logo
24 HAZİRAN 2026

IRAK'TA BİLİNMESİ İSTENMEYEN GERÇEKLER - "Temelsiz Savaş Gerekçeleri"

31.12.2002 00:00:00
Irak için savaş tamtamları çalan ABD'nin "Irak'ta kitle imha silahları var" gerekçesinin temelsizliği ortaya çıktı. 1991-1998 yılları arasında, BM silah denetçisi olarak bulunan ve Irak'a savaş için can atan sistemin içinden biri olarak Irak'taki fotoğrafı tam olarak gören W. Scott Ritter'e göre Irak kitle imha silahlarına sahip değil.

"Irak'a savaş açmak için gereken argümanlar henüz ortaya konmamıştır. Bu bir olgudur. Saddam Hüseyin'in kimyasal, nükleer ve biyolojik silahlanma programlarının işlevsel yönünün kalıp kalmadığı son derece şüphe götürür. Irak'ta bıkıp usanmadan yedi yıl çalışan Birleşmiş Milletler silah denetçileri bunu açık seçik gözler önüne sermişlerdir. Bu da ikinci bir olgudur. Saddam'ın fundamentalist Müslüman teröristlerle bağlantılarının olduğu iddiası gülünçtür. Saddam laik bir liderdir ve Irak'ta fundamentalist İslam'ı çökertmek için yıllarca çalışmıştır. Saddam El Kaide gibi bir örgüte silah verecek olsaydı, bu silahlar ilk başta kendisine karşı kullanılırdı."

"Saddam'a mekanize kuvvetlerini harekete geçirmek için gerekli yedek parçaya erişim imkanını ortadan kaldıran ekonomik yaptırımlar, onu konvansiyonel silahlarını kullanamaz hale getirdi. UNSCOM denetçileri, Saddam'ın kitle imha silahları üretme kapasitesini toptan yok ettiler... Saddam, ister gerçek olsun ister hayal, herhangi bir arzusuna ulaşmak üzere eyleme geçecek durumda değil. Bunun için gerekli araçları yok."

Bu sözler, uzun yıllar ( 7 yıl) Birleşmiş Milletler silah denetçisi olarak Irak'ta görev yapan bir Amerikalı deniz subayı, W. Scott Ritter'le yapılan bir söyleşiden oluşan kitapçıktan alınmış bulunuyor. "Irak'a Savaş, Bush Yönetiminin Bilmenizi İstemediği Gerçekler" adını taşıyan kitapçıkta yer alan Ritter'in açıklamaları, Irak'a vurmak için olmadık bahaneler üreten, Türkiye'yi de işin içine çekmek için bal gibi rüşvet sayılabilecek maddi yardım ( 5 milyar dolar nakit ve birtakım desteklerle 20 milyar doları bulacak) tekliflerinde bulunan, bunun için Ankara'ya Hazine Bakan Yardımcısı Başkanı John Taylor ve Ankara'da büyükelçi sıfatı ile bulunduğu yıllarda Türkçe'yi iyi konuşmayı öğrendiğinden hareketle adı Türk dostuna çıkarılan Dışişleri Bakan Yardımcısı Marc Grosmann'ı pazarlık için gönderen, Savunma Bakan Yardımcısı Paul Wolfowitz'in ABD Büyükelçimiz Faruk Loğoğlu'nu arayarak "var mısınız, yok musunuz?" türünden diplomatik teamüllere aykırı tavırlar olmak üzere her yolu deneyen ABD yönetiminin, Irak'a savaş açmak için nasıl bahaneler ürettiğini ortaya koyuyor. Savaşın vukubulması halinde de büyük bir yıkıma yol açacağının haberini veriyor. Tarihi bir belge niteliği taşıyan kitapçıkta, arka sayfasında da belirtildiği şekliyle, Bush'un, gerekçe olarak ağzında sakız gibi çiğnediği Irak'ın kimyasal, biyolojik ve nükleer silah üretme kapasitesinin yok edilmiş olduğu ortaya konuluyor. Yok edilişin üzerinden geçen süre içinde de bu silahların yeniden üretilmiş olmasının imkânsız olduğu belirtiliyor. Çok önemli ve bilinmeyen bir gerçek de dikkatlere sunuluyor; yine Bush'un gerekçelerinden biri olarak ortada yıllarca cirit atan BM denetçilerinin Irak'tan 1998 yılında çekilmesine neden olan olayların da bir provokasyondan ibaret olduğu ifade ediliyor. "Savaş Ortadoğu için büyük bir tehlike oluşturmaktadır ve nükleer silah kullanımı gündemdedir" tespitiyle de, bu savaşı önlemek için elinden bir şey geldiği halde yapmayanlara, savaşta suç ortağı yapılmak istenen Türkiye'nin kaptan köşkünde bulunanlara yönelik olarak gaflet uykusundan uyarıcı bir mesaj veriliyor.

