logo
22 MAYIS 2026

Hep O'nun yanındaydı

11.10.2003 00:00:00
Ömer (r.a), risaletin altıncı yılında müslüman olmuştur. O, iman edenlerin arasına katıldığı zaman müslümanların sayısı yetmiş seksen kişi kadardı. Mekkeli müşriklerin, gösterdiği zorbaca tepkiden dolayı müslümanlar, Beytullah'a gidip namaz kılamıyor ve ancak gizlice bir araya gelebiliyorlardı. Ömer (r.a) müslüman olunca doğruca Beytullah'ın yanına gitti ve müslüman olduğunu haykırdı. Orada bulunanlar şiddetli tepki gösterdi. Ancak o, müşriklere karşı savaşını sürdürerek onların, müslümanlara gösterdiği muhalefeti kırdı ve bir avuç müslümanla birlikte herkesin gözü önünde Beytullah'ta namaza durdu. Onun bu şekilde saflarına katılması müslümanlara büyük bir moral desteği sağlamıştı. Abdullah İbn Mes'ud'un; "Ömer'in müslüman oluşu bir fetihti" sözü bunu açıkça ortaya koymaktadır. Taberî'nin İbn Abbas'tan tahric ettiği bir hadise göre, müslümanlığını ilk ilân eden kimse Hz. Ömer (r.a) olmuştur. Ömer (r.a) benliğini kuşatan imanın verdiği heyecanla, küfre karşı açık ve net bir şekilde, hiç bir tehdide aldırış etmeden mücadele ediyordu. Müşrikler, şecaat ve kararlılığını eskiden beri bildikleri için ona sataşmaya cesaret edemiyorlardı.

Açıktan hicret

Müslüman olduktan sonra sürekli Resulullah (s.a.s)'ın yanında bulunmuş, onu korumak için elinden gelen gayreti göstermiştir. O, imân ettikten sonra müşriklere karşı çok sert davranmış ve dinini her ortamda, kimseden çekinmeden herkese meydan okuyarak savunmuştur. İslâm tebliğinin yeni bir veche kazanması için Medine'ye hicret emrolunduğu zaman müslümanlar Mekke'den gizlice Medine'ye göç etmeye başladıklarında, Hz. Ömer, gizlenme ihtiyacı duymamıştı. Ömer (r.a), beraberinde yirmi arkadaşı olduğu halde Medine'ye doğru yola çıkmıştı. Hz. Ali (r.a) onun hicretini şu şekilde anlatmaktadır: "Ömer'den başka gizlenmeden hicret eden hiç bir kimseyi bilmiyorum. O, hicrete hazırlandığında kılıcını kuşandı, yayını omuzuna taktı, eline oklarını aldı ve Kâ'be'ye gitti. Kureyş'in ileri gelenleri Kâ'be'nin avlusunda oturmakta idiler. O, Kâ'be'yi yedi defa tavaf ettikten sonra, Makâm-ı İbrahim'de iki rek'at namaz kıldı. Halka halka oturan müşrikleri tek tek dolaştı ve onlara; "Yüzler pisleşti. Kim anasını evladsız, çocuklarını yetim, karısını dul bırakmak istiyorsa şu vadide beni takip etsin" dedi. Onlardan hiç biri onu engellemeye cesaret edemedi. Bunun içindir ki İbn Mes'ud; "Onun hicreti bir zaferdi".

Hep O'nun yanında

Ömer (r.a), Medine dönemi boyunca İslam'ın yücelişini etkileyen bütün olaylara aktif olarak iştirak etmiştir. Resulullah (s.a.s)'ın önemli kararlar alacağı zaman görüşlerine başvurduğu kimselerin başında Ömer (r.a) gelir. Onun ileri sürdüğü görüşler o kadar isabetliydi ki; bazı ayetler onun daha önce işaret ettiğine uygun olarak nazil oluyordu. Resulullah (s.a.s) onun bu durumunu şu sözüyle ifade etmekteydi: "Allah, hakkı Ömer'in dili ve kalbi üzere kıldı".

Ömer (r.a), Bedir, Uhud, Hendek, Hayber vb. gazvelerin hepsine ve çok sayıda seriyyeye katılmış, bunların bansında komutan olarak görev yapmıştır. Bunlardan biri Hicretin yedinci yılında Havazinliler'e karşı gönderilen seriyyedir.

Ömer (r.a), bütün meselelere karşı net ve tavizsiz tavır koymakla tanınır. Onun, müşriklerin İslâma karşı olan saldırılarını hazmedememe konusundaki hassasiyeti; bazı kararlara şiddetle karşı çıkmasına sebep olmuştur. Hudeybiye'de yapılan anlaşmanın müşrikler lehine görünen maddelerine karşı çıkışı bunlardan biridir. Ancak o, Resulün, Allah Teâlâ'nın gösterdiği doğrultuda hareket etmekten başka bir şey yapmadığı uyarısı karşısında, hemen kendini toparlamış ve olayın iç gerçeğini kavramıştı.

Hz. Ebubekir'in de yardımcısı

Resulullah (s.a.s)'ın vefatının hemen peşinden ortaya çıkan karışıklığın Hz. Ebû Bekir'in halife seçilmesiyle yok edilmesinde Hz. Ömer büyük rol oynamıştır. Hz. Ebû Bekir'in kısa halifelik döneminde en büyük yardımcısı Ömer (r.a) olmuştur.

