Hz. Hüseyin yoluna devam ediyor
Ubeydullah b. Ziyad, İmam Hüseyin’in kesin olarak biat etmesini, eğer bunu yapmazsa Kûfe’ye girmeden muhakkak durdurulmasını istiyordu. Bu sebeple bin kişilik öncü bir kuvvet gönderdi
20.08.2024 18:10:00
Haber Merkezi
Haber Merkezi





"Hz. Hüseyin yoluna devam etti. Irak'a geldiği zaman yetmiş beş kişilik bir kafileydiler.
Ubeydullah b. Ziyad, İmam Hüseyin'in kesin olarak biat etmesini, eğer bunu yapmazsa Kûfe'ye girmeden muhakkak durdurulmasını istiyordu. Bu sebeple bin kişilik öncü bir kuvvet gönderdi. Başlarına da Hürr b. Rihayî'yi atadı.
Kendisini Kûfe'ye girmeden durdurmakla görevli olarak gönderilen öncü ordunun komutanı Hürr b. Riyah, İmam'ın huzuruna çıktı.
"Ya Yezid'in ve Ubeydullah'ın hükmünü kabul edersiniz ya da sizi susuz ve korumasız bir bölgeye süreceğiz" dedi.
İmam Hüseyin, "Ben insanlar çağırdığı için buraya geldim. Eğer siz hâlâ bu söz üzere iseniz işte Ben size geldim. Yok, eğer bunu yapmayacaksınız geri dönerim" buyurdu.
Ardından Kûfe'den gelen mektupları Hürr'ün önüne koydu.
Hürr bu mektuplardan haberi olmadığını söyledi. Ve İbn-i Ziyad'a sulh için mektup yazacağını, İmam'ın da Kûfe ve Medine'nin dışında gidecek başka bir yer seçmesini istedi.
Hürr, "İnşaallah Allah beni Sana karşı savaşmaktan kurtarır" dedi.
Ancak Ubeydullah hiçbir şekilde Hz. Hüseyin'e ve yanındakilere yumuşak davranılmasına taraftar değildi. Hürr'e yazdığı mektupta şu emri veriyordu:
"Bu mektubumu okur okumaz, Hüseyin b. Ali'yi baskı altına al ve O'nu otsuz, kalesiz bir yere sevk et."
Bunun üzerine Hz. Hüseyin'in kafilesi ve O'nu izleyen bin kişilik Hürr, ordusu ilerlemeye devam etti. Nihayet Taf denen bölgeye geldiler.
İmam Hüseyin buraya inmeye karar verdi. "Buranın başka bir ismi var mı?" diye sordu.
"Buraya Kerbela diyorlar" diye cevap verdiler.
Hz. Hüseyin, "Allah'ım! Kerb ve bela'dan (gam ve beladan) Sana sığınıyorum. İşte burası bizim ineceğimiz son yerdir. Allah'a and olsun, kabirlerimizin yeri de burası olacaktır.
Allah'a and olsun ki, kıyamet gününde de burada haşrolacağız. Bu ceddim Resûlullah'ın vadesidir. O'nun vaadinde hiçbir ihtilaf yoktur" buyurdu.
İmam Hüseyin Kerbela'ya indiğinde günlerden Muharrem ayının ikisiydi. Yanındakilere, "İşte başımıza gelen olayı görmektesiniz. Gerçekten dünyanın durumu değişmiş, kötülükleri âşikâr olmuş, iyilik ve faziletleri ortadan kalkmıştır. Böyle bir ortamda ölümü saadet biliyorum" şeklinde bir konuşma yaptı.
Ubeydullah yetmiş beş kişilik bir topluluğa bin kişilik bir ordunun yetmeyeceğini düşünerek, Rey Valisi olmak isteyen Ömer b. Sa'd'ı dört bin kişilik bir kuvvetle Kerbela'ya yolladı.
