almanya'dan 9 Kasım 2025'te turistik amaçla İstanbul'a gelerek 13 Kasım 2025'de 'zehirlenme' iddiasıyla hayatlarını kaybeden anne Çiğdem Böcek (27) baba Servet Böcek (38) ile 3 yaşındaki Masal ve 6 yaşındaki Kadir Muhammet Böcek'in ölümlerine ilişkin 5'i tutuklu 6 sanık bugün ilk kez hakim karşısına çıktı.

İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen duruşmada, 5 tutuklu sanık ile tarafların avukatları ve müşteki aile hazır bulundu.



Tutuksuz bir sanık ise duruşmaya Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) aracılığıyla bağlandı.

Duruşma, otel sahibi tutuklu sanık Hakan Oğlak'ın savunması ile devam ediyor.



Oğlunu, gelinini ve iki torununu kaybeden baba Yılmaz Böcek: "Göz göre göre ölüme gittiler"



Duruşma öncesi açıklamalarda bulunan acılı baba Yılmaz Böcek, "Göz göre göre ölüme gittiler" dedi. Acılı anne, "Benim dört tane yavrum gitti. Kapım kapandı, ocağım söndü. Ağır cezaya çarptırılmalarını istiyorum" diye konuştu.

Almanya'dan 9 Kasım 2025'te turistik amaçla İstanbul'a gelerek 13 Kasım 2025'de 'zehirlenme' iddiasıyla hayatlarını kaybeden anne Çiğdem Böcek (27) baba Servet Böcek (38) ile 3 yaşındaki Masal ve 6 yaşındaki Kadir Muhammet Böcek'in ölümlerine ilişkin 5'i tutuklu 6 sanık bugün ilk kez hakim karşısına çıkacak. İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülecek olan duruşma öncesi ailenin avukatı Yaşar Balcı, baba Yılmaz Böcek ve Cemile Yılmaz Çağlayan'da bulunan İstanbul Adalet Sarayı'nda açıklamalarda bulundu.


"Göz göre göre ölüme gittiler"



Oğlunu, gelinin ve iki torunun kaybeden baba Yılmaz Böcek, "Bizim burada bir aile olarak acımız çok büyük. Sorumsuzluk zincirlerinden dolayı aile fertlerimizi kaybettik. Benim oğlum, son dakikasına kadar çocuklarını ve kendi hayatını kurtarmak için çaba sarf etti. Bunların takside görüntülerini gördük. O şekilde hastaneye giden bir hastanın bunların şuuru yerindedir, hiçbir etkisi yoktur diye taburcu ediyorlarsa, artık bu kelimenin bittiği bir yerdir. Yani insanın ne yapması gerekiyor' Hastanede tedavi görebilmesi için bayılmaları mı gerekiyor. Sonuç, hepimiz gördük. Göz göre göre ölüme gittiler" dedi.



"Benim dört tane yavrum gitti"



Adalet istediğini belirten anne Cemile Yılmaz, "Herkes gereken cezayı alsın. Benim dört tane yavrum gitti. Kapım kapandı, ocağım söndü. İlaçladılar, neden aldılar otele benim çocuklarımı. Haber verirlerdi. Girmezdi, dışarıda yatsa üşürdü, hasta olurdu ama ölmezdi. Gereken cezayı çeksin. Ağır cezaya çarptırılmalarını istiyorum. Benim dört tane yavrum gitti, oğlumun hayalleri vardı. Onlar da çeksin cezasını. Dört tane ama geri gelmeyecek. Çeksinler cezalarını, çekmelerini istiyorum" diye konuştu.


"Sanıklar adalet karşısında hesap verecekler"