Hz. Ebû Bekir (r.a) vefat edeceğini anladığında, Hz. Ömer'i kendisine halef tayin etmeyi düşünmüş ve bu düşüncesini açıklayarak bazı sahabilerle istişarelerde bulunmuştu. Herkes Ömer (r.a)'ın fazilet ve üstünlüğünü kabul etmekle beraber, onu bu iş için biraz sert mizaclı buluyorlardı. Hatta Talha (r.a) ve diğer bazı sahabiler ona; "Rabbin seni Ömer'i hafife tayin ettiğinden dolayı sorgularsa ona ne cevap vereceksin? Bilirsin ki Ömer oldukça sert bir kimsedir" demişlerdi. Hz. Ebû Bekir onlara; "Derim ki: Allahım! Kullarının en iyisini onlara halife yaptım" karşılığını vermişti. Sonra da Hz. Osman'ı çağırarak bir kâğıda Hz. Ömer'i halife tayin ettiğini yazdırdı. Kâğıt katlanıp mühürlendikten sonra, Hz. Osman dışarı çıkarak insanlardan kâğıtta yazılı olan kimseye bey'at edilmesini istedi. Oradakilerin bey'at etmesiyle Hz. Ömer'in II. Raşid halife olarak iş başına gelişi gerçekleşmiş oldu.

Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) CHP'ye Mutlak Butlan kararına tepki gösterdi

Bu karar Türk siyasetine yöneliktir diyen BTP Sözcüsü Lütfullah Önder, " İktidar kendi vesayeti altında bir ülke kurmak istiyor. İstiyor ki kendi istediği gibi muhalefet oluşsun, kendi izin verdiği ölçüde muhalefet yapılsın istiyor" dedi

22.05.2026 14:49:00
Haber Merkezi
Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) CHP'ye Mutlak Butlan kararına tepki gösterdi
Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) CHP'ye Mutlak Butlan kararına tepki gösterdi
Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) CHP'ye Mutlak Butlan kararına tepki gösterdi. Bu karar Türk siyasetine yöneliktir diyen BTP Sözcüsü Lütfullah Önder, " İktidar kendi vesayeti altında bir ülke kurmak istiyor. İstiyor ki kendi istediği gibi muhalefet oluşsun, kendi izin verdiği ölçüde muhalefet yapılsın istiyor" dedi.
BTP Sözcüsü Önder'in açıklaması şöyle; "Mutlak butlan kararı siyaset tarihimize, hukuk tarihimize kara bir leke olarak geçmiştir, bir ayıp olarak yerini almıştır. Bu karar sadece CHP'ye yönelik değil, Türk siyasetine yöneliktir. Bu nedenle her bir vatandaşımızı, her bir insanımızı ilgilendirmekte; demokrasiye ve hukuka inanan, demokrasi ve hukukun devam etmesi gerektiğini düşünen her vatandaşımıza bu anlamda görev düşmektedir.

"İktidar kendi vesayeti altında bir ülke kurmak istiyor"

İktidar kendi vesayeti altında bir ülke kurmak istiyor. Kendi vesayetini kurmak istiyor. İstiyor ki kendi istediği gibi muhalefet oluşsun, kendi izin verdiği ölçüde muhalefet yapılsın, kendi iktidarının devamını sağlayacak bir zemin bu ülkede oluşsun ama hiçbir şekilde kendi iktidarını tehdit eder hâle kimse gelemesin. Yıllarca bu ülkede vesayeti kırmak, vesayetle mücadele etmek iddiasıyla iktidara gelenler, iktidarda her seçim öncesi 'Vesayetle mücadele ediyoruz' diyerek milletten oy isteyenler maalesef bugün kendi vesayetlerini kuruyorlar. En büyük kentin belediye başkanını ve aynı zamanda ana muhalefet partisinin cumhurbaşkanı adayını ve yine birçok seçilmiş belediye başkanını tutukladılar. Açtıkları soruşturmalarla, belediye başkanları üzerine oluşturdukları baskılarla birlikte transferler yapılıyor. İsteniyor ki kendilerinin kontrolünün dışında bir güç bu ülkede olmasın.

"Millet bu prangayı kırar"

Bu tümüyle iktidar vesayetidir. Bu tümüyle millet iradesine vurulan bir prangadır. Millet bu prangayı kırar. Geçmişte kırdığı gibi buna müsaade etmez. Anayasa Mahkemesi'nin 367 kararıyla millet iradesine pranga vurulabildi mi? E-muhtıra yayımlanmıştı yine aynı dönemde. Millet iradesine pranga vurulabildi mi? Ne oldu? O dönemde yüzde 25'lere düşen AK Parti oyu, bu müdahalelerle birlikte yüzde 42'ye çıktı ve daha güçlü bir şekilde AK Parti'nin tekrar iktidar olması gerçekleşti. Bugün de aynı şekilde mahkeme koridorlarında, yargı eliyle siyasete müdahale edip ana muhalefet partisini ve onun üzerinden Türkiye'de muhalefeti ve siyaseti şekillendirmeye çalışanların oyunu tutmayacak çünkü bu oyunu millet bozup atacaktır. Millet bu prangaları kırıp atacaktır.