Ritter'le yapılan röportajın belkemiğini oluşturduğu kitapçıkta, önsöz yazan Roni Margulies'e ait, ABD'nin suçuna ortak etmek için bastırdığı Türkiye'yi ilgilendiren çok ilginç bir söz de var. "Türkiye hükümetine savaşa katıldığı takdirde iç sorunlar yaşayacağı mesajını vermek bize kalmış" şeklindeki bu sözler, Irak'a savaşın gerçekleşmesi durumunda, yine Irak için savaş tamtamları çalan sistemin içinden kimselerin diliyle bizi nasıl bir tehlikenin, birinci Körfez savaşından daha büyük bir tehlikenin beklediğini haber veriyor. İşte bu ihtimal dahilindeki vahim geleceğin önüne geçmek için uyarı görevini ifa etmek düşüncesi, bizi bu kitapta yer alan ve Irak'a savaş açmak için can atan sistemin içinden bir önemli insanın, BM silah denetçisi W. Scott Ritter'in verdiği bilgileri, aktarma, okuyucularımız başta olmak üzere duyarlı herkesi ve özellikle Ankara'dakileri haberdar etmeye zorladı.

ABD'nin savaş gerekçeleririn temeli yok

ABD Başkanı George W. Bush, savaş gerekçesi olarak Irak'ın elinde kitle imha silahlarının bulunduğunu ve bunu ABD'nin çıkarlarına darbe vurmak için kullanacağını söylüyor. Peki gerçek öyle mi? Gerçekten Irak, kitle imha silahlarına sahip mi? Bu sorulara verilen cevaplar Bush'u doğrular nitelikte değil. Denetçi Ritter, Irak'ın elinde bulunan kitle imha silahlarının % 90-95'ini, kimyasal, biyolojik ve nükleer silah ile uzun menzilli balistik füze üreten fabrikalar, bu fabrikaların ilgili donanımları ve buralardan elde edilen ürünlerin çok büyük bölümü de buna dahil olmak üzere bizzat kendisinin imha ettiğini belirterek Bush'un gerekçelerini çürütecek mahiyette şunları söylüyor:

"Irak'ın her şeyi Birleşmiş Milletlere teslim etmesi gerekiyordu. Birleşmiş Milletler de bunların sökülüp yok edilmesine nezaret edecekti. Ama Irak bu donanımların büyük bir kısmını tek taraflı olarak, Birleşmiş Milletler gözetimi olmaksızın yok etmeyi seçti. Biz yapılanları sonradan tespit edebildik. Ama sorun şu ki bu silahların yok edildiği belgelenmedi, bu da tespit meselesini hızla içinden çıkılamaz bir hale getirdi..."

"Irak kitle imha silahlarının yüzde 90-95'ini yok etti. Tamam. Şunu unutmayalım ki geriye kalan yüzde 5-10'luk kısım ille de bir tehdit oluşturmaz. Hatta bir silah programı bile oluşturmaz; toplam olarak pek bir şey ifade etmeyen ama hala yasak olan bir silah programının kırıntılarını, parçalarını oluşturur. Aynı şekilde sırf bizim açıklayamıyor oluşumuz, Irak'ın, elinde silah bulundurduğu anlamına gelmez. Irak'ın bu malzemeyi elinde bulundurduğuna dair kanıt yok. "

Irak'ın nükleer silah programı ortadan kaldırıldı

Kendisi ile yapılan söyleşinin başka bir bölümünde, "1998'de denetleme programı sona erip ayrıldığımda, altyapı ve tesisler yüzde 100 oranında yok edilmişti. Buna şüphe yok. Ellerindeki bütün araçlar ve tesisler yok edilmişti. Silah tasarım tesisi yıkılmıştı. Üretim donanımı bulunup yok edilmişti. Uranyum ve plütonyum zenginleştirilmesi sırasında yayılan gama ışınlarını yerinde izleyebileceğimiz -hem taşıtlardan hem de havadan- araçlarımız vardı. Hiçbir şey bulamadık. Irak'ın nükleer silah üretmek için ihtiyaç duyduğu endüstriyel altyapının yok edildiğini kesin olarak söyleyebiliriz" diyen Ritter, Irak'ın elinde hala kendini nükleer silahlanma çabasına vakfetmiş binlerce bilim adamı olduğunu belirterek, bundan hareketle Iraklıların nükleer programı yeni baştan başlatma endişesi ve ABD Başkan Yardımcısının, Irak'ın iki yıl içinde nükleer bomba yapabileceği şeklindeki söylemlerine karşılık şu cevabı veriyor:

"Nükleer silah üretimi akşamdan sabaha gerçekleşecek bir şey olmadığı gibi silah denetçilerinin Irak'ta bulundukları süre içinde de olabilecek bir şey değildi. Irak yeniden nükleer silah üretebilmek için on milyarlarca dolara mal olabilecek silahlanma ve zenginleştirme kapasitesini sil baştan yeniden inşa etmek durumundadır. Nükleer silahlar kömürlüklerde ya da mağaralarda imal edilemez. Bu iş için modern endüstriyel altyapı gerekir, o da büyük miktarda elektrik enerjisi ve sıkı bir şekilde denetlenen, açık piyasalarda uluorta satılmayan teknolojiler gerektirir. Irak bunları kendisi tasarlayıp imal edebilir. Ben daha çok uranyum zenginleştirmekte kullanılan santrifüj cihazlarından ve özel kameralardan söz ediyorum. Birtakım özel kimyasal maddeler de gereklidir. Bunların hiçbiri ucuza elde edilemez. Çok pahalıdırlar ve kolaylıkla tespit edilebilirler...Biz nükleer programı ortadan kaldırdık. Irak'ın bunu sil baştan tasarlayabilmesi için istihbarat örgütlerince kolaylıkla tespit edilebilecek faaliyetlere girişmesi gerekir."

