12 Eylül 1982 anayasası yaşanan süreç açısından ele alındığında Askeri bir rejimden sivil bir rejime geçiş olduğu düşünüldüğünde, demokratik açıdan bazı sıkıntıların yaşanması normal karşılanabilir. Çünkü siviller demokratik haklarını barış ortamında kullanmaktan aciz duruma düşmüş, barış yerine kavgayı tercih etmiş, kardeş kardeşi vurma noktasına gelinmişti. O zaman sütten ağzı yananların yoğurdu üfleyerek yemesi normal karşılanabilir. 1982 Anayasasının en anti- demokratik olan tarafı maddelerin ayrı ayrı oylanmamasıdır. Vatandaşa bazı maddeleri beğenip bazı maddeleri beğenmeme şansı verilmemiş, maddelerin tamamına tek celsede evet ya da hayır sorusu sorulmuştur. Böyle bir askeri rejim hali olmamasına rağmen, demokrasi havarisi kesilen AKP, 1982 anayasasında yaşanan anti demokratik davranışın aynısını kendisi de uygulamaktadır.Eğer gerçek demokrasinin gereği uygulanmak istenseydi, maddeler tek tek oylanmalıydı. Mesela değişikliği istenen bazı maddelere kesin hayırcı olanlar evet oyu kullanabilirdi. Kesin evetçiler de bazı maddelere hayır kullanabilirlerdi. Bu şans vatandaşa verilmediği için istemeden de olsa maddelerin tamamına evet ya da hayır diyecek, toplumsal mutabakatın yolu tıkanacaktır. Anayasa değişikliğinin son maddesinde (26. madde) "Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer ve halkoyuna sunulması halinde tümüyle oylanır" denilmek sureti ile halkın kendi yararına, ülke yararına gördüğü maddeleri ayırarak kabul etme veya reddetme hakkı elinden alınmıştır. Oysa en basit demokratik teamüle göre her bir madde için halkın ayrı ayrı evet veya hayır diyebilme imkanına sahip olması icap ederdi. Bu mantık, tek başına halkın yararına olmayan halkı köleleştiren maddelerin Anayasa'nın içine yerleştirildiğinin ispatıdır. O nedenle bu paketi gözümüzü dört açıp değerlendirmeliyiz. Referandumda oylanacak Anayasa değişikliği, toplumun temel ihtiyaçları göz önünde bulundurularak, uzlaşma ortamında, ülkenin her kesiminin ortak katkıları ile hazırlanmış bir değişiklik olmadığı için ve tamamen AKP'nin dayatması ile demokratik toplumun gereklerine uyulmadan çıkarılmaya çalışıldığı için "hayır" diyoruz. Bu, 2. gerekçemiz. Devam edeceğiz?
Uğur Kepekçi / diğer yazıları
- Dünya kaosa sürüklenirken: Sessizlik daha ne kadar sürecek? / 04.05.2026
- Kınama değil, caydırıcılık gerek / 03.05.2026
- Eski siyasetle yeni Türkiye kurulamaz / 02.05.2026
- Türkiye’nin ihtiyacı geleceği inşa etmektir / 01.05.2026
- Devletin varlıkları satılarak devlet ayakta kalamaz / 30.04.2026
- Milletin egemenliği ve “Baba Devlet” ihtiyacı / 29.04.2026
- Aidiyet bilincini yeniden kuşanmak zorundayız / 28.04.2026
- Rakamların söylediği, hayatın yalanladığı gerçek / 27.04.2026
- Sabrın fazileti hakkında / 26.04.2026
- Bayramın en güzel yüzü: Çocukların gülüşü / 25.04.2026
- Kınama değil, caydırıcılık gerek / 03.05.2026
- Eski siyasetle yeni Türkiye kurulamaz / 02.05.2026
- Türkiye’nin ihtiyacı geleceği inşa etmektir / 01.05.2026
- Devletin varlıkları satılarak devlet ayakta kalamaz / 30.04.2026
- Milletin egemenliği ve “Baba Devlet” ihtiyacı / 29.04.2026
- Aidiyet bilincini yeniden kuşanmak zorundayız / 28.04.2026
- Rakamların söylediği, hayatın yalanladığı gerçek / 27.04.2026
- Sabrın fazileti hakkında / 26.04.2026
- Bayramın en güzel yüzü: Çocukların gülüşü / 25.04.2026



























