"CHP yönetimi millete sığınmalıdır"

CHP'nin Genel Başkanı Sayın Özgür Özel ve CHP yönetimi millete sığınmalıdır, millete dönmelidir, millet de güç birliği yapmalıdır. Millet iradesinin üstünde hiçbir irade yoktur. Bu düğümü millet çözer. Bu oyunu millet bozar. Bu prangaları ancak millet kırar. Bu anlamda CHP kimliğini taşıyan ama bu oyunların aparatı hâline gelmiş, bu oyunun bir parçası hâline gelmiş kişilere —bu milletvekili olabilir, eski genel başkanlar olabilir, başka isimler, siyasetçiler olabilir— tavsiyemiz, onların kavga etmeleri değildir. Tavsiyemiz, daha önceden de defalarca ifade ettiğimiz üzere, bu hukuksuzluğa, bu demokrasi ayıbına karşı çıkan; bu ülkenin demokrasi ve hukuk zeminine bir an önce dönmesi gerektiğine inanan bütün siyasi partilerle beraber olunmasıdır. Bu yetmez, sivil toplum örgütleriyle beraber olunmalıdır. Yetmez; barolar gibi meslek kuruluşlarıyla beraber olunmalıdır. Hukuk ve demokrasiye inanan bütün muhalefeti CHP yönetimi organize etmeli ve demokrasi ve hukuk yolunda yürümeye devam etmelidir. Burada iktidarla birlikte hareket eden ya da iktidarın oyununun parçası hâline gelmiş olanlarla uğraşmaya, onlarla kavga etmeye hiç gerek yok. Milletle beraber yol yürünmelidir. Millet bu oyunu bozacak ve bu yeni vesayet kurma çalışmaları, iktidar vesayetini oluşturma gayretleri boşa çıkacaktır."

BTP Sözcüsü Lütfullah Önder'in açıklamasını izleyin:

Avrupa Konseyi raporuna göre Türkiye ve Fransa cezaevi doluluğunda ilk sırada

Avrupa Konseyi raporuna göre Türkiye ve Fransa, cezaevi doluluk oranında ilk sırada yer aldı. Türkiye, 100 bin kişiye 458 mahkumla hapis oranında Avrupa Konseyi ülkeleri arasında açık ara zirvede bulunuyor

22.05.2026 12:25:00
Haber Merkezi
Avrupa Konseyi raporuna göre Türkiye ve Fransa cezaevi doluluğunda ilk sırada
Avrupa Konseyi raporuna göre Türkiye ve Fransa cezaevi doluluğunda ilk sırada
Avrupa Konseyi raporuna göre Türkiye ve Fransa, cezaevi doluluk oranında ilk sırada yer aldı. Türkiye, 100 bin kişiye 458 mahkumla hapis oranında Avrupa Konseyi ülkeleri arasında açık ara zirvede bulunuyor.
Avrupa Konseyi'nin salı günü yayımlanan cezaevi koşullarına ilişkin son raporu, cezaevlerinde aşırı doluluğun kalıcı bir sorun olduğunu ortaya koydu. Rapora göre, Türkiye, Fransa ile birlikte Avrupa Konseyi'ne üye ülkeler arasında cezaevlerinde doluluk oranı en yüksek ülke oldu.

Yapılan araştırmaya göre, Türkiye cezaevlerinde yüzde 131'lik bir kapasite aşımı yaşanıyor. Fransa da ilk sırada Türkiye ile aynı oranı paylaşıyor.

Fransa ve Türkiye'yi, Hırvatistan (123), İtalya (121), Malta (118), Kıbrıs (117), Macaristan (115), Belçika (114) ve İrlanda (112) izledi.

Bazı ülkelerde durum kritik seviyeye ulaşırken, bazıları da maksimum kapasiteye çok yakın.

Strasbourg merkezli örgütün 46 üye devletinin cezaevi idareleri tarafından sağlanan verilere dayanan belge, cezaevi nüfusunun artış eğilimini doğruluyor. Bu eğilim, yalnızca birkaç gün önce kamuoyuna açıklanan son Eurostat araştırmasında da yüzde 2'lik artışla vurgulanmıştı.

Hapis cezasında Türkiye ilk sırada
Avrupa Konseyi'ne üye 46 ülke arasında Türkiye, 100 bin kişiye 458 mahkumla en yüksek hapis oranına sahip ülke oldu. Türkiye'yi Azerbaycan ve Moldova izledi.

Ocak 2024-Ocak 2025 döneminde mahkum sayısının en fazla arttığı ülke de yüzde 29 ile Türkiye olurken, en büyük düşüş yüzde 18 ile Ukrayna'da kaydedildi.

Rapora göre Avrupa Konseyi ülkelerindeki toplam mahkum sayısı bir yılda yüzde 8,5 artarak 1,1 milyonu aşarken, kadın mahkumların oranı da yüzde 4,8'den yüzde 5,2'ye yükseldi.

Diğer ülkelerde durum nasıl?
31 Ocak 2024 ile 31 Ocak 2025 arasında, mevcut 100 yer başına düşen mahkum sayısı 94,7'den 95,2'ye yükseldi. Bu artış, bölgesel farklılıklara rağmen kaydedildi. Bir önceki değerlendirmede altı ülke ciddi aşırı doluluk bildirmişti; bu sayı şimdi dokuza çıktı.