Ailenin avukatı Yaşar Balcı, sanıkların adalet karşında hesap vereceklerini söyleyerek, "Hepimizin beklemiş olduğu Böcek ailesinin bugün ilk duruşması görülecek. Sanıklar adalet karşısında hesap verecekler. Sanıkların savunması alınacak. Olay yeriyle ilgili olayı gören tanıkların ifadeleri alınacak. Sanıklar tabii ki ilk etapta tutukluluk süreciyle ilgili birtakım itirazlarda bulunacaklar. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından düzenlenen iddianamede taksirle adam öldürme, bilinçli taksir ve taksirle adam öldürmeden iddianame düzenlendi. Bununla ilgili bir yargılama başlayacak. Tabii biz bu konuyla ilgili detaylı araştırmalar yaptık. Özellikle bu ilaçlama firmasının 2022 yılından beri süregelen birtakım olaylarını da inceledik. Bunlarla ilgili bir Kur'an kursunda zehirlenme vakası var. Tedavi sürecinde doktorun birtakım tespitleri var. Hatta bununla ilgili başhekimliğe bir dilekçe gönderiyor. Bu ilaçlama firmasının alüminyum fosfit kullandığını, oldukça zehirli bir gaz niteliğinde olduğunu ve insanların ölümüne sebep olduğunu, hatta bu olaydan önce yine aynı hastaneye birtakım başvurular yapıldığını ve burada iki çocuktan bir tanesinin de bu şekilde öldüğünü belirtiyor. Bununla ilgili gerekli şeylerin yapılmasını talep etmiş. Başhekimliğe bir dilekçe yazmış. Bu olay sonrasında yine hepimizin bildiği bir Karan bebek olayı var. O da aynı şekilde. Orada da bir çocuk ölüyor. Buna ilişkin de soruşturma süreci devam ediyor. Yine bu olaydan sonra bir ailenin evinde bir ilaçlama var. Orada oturanlardan bir tanesi doktor, eşi de sanırım kimyager. Onlar bu durumu fark ediyorlar. Bununla ilgili havalandırma yapılmasını istiyorlar, polisi aramışlar, şirkete ulaşmışlar. Hani bu şekilde isyanları var, çok sayıda şikayetleri olmuş. Fakat söz konusu firma faaliyete devam ettiği için en son hepimizin bilmiş olduğu böyle bir acı vaka meydana geliyor. Bir aile tamamen bu şekilde katledildi" dedi.


"Her sanık için 100 yıla kadar ceza verilme durumu söz konusu"



Her sanık için 100 yıla kadar ceza verilme durumunun söz konusu olduğunu ifade eden Balcı, "Servet benim hem çocukluk arkadaşım ve hemşehrimdi. Servet'le ilgili de hem bir hukukçu olarak hem de onun hemşehrisi, aynı zamanda arkadaşı olarak benim de üstümdeki yük oldukça ağır. Biz yüce Türk adaletine güveniyoruz. Özellikle bu firmanın ısrarlı bir şekilde bu hareketlere devam ediyor olmasını biz olası kast olarak değerlendiriyoruz. Bu manada kendimizi ifade edeceğiz. Yani taksirle adam öldürmede 22 buçuk yıla kadar sanıklar için bir ceza öngörüldü. Fakat olası kast olarak değerlendirildiğinde her sanık için 100 yıla kadar ceza verilme durumu söz konusu. Burada maktul sayısı kadar ceza veriliyor. Çünkü ısrarlı bir şekilde bu eylemlerine devam ediyor" diye konuştu.


"Hak ettikleri cezaları almaları için gerekli her şeyi yapacağız, sonuna kadar bu mücadelemiz sürecek"



Balcı, cezaların azaldığında vicdanların sesinin kısıldığını belirterek, "Aynı zamanda söz konusu otelde de ciddi manada eksiklikler var. Firmanın herhangi bir sertifikası yok, firma dışında uygulayıcı şahsın da herhangi bir sertifikası yok. Otelle ilgili de sadece bir oda ilaçlanmış tahtakurusu şikayetine ilişkin. Odada şaft boşluklarında hava geçişleri var, bunlara ilişkin kapamalar yapılmamış. Zaten firmanın sertifikası olmadığı için kullanmış olduğu malzeme de tamamen biyosidel olmayan, Tarım ve Orman Bakanlığı'nın iznine tabi insanların yaşam alanında kullanılması tamamen yasak olan bir ürün. Bununla ilgili bu ürünü de kaçak yollarla bir şekilde ele geçirmişler. Etkili netice doğuruyor diye bunu uyguluyorlar. Bununla ilgili de biz gerekli başvurularda bulunduk. Burada hem otel sahibi, aynı zamanda uygulayan şahıs ve ilaçlama firmasının sahibi yargılanıyor. Aynı zamanda otelde çalışan resepsiyon görevlileri de sanık olarak yargılanmaktalar. Cezalar azaldığında vicdanların sesi kısılıyor. Biz burada öncelikle bu ailenin vicdanının sesini yükseltmek için buradayız ve tüm Türk toplumu için; yani hepimizi derinden etkileyen bir olay, hak ettikleri cezaları almaları için gerekli her şeyi yapacağız, sonuna kadar bu mücadelemiz sürecek. Öncelikli olarak mahkeme tarafından sadece bu dosyaya bir gün verildi. Bizim dosyamızın yargılaması yapılacak. Bu dosyada sanıklar tabii öncelikli olarak suçtan kurtulmaya yönelik birtakım beyanlarını tekrar edecekler. Özellikle dosyadaki yapılan tetkiklerde alüminyum fosfit zaten tespit edildi. Bunu onlar kesinlikle kabul etmiyorlar, tamamen biyosidel ürün kullandıklarını iddia ediyorlar. Fakat hem firmanın hem de uygulayıcının zaten sertifikası yok, usule uygun olarak alınmış bir sertifikası yok. Tamamen yasak bir ürünü kullanıyorlar, bu da tam olarak tespit edildi" ifadelerini kullandı.