Ömer b. Sa'd b. Ebi Vakkas, aslında Rey valiliğine zaten atanmıştı. Ancak Ubeydullah ondan, önce Hz. Hüseyin'i öldürmesini sonra Rey vilayetine gitmesini istemiştir.
Ubeydullah birkaç mecliste, Hüseyin'i öldürdüğü takdirde Rey valiliğinin Ömer'e vaad edildiğini söylemiştir.
Ubeydullah Ömer'i yollarken, Hz. Hüseyin'in itaatini sağlamasını, eğer Hz. Hüseyin ona itaat etmezse onu öldürmesini açıkça bildirmiştir.
Yani özetle; bu zat Rey vilayetinin idareciliği için Hz. Hüseyin ve Ehl-i Beyt evlatlarını katletmiştir.
İbnü'l-Esir'in yazdığına göre; Ömer b. Sa'd ile Hz. Hüseyin arasında birkaç kez görüşme yaşanmıştır.
Hz. Hüseyin, ona Medine'ye geri dönmek istediğini söylemiştir.
Bu isteği haber alan Ubeydullah önce kabul etmeyi düşündü. Ancak Şimr b. Zilcevşen bu fikre karşı çıktı. "Eğer sen böyle yapar, canının istediğini yapmaktan çekinmeyen bu kişiyi serbest bırakırsan, O'nu bir daha sarsamaz, titretemezsin" dedi.
Şimr, "Hüseyin ve yanındakiler ancak senin hükmüne razı olmak kaydıyla teslim olsunlar" dedi. Ve Ubeydullah da bu fikri uygulamaya koydu.
Ubeydullah bu kararını Tasua Günü'nde yani Muharrem'in dokuzuncu günü Ömer b. Sa'd'a mektupla bildirdi. Hatta mektupta, Hz. Hüseyin'in öldürülmesini, cesedinin atlarla çiğnenmesini yazdığı da kaynaklarda yer almaktadır.
Ömer b. Sa'd, biat etmek konusundaki teklifi Hz. Hüseyin'e iletti. Hz. Hüseyin bu teklifi kesinlikle reddetti.
Burada Hz. Hüseyin için iki yol bırakıldığını görüyoruz. Ya biat edecek ya da öldürülecektir. Baştan beri asla biat etmeyeceğini kesin bir dille belirtmiştir. Geriye tek bir yol kalmıştır.
Hz. Hüseyin, Kûfe'de öldürülen Müslim b. Akil'in çocuklarına bakarak, "Müslim'in öldürülmesi size yeter. Ben size izin verdim gidin, artık burada kalmayın" dedi.
Müslim b. Akil'in evlatları ise asla İmam Hüseyin'i yalnız bırakmayacakların söylediler. Hz. Hüseyin'in diğer dostları da aynı şeyi tekrar ettiler.
Hz. Zeyneb ile İmam Hüseyin arasında bir konuşma geçmiştir.
İmam Hüseyin'in ashabından Nafi bin Hilal'den o gece hakkında şöyle bir nakil vardır:
"İmam, etrafındaki çölü şöyle bir gözden geçirdikten sonra çadırlara dönüp Zeyneb-i Kübra'nın çadırına girdi. Ben de çadırların dışında nöbet bekliyordum.
Zeyneb-i Kübra, 'Kardeşim! Yanındakileri denemiş misin, onların niyet ve sebatlarını öğrenmiş misin? Sakın zorluk anında Senden el çekerek düşmanlar arasında Seni yalnız bırakmasınlar?' diyordu.
İmam, Hz. Zeyneb'e, 'Evet Allah'a and olsun ki, Ben, onları denedim, onları yiğit ve dayanıklı gördüm. Onlar Benim yanımda öldürülmeye, çocuğun annesinin memesine ünsiyet edindiği gibi ünsiyet edinmişlerdir' buyurdu."