Bütün bunlar bir tarafa Irak, bir yolunu buldu, tesislerini kurdu, ihtiyacı olan maddeleri temin etti ve nükleer silah yapımına başladı, edindiği tecrübeden dolayı da çok gizli olarak bu programı yürütüyor iddiası ileri sürülebilir. Böyle bir iddianın gerçek payının olmadığını, olamayacağını da, "Irak'ın gaz santrifüj tesislerini, bunların ihtiyaç duyacağı enerji ve yayacağı ısı yüzünden gizleyemeyeceğini mi söylüyorsunuz?" şeklinde yöneltilen bir soruya karşılık olarak şöyle dile getiriyor:

"Sadece ısı değil. Santrifüj tesisleri, pek çok başka frekansın yanı sıra gama ışınları yayar. Bu da tespit edilebilir. Irak'ın bunu saklamasına imkan yoktur."

W. Scott Ritter kimdir?

Irak'a savaş açmak isteyen sistemin kilit noktasında bulunan bir kişi özelliği taşıdığı için kolay kolay ulaşılamayacak bilgileri aktaran W. Scott Ritter, kitapta belirtildiğine göre, Irak'ın tarihi, siyaseti ve potansiyel silahlanması konularında dünyanın en bilgili kişilerinden biri özelliği taşıyor. Ritter, yedi yıl boyunca Irak'ta Saddam Hüseyin'in kitle imha silahları programının yok edilmesinde görevli bir silah denetçisiydi. 1988'den 1990'a kadar eski Sovyetler Birliği'nde silah denetçisi olarak çalışmış, mükemmel b ir istihbarat subayı ve başarılı bir silah denetçisi olarak adını duyurmuştu. 1990 Ağustos'unda Irak Kuveyt'i işgal ettikten sonra, Deniz Piyadeleri Komutanlığı tarafından deniz piyadelerinin Irak'taki çarpışma seçenekleri üzerinde çalışan özel bir planlama birimine atandı. Aynı yılın Aralık ayında, General Norman Schwarzkopf'un karargahında SCUD füzelerini izlemekten sorumlu istihbarat subayı olarak görev almak üzere Suudi Arabistan'a gitti. Körfez Savaşının sonuna kadar, Irak'ın, İsrail'e füze fırlatmasını önleyecek fikirler geliştiren çeşitli özel kuvvet birimlerinde çalıştı. Haziran 1991'de özel sektörde iş bulma kararıyla Deniz Piyadelerinden ayrıldı.

1991'e gelindiğinde, Sovyetler Birliğinde birlikte çalıştığı eski danışmanlarından Kara Albay Doug Englund, Ritter'e, uzmanlığını dikkate alarak, BM Güvenlik Konseyi'nin 687 kararıyla Irak'ta kitle imha yeteneği olan her türlü silahı yok etmek üzere Nisan 1991'de kurulan UNSCOM'da ( Birleşmiş Milletler Özel Komisyonu) görev alma teklifinde bulundu. Scott Ritter, bundan sonra yedi yılını, üretim tesisleri, donanım ve hedefe eriştirme sistemleri olmak üzere Irak'ta kitle imha silahlarının izlenmesi ve yok edilmesi çalışmalarıyla geçirdi.

Ritter'in UNSCOM'daki görevi 1998'de tartışmalı bir şekilde sona erdi. ABD yönetiminin Irak'a savaş açma konusundaki tavrını hemen her platformda eleştiren ve bundan dolayı vatan haini ve Irak ajanı olmakla bile suçlanan Ritter, 2000 seçimlerinde Bush'a oy veren, Cumhuriyetçi Parti üyesi bir kişidir. Irak'a savaş açma konusunda yönetimin ABD anayasasını ihlal ettiğine de inanan Ritter, Saddam Hüseyin'in silahlanma kapasitesini bilmekte ve Bush yönetimince ileri sürülen gerekçelere dayanarak savaş açmaya gerek olmadığına inanmaktadır. Çünkü o, Irak'taki durumu kendi gözleriyle, Washington'da Irak'a savaş açmak için çaba sarfedenlerden çok daha iyi görmüş biridir. Yani, Ritter, fotoğrafın tamamını görmüş biridir. İstifa edip yüksek sesle konuşmaya başlaması dahil ABD'nin Irak politikası hakkında muhalif bir ses haline gelen Ritter, "Tüm bunları da Irak halkına sempati duyduğumdan değil, ülkeme olan sevgimden yapıyorum" diyor.

Yarın: Irak'ta kimyasal silah var mı?

Trump ile Erdoğan baş başa görüşecek

Cumhurbaşkanı Erdoğan, yaklaşan NATO Liderler Zirvesi kapsamında Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Donald Trump ile ikili bir görüşme gerçekleştireceğini açıkladı. Kritik zirvede küresel güvenlik ve ikili ilişkiler masaya yatırılacak

24.06.2026 18:20:00
Haber Merkezi
Trump ile Erdoğan baş başa görüşecek
Trump ile Erdoğan baş başa görüşecek
Cumhurbaşkanı Erdoğan, bugün yaptığı açıklamada NATO Liderler Zirvesi'ndeki diplomasi trafiğinin en önemli ayağını duyurdu. Erdoğan, zirve programı kapsamında ABD Başkanı Donald Trump ile baş başa bir araya geleceğini açıkladı. Bu görüşme, iki liderin küresel ve bölgesel gelişmeleri en üst düzeyde değerlendirmesi açısından stratejik bir önem taşıyor.