Türkiye'yi iklim krizinden Ata tohumları kurtaracak


 
Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Araştırma Dekanı Prof. Dr. Sercan Karav, iklim değişikliği ve artan sıcaklıkların tarımsal üretim üzerinde etkiler oluşturduğunu belirterek, yerli ve ata tohumlara yönelik çalışmaların önem kazandığını söyledi.

21.04.2026 11:14:00
AA
Türkiye'yi iklim krizinden Ata tohumları kurtaracak
Türkiye'yi iklim krizinden Ata tohumları kurtaracak

Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Araştırma Dekanı Prof. Dr. Sercan  Karav, "5. Uluslararası Gıda Kimyası Kongresi" için geldiği Antalya'da, değişen iklim koşulları nedeniyle yerli genetik kaynakların korunması ve geliştirilmesine yönelik adımların öne çıktığını ifade etti. Artan sıcaklık ve su stresinin ürünlerin yetişme koşullarını doğrudan etkilediğine dikkati çeken Karav, "Bir ürünün geliştirilmesi sırasındaki optimum değerlerin de değiştiğini görüyoruz. Bir bölgede bir ürünü yetiştirebilirken artık o bölge o ürün için optimum bir bölge olmaktan çıkabiliyor. Bu da farklı ürünlere yönelimi beraberinde getiriyor" dedi. Fen Fakültesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü Başkan Yardımcısı da olan Karav, bu değişimin üreticileri daha dayanıklı türlere yönelttiğini, özellikle suya daha dirençli ürünlerin tercih edildiğini vurguladı.



Yerli tohum projeleri çok kıymetli

İklim değişikliğinin tarımsal üretim üzerindeki etkilerine karşı yürütülen çalışmalara değinen Karav, Türkiye'nin sahip olduğu yerli ve ata tohum varlığının bu süreçte önemli potansiyel oluşturduğunu dile getirdi. Geleceğin koşulları dikkate alınarak üretim planlaması yapılmasının önemine işaret eden Karav, "Özellikle yerli tohum ve ata tohum projelerimiz çok kıymetli. Bu alanda kendi teknolojimizle geleceği dikkate alarak ürünlerimizi yönlendirmemiz gerekiyor" diye konuştu. Protein kaynaklarının da değişmeye başladığını belirten Karav, bilim insanlarının artık alternatif protein kaynakları aramak zorunda olduğunu ifade etti. Karav, üretim süreçlerinden elde edilen atıklardan protein izole edilerek gıda zincirine kazandırılması gerektiğini vurgulayarak, daha önce protein kaynağı olarak düşünülmeyen yosun kökenli ve farklı bitkisel proteinler üzerine bilim camiasında yoğun çalışmalar yürütüldüğünü, bunların klasik ürünlere entegrasyonuna yönelik araştırmaların sürdüğünü sözlerine ekledi.

Kilo verirken kas kaybetmeyin!


 
Günümüzde kilo verme süreci çoğu zaman estetik kaygılar üzerinden ele alınsa da, bu sürecin kalp sağlığıyla olan doğrudan ilişkisi sıklıkla geri planda kalmakta. Bilinçsiz diyetler, hızlı kilo kaybı hedefleri ve yanlış egzersiz alışkanlıkları, kalp ve damar sistemi üzerinde beklenmedik riskler oluşturabilir.

21.04.2026 11:07:00 / Güncelleme: 21.04.2026 11:11:11
MURAT ÇORBACI
 Kilo verirken kas kaybetmeyin!
 Kilo verirken kas kaybetmeyin!

Kardiyoloji Uzmanı Uzm. Dr. Yusuf Altınkaynak, kilo verme sürecinin kalp sağlığı üzerindeki etkileriyle birlikte değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çekti. Altınkaynak, "Kilo verme sürecinde yapılan en yaygın hatalardan biri, hızlı sonuç elde etme isteğiyle uygulanan düşük kalorili ve dengesiz diyetlerdir. Bu tür beslenme modelleri kısa vadede kilo kaybı sağlasa da, uzun vadede kalp ritim bozuklukları, tansiyon dalgalanmaları ve elektrolit dengesizlikleri gibi ciddi sorunlara yol açabilir" dedi.

Dr. Altınkaynak, özellikle ani kilo kaybının kalp kası üzerinde stres oluşturabileceğini belirterek, "Vücudun ihtiyaç duyduğu temel besin öğelerinden mahrum bırakılması, kalp kasının da yeterince beslenememesi anlamına gelir. Bu durum, fark edilmeden ilerleyen ciddi kardiyak problemlere zemin hazırlayabilir" değerlendirmesinde bulundu.