Hz. Zeyneb Medine'den, Irak çöllerine kadar uzanan bu zorlu ve meşakkatli yolculukta İmam Hüseyin'in en büyük destekçisi olmuş, hasta olan İmam Zeynelâbidin ile ilgilenmişti." (Prof. Dr. Haydar Baş Hz. Zeynep ve Hz. Masume eserinden)
Ubeydullah b. Ziyad, İmam Hüseyin'in kesin olarak biat etmesini, eğer bunu yapmazsa Kûfe'ye girmeden muhakkak durdurulmasını istiyordu. Bu sebeple bin kişilik öncü bir kuvvet gönderdi. Başlarına da Hürr b. Rihayî'yi atadı.
Kendisini Kûfe'ye girmeden durdurmakla görevli olarak gönderilen öncü ordunun komutanı Hürr b. Riyah, İmam'ın huzuruna çıktı.
"Ya Yezid'in ve Ubeydullah'ın hükmünü kabul edersiniz ya da sizi susuz ve korumasız bir bölgeye süreceğiz" dedi.
İmam Hüseyin, "Ben insanlar çağırdığı için buraya geldim. Eğer siz hâlâ bu söz üzere iseniz işte Ben size geldim. Yok, eğer bunu yapmayacaksınız geri dönerim" buyurdu.
Ardından Kûfe'den gelen mektupları Hürr'ün önüne koydu.
Hürr bu mektuplardan haberi olmadığını söyledi. Ve İbn-i Ziyad'a sulh için mektup yazacağını, İmam'ın da Kûfe ve Medine'nin dışında gidecek başka bir yer seçmesini istedi.
Hürr, "İnşaallah Allah beni Sana karşı savaşmaktan kurtarır" dedi.
Ancak Ubeydullah hiçbir şekilde Hz. Hüseyin'e ve yanındakilere yumuşak davranılmasına taraftar değildi. Hürr'e yazdığı mektupta şu emri veriyordu:
"Bu mektubumu okur okumaz, Hüseyin b. Ali'yi baskı altına al ve O'nu otsuz, kalesiz bir yere sevk et."
Bunun üzerine Hz. Hüseyin'in kafilesi ve O'nu izleyen bin kişilik Hürr, ordusu ilerlemeye devam etti. Nihayet Taf denen bölgeye geldiler.
İmam Hüseyin buraya inmeye karar verdi. "Buranın başka bir ismi var mı?" diye sordu.
"Buraya Kerbela diyorlar" diye cevap verdiler.
Hz. Hüseyin, "Allah'ım! Kerb ve bela'dan (gam ve beladan) Sana sığınıyorum. İşte burası bizim ineceğimiz son yerdir. Allah'a and olsun, kabirlerimizin yeri de burası olacaktır.
Allah'a and olsun ki, kıyamet gününde de burada haşrolacağız. Bu ceddim Resûlullah'ın vadesidir. O'nun vaadinde hiçbir ihtilaf yoktur" buyurdu.
İmam Hüseyin Kerbela'ya indiğinde günlerden Muharrem ayının ikisiydi. Yanındakilere, "İşte başımıza gelen olayı görmektesiniz. Gerçekten dünyanın durumu değişmiş, kötülükleri âşikâr olmuş, iyilik ve faziletleri ortadan kalkmıştır. Böyle bir ortamda ölümü saadet biliyorum" şeklinde bir konuşma yaptı.
Ubeydullah yetmiş beş kişilik bir topluluğa bin kişilik bir ordunun yetmeyeceğini düşünerek, Rey Valisi olmak isteyen Ömer b. Sa'd'ı dört bin kişilik bir kuvvetle Kerbela'ya yolladı.
Ömer b. Sa'd b. Ebi Vakkas, aslında Rey valiliğine zaten atanmıştı. Ancak Ubeydullah ondan, önce Hz. Hüseyin'i öldürmesini sonra Rey vilayetine gitmesini istemiştir.
Ubeydullah birkaç mecliste, Hüseyin'i öldürdüğü takdirde Rey valiliğinin Ömer'e vaad edildiğini söylemiştir.