Masadaki kritik başlıklar

İki lider arasında gerçekleşecek baş başa görüşmenin ajandası oldukça yoğun. Diplomatik kaynaklardan edinilen bilgilere göre masada yer alacak öncelikli konular şunlar:

• NATO'nun Geleceği: İttifakın genişleme stratejileri ve savunma harcamaları.

• Bölgesel Güvenlik: Orta Doğu'daki son durum ve terörle mücadelede iş birliği.

• Ukrayna Krizi: Savaşın sonlandırılmasına yönelik barış girişimleri ve stratejik adımlar.

• Ekonomik İlişkiler: Türkiye ve ABD arasındaki ticaret hacmini artırma hedefleri.

Küresel siyasette gözler bu randevuda

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın bu açıklaması, uluslararası kamuoyunda da geniş yankı uyandırdı. Uzmanlar, iki liderin yapacağı bu baş başa görüşmenin sadece Türkiye-ABD ilişkilerinin seyrini değil, NATO zirvesinden çıkacak ortak kararları da doğrudan etkileyebileceğini belirtiyor. Zirve sürecinde iki liderin heyetler arası görüşmelerin yanı sıra bu özel formatta bir araya gelmesi, stratejik ortaklığın kritik başlıklarında doğrudan uzlaşı arayışı olarak yorumlanıyor.

Görüşmenin kesin saati ve yerine ilişkin detayların önümüzdeki günlerde netleşmesi bekleniyor.

Mahkemeden Ümit Özdağ'a Şeyh Said cezası

Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ, sosyal medya üzerinden yaptığı Şeyh Said paylaşımları nedeniyle yargılandığı davada "kişinin hatırasına alenen hakaret" suçundan adli para cezasına çarptırıldı. Erzurum Hınıs Asliye Ceza Mahkemesi'nde görülen davada Özdağ'a 87 gün karşılığı toplam 8 bin 700 TL adli para cezası verilirken, hükmün açıklanması 5 yıl süreyle ertelendi. Özdağ, kararın ardından sert açıklamalarda bulundu

24.06.2026 16:20:00
Haber Merkezi
Mahkemeden Ümit Özdağ'a Şeyh Said cezası
Mahkemeden Ümit Özdağ'a Şeyh Said cezası
Dava, Şeyh Said'in 3 yakınının şikayeti üzerine açılmıştı. Savunmasında "Vatan hainine vatan haini demenin hatıraya hakaret oluşturmayacağını" savunan Özdağ'ın bu talebi mahkeme heyeti tarafından kabul görmedi.

Erzurum Hınıs Asliye Ceza Mahkemesi, paylaşımdaki ifadelerin kanunda yer alan "kişinin hatırasına alenen hakaret" suçunun unsurlarını oluşturduğuna hükmetti. Mahkeme, Özdağ'ı adli para cezasına çarptırırken sabıkasızlık durumunu gözeterek Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (HAGB) kararı uyguladı. Kararın ardından  konuşan Özdağ, davayı tamamen "siyasi bir süreç" olarak nitelendirdi ve avukatları aracılığıyla üst mahkemeye (istinafa) taşıyacaklarını duyurdu.

"Bu ceza Türkiye Cumhuriyeti'ne verilmiştir"

Adliye çıkışında karara oldukça sert tepki gösteren Zafer Partisi lideri, cezanın hukuki değil ideolojik bir alt metni olduğunu iddia etti. Özdağ, yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:

"Bu karar kabul edilebilir bir ceza değil. Çünkü mahkeme bu kararla Şeyh Said'in hakaret edilebilecek muteber bir hatırası olduğunu kabul ediyor. Biz bunu reddediyoruz. Bu ceza bana değil; esasen Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne ve o dönem bu kanlı ayaklanmayı bastıran Türk Silahlı Kuvvetleri'ne verilmiştir. Bu karar, yarın bebek katili terörist elebaşı Öcalan'a da aynı hakkı vermek demektir. Biz teröriste terörist, haine hain, salağa salak demekten asla vazgeçmeyeceğiz!"

Şeyh Said'i tarihte ait olduğu vatan hainliği yerinde değerlendirmeye devam edeceklerini vurgulayan Özdağ, Cumhuriyet değerlerini savunmaktan geri adım atmayacaklarını yineledi.

Hukuk tarihsel gerçeklerin neresinde?

Ümit Özdağ'a verilen bu ceza, hukuk sistemi ile tarihi/siyasi gerçekliklerin çarpışmasını bir kez daha gündeme taşıdı.

Şeyh Said, 1925 yılında genç Türkiye Cumhuriyeti'ne karşı silahlı isyan başlatmış ve Şark İstiklal Mahkemesi tarafından "vatan hainliği" suçundan idam edilmiştir. Devletin resmi mahkemelerince tescillenmiş bir isyancı liderin "korunmaya değer bir hatırası" olup olmadığı tartışması, yargının kendi geçmişiyle çelişmesi olarak yorumlanıyor.

Siyasi parti liderlerinin tarihi figürler ve terör eylemleri hakkında yaptıkları sert tanımlamaların "hakaret" potasında eritilmesi, siyaset yapma ve ifade özgürlüğünün alanını daraltıyor.

Kararın ardından sosyal medyada, iktidara yakın bazı gazetecilerin Şeyh Said hakkında benzer veya daha sert ifadeler kullanmasına rağmen takipsizlik kararı aldığı, buna karşın muhalif bir parti liderine ceza kesilmesinin "düşman ceza hukuku" izlenimi yarattığı eleştirileri yükseliyor.