Kalp krizi riski zamanla birikiyor

"Kalp krizi çoğu zaman ani gelişen bir tablo olarak algılansa da arka planda yıllar süren bir süreç yer alır" diyen Dr. Altınkaynak, şunları söyledi: "Bu sürecin temelinde ise damar sertliği, yani arteroskleroz bulunmaktadır. Damar sertliği; damar duvarının iç yüzeyinde başlayan mikroskobik hasarlarla gelişir. Özellikle kontrolsüz seyreden yüksek tansiyon, damar duvarına her kalp atımıyla birlikte sürekli bir basınç uygular. Bu durum zamanla damar yüzeyinde küçük çatlaklara neden olur. Vücut bu hasarı onarmaya çalışırken kolesterol ve yağ parçacıkları bu alanlara yerleşir ve plak oluşumu başlar.

Zaman içinde bu plaklar büyüyerek damar iç çapını daraltır ve kan akışını zorlaştırır. Bu durumda pıhtı oluşumu hızlanır ve kalp krizi riski yaşanabilir. Bu nedenle damar sertliği, belirti vermeden ilerleyen ancak sonuçları hayati olabilen bir süreçtir. Fazla yağ dokusu, vücutta birçok hormon ve kimyasal sinyal üretir. Bu durum özellikle insülin direncinin gelişmesine zemin hazırlar. İnsülin direnci ise kan şekeri kontrolünü bozarak diyabet riskini artırırken, aynı zamanda damar yapısını da olumsuz etkileyerek kalp hastalıklarına zemin hazırlar. Özellikle karın bölgesinde biriken yağ dokusu, yani visseral yağlanma, kalp-damar hastalıkları açısından en riskli yağlanma türü olarak kabul edilmektedir.

Bu nedenle kilo artışı yalnızca estetik değil, sistemik bir sağlık sorunu olarak ele alınmalıdır. Kilo verme sürecinde en sık göz ardı edilen konulardan biri kas kütlesinin korunmasıdır. İnsan vücudu 30'lu yaşlardan itibaren doğal olarak kas kaybetmeye başlar. Bu sürece yanlış diyetler ve yetersiz fiziksel aktivite eklendiğinde kas kaybı hızlanır. Kas oranı azaldıkça vücudun enerji harcaması düşer ve metabolizma yavaşlar. Bu durum hem kilo vermeyi zorlaştırır hem de verilen kiloların tekrar alınmasına neden olabilir. Kas kaybı arttıkça yağ dokusu oranı yükselir ve bu durum kalbin iş yükünü artırır. Kalp, artan yağ kütlesine kan pompalamak için daha fazla çalışmak zorunda kalır. Bu da uzun vadede kalp-damar sistemi üzerinde ek bir stres oluşturur. Bu nedenle sağlıklı kilo verme sürecinde amaç; kas kütlesini koruyarak yağ oranını azaltmak olmalıdır."

Türkiye nüfusunun yüzde 24,8'i çocuk

Türkiye'nin geçen yıl sonu itibarıyla 21 milyon 375 bin 930 olarak belirlenen çocuk nüfusu, ülke nüfusunun yüzde 24,8'ini oluşturdu

20.04.2026 10:55:00 / Güncelleme: 20.04.2026 12:16:23
Anadolu Ajansı
Türkiye nüfusunun yüzde 24,8'i çocuk
Türkiye nüfusunun yüzde 24,8'i çocuk

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2025 yılına ilişkin çocuk istatistiklerini açıkladı.

Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi sonuçlarına göre, 2025 sonu itibarıyla Türkiye nüfusu, 86 milyon 92 bin 168 kişiyken bunun 21 milyon 375 bin 930'unu çocukların oluşturduğu belirlendi.

Çocuk nüfusun yüzde 51,3'ünü erkekler, yüzde 48,7'sini kızlar oluşturdu.

Birleşmiş Milletlerin (BM) tanımına göre 0-17 yaş grubunu içeren çocuk nüfus, 1970'te toplam nüfusun yüzde 48,5'ini oluştururken bu oran 1990'da yüzde 41,8 ve 2025'te yüzde 24,8 oldu.

Nüfus projeksiyonlarına göre, çocuk nüfus oranının 2030'da yüzde 22,1, 2040'ta yüzde 17,9, 2060'ta yüzde 16,9, 2080'de yüzde 15,2 ve 2100'de yüzde 14,5 olacağı öngörüldü.

Avrupa Birliği (AB) üyesi 27 ülke incelendiğinde, 2025'te çocuk nüfus oranının AB ortalaması yüzde 17,6 olarak kayıtlara geçti. AB üyeleri arasında en fazla çocuk nüfus oranına sahip ülkeler, sırasıyla yüzde 22,7 ile İrlanda, yüzde 20,4'er ile Fransa ve İsveç olarak kaydedildi.

Çocuk nüfus oranı en düşük ülkeler ise sırasıyla yüzde 14,5 ile Malta, yüzde 14,9 ile İtalya ve yüzde 15,5 ile Portekiz olarak belirlendi.