Beş ülke daha kapasitenin üzerinde bulunuyor ve "orta düzeyde aşırı doluluk" olarak tanımlanan durumla karşı karşıya: Finlandiya (110), Yunanistan (108), Birleşik Krallık'ın İskoçya bölgesi (106), Kuzey Makedonya (104) ve İsveç (103).

Portekiz cezaevi sistemi ise kapasiteye çok yakın çalışıyor (99). Portekiz, Romanya'dan (100) daha iyi durumda olsa da Azerbaycan (98), Birleşik Krallık'ta İngiltere ve Galler (96), Sırbistan (96), Çekya (95), Hollanda (95), Danimarka (95) ve İsviçre'den (95) daha yüksek doluluk oranına sahip.

Avrupa Konseyi, yüzde 90 doluluk oranının bile yüksek risk göstergesi ve ciddi operasyonel baskı anlamına geldiğine dikkat çekiyor.

Toplamda, 31 Ocak 2025 itibarıyla Avrupa Konseyi'ne üye 46 devlette 1 milyon 107 bin 921 kişi cezaevindeydi. Bu, bir önceki yıla göre yüzde 8,5'lik artış anlamına geliyor. Ortalama hapis oranı ise 100 bin kişi başına 110 mahkum olarak kaydedildi.

Cezaevlerindeki kadınların oranı yüzde 4,8'den yüzde 5,2'ye yükseldi. Nüfusu 500 binden fazla olan ülkeler arasında en büyük artışlar Macaristan (yüzde 8,8), Çekya (yüzde 8,6), Malta (yüzde 8) ve İsveç'te (yüzde 7,9) görüldü. En düşük oranlar ise Arnavutluk (yüzde 1,6), Ermenistan (yüzde 2,6), Karadağ (yüzde 2,8) ve Azerbaycan'da (yüzde 3,1) kaydedildi.

Hapis oranları Doğu Avrupa'da daha yüksek kalmaya devam ediyor. 100 bin kişi başına 458 mahkumla ilk sırada olan Türkiye'yi, Azerbaycan 271, Moldova 245 ve Gürcistan 232 mahkumla takip ediyor.

Avrupa Birliği ülkeleri arasında ise Macaristan (206), Polonya (189), Çekya (178) ve Slovakya (151) en fazla kişiyi hapseden ülkeler arasında yer alıyor.

Rapor ayrıca cezaevi sistemlerinde yabancı uyrukluların varlığının arttığını ortaya koyuyor. Mahkûmların yüzde 17'si vatandaş olmayan kişilerden oluşuyor. 65 yaş üstü mahkûmların sayısında da artış var. Ancak Avrupa Konseyi uzmanları, genel olarak bu yaş grubunun oranının hâlâ "mütevazı" seviyede olduğunu belirtiyor.

Portekiz ve İtalya, 42 yaşla en yüksek ortalama mahkûm yaşına sahip ülkeler. Bu ülkeleri Karadağ, Estonya ve Sırbistan (41) izliyor. En genç cezaevi nüfusuna sahip ülkeler ise Moldova (30), İsveç (34), Fransa, Kıbrıs ve Danimarka (35).

Uzun cezalar ve tutukluluk
Bu yıl şubat ayında Lusa haber ajansına konuşan Cezaevi ve Yeniden Topluma Kazandırma Hizmetleri Genel Müdürü Orlando Carvalho, ülkedeki 49 cezaevinde o ay 13 bin 302 mahkûm bulunduğunu söyledi. Ocak 2025 ile Şubat 2026 arasında cezaevi sistemine 850 mahkûm girdi.

Bu aşırı doluluğa doğrudan katkı yapan faktörlerden biri, Portekiz'deki ortalama hapis cezası süresi. Uluslararası rapora göre Portekiz, kıtadaki en uzun ortalama hapis cezası süresine sahip: Avrupa ortalaması 9,7 ay iken Portekiz'de bu süre 31,4 ay.

31 Ocak 2025 itibarıyla hüküm giymiş 9 bin 645 mahkûmun 3 bin 741'i 5 ila 10 yıl arasında, bin 423'ü 10 ila 20 yıl arasında, bir diğer bin 423'ü ise 20 yıldan uzun hapis cezalarını çekiyordu.

Portekiz Mahkûmlara Destek Derneği Genel Sekreteri Vítor Ilharco, Euronews'e yaptığı açıklamada ceza indirimi kurallarının uygulanma biçimini eleştirerek, "Kurallarımız Avrupa'nın geri kalanında uygulandığı gibi uygulansaydı, 6 bin 500'den fazla mahkûmumuz olmazdı" dedi.

Ilharco, "Cezanın yarısı dolmadan kimseye geçici tahliye verilmiyor," diye belirtti.

Vítor Ilharco, cezaevi sistemi üzerindeki baskıyı artıran bir diğer uygulamanın da tutukluluğun, hapis dışı tedbirler yerine tercih edilmesi olduğunu söyledi. Ilharco, "Çözüm basit: Önce insanları içeri atıyorsunuz, sonra soruşturuyorsunuz" dedi.

Avrupa Konseyi'nin ceza istatistiklerine göre Portekiz'de daha sonra hüküm giyen kişilerin tutuklulukta geçirdiği ortalama süre 57 gün. Bu, 21 günlük Avrupa ortalamasının iki katından fazla.