Sonuç olarak Hınıs Asliye Ceza Mahkemesi'nin kararı, teknik olarak hukuki bir sınır çizmiş gibi görünse de siyaset sahnesinde ve toplumsal hafızada Cumhuriyet'in kurucu değerleri üzerinden yeni bir kutuplaşma ve tartışma dalgası başlattı.

Milli elektro-optik hedefleme sistemi TOYGUN'la yapılan atışlarda tam isabet

Bayraktar KIZILELMA'dan ASELSAN'ın geliştirdiği Düşük Görünürlüklü Elektro-Optik Hedefleme Sistemi TOYGUN ile yapılan test atışlarında, milli güdüm kitleri TEBER-82 ve LGK-82 hedefi tam isabetle vurdu

24.06.2026 13:50:00
AA
Milli elektro-optik hedefleme sistemi TOYGUN'la yapılan atışlarda tam isabet
Milli elektro-optik hedefleme sistemi TOYGUN'la yapılan atışlarda tam isabet
Bayraktar KIZILELMA'dan ASELSAN'ın geliştirdiği Düşük Görünürlüklü Elektro-Optik Hedefleme Sistemi TOYGUN ile yapılan test atışlarında, milli güdüm kitleri TEBER-82 ve LGK-82 hedefi tam isabetle vurdu

Baykar'dan yapılan açıklamaya göre, Bayraktar KIZILELMA'nın gerçekleştirdiği test atışlarında, hedefleme ve işaretleme milli elektro-optik hedefleme sistemi TOYGUN tarafından yapıldı.

ASELSAN'ın LGK-82 ve ROKETSAN'ın TEBER-82 güdüm kitleriyle sabit kara hedefine yönelik gerçekleştirilen test atışı başarıyla tamamlandı.

ASELSAN Genel Müdürü Ahmet Akyol, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, Bayraktar KIZILELMA'nın keskin gözünün ASELSAN TOYGUN olduğunu belirterek, "Düşük görünürlük avantajını koruyarak hedefleme ve işaretleme, LGK ve TEBER ile vuruş. Bu başarı, milli mühendisliğimizin geldiği seviyenin ve güçlü işbirliğimizin somut bir göstergesidir. Emeği geçen tüm ekiplerimizi yürekten kutluyorum." ifadesini kullandı.

ROKETSAN Genel Müdürü Murat İkinci de KIZILELMA'dan yapılan test atışında TEBER-82 Güdüm Kiti'nin hedefi başarıyla vurduğunu aktararak, "Birlikte geliştirdiğimiz milli teknolojilerimizle gücümüze güç katmaya devam ediyoruz." değerlendirmesinde bulundu.

Almanya vizesinde yeni dönem; başvurular tamamen dijital olacak!

Alman Seyahat Birliği (DRV) tarafından Türkiye'nin Berlin Büyükelçiliği ev sahipliğinde düzenlenen yaz resepsiyonu; siyaset, turizm, medya ve diplomasi dünyasından 300'e yakın önemli ismi bir araya getirdi.
 

24.06.2026 13:40:00
AA
 Almanya vizesinde yeni dönem; başvurular tamamen dijital olacak!
 Almanya vizesinde yeni dönem; başvurular tamamen dijital olacak!
Alman Seyahat Birliği (DRV) tarafından Türkiye'nin Berlin Büyükelçiliği ev sahipliğinde düzenlenen yaz resepsiyonu; siyaset, turizm, medya ve diplomasi dünyasından 300'e yakın önemli ismi bir araya getirdi.

Etkinlikte konuşan Almanya'nın Denizcilik Ekonomisi ve Turizmden Sorumlu Hükümet Koordinatörü Christoph Ploss, ağır işleyen vize işlemlerinin turistler ve iş dünyası önünde büyük bir bariyer oluşturduğuna dikkat çekerek, bu sorunu aşmak adına Ulusal Turizm Stratejisi kapsamında dijital vize dönemine geçileceğini duyurdu.

"Mesafe kat ettik"
Yoğun bürokrasinin pek çok kişiyi Almanya'ya seyahat etmekten alıkoyduğunu belirten Ploss, "Konuyu Dışişleri Bakanımızla şahsen görüştüm ve kendisinin de yakından ilgilenmesiyle ciddi mesafeler katettik. Bu yıl ve önümüzdeki yıl atacağımız adımlarla hayata geçecek dijital vize kolaylığının, Türk-Alman dostluğunu çok daha ileriye taşıyacağına inanıyorum" ifadelerini kullandı.

Yığılmalar engellenebilir
Söz konusu dijital dönüşüm; vize başvurularının tamamen çevrimiçi platformlara aktarılmasını, basılı etiketlerin kaldırılarak dijital vizelere geçilmesini ve sınır kontrollerinde biyometrik doğrulama teknolojilerinin kullanılmasını kapsıyor.

Bu yeni sistemle birlikte başvuru yığılmalarının engellenmesi, evrakta sahteciliğin önüne geçilmesi, sınır güvenliğinin artırılması ve seyahatlerin çok daha hızlı hale getirilmesi hedefleniyor.

Almanya'ya vize işlemleri
Almanya'ya vize işlemleri, kısa süreli ziyaretler için Schengen vizesi ve 90 günden uzun süreli kalışlar için ulusal vize olarak ikiye ayrılıyor.

