Hz. Câbir’in Hz. Hüseyin’in kabrini ziyaret etmesi
Câbir b. Abdullah, Hz. Hüseyin’in kabrini ziyaret etme şerefine de nâil olmuştur. Atiyye-i Kûfi bu ziyareti şöyle naklediyor





"Câbir b. Abdullah Ensari ile beraber Kerbela'ya İmam Hüseyin'in ziyaretine müşerref olduk. Oraya vardığımızda Câbir ziyaret adabını yerine getirdi.
İlk önce Fırat nehrinde gusül aldı, en güzel ve temiz elbiselerini giydi, güzel kokular sürdü. Ardından yavaş adımlarla zikir söyleyerek Hüseyin'in kabrine doğru hareket ettik.
Kabre yaklaştığımızda Câbir gözleri görmediği için elini kabrin üzerine koymam için benden yardım istedi. Elini kabre koyduktan sonra Ali, Fâtımâ ve evlatlarına yapılan zulüm ve işkenceleri zikretti ve kendinden geçerek mezarın üzerine yığılıverdi.
Onun bayıldığını görünce koşarak su getirdim ve yüzüne serptim. Kendine gelince söyle seslendi:
'Ey Hüseyin! Ey Hüseyin! Dost dostun cevabını vermez mi?!'
Daha sonra şöyle seslendi; 'Ey Hüseyin! Nasıl cevap verebilirsin ki, tüm damarların doğranmış, boğazın kesilmiş ve kanlara bulanmışsın! Çünkü başını bedeninden ayırmışlar, tabii cevap veremezsin.
Ey Hüseyin! Şahadet ederim ki, Sen Peygamberin vasisi ve Ali'nin oğlusun. Âl-i Âbanın beşincisi ve iki cihan hanımefen-disi Hz. Fâtımâ'nın oğlusun.'
Câbir şöyle devam etti: 'Neden böyle olmayasın ki, Sen Resulüllah'ın elinden yemek yedin, velayet kucağında yetiştin, imanın göğsünden süt içtin. İslam'la büyüdün! Sen tertemiz ya-şadın ve Hakk'ın rahmetine kavuştun.
Ancak Senin ayrılığında mü'minlerin kalpleri hüzün ve kederle doldu. Üstünlüğün, temizliğin ve yüceliğin hakkında kimsenin zerre kadar şüphesi yoktur. Allah'ın selamı ve rahmeti Senin üzerine olsun.
Ey Hüseyin! Şahadet ederim ki, kardeşin Yahya b. Zekeriyya'nın takip ettiği yol üzere şehit oldun.'
Câbir, Hz. Hüseyin'in kabrini ziyaret ettikten sonra Kerbela'da şehit olan diğer kahramanların mezarlarına da yönelerek şöyle dedi:
'Allah'ın selamı üzerinize olsun! Temiz ve pak Hüseyin'e canınızı feda ettiniz ve O'nun mezarının yanına defnedildiniz. Şahadet ederim ki, kanınızla namaz ve zekatı ihya ettiniz.
En güzel biçimde emr-i maruf ve nehy-i münkeri amelinizle gösterdiniz. Kafirlere karşı cihat ettiniz. Kulluk görevinizi en güzel şekilde yerine getirdiniz ve itaatte kusur etmediniz. Hz. Muhammed'i peygamber olarak gönderen Allah'a yemin olsun ki, biz de bu saadet yolunda yaptıklarınıza ortağız.'
Câbir'e dedim ki, 'Ey Câbir, ne demek istiyorsun? Bizler bu kahramanların amellerine nasıl ortak olabiliriz? Onlar evlerini yurtlarını terk ederek Allah yolunda cihat ettiler ve Kerbela'da canlarını Hüseyin'in yolunda feda ettiler. Kadınları esir düştü, evlatları yetim kaldı. Biz onların bu amellerine nasıl ortak olabiliriz?'
Câbir şöyle cevap verdi: 'Resulüllah'ın şöyle buyurduğunu duydum: Herkes iyi ya da kötü sevdiği kişiyle haşrolur. İnsan sevdiği kişinin iyi ya da kötü ameline razı olursa onun amellerine ortak sayılır.
Allah'a yemin olsun ki, ben de Kerbela'da Hüseyin'le şehit ol-mak isterdim. Benim ve yaranlarının arzusu buydu. İşte biz de bu yüzden onların sevaplarına ortağız.'
Dönüş yolunda bana şöyle dedi: Ey Atiyye! Sana bir vasiyette bulunacağım. Çünkü bu beni son görüşün olabilir.
Ey Atiyye! Eğer Ehl-i Beyt'in düşmanları namaz kılan, oruç tutan kimseler olsalar bile onlara düşman ol ve yine Ehl-i Beyt'in dostları günahkâr kimseler olsalar bile onlarla iyi geçin. Çünkü Ehl-i Beyt'in dostları cennet, düşmanları da cehennem ehlidirler."
Câbir, Muaviye'nin sarayında
Câbir, Muaviye'nin saltanatı döneminde maddi sıkıntılarından dolayı Muaviye'nin yanına Şam'a gitti. Muaviye, Ehl-i Beyt dostlarına karşı büyük bir kin ve nefret beslemekteydi.
Bu yüzden Câbir'i küçük düşürmek için üç gün boyunca bekletti. Huzuruna kabul etmedi. Câbir üç gün sonra karşısına çıktığında Muaviye'ye şöyle dedi:
"Sen, Allah Resulü'nün, 'İhtiyaç sahiplerine kapıları kapatana ve ona cevap vermeyenlere Allah da kıyamet günü kapılarını kapatır' buyurduğunu duymadın mı?"
Muaviye öfkelenerek şöyle dedi: "Ben ise peygamberden şöyle işittim; 'Benden sonra sizlere zulüm ve işkence edilecektir. Bunlara sabrederseniz, kıyamet günü Kevser Havzı başında Bana geleceksiniz.' Şimdi söyle ey Câbir, neden sabretmedin ve niçin buraya geldin?"
Câbir, "Unuttuğum bir hadisi hatırlattın. Ben de sabredeceğim" dedi ve oradan ayrılıp Medine'ye döndü. Daha sonra Muaviye pişman oldu. Ve hatasını telafi etmek için Câbir'e 600 dinar yolladı. Ancak Câbir altınları geri çevirdi ve şöyle dedi: "Allah'a and olsun ki, senin hayır defterine hiçbir hayır işlenmemiş, ben de senin hayır işlemene vesile olmam."
Câbir çok uzun bir ömür sürmüştür. 94 yaşında hicri 74 ya da 77'de Medine'de vefat etmiştir ve orada defnedilmiştir." (Prof. Dr. Haydar Baş İmam Ali eseri)












































