Türkiye'nin çocuk nüfus oranının yüzde 24,8 ile AB üyesi ülkelerden daha yüksek olduğu görüldü.

En yüksek çocuk nüfusu Şanlıurfa'da

Türkiye'de, geçen yıl en yüksek çocuk nüfus oranına sahip il yüzde 43,3 ile Şanlıurfa, en düşük orana sahip il ise yüzde 15,9 ile Tunceli olarak belirlendi.

Geçen yıl sonu itibarıyla, 21 milyon 375 bin 930 olarak belirlenen çocuk nüfusu, ülke nüfusunun yüzde 24,8'ini oluşturdu.

Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi (ADNKS) sonuçlarına göre, geçen yıl en yüksek çocuk nüfus oranına sahip olan il, yüzde 43,3 ile Şanlıurfa oldu. Bunu, yüzde 39,2 ile Şırnak, yüzde 36,7 ile Mardin izledi. En düşük olduğu iller ise yüzde 15,9 ile Tunceli, yüzde 16,9 ile Edirne, yüzde 17,7 ile Kırklareli olarak belirlendi.

Geçen yıl toplam hane halkı sayısı, 26 milyon 977 bin 795 oldu. Hanelerin yüzde 41,9'unda, 0-17 yaş grubunda en az bir çocuk bulunduğu görüldü. Bu hanelerin illere göre dağılımı incelendiğinde, 0-17 yaş grubunda en az bir çocuk bulunan hane halkı oranının en yüksek olduğu ilin yüzde 68,2 ile Şanlıurfa, en düşük olduğu ilin yüzde 27,3 ile Tunceli olduğu tespit edildi.

Hanelerin yüzde 19,1'inde 0-17 yaş grubunda 1 çocuk, yüzde 14,1'inde 2 çocuk, yüzde 5,7'sinde 3 çocuk, yüzde 1,9'unda 4 çocuk, yüzde 1,1'inde ise 5 ve daha fazla çocuk bulunduğu kayıtlarda yer aldı.

Çocuk nüfus yaş grubuna göre incelendiğinde, 2020'de çocuk nüfusun yüzde 26,9'unun 0-4 yaş grubunda, yüzde 28,7'sinin 5-9 yaş grubunda, yüzde 28,2'sinin 10-14 yaş grubunda, yüzde 16,2'sinin 15-17 yaş grubunda yer aldığı görülürken 2025'te ise yüzde 22,7'sinin 0-4 yaş grubunda, yüzde 28,8'inin 5-9 yaş grubunda, yüzde 30,5'inin 10-14 yaş grubunda, yüzde 18'inin 15-17 yaş grubunda yer aldığı belirlendi.

Doğum İstatistiklerine göre, 2024'te canlı doğan bebek sayısı, 937 bin 559 oldu. Doğan bebeklerin 481 bin 825'inin erkek, 455 bin 734'ünün ise kız olduğu tespit edildi. Canlı doğan bebeklerin yüzde 96,7'sini tekil, yüzde 3,2'sini ikiz, yüzde 0,1'ini ise üçüz ve daha fazla çoğul doğumlar oluşturdu.

Sağlık Bakanlığı verilerine göre, hastanede gerçekleşen doğumların canlı doğumlar içindeki oranı, 2010'da yüzde 91,6 iken 2024'te yüzde 99,4 oldu. Beşli karma aşı (DPT+IPV+Hib) 3 doz ile aşılama oranının 2023'te yüzde 98,8 iken 2024'te yüzde 96 olduğu görüldü.

Hayat Tabloları 2022-2024 sonuçlarına göre, doğuşta beklenen yaşam süresinin Türkiye geneli için 78,1 yıl, erkekler için 75,5 yıl, kadınlar için 80,7 yıl olduğu kaydedildi. Türkiye'de, 7 yaşına ulaşan bir çocuğun kalan yaşam süresinin ortalama 72,1 yıl, erkek çocuklar için 69,5 yıl ve kız çocuklar için 74,7 yıl olduğu görüldü. Çalışma çağının başlangıcı olan 15 yaşındaki çocuklar için bu süre, 64,3 yıl olarak kayıtlara geçti. Erkek çocuklar için bu süre 61,7 yıl iken, kız çocuklar için 66,9 yıl oldu. Bu yaş için kız ve erkek çocuklar arasındaki beklenen yaşam süresi farkının, 5,2 yıl olduğu belirlendi.