Türk vatandaşları için Schengen vizesi, 90 gün içindeki seyahatler için gerekli. Uzun süreli ikamet (iş, aile birleşimi gibi) için ulusal vize başvurusu yapılıyor.

Başvurular, Almanya'nın Türkiye'deki dış temsilcilikleri aracılığıyla veya resmi randevu sistemiyle gerçekleştiriliyor. Gerekli belgeler arasında Schengen başvuru formu, seyahat amacına uygun evraklar ve finansal durum kanıtı bulunuyor.

Düzce'de korkutan deprem: İstanbul'da da hissedildi

Düzce'de 3.2 büyüklüğünde deprem meydana geldi. Deprem İstanbul'da da hissedildi

24.06.2026 11:34:00
Haber Merkezi
Düzce'de korkutan deprem: İstanbul'da da hissedildi
Düzce'de korkutan deprem: İstanbul'da da hissedildi
Düzce'de 3.2 büyüklüğünde deprem meydana geldi. Deprem İstanbul'da da hissedildi.
AFAD verilerine göre, Düzce'de 3.1 büyüklüğünde deprem meydana geldi.
Deprem saat 08.46'da meydana gelirken sarsıntı 11,32 kilometre derinlikte gerçekleşti.
Deprem Sakarya ve İstanbul'da da hissedildi.

Kartalkaya'daki otel yangınında yakınlarını kaybedenler adliye önünde açıklama yaptı

Bolu Kartalkaya Kayak Merkezi'ndeki Grand Kartal Otel'de 21 Ocak 2025'te çıkan yangında yakınlarını kaybedenler, Bolu Adliyesi önünde açıklama yaptı

23.06.2026 17:00:00
AA
Kartalkaya'daki otel yangınında yakınlarını kaybedenler adliye önünde açıklama yaptı
Kartalkaya'daki otel yangınında yakınlarını kaybedenler adliye önünde açıklama yaptı

Adliye önünde pankart açan aileler adına konuşan, olayda 8 yakınını kaybeden avukat Yüksel Gültekin, yangının üzerinden 17 ay 2 gün geçtiğini belirtti.

"Davada birinci derece kusurlu gösterilen Turizm Bakanlığı ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı personeliyle ilgili maalesef bugüne kadar herhangi bir hukuki gelişme olmadı." diyen Gültekin, 40 yıllık avukat olarak ilgili personel hakkında iddianame düzenlenmemesini izah edemediğini söyledi.

Adalet Bakanı Akın Gürlek'e kurulan komisyonla aydınlatılan cinayetler dolayısıyla bir vatandaş olarak teşekkür ettiğini belirten Gültekin, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Ayrıca 'Suç işleyen herkes yakasından tutulacak ve yargı önüne çıkarılacak.' sözünü de önemsiyorum ve güven duyuyorum. Sayın Adalet Bakanım, Bolu Cumhuriyet Başsavcılığı, Kültür ve Turizm Bakanlığının 1. derece kusurlu olduğunu tespit etti. Netice itibarıyla Turizm Bakanı yargılama müsaadesi vermedi, buna rağmen Danıştay bu kararı kaldırarak, 'Yargılanmalılar, hesap vermeliler.' dedi. Sayın Bakanım, sizden 78 canımız adına rica ediyorum. Gecikmeden, mümkünse bugün, değilse yarın bu dosyanın iddianamesinin düzenlenmesi için talimat verin. Aksi halde bu sürecin ilerlemeyeceğini düşünüyoruz."

Devletine ve milletine bağlı insanlar olduklarını vurgulayan Gültekin, "17 aydır sabırla bekliyoruz ancak bu duyarsızlık karşısında sabrımız tükenmiştir. Savcılığa gidiyoruz, 'Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı personeli bekleniyor.' deniyor. Diğerlerinde beklenmezken burada neden bekleniyor'" ifadelerini kullandı.

Gültekin, ailelerin 17 ay 2 gündür uyumadıklarını dile getirerek, "Nefesimiz yettiği sürece bu davanın takipçisi olacağız. Evlatlarıma her gün söz veriyorum ve sözümü tutacağım. Bu olayda zerre kadar ihmali olan herkes yargı önüne çıkacak ve hesap verecek. Biz davamızdan vazgeçmeyiz." dedi.

"Gecikmeksizin iddianame hazırlanmalıdır"

Yangında kardeşi ve iki yeğenini kaybeden Çiğdem Sarıtaş da "Kültür ve Turizm Bakanlığı görevlileri hakkında soruşturma izni verilmiş olmasına rağmen neden hala iddianame hazırlanmadığını" sordu.

Sarıtaş, İl Özel İdaresi ve Bolu Belediyesi görevlilerinin Ağır Ceza Mahkemesi'nde yargılandığını hatırlatarak, şöyle devam etti:

"Aynı bilirkişi raporlarında aynı derecede sorumlu gösterilen bakanlık görevlileri için hukuk neden aynı şekilde işletilmemektedir' Bizim talebimiz ayrıcalık değil, eşitliktir. İl Özel İdaresi ve Belediye görevlileri için işletilen hukuk, Bakanlık görevlileri için de işletilmelidir. Birinci dosyada esas alınan sorumluluk tespitleri doğrultusunda Bakanlık görevlileri hakkında gecikmeksizin iddianame hazırlanmalıdır. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı görevlileri hakkındaki soruşturma izinleri derhal tamamlanmalıdır."