Avrupa Konseyi, cezaevi nüfusunun yaşlanmasına ilişkin değerlendirmesinde, gelecekte "sağlık hizmetleri, kronik hastalıklar, bilişsel gerileme ve hareket kısıtlılığı" gibi "çoğu zaman karmaşık ihtiyaçların" dikkate alınması gerekeceği uyarısında bulunuyor.

Kılıçdaroğlu'ndan mutlak butlan kararı sonrası ilk adım: Üç avukatı azletti

CHP'de mahkeme kararıyla genel başkanlık görevine getirilen Kemal Kılıçdaroğlu ilk icraatını gerçekleştirdi. Kılıçdaroğlu, Özel'e yakın üç avukatı azletti

22.05.2026 11:37:00
Haber Merkezi
Kılıçdaroğlu'ndan mutlak butlan kararı sonrası ilk adım: Üç avukatı azletti
Kılıçdaroğlu'ndan mutlak butlan kararı sonrası ilk adım: Üç avukatı azletti
CHP'de mahkeme kararıyla genel başkanlık görevine getirilen Kemal Kılıçdaroğlu ilk icraatını gerçekleştirdi. Kılıçdaroğlu, Özel'e yakın üç avukatı azletti.

Cumhuriyet Halk Partisi'nde mahkemenin mutlak bulan kararı sonrası genel başkanlık görevine getirilen Kemal Kılıçdaroğlu ilk icraatını gerçekleştirdi.

Kılıçdaroğlu, üç parti avukatını azletti. Görevden azlettirilen avukatlar, Özgür Özel'e yakın isimler olarak biliniyordu.

Kemal Kılıçdaroğlu'nun azlettiği üç parti avukatı arasında avukat Çağlar Çağlayan da bulunuyor.

Alınan bu karara ilişkin Özel cephesinden henüz bir açıklama gelmiş değil.

GÖZLER YÜKSEK SEÇİM KURULU'NDA

CHP'de gözler bir yandan da Yüksek Seçim Kurulu'ndan çıkacak karara çevrilmiş durumda.

Mahkemenin verdiği mutlak butlan kararı, Özel'in kurmayları tarafından YSK'ya taşındı .

Yüksek Seçim Kurulu'nun itirazı bir karara bağlaması bekleniyor.

Enerji ithalatı faturası nisanda yüzde 28,4 arttı

Türkiye'nin enerji ithalatı için ödediği tutar, nisanda geçen yılın aynı ayına göre yüzde 28,4 artarak 6 milyar 511 milyon 112 bin dolar oldu

22.05.2026 11:34:00
AA
Enerji ithalatı faturası nisanda yüzde 28,4 arttı
Enerji ithalatı faturası nisanda yüzde 28,4 arttı
Türkiye'nin enerji ithalatı için ödediği tutar, nisanda geçen yılın aynı ayına göre yüzde 28,4 artarak 6 milyar 511 milyon 112 bin dolar oldu.

Türkiye İstatistik Kurumu ve Ticaret Bakanlığınca oluşturulan geçici dış ticaret istatistiklerine göre, nisanda Türkiye'nin toplam ithalatı, 2025'in aynı ayına kıyasla yüzde 3,1 artarak 33 milyar 908 milyon 621 bin dolar olarak belirlendi.

Bu tutarın 6 milyar 511 milyon 112 bin dolarlık kısmını, enerji ithalatı olarak özetlenen "mineral yakıtlar, mineral yağlar ve bunların damıtılmasından elde edilen ürünler, bitümenli maddeler, mineral mumlar" oluşturdu.

Geçen yıl nisanda bu rakam, 5 milyar 71 milyon 708 bin dolar olarak kayıtlara geçmişti. Böylece enerji ithalatı tutarı yıllık bazda yüzde 28,4 arttı.

Bu dönemde ham petrol ithalatı ise yüzde 14,6 artarak 2 milyon 620 bin 645 tona yükseldi.

YÖK'ten İstanbul Bilgi Üniversitesi'ne ilişkin açıklama

Yükseköğretim Kurulu (YÖK), faaliyet izni kaldırılan İstanbul Bilgi Üniversitesi öğrencileri ile üniversitede görev yapan idari ve akademik personelin herhangi bir mağduriyet yaşamaması adına gerekli işlemlerin yerine getirileceğini bildirdi

22.05.2026 11:23:00 / Güncelleme: 22.05.2026 15:14:02
Anadolu Ajansı
YÖK'ten İstanbul Bilgi Üniversitesi'ne ilişkin açıklama
YÖK'ten İstanbul Bilgi Üniversitesi'ne ilişkin açıklama

YÖK'ten yapılan açıklamada, İstanbul Bilgi Üniversitesinin kurucu vakfına mahkemece kayyım atanması üzerine, üniversitenin faaliyet izninin kaldırılmasına dair Cumhurbaşkanı Kararı'nın bugünkü Resmi Gazete'de yayımlandığı belirtilerek, şunlar kaydedildi:

"Yükseköğretim Kurulu, öğrencilerimizin herhangi bir mağduriyet yaşamaması ve eğitim-öğretim faaliyetlerinin aksamadan yürütülmesi hususunda gerekli tedbirleri ivedilikle almaktadır. Öğrencilerimizin yanı sıra üniversitemizde görev yapan idari ve akademik personele dair herhangi bir mağduriyete fırsat vermeden gerekli işlemler yerine getirilecektir. Konuyla ilgili detaylı açıklamalar önümüzdeki günlerde yapılacak olup, kıymetli öğrencilerimizin, ailelerinin ve yükseköğretim camiasının süreçle ilgili doğru ve güncel bilgileri yalnızca Yükseköğretim Kurulunun resmi iletişim kanallarından takip etmelerini önemle rica ederiz." 