En popüler bebek isimleri Alparslan ve Alya

Geçen yıl doğan bebeklere konulan en popüler erkek bebek isimleri, Alparslan, Göktuğ ve Metehan, en popüler kız bebek isimleri ise Alya, Defne ve Gökçe oldu. Doğan erkek bebeklerin 7 bin 527'sine Alparslan, 6 bin 36'sına Göktuğ, 5 bin 393'üne Metehan, kız bebeklerin 8 bin 751'ine Alya, 7 bin 731'ine Defne, 7 bin 603'üne ise Gökçe ismi verildi. Türkiye'de 2025'te 0-17 yaş grubundaki çocuklarda en çok kullanılan erkek çocuk isimlerinin Yusuf, Mustafa ve Ömer, kız çocuk isimlerinin ise Zeynep, Elif ve Ecrin olduğu görüldü.

Çalışma çağındaki yüz kişiye düşen çocuk sayısını ifade eden çocuk bağımlılık oranı, 2019'da yüzde 34,1 iken, bu oran 2025'te yüzde 29,7'ye düştü. Nüfus projeksiyonlarının demografik göstergelerdeki mevcut yapının devam edeceğini varsayan ana senaryosuna göre, çocuk bağımlılık oranının 2030'ta yüzde 25,5, 2040'ta yüzde 22,1, 2060'ta yüzde 23,3, 2080'de yüzde 23,4, 2100'de yüzde 21,5 olacağı öngörüldü.

Sağlık Bakanlığı verilerine göre, 2024'te ilk kez özel gereksinim raporu alan çocukların sayısı, 96 bin 83 oldu. İlk kez özel gereksinim raporu alan çocukların yüzde 62,6'sını erkek çocuklar, yüzde 37,4'ünü ise kız çocuklar oluşturdu.

5 yaşındaki çocukların net okullaşma oranı yüzde 82,5

Milli Eğitim Bakanlığı Örgün Eğitim İstatistiklerine göre, okul öncesi eğitim seviyesinde 5 yaş net okullaşma oranının, 2024-25 öğretim yılında yüzde 82,5 olduğu görüldü. 5 yaş net okullaşma oranı cinsiyete göre incelendiğinde, bu oran erkek çocuklar için yüzde 82,8, kız çocuklar için yüzde 82,3 oldu.

İlkokul seviyesinde net okullaşma oranı, 2024-25 öğretim yılında yüzde 95,4, ortaokul seviyesinde net okullaşma oranı yüzde 89,1, ortaöğretim seviyesinde net okullaşma oranı yüzde 82,9 olarak kayıtlara geçti.

Ulusal Eğitim İstatistikleri Veri Tabanı sonuçlarına göre, eğitim kademesi ve cinsiyete göre okul tamamlama oranları incelendiğinde, ilkokul tamamlama oranının 2024-25 eğitim ve öğretim döneminde yüzde 98,6 olduğu tespit edildi. Ortaokul tamamlama oranı, 2024-25 eğitim ve öğretim döneminde, yüzde 96,6 oldu. Ortaöğretim tamamlama oranının da yüzde 81,3 olduğu belirlendi. Ortaöğretim okul tamamlama oranı cinsiyete göre incelendiğinde, 2024-25 eğitim ve öğretim döneminde bu oranın erkek çocuklar için yüzde 79,2, kız çocuklar için yüzde 83,5 olduğu görüldü.

Milli Eğitim Bakanlığı Örgün Eğitim İstatistiklerine göre, Türkiye genelinde 2024-25 eğitim ve öğretim döneminde örgün eğitime devam eden öğrenci sayısı, 17 milyon 956 bin 523 oldu. Bu öğrencilerin yüzde 51,3'ünü erkek öğrenciler, yüzde 48,7'sini ise kız öğrenciler oluşturdu.

Özel eğitim gerektiren bireylere (işitme, görme, ortopedik ve hafif düzeyde zihinsel engelli) hizmet veren, özel olarak yetiştirilmiş personelin bulunduğu, geliştirilmiş eğitim programlarının uygulandığı özel öğretim kurumlarında örgün eğitime devam eden öğrenci sayısı 602 bin 729 oldu. Özel eğitim alan öğrenciler, örgün eğitimdeki öğrencilerin yüzde 3,4'ünü oluşturdu. Özel örgün eğitime devam eden öğrencilerin yüzde 62,7'sinin erkek öğrenciler, yüzde 37,3'ünün ise kız öğrenciler olduğu belirlendi.

Yoksulluk ve Yaşam Koşulları İstatistiklerine göre, geçen yıl toplam nüfusun yüzde 27,9'unun yoksulluk veya sosyal dışlanma riski altında iken, çocuk nüfus için bu oranın yüzde 36,8 olduğu görüldü. Yoksulluk veya sosyal dışlanma riski altında olan çocuk nüfus cinsiyete göre incelendiğinde, bu oran erkek çocuklarında yüzde 36, kız çocuklarında ise yüzde 37,8 olarak kayıtlara geçti.

