Hatay'da az hasarlı raporu verilen binalar rant için mi yıkılıyor?
CHp Hatay Milletvekili Nermin Yıldırım Kara, Hatay’da gerçekleştirilen yıkımlardaki olası hak kayıplarına ilişkin, yazılı bir basın açıklamasında bulundu.
Haber Merkezi





YURTTAŞLARIN MADDİ ZARARA UĞRATILMASI KABUL EDİLEMEZ
Antakya'daki yıkımı örnek gösteren Yıldırım Kara, "Burada, özellikle 6306 sayılı Afet Kanunu'nun kötüye kullanıldığını görüyoruz. Tam adıyla Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkındaki Kanun kapsamında rezerv alan içerisinde kalan yapılar için öncelikle SPK tarafından lisans verilmiş firmalarca gayrimenkul değerlemesine ilişkin raporların alınması gerekiyor. Böylece yapının değeri tespit ediliyor ve rezerve alanda yapılacak yeni yapıdan bu bedelin mahsup işlemi gerçekleştiriliyor. Ancak bir yapı, riskli yapı haline gelirse Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığınca yıkım gerçekleştirilebilir. Dolayısıyla kat irtifakı sonlanır, değer tespit edilemeden yapı rezerv alana dahil edilmiş olur. Yani 6306 sayılı kanunun altıncı maddesi birinci fıkrası gereğince üzerindeki bina yıkılarak arsa haline gelen taşınmazlarda, daha önce kurulmuş olan kat irtifak veya kat mülkiyeti, bakanlığın talebi üzerine tapu müdürlüğüne re'sen terkin edilebilir. Böylece yıkım işlemine tabi tutulan binalarda kat irtifakı kaldırılarak yurttaşların taşınmazlarının arsa payına dönüştürülmesi işlemi gerçekleştirilebilir. Oysa yine aynı kanunun beşinci maddesinde riskli yapıların tespit ve yıkımı sürecinin malikler ile anlaşarak yapılmasının esas olduğu ifade edilmiştir. Ancak az hasarlı olduğu kayda geçmiş olan bu binadan kolluk marifetiyle devamlı olarak karot örnekleri alınmış, böylece binanın statüsünün riskli olarak değiştirilmesi için tüm imkanlar zorlanmıştır. Nitekim idarenin talebi üzerine bu şekilde tespit yapılacağı 9 Kasım 2023 tarih ve 7471 sayılı düzenlemeyle kendisine verilmiş bir yetkidir. Ancak kolluk ile sürekli karot almak, internet üzerinden yapılan tebligatların yurttaşlara ulaşmaması kat irtifaklarının re'sen kaldırılması, arsa payı sahibine dönüştürülmesi ve mahsuplaşma sırasında ödenecek tutarların azaltılması mülkiyet hakkının zarar görmesine neden olacak hususlardır. Kaldı ki sorunun muhatabı olan yurttaşların, baro temsilcileri kanalıyla sulh hukuk mahkemelerine, binanın rezerv alanlarda kaldığı ve yıkılması ihtimaline karşı değer tespiti yapılması talepleri vardır. Bu ve benzeri durumda olan yapı sahiplerinin, yıkım ihtimaliyle karşı karşıya kaldığı ve mağduriyet yaşayacakları da bir gerçekliktir. Rezerv alan yasasının mülkiyet haklarına dokunmak anlamına gelmeyeceğini iddia eden iktidar, bir kez daha kendisiyle çelişkiye düşmüştür. Bir binayı zorla riskli yapı ilan etmek ve bu yolla yurttaşları maddi olarak zarara uğratmak, hiçbir şekilde kabul edilemez" diye konuştu.









































































