(dünden devam…)
Hz. Fâtıma (a.s) buyurdu ki:
"Allah'ım, Beni verdiğin rızka kanaatkâr eyle, ayıplarımı ört, yaşattığın sürece afiyet ver Bana, canımı aldığında bağışla Beni, Bana rahmeyle. Allah'ım Bana mukadder kılmadığın şeyi elde etmek için Beni yorma (uğraştırma). Bana mukadder kıldığın şeye ulaşmayı kolay kıl. Allah'ım Benim için baba-anamı ve üzerimde hakkı olan herkesi en iyi mükafatınla mükafatlandır. Allah'ım, bütün vakit ve çabamı yarattığın gâye doğrultusunda sarf etmemi sağla, vereceğini üstlendiğin şeyi elde etmek için çaba sarf etmekle meşgul etme Beni, mağfiret diliyorum Senden, (öyleyse) Beni cezalandırma, Senden istiyorum (öyleyse) Beni mahrum bırakma.
Allah'ım, nefsimi Bana küçük göster; kendi makamını Benim nazarımda büyült; itaatini, Senin rızanı kazandıracak şeyleri yapmayı ve Seni gazaplandıracak şeylerden uzak durmayı ilham eyle Bana; ey merhametlilerin en merhametlisi!" (A'yanu'ş-Şia, c. 1, s. 323).
"Mü'minin güler yüzlü olması, onu cennete götürür; inatçı düşmanın güler yüzlü olması ise onu cehennem ateşinden korur." (Bihârü'l-Envâr, c. 16, s. 229).
"Hadid, Vâkıâ ve Rahman sûrelerini okumaya devam eden kimse yerde ve göklerde 'Firdevs cenneti yerlisi' diye anılır." (Beyhakî, El-Camiu's-Sağir Şerhi, c. 3, s. 38).
"Hamd edin o Allah'a ki, azamet ve nurundan dolayı göklerde ve yerde olanlar, O'na ulaşmak için vesile aramaktadırlar; biz (Resûlullah (s.a.v.)'in Ehl-i Beyt'i) Allah'ın yarattıkları arasında vesilesi, seçkin kulları, kutsiyetinin odakları, açık delilleri ve göndermiş olduğu peygamberlerin varisleriyiz." (Şerh-i Nehcü'l-Belağa, s.16, s. 211).
"Hz. Peygamber (s.a.v.) Mescid-i Şerif'e girdiklerinde, 'Allah ismiyle giriyorum. Mübarek es-Selam adının tecellileri Peygamberinin üzerine olsun. Ya Allah, Benim günahlarımı mağfiret buyur ve Bana ilahi lütfunun kapılarını aç' buyuruyorlardı." (Tirmizi, Cami-i Tirmizi, c. 1, s. 42).
Hz. Fâtıma (a.s.) şöyle rivayet etmektedir: "Ben Peygamber Babamdan, şöyle buyurduklarını işittim: Dikkat ediniz! Bir kimsenin eli bulaşık olduğu halde yatıp sabah kalktığında o yüzden kendine bir bela ve rahatsızlık gelirse kendisinden başkasına kabahat bulup, başkasını kötülemesin." (Es-Suyûtî, El-Fethu'l-Kebir, c. 1, s. 486).
"Sofranın, her Müslümanın bilmesi gereken oniki âdâbı vardır. Bunlardan dördü farz, dördü müstehab ve dördü de edeptir. Farz olanlar şunlardır: Nimetin asıl sahibini tanımak, vermiş olduğu nimete razı olmak, yemekten önce O'nu anmak (Bismillah demek), yemeğin sonunda şükretmek. Müstehab olanlar şunlardır: Yemekten önce abdest almak, sol taraf üzerine oturmak, üç parmakla yemek. Edepten olanlar da şunlardır: Önünde olandan yemek, lokmaları küçük tutmak, yemeği iyi çiğnemek, yemekte başkalarının yüzüne az bakmak." (Nehcü'l-Hayat, s. 56)
- ‘Beni seveni sevdin mi, düşmanıma düşman oldun mu?’ / 04.06.2026
- Sabretmek ibadet, günahtır isyanım / 27.05.2026
- Günümüzdeki Yahudiler ve Hıristiyanların ehl-i kitap vasfı / 26.05.2026
- Geviş getirerek Büyük İsrail projesini seyre dalanlar / 24.05.2026
- Misyonerliğin Türk milleti üzerindeki hesapları / 23.05.2026
- ‘Ahir zamanda ümmetim bölük bölük Hıristiyan olacak…’ / 20.05.2026
- Dinlerarası Diyalog ve FETÖ hareketi bitti mi? / 14.05.2026
- Gurur / 13.05.2026
- Yazıklar olsun kendini kandıranlara… / 11.05.2026


























