Resmi kız çocuk evlilikleri azaldı

Evlenme İstatistiklerine göre, 16-17 yaş grubunda olan kız çocuklarının resmi evlenmelerinin toplam resmi evlenmeler içindeki oranı 2002'de yüzde 7,3 iken bu oran 2025'te yüzde 1,5'e düştü. Diğer taraftan, aynı yaş grubunda olan erkek çocukların resmi evlenmelerinin toplam resmi evlenmeler içindeki oranı 2002'de yüzde 0,5 iken bu oran 2025'te yüzde 0,1 oldu.

ADNKS sonuçlarına göre, geçen yıl 21 milyon 375 bin 930 çocuk nüfusun içinde sadece babası vefat etmiş çocuk sayısının 251 bin 929, sadece annesi vefat etmiş çocuk sayısının 79 bin 214, hem annesi hem de babası vefat etmiş çocuk sayısının ise 4 bin 907 olduğu görüldü.

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının verilerine göre, 2025'te Türkiye genelinde kuruluş bakımı altında bulunan çocuk sayısının 15 bin 508 olduğu tespit edildi. Mevcut koruyucu aile sayısı 9 bin 96, koruyucu aile yanında bakımı sağlanan çocuk sayısı ise 10 bin 841 oldu. Evlat edindirilen çocuk sayısı, geçen yıl 681 olarak kayıtlara geçti.

Boşanma İstatistiklerine göre, geçen yıl boşanan çiftlerin sayısı 193 bin 793 oldu. Kesinleşen boşanma davaları sonucunda, 191 bin 371 çocuk velayete verildi. Çocukların velayetinin yüzde 74,6'sının anneye, yüzde 25,4'ünün ise babaya verildiği görüldü.

Ölüm ve Ölüm Nedeni İstatistiklerine göre, 2024'te 1-17 yaş grubunda çocuk ölümleri en fazla dışsal yaralanma ve zehirlenmeler nedeniyle gerçekleşti. Söz konusu nedenle hayatını kaybeden 1-17 yaş grubundaki çocuk sayısı, 2024'te 1538 oldu. Sinir sistemi ve duyu organları hastalıkları nedeniyle 765 çocuk, iyi huylu ve kötü huylu tümörler nedeniyle 666 çocuk, dolaşım sistemi hastalıkları nedeniyle 413 çocuk hayatını kaybetti.

Ölüm ve Ölüm Nedeni İstatistiklerine göre, 2009'da bebek ölüm hızı binde 13,9 iken, 2024'te binde 9,0 oldu. Doğumdan sonraki 5 yıl içinde ölme olasılığını ifade eden 5 yaş altı ölüm hızının, 2009'da binde 17,7 iken, 2024'te binde 11,1 olduğu tespit edildi.

'Baron' ismi vermeyen Akın Gürlek: 'Baronların kökünü kazıyacağız"

Panama bandıralı gemiye yapılan operasyonda piyasa değeri yaklaşık 500 milyon Türk lirası olan 106 kilogram kokain ele geçirildi

19.04.2026 08:09:00
İhlas Haber Ajansı
'Baron' ismi vermeyen Akın Gürlek: 'Baronların kökünü kazıyacağız"
'Baron' ismi vermeyen Akın Gürlek: 'Baronların kökünü kazıyacağız"
Panama bandıralı gemiye yapılan operasyonda piyasa değeri yaklaşık 500 milyon Türk lirası olan 106 kilogram kokain ele geçirildi.

Edinilen bilgiye göre, Panama çıkışlı bir gemide uyuşturucu madde bulunduğuna dair istihbari bilgiler üzerine İstanbul MİT Bölge Başkanlığı ve Jandarma birimleri harekete geçti. Söz konusu gemi, Türkiye karasularına giriş yaptıktan sonra Kocaeli açıklarında, İstanbul istikametine seyir halindeyken Sahil Güvenlik unsurları tarafından durduruldu. Sahil Güvenlik botları refakatinde Ambarlı Limanı'na çekilen gemide, narkotik dedektör köpeklerinin de katılımıyla kapsamlı bir adli arama yapıldı. Konteynerler içerisinde gizlenmiş halde bulunan 106 kilogram kokain, güvenlik güçlerince imha edilmek üzere muhafaza altına alındı.

Bakan Gürlek: "Baronların kökünü kazıyacağız"

Operasyona ilişkin açıklama yapan Adalet Bakanı Akın Gürlek, uyuşturucuyla mücadelede "Sıfır Tolerans" vurgusu yaptı. Bakan Gürlek, şu ifadeleri kullandı: "Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın güçlü iradesiyle ortaya koyduğu 'Zehir Tacirlerine Karşı Sıfır Tolerans' ilkemiz doğrultusunda; sokaklarımızı bu illetten temizlemeye, baronların kökünü kazımaya kararlıyız. Bu başarılı operasyonda emeği geçen Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığımıza, İstanbul İl Jandarma Komutanlığımıza, Sahil Güvenlik Komutanlığımıza, MİT Başkanlığımıza ve tüm kamu görevlilerimize teşekkür ediyorum. Zehir tacirlerine dünyayı dar edeceğiz!" dedi.