Büyükçekmece Belediye Başkanı Hasan Akgün’den “itibarsızlaştırma” tepkisi!

Tutukluluğunun 330. gününde hakkında iddianame düzenlenen tutuklu Büyükçekmece Belediye Başkanı Hasan Akgün bir açıklama yaptı

22.05.2026 11:10:00
Haber Merkezi
Büyükçekmece Belediye Başkanı Hasan Akgün’den “itibarsızlaştırma” tepkisi!
Büyükçekmece Belediye Başkanı Hasan Akgün’den “itibarsızlaştırma” tepkisi!
Tutukluluğunun 330. gününde hakkında iddianame düzenlenen tutuklu Büyükçekmece Belediye Başkanı Hasan Akgün bir açıklama yaptı. Hayatı boyunca veremeyeceği hiçbir hesabının olmadığını vurgulayan Akgün, "Görev yaptığım süre boyunca attığım her adımın, aldığım her kararın arkasındayım. Tüm görev ve sorumluluklarımı; hukuka, kamu yararına ve milletimize karşı taşıdığım sorumluluk bilinciyle yerine getirdim. Bugün yürütülen dezenformasyon kampanyalarının amacı hakikati ortaya çıkarmak değil; kamuoyu nezdinde bir itibarsızlaştırma zemini oluşturmaktır" dedi.

Hasan Akgün'ün Silivri'deki Marmara Cezaevi'nden avukatları aracılığıyla yaptığı açıklama şöyle:

"Son günlerde, tutukluluğumun birinci yılında tarafıma sunulan iddianame üzerinden kamuoyuna servis edilen bazı haber ve değerlendirmelerin; hukuki gerçekleri aktarmaktan çok, şahsım hakkında peşin hüküm oluşturmayı amaçlayan organize bir algı çalışmasına dönüştüğü açıkça görülmektedir.

Henüz yargılama süreci başlamamış, savunma makamının beyanları dahi ortaya konulmamışken; dosya içeriğinin çarpıtılarak kamuoyuna servis edilmesi, hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmadığı gibi, Anayasa'nın güvence altına aldığı masumiyet karinesinin de açık ihlalidir. Yargının görev alanına giren bir sürecin medya manşetleri üzerinden şekillendirilmeye çalışılması; adalete değil, doğrudan kamu vicdanına zarar vermektedir.

"Veremeyeceğim hesabım yoktur"
Şunu açıkça ifade etmek isterim: Hayatım boyunca veremeyeceğim hiçbir hesabım olmadı. Görev yaptığım süre boyunca attığım her adımın, aldığım her kararın arkasındayım. Tüm görev ve sorumluluklarımı; hukuka, kamu yararına ve milletimize karşı taşıdığım sorumluluk bilinciyle yerine getirdim.

Bugün yürütülen dezenformasyon kampanyalarının amacı hakikati ortaya çıkarmak değil; kamuoyu nezdinde bir itibarsızlaştırma zemini oluşturmaktır. Ancak gerçekler; manipülatif manşetlerle değil, bağımsız mahkemeler önünde, somut deliller ve hukuk kuralları çerçevesinde ortaya çıkacaktır.

"İrademiz dimdik ayaktadır"
Ben hukuka da milletimizin vicdanına da güveniyorum. Çünkü hakikat, ne kadar üzeri örtülmeye çalışılırsa çalışılsın, er ya da geç ortaya çıkar. Hiç kimsenin şüphesi olmasın; başımız dik, vicdanımız rahat, irademiz ise dimdik ayaktadır.

Basın açıklamaları, yazılı ve görsel basın, sosyal medya paylaşımları ve diğer iletişim mecraları üzerinden şahsıma yönelik yürütülen gerçeğe aykırı, manipülatif ve itibar zedeleyici karalama girişimlerine karşı; tüm hukuki ve cezai haklarımı sonuna kadar kullanacağımı kamuoyuna saygıyla bildiririm.

Dr. Hasan Akgün. Büyükçekmece Belediye Başkanı / Silivri"

Sahte çürük raporu operasyonunda 38 tutuklama

Şanlıurfa merkezli 7 ilde düzenlenen sahte çürük raporu operasyonunda adliyeye sevk edilen 44 şüpheliden 38'i tutuklandı

22.05.2026 10:58:00
İhlas Haber Ajansı
Sahte çürük raporu operasyonunda 38 tutuklama
Sahte çürük raporu operasyonunda 38 tutuklama
Şanlıurfa merkezli 7 ilde düzenlenen sahte çürük raporu operasyonunda adliyeye sevk edilen 44 şüpheliden 38'i tutuklandı.

Şanlıurfa İl Jandarma Komutanlığı Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü (KOM) ve JASAT ekipleri tarafından Şanlıurfa merkezli 7 ilde sahte çürük raporu operasyonu düzenlendi.



