İlk hedefin demokrasi olduğunu tüm halkımızın kabul ettiğini kesin olarak bildiğimize göre, hizmette hedef, demokratik şartlara ulaşmak gayreti olmalıdır. Bu aşamada seçim barajının kalkması, demokrasinin kesinlikle olmazsa, olmazıdır. İnşallah bunun sağlanması milletin demokrasi yolunda hedefe ulaşma ümidini arttıracaktır. Şimdi sıra partiler arasında uygulanan eşitsizliklere gelmiştir. Medyada seçim sırasında sadece, önde iktidar ve parlamentoda gurubu olan partiler ön planda reklam edilmekte ve önceliğe sahip olmaktadır. Hiç bir eşitliğe riayet edilmemektedir. Basın riyakârlığı ve yağcılığı tüm hakikatleri örtmekte ve yanlışları doğru havasında halka ulaştırmaktadır. Bunun kontrolü son derecede güçtür. Biliyorum ancak en azından yapılacak şey, partiler arasındaki haksız maddi devlet desteğinin ortadan kaldırılmasıdır. Yüzde 7 oyu aşan partilere verilen devlet desteği, çeşitli faaliyetler, el altından halka verilen paketler, çeşitli reklamlar olmak üzere, bayrak flama gibi her türlü masraflarını karşılamakta ve diğer partiler elleri kolları bağlanarak ortadan silinmektedir. Devletin parası çarçur edilerek büyük bir haksızlık ortaya çıkmaktadır. Devlet yardımı olsa da olmasa da bu partiler herhangi bir şekilde çalışmalar içinde olmak mecburiyetinde olacaklardır. O zaman eşit şartların devletçe sağlanması gereklidir. İki yol mevcuttur. Ya her seçime hazır olan partiye eşit mali yardım yapılmalı, ya da hiç birine. Bir siyasi partiye konuşma hakkı veren bir medyanın tümüne aynı programda veya aynı yayında eşit söz hakkı tanıması gereklidir. Bu tedbirler eşitliğin sağlanması bakımından değişik şekillerde uygulanmalıdır. Basının da demokratik hakları ihmal edilemez. Amma en azından basına ayrıcalıklı devlet desteği tamamen ortadan kaldırılmalıdır. Seçim zamanlarında bu konuda çok yazılar yazıldı. Bu işler ne yazık ki, yazı ile olmuyor. Önümüzdeki seçimden sonra inşallah iktidar değişirse buna belki bir çare bulunur diye düşünmeye ömür yetmez. Ne demişti Sayın Demirel seneler önce, "Demokrasilerde çareler tükenmez" ne yazık ki buna tamamen ters davranışlar şu anda demokrasiyi arapsaçına döndürdü. Herkes hakları, kendine yontmakla meşgul. Hırsızlığa, rüşvete, soyguna, anarşiye, işsizliğe, haksızlığa, açlığa çare yerine, sosyal devlet olma yerine, 'sorunlu' devlet haline getirildi.Milleti temsile seçilmiş, yemin dahi etmiş vekillerin görevlerine olan bağlılıkları herkesin taktirini kazanmaktadır. Çoğu zaman gece yarısı el kaldırmaları için Meclis'te bulunmak büyük fedakarlık. Hele trafikteki serbestlik kanunu ile ailece trafiğe neşe katmaları son derecede demokrasiye katkı sağlamıştır. Bunun gibi pek çok ayrımcılık yasalarının demokrasi kuralı haline gelmesi, başta insan haklarına ve Anayasa maddelerine aykırıdır. Vatandaşlarımızın bu haksızlıklarla demokrasi adına, demokratik kurallarla mücadele etmesi milli görevidir. Bana ne diye diye halkın kenarda kalması karşısında, iktidarların astığı astık, kestiği kestik, haline dönüştüğünden, halka sana ne diyebilme cüreti olağan hale gelmiştir. Ne yazık, vekiller asıl, asıllar iktidara çıkış basamağı olmuştur. Halkımızın demokrasiyi ve sosyal devleti ancak Milli Ekonomi Modeli ve Sosyal Devlet Modeli ile Prof Dr. Haydar Baş ve BTP ile elde etmesi mümkündür. Artık doğruyu söyleyen dokuz köyden kovulmamalı. Her yerde korunmalı.
Prof. Dr. Ata Selçuk / diğer yazıları
- Yanlıştan, yanlışla kurtuluş olmaz / 12.09.2021
- Bir hayal peşinde -2- / 18.02.2021
- Bir hayal peşinde -1- / 17.02.2021
- Aşının özü / 22.12.2020
- Temelsiz demokrasi / 22.10.2020
- Demokrasi çamuru / 25.09.2020
- Tecelli / 27.03.2020
- Kaynayan kazan / 06.01.2018
- Hedef yalanı / 31.12.2017
- Vatanım sen yaşa / 27.12.2017
- Bir hayal peşinde -2- / 18.02.2021
- Bir hayal peşinde -1- / 17.02.2021
- Aşının özü / 22.12.2020
- Temelsiz demokrasi / 22.10.2020
- Demokrasi çamuru / 25.09.2020
- Tecelli / 27.03.2020
- Kaynayan kazan / 06.01.2018
- Hedef yalanı / 31.12.2017
- Vatanım sen yaşa / 27.12.2017



























