Ubeydullah Ömer'i yollarken, Hz. Hüseyin'in itaatini sağlamasını, eğer Hz. Hüseyin ona itaat etmezse onu öldürmesini açıkça bildirmiştir.
Yani özetle; bu zat Rey vilayetinin idareciliği için Hz. Hüseyin ve Ehl-i Beyt evlatlarını katletmiştir.
İbnü'l-Esir'in yazdığına göre; Ömer b. Sa'd ile Hz. Hüseyin arasında birkaç kez görüşme yaşanmıştır.
Hz. Hüseyin, ona Medine'ye geri dönmek istediğini söylemiştir.
Bu isteği haber alan Ubeydullah önce kabul etmeyi düşündü. Ancak Şimr b. Zilcevşen bu fikre karşı çıktı. "Eğer sen böyle yapar, canının istediğini yapmaktan çekinmeyen bu kişiyi serbest bırakırsan, O'nu bir daha sarsamaz, titretemezsin" dedi.
Şimr, "Hüseyin ve yanındakiler ancak senin hükmüne razı olmak kaydıyla teslim olsunlar" dedi. Ve Ubeydullah da bu fikri uygulamaya koydu.
Ubeydullah bu kararını Tasua Günü'nde yani Muharrem'in dokuzuncu günü Ömer b. Sa'd'a mektupla bildirdi. Hatta mektupta, Hz. Hüseyin'in öldürülmesini, cesedinin atlarla çiğnenmesini yazdığı da kaynaklarda yer almaktadır.
Ömer b. Sa'd, biat etmek konusundaki teklifi Hz. Hüseyin'e iletti. Hz. Hüseyin bu teklifi kesinlikle reddetti.
Burada Hz. Hüseyin için iki yol bırakıldığını görüyoruz. Ya biat edecek ya da öldürülecektir. Baştan beri asla biat etmeyeceğini kesin bir dille belirtmiştir. Geriye tek bir yol kalmıştır.
Hz. Hüseyin, Kûfe'de öldürülen Müslim b. Akil'in çocuklarına bakarak, "Müslim'in öldürülmesi size yeter. Ben size izin verdim gidin, artık burada kalmayın" dedi.
Müslim b. Akil'in evlatları ise asla İmam Hüseyin'i yalnız bırakmayacakların söylediler. Hz. Hüseyin'in diğer dostları da aynı şeyi tekrar ettiler.
Hz. Zeyneb ile İmam Hüseyin arasında bir konuşma geçmiştir.
İmam Hüseyin'in ashabından Nafi bin Hilal'den o gece hakkında şöyle bir nakil vardır:
"İmam, etrafındaki çölü şöyle bir gözden geçirdikten sonra çadırlara dönüp Zeyneb-i Kübra'nın çadırına girdi. Ben de çadırların dışında nöbet bekliyordum.
Zeyneb-i Kübra, 'Kardeşim! Yanındakileri denemiş misin, onların niyet ve sebatlarını öğrenmiş misin? Sakın zorluk anında Senden el çekerek düşmanlar arasında Seni yalnız bırakmasınlar?' diyordu.
İmam, Hz. Zeyneb'e, 'Evet Allah'a and olsun ki, Ben, onları denedim, onları yiğit ve dayanıklı gördüm. Onlar Benim yanımda öldürülmeye, çocuğun annesinin memesine ünsiyet edindiği gibi ünsiyet edinmişlerdir' buyurdu."
Hz. Zeyneb Medine'den, Irak çöllerine kadar uzanan bu zorlu ve meşakkatli yolculukta İmam Hüseyin'in en büyük destekçisi olmuş, hasta olan İmam Zeynelâbidin ile ilgilenmişti." (Prof. Dr. Haydar Baş Hz. Zeynep ve Hz. Masume eserinden)




















































