Askerlik görevinden kaçmak için sahte çürük raporu alan ve düzenleyenlere yönelik operasyon Şanlıurfa merkezli Gaziantep, Muğla, İstanbul, Trabzon, Mersin ve Kahramanmaraş'ta eşzamanlı yapıldı. Operasyonda 44 zanlı gözaltına alındı.

Adliyeye sevk edilen zanlılardan 38'i tutuklanarak cezaevine gönderilirken 6 zanlı ise adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.

Atatürk Barajı'nda tahliye kapakları 7 yıl sonra açıldı

Gövde dolgu hacmi bakımından Türkiye'nin en büyük, dünyanın ise sayılı barajları arasında yer alan Atatürk Barajı'nda, tahliye kapakları 7 yıl sonra açıldı

22.05.2026 10:56:00
AA
Atatürk Barajı'nda tahliye kapakları 7 yıl sonra açıldı
Atatürk Barajı'nda tahliye kapakları 7 yıl sonra açıldı
Cumhuriyet tarihinin en büyük yatırımları arasında yer alan, Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP) kapsamında Şanlıurfa'da inşa edilen Atatürk Barajı, tarımsal sulama ve elektrik üretimine katkısının yanı sıra ekonomiye alternatif katkılarıyla da dikkati çekiyor.

Bölgede kış ve ilkbahar aylarında etkili olan yağışlarla barajın tam doluluk oranına yaklaşması üzerine, Devlet Su İşleri (DSİ) 15. Bölge Müdürlüğü ekipleri taşkın riskine karşı kontrollü su tahliyesi başlattı.

Fırat Nehri üzerinde bulunan ve tarımsal sulama ile enerji üretiminde kritik öneme sahip barajın kapakları, daha önce 2004 ve 2019'da açılmıştı.

Bölgede kafe işletmecisi Halil Yılmaz, baraj kapaklarının açılmasının ardından insanların su tahliyesini görmek için bölgeye geldiğini belirtti.

Türkiye’de artan sel ve taşkınların sebepleri nelerdir?

Son dönemlerde Türkiye, iklimsel salınımların ve fiziksel çevre müdahalelerinin kesişim kümesinde oldukça ağır sel ve taşkın felaketleriyle karşı karşıya kalmaktadır

21.05.2026 18:30:00
Hasan Gündoğdu
Türkiye’de artan sel ve taşkınların sebepleri nelerdir?
Türkiye’de artan sel ve taşkınların sebepleri nelerdir?
Yakın geçmişte tecrübe edilen aşırı kuraklık evrelerinin hemen ardından gelen ve geniş coğrafi alanları etkisi altına alan şiddetli taşkınlar, bu olayların yalnızca sıradan birer meteorolojik şanssızlık olmadığını göstermektedir.

Ülkemizde yaşanan ani sel baskınlarının ve nehir taşkınlarının arkasında, küresel dinamiklerden yerel mühendislik hatalarına kadar uzanan çok katmanlı sebepler yer almaktadır.






1. Atmosferik dengesizlik ve iklim krizinin yağış rejimine etkisi

Sel felaketlerinin birincil tetikleyicisi, küresel iklim değişikliğinin Akdeniz Havzası'ndaki yağış desenlerini radikal bir biçimde bozmuş olmasıdır.

Atmosferdeki sera gazı birikimi küresel sıcaklıkları artırırken, bu durum buharlaşma oranlarını yükseltmekte ve havada çok daha fazla nem birikmesine yol açmaktadır.

• Blok yağışlar (bulut patlamaları): Eskiden birkaç aya yayılan yağış miktarı, günümüzde "konvektif (yükselim) yağışlar" şeklinde birkaç saat içinde ve çok dar bir alana düşmektedir. Toprak, bu kadar kısa sürede bu denli yüksek hacimli suyu ememediği için yağış doğrudan yüzey akışına geçmektedir.

• Ani sıcaklık dalgalanmaları ve kar erimesi: Özellikle kış ve ilkbahar geçişlerinde, yüksek kesimlerdeki yoğun kar örtüsü ani sıcaklık artışları ya da ılık yağmurların etkisiyle hızla erimektedir. Bu durum, nehir debilerini bir anda normalin katlarca üzerine çıkararak havzalarda taşmalara yol açmaktadır.






2. Antropojenik müdahaleler ve arazi kullanım hataları

Doğal drenaj sistemlerinin insan eliyle (antropojenik) bozulması, teknik olarak yönetilebilir durumdaki büyük yağışların bile yıkıcı birer afete dönüşmesinin temel nedenidir.

• Dere yataklarının işgali ve yapılaşma: Türkiye'deki en büyük kronik sorunlardan biri, akarsu ve dere yataklarının imara açılması, bu alanlara konut, sanayi tesisi veya yol inşa edilmesidir. Suyun doğal yayılım ve tahliye yolları daraltıldığında, nehirler kendi yataklarından taşarak en yakın yerleşim birimlerini hızla su altında bırakmaktadır.

• Ormansızlaşma ve bitki örtüsünün kaybı: Yamaçlardaki ağaçların kesilmesi ve orman alanlarının tahribi, toprağın üst tabakasının sünger görevi görmesini engeller. Ağaç kökleri suyu tutamadığında ve gövdeler suyun hızını kesemediğinde, yamaçlardan aşağı akan su sadece sel değil, beraberinde çamur ve kaya kütlelerini de taşıyan heyelanlı taşkınlar üretir.