Adli süreç devam ediyor

Uluslararası uyuşturucu imal ve ticaretiyle mücadele kapsamında gerçekleştirilen operasyonun ardından, Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan adli tahkikatın çok yönlü ve titizlikle sürdürüldüğü bildirildi. Ele geçirilen uyuşturucunun miktarı ve piyasa değeri, son dönemde deniz yoluyla yapılan kaçakçılığa vurulan en büyük darbelerden biri olarak kayıtlara geçti.

Gülistan Doku soruşturmasında Mustafa Türkay Sonel tutuklandı

Tunceli'de 5 Ocak 2020'den bu yana kayıp olan Gülistan Doku soruşturması kapsamında gözaltına alınan dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel'in oğlu Mustafa Türkay Sonel, sevk edildiği mahkemece tutuklandı

18.04.2026 20:02:00 / Güncelleme: 18.04.2026 20:08:17
İHA
Gülistan Doku soruşturmasında Mustafa Türkay Sonel tutuklandı
Gülistan Doku soruşturmasında Mustafa Türkay Sonel tutuklandı
Tunceli'de 5 Ocak 2020'den bu yana kayıp olan Munzur Üniversitesi Çocuk Gelişim Bölümü 2. sınıf öğrencisi Gülistan Doku soruşturmasında cinayet şüphesiyle 7 ilde operasyonlar düzenlenmiş ve 13 şüpheli gözaltına alınmıştı.

İl Jandarma Komutanlığı'nda ifade işlemleri tamamlanan ve adliyeye sevk edilen şüphelilerden Engin Y., Cemile Y., Zeinal A., Erdoğan E., Gökhan E., Şükrü E., Ferhat G., Celal A., Nurşen A., tutuklanırken Uğurcan A., Süleyman Ö. ve Savaş G. ise adli kontrol kararı ile serbest bırakılmıştı.



Son olarak adliyede işlemleri devam eden Mustafa Türkay Sonel, nöbetçi mahkeme karşısına çıkartıldı. Dün Elazığ'da gözaltına alınan ve Erzurum'a götürülen dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel'in oğlu Mustafa Türkay Sonel'de mahkemece tutuklandı. Böylelikle soruşturmada tutuklama sayısı 10'a yükseldi.



Öte yandan dün soruşturma çerçevesinde Bursa'da gözaltına alınan dönemin başhekimi Çağdaş Özdemir'in de ilerleyen sürelerde savcılığa sevkinin sağlanacağı bildirildi. ABD'de de bulunan yakalama kararı çıkartılan Umut Altaş'ın ise kırmız bülten işlemlerinin sürdüğü öğrenildi.

Olayla ilgili soruşturma sürüyor.

Gözaltına alınan Tuncay Sonel Erzurum'a getirildi

Tunceli'de kayıp üniversite öğrencisi Gülistan Doku soruşturması kapsamında dün Elazığ'da gözaltına alınan eski Tunceli Valisi Tuncay Sonel, sabah saatlerinde Erzurum'a getirildi

18.04.2026 12:51:00 / Güncelleme: 18.04.2026 12:53:58
İHA
Gözaltına alınan Tuncay Sonel Erzurum'a getirildi
Gözaltına alınan Tuncay Sonel Erzurum'a getirildi
Tunceli'de 5 Ocak 2020'den bu yana kendisinden haber alınamayan Munzur Üniversitesi Çocuk Gelişim Bölümü 2. sınıf öğrencisi Gülistan Doku soruşturmasında cinayet şüphesiyle 7 ilde operasyonlar düzenlenmiş ve 13 şüpheli gözaltına alınmıştı.

Soruşturma kapsamında oğlu Mustafa Türkay Sonel ve koruma polisi Ş.E. gözaltına alınan dönemin Tunceli Valisi olan Mülkiye Başmüfettişi Tuncay Sonel açığa alınmıştı. Elazığ'da bulunan Tuncay Sonel, Elazığ İl Emniyet Müdürlüğü ekipleri tarafından gözaltına alındı.

Tuncay Sonel daha sonra karayoluyla sabah saatlerinde Erzurum'a getirildi. Bu arada soruşturma kapsamında dönemin Devlet Hastanesi Başhekimi olan Kadın Doğum Uzmanı Doktor Çağdaş Özdemir'de Bursa'da gözaltına alınmıştı.

Soruşturma Erzurum'da yürütülecek

Tuncay Sonel ile ilgili soruşturmayı ilgili mevzuat gereği Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığı yürütecek. Sonel'in emniyetteki işlemlerinden sonra Erzurum Adliyesi'ne çıkarılması bekleniyor.
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.