• Havza üzerindeki fiziki yapılar (HES ve köprüler): Özellikle Karadeniz ve Akdeniz bölgelerinde, vadiler boyunca inşa edilen köprülerin, menfezlerin veya Hidroelektrik Santrali (HES) yapılarının hidrolik kapasite hesapları bazen yetersiz kalmaktadır. Yukarı havzalardan sürüklenen ağaç, kütük ve rüsubat (tortu) bu dar geçişleri tıkamakta, yapay barajlar oluşturarak ani ve patlamalı taşkın dalgalarına zemin hazırlamaktadır.






3. Şehirleşme modeli, betonlaşma ve altyapı yetersizliği

Kent merkezlerinde yaşanan ve "şehir seli" (urban flash flood) olarak adlandırılan fenomen, tamamen modern şehircilik politikalarının bir yan ürünüdür.

• Geçirimsiz yüzeylerin artışı: Şehirlerin beton, asfalt ve parke taşlarıyla kaplanması, toprağın gökyüzüyle olan bağını koparmaktadır. Yağan yağmurun toprakla buluşup yeraltına sızabileceği "yeşil altyapı" alanları azaldıkça, düşen her damla su yüzeyde birikerek caddeleri yapay nehirlere dönüştürmektedir.

• Drenaj ve şebeke entegrasyonu sorunları: Pek çok metropol ve ilçede yağmur suyu toplama hatları ile kanalizasyon sistemleri ya birleşiktir ya da mevcut şehir nüfusu ile yağış şiddetine oranla çok geride kalmıştır. Mazgalların ve tahliye kanallarının yetersizliği, suyun tahliyesini imkansız kılmaktadır.






Türkiye'deki sel ve taşkın olaylarının kronikleşmesi, meteorolojik anomalilerin, su yönetimindeki çok parçalı koordinasyon eksikliğinin ve doğanın taşıma kapasitesini göz ardı eden yerleşim tercihlerinin bir sonucudur.

Selleri engellemek, iklim kriziyle makro düzeyde mücadele etmenin yanı sıra, mikrodan başlayarak dere yataklarını özgür bırakmayı, şehirlerde yeşil geçirgen yüzeyleri artırmayı ve havza bazlı entegre bir su yönetim planını tavizsiz uygulamayı zorunlu kılmaktadır.






İBB davasında Seza Büyükçulha, Ahmet Şahin, Cevat Kaya, Iraz Bayrak, Orhan Gazi Erdoğan, Mustafa Keleş, Engin Ulusoy, Hakan Aplak ve Gökhan Köseoğlu hakkında tahliye kararı verildi

İBB davasında Seza Büyükçulha, Ahmet Şahin, Cevat Kaya, Iraz Bayrak, Orhan Gazi Erdoğan, Mustafa Keleş, Engin Ulusoy, Hakan Aplak ve Gökhan Köseoğlu hakkında tahliye kararı verildi

21.05.2026 16:59:00
Haber Merkezi
İBB davasında Seza Büyükçulha, Ahmet Şahin, Cevat Kaya, Iraz Bayrak, Orhan Gazi Erdoğan, Mustafa Keleş, Engin Ulusoy, Hakan Aplak ve Gökhan Köseoğlu hakkında tahliye kararı verildi
İBB davasında Seza Büyükçulha, Ahmet Şahin, Cevat Kaya, Iraz Bayrak, Orhan Gazi Erdoğan, Mustafa Keleş, Engin Ulusoy, Hakan Aplak ve Gökhan Köseoğlu hakkında tahliye kararı verildi
CHP'nin cumhurbaşkanı adayı ve tutuklanarak İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanlığı görevinden uzaklaştırılan Ekrem İmamoğlu'nun da arasında bulunduğu 414 sanıklı İBB davasının 41. günü, dün savunması sona eren Serhat Kapki'nin sorgusu ile başladı. Kapki'nin sorgusunun ardından avukatları savunma yaptı. Duruşmada, daha önce "etkin pişmanlık" ifadesi veren iş insanı Şeyhmus Sarıboğa, "Avukat Selcen Akar cezaevinde ziyaretime geldi. Başka birini etkin pişmanlıkla tahliye ettirdiğini, o yüzden cezaevine geldiğini söyledi. 'Bana Murat Kapki ile ilgili beyanlarda bulun, seni de tahliye ettireyim' dedi. 'İşlediğim bir suç yok' diyerek reddettim, kovdum onu. Benden sonra da gece eşimi ve kardeşimi arayarak 'Şeyhmus Bey'le anlaştım' demiş. İrademle oynandığı için önceki ifadelerim geçersizdir. İtiraf edeceğim bir şey yoktu ki edeyim" dedi. Seza Büyükçulha, Ahmet Şahin, Cevat Kaya, Iraz Bayrak, Orhan Gazi Erdoğan, Mustafa Keleş, Engin Ulusoy, Hakan Aplak ve Gökhan Köseoğlu hakkında tahliye kararı verildi. Böylelikle davada bugüne kadar tahliye edilenlerin sayısı 42 oldu.
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.