Sarıtaş, Bakanlık yetkililerinin önceki dosyayla paralel şekilde Ağır Ceza Mahkemesi önünde yargılanmalarının sağlanması gerektiğini söyledi. 

Kalp çarpıntısında bu belirtiler ihmale gelmez


 
Modern yaşamın yol açtığı düzensiz uyku alışkanlıkları, sigara, yoğun stres, sağlıksız beslenme, hareketsizlik, kronik hastalıklar ve aşırı kafein tüketimi gibi etkenler kalp sağlığını olumsuz etkiliyor.
 

23.06.2026 14:36:00
MURAT ÇORBACI
Kalp çarpıntısında bu belirtiler ihmale gelmez
Kalp çarpıntısında bu belirtiler ihmale gelmez

Özellikle son yıllarda giderek yaygınlaşan uykusuzluk sorunu, kalp ritminde bozulmalara ve çarpıntı şikayetlerine zemin hazırlayabiliyor. Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Mert İlker Hayıroğlu, çoğu zaman önemsenmeyen uyku apnesi ve horlama problemlerinin de uzun vadede ciddi ritim bozukluklarına yol açabildiğini belirterek, "Kalp çarpıntısı, günümüzde yalnızca yetişkinlerde değil, gençlerde hatta çocuk yaş grubunda da daha sık görülüyor. Bilimsel çalışmalar; uyku düzenindeki bozuklukların, uyku apnesi ve horlama gibi sorunların kalp ritmini olumsuz etkileyebildiğini gösteriyor. Kalp çarpıntısı bazı durumlarda müdahale gerektiren önemli ritim bozukluklarının habercisi olabiliyor" dedi. Prof. Dr. Hayıroğlu, kalp çarpıntısında ihmale gelmez 8 sinyali anlattı.

Göğüs ağrısı

Kalp çarpıntısıyla birlikte göğüste baskı, sıkışma ya da ağrı hissedilmesi kalp-damar hastalıklarının habercisi olabiliyor. Özellikle ağrının kola, sırta veya çeneye yayılması riskli durumlara işaret edebiliyor.

Nefes darlığı

Çarpıntıyla birlikte nefes almakta zorlanılması, kalbin yeterince verimli çalışamadığını gösterebiliyor. Merdiven çıkarken ya da kısa yürüyüşlerde bile nefes nefese kalınması dikkat gerektiriyor.

Baş dönmesi ve bayılma hissi

Kalp ritmindeki bozukluklar beyne giden kan akışını etkileyebiliyor. Bu nedenle çarpıntıyla birlikte baş dönmesi, göz kararması ya da bayılma hissi yaşanması durumunda kardiyoloji uzmanına başvurmakta fayda var.

Soğuk terleme

Aniden başlayan yoğun terleme bazı kalp problemlerinde görülebiliyor. Özellikle çarpıntıyla birlikte gelişen soğuk terleme acil değerlendirme gerektirebiliyor.

Halsizlik ve aşırı yorgunluk

Kişinin kendini normalden çok daha yorgun hissetmesi, günlük aktivitelerde bile zorlanması kalbin düzensiz çalıştığını düşündürebiliyor. Bu nedenle herhangi bir aktivite olmadan ortaya çıkan halsizlik ve aşırı yorgunluk şikayetlerini ihmal etmemek gerekiyor.

Nabzın düzensiz hissedilmesi

Kalbin bazen çok hızlı, bazen de düzensiz atıyormuş gibi hissedilmesi ritim bozukluklarının işareti olabiliyor. Prof. Dr. Hayıroğlu, özellikle sık tekrar eden düzensizliklerde kontrolün şart olduğunu belirtiyor.

Çarpıntının uzun sürmesi

Birkaç saniyelik kısa çarpıntılar çoğu zaman geçici nedenlerden kaynaklanabiliyor. Ancak dakikalarca süren ya da sık sık tekrarlayan çarpıntılar ileri inceleme gerektirebiliyor.

Dinlenirken ortaya çıkması

Egzersiz ya da heyecan olmadan, özellikle istirahat halinde gelişen çarpıntıların, bazı kalp ritim bozukluklarına işaret edebildiğini belirten Prof. Dr. Hayıroğlu, bu durumda mutlaka doktora başvurulması gerektiğini söylüyor.

Tedavisi kolaylaştı

Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Mert İlker Hayıroğlu, günümüzde teknoloji ve tıp alanındaki hızlı gelişmeler sayesinde kalp ritim bozukluklarına çok daha erken ve doğru şekilde tanı konulabildiğini belirtti.

6 şirkete el konuldu, 10 şirkete kayyum atandı

Adalet Bakanı Akın Gürlek, akaryakıt sektöründe faaliyet gösteren bir şirket yapılanması üzerinden sahte fatura ve hayali ihracat işlemlerinin yapıldığının tespit edilmesi üzerine düzenlenen operasyonda, 6 şirkete el konulduğunu, 10 şirkete kayyum atandığını, 27 zanlı hakkında adli işlem başlatıldığını bildirdi

23.06.2026 12:00:00
AA
6 şirkete el konuldu, 10 şirkete kayyum atandı
6 şirkete el konuldu, 10 şirkete kayyum atandı
Adalet Bakanı Akın Gürlek, NSosyal hesabından yaptığı açıklamada,  suç, kaçakçılık, vergi usulsüzlükleri ve kamu kurumlarını hedef alan nitelikli dolandırıcılıkla mücadeleyi Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde, İçişleri, Hazine ve Maliye, Ticaret, Enerji ve Tabii Kaynaklar bakanlıklarıyla eş güdüm içinde kararlılıkla sürdürdüklerini vurguladı.

İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında, İstanbul Jandarma Komutanlığı, Vergi Denetim Kurulu, MASAK, Gümrükler Muhafaza Genel Müdürlüğü, EPDK ve TMSF ile koordineli şekilde önemli bir operasyon gerçekleştirdiklerini belirten Gürlek, şunları kaydetti:

"Soruşturma kapsamında, akaryakıt sektöründe faaliyet gösteren bir şirket yapılanması üzerinden yıllık yaklaşık 350-400 bin ton LPG ithalatı gerçekleştirildiği, doğan ÖTV ve KDV yükümlülüklerinin sahte fatura organizasyonu ve hayali ihracat işlemleriyle bertaraf edilmeye çalışıldığı tespit edilmiştir. Bu kapsamda bu sabah İstanbul, Ankara, Bursa, Kırıkkale, Kırşehir, Mardin, Konya, Hatay ve Niğde illerinde eş zamanlı operasyon düzenlenmiş, toplam 6 şirkete el konulmuş, 10 şirkete kayyum atanmış, 27 şüpheli hakkında adli işlem başlatılmıştır. Devletimizin vergi güvenliğini, ekonomik düzenini ve kamu kaynaklarını hedef alan hiçbir organize yapıya müsamaha göstermeyeceğiz. Suçtan elde edilen gelirlerin izini sürecek, sahte fatura ve hayali ihracat düzenekleriyle kamu zararına sebep olan yapılara karşı hukuki süreçleri kararlılıkla işleteceğiz."

Gürlek, soruşturma ve operasyon sürecinde görev alan kurum ve kamu görevlilerine teşekkür etti.

Adalar Belediyesi operasyonunda beklenen son


 
Adalar Belediyesinde rüşvet karşılığı ruhsat iddialarına ilişkin gözaltına alınan 35 şüpheli tutuklandı. Belediye Başkanı Ali Ercan Akpolat da tutuklanan isismler arasında yer alıyor. 

23.06.2026 10:42:00
AA
 Adalar Belediyesi operasyonunda beklenen son
 Adalar Belediyesi operasyonunda beklenen son

İstanbul'un Adalar Belediyesinde sit alanı statüsündeki yerlere rüşvet karşılığı ruhsat verilip usulsüzlük yapıldığı iddiasına yönelik soruşturma kapsamında gözaltına alınan 42 zanlıdan, Belediye Başkanı Ali Ercan Akpolat'ın da aralarında bulunduğu 35'i tutuklandı. Nöbetçi sulh ceza hakimliğine sevk edilen 39 şüpheliden Belediye Başkanı Ali Ercan Akpolat'ın da aralarında bulunduğu 35'inin tutuklanmasına, 4'ünün ise adli kontrol tedbiriyle serbest bırakılmasına karar verildi.

Ne olmuştu?

İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığından yapılan açıklamada, Adalar Belediye Başkanı Akpolat, Belediye Başkan Yardımcıları Hüseyin Yılmaz ve Fırat Durak'la ilgili birim amirleri ve personelinin doğal ve arkeolojik sit alanı statüsünde bulunan Adalar bölgesinde usulsüz yerlere rüşvet karşılığı ruhsat verdikleri belirtilmişti.

Dosyaya yansıyan delillere göre, belediye yetkilileri ile iş sahiplerinin rüşvet konusunda pazarlık yaptıkları, rüşvete konu paranın belediye yetkililerine veya belediye yetkilileriyle irtibatlı kişilere elden tesliminin sağlandığının anlaşıldığı aktarılan açıklamada, bu aşamada tespit edilen 40 eylemde 47 şüphelinin suça karıştığının tespit edildiği ifade edilmişti.

Delillerin ele geçirilmesi ve şüphelilerin yakalanması amacıyla 19 Haziran'da İstanbul ve 3 ilde 90 adrese eş zamanlı yapılan operasyonda, Belediye Başkanı Ali Ercan Akpolat'ın da aralarında bulunduğu 42 şüpheli gözaltına alınmıştı. Öte yandan, eski Adalar Meclis Üyesi olan müteahhit M.Ö'nün ikametinde yapılan aramada bulunan 258 bin dolar ve 13 bileziğe el konulmuştu.


Feci kazanın görüntüleri ortaya çıktı

Ankara'da seyir halindeki Berşan Yücel idaresindeki 06 FFA 414 plakalı otomobil, akaryakıt istasyonunun önünde park halindeki 04 AAV 432 plakalı kamyona çarptı. Feci kazada 4 kişi hayatını kaybetti

23.06.2026 10:30:00
Haber Merkezi
Feci kazanın görüntüleri ortaya çıktı
Feci kazanın görüntüleri ortaya çıktı
Ankara'nın Polatlı ilçesinde otomobilin kamyona çarpması sonucu 4 kişi hayatını kaybetti.  

Kaza, Polatlı ilçesi İstiklal Mahallesi Borsa Yolu üzerinde meydana geldi.

Seyir halindeki bir otomobil henüz bilinmeyen bir nedenle önünde bulunan kamyona çarptı. Çarpmanın etkisiyle otomobil hurdaya dönerken, araçta bulunan 4 kişiden Hasan Devran Kart (20), Berşan Yücel (24) ve Şükran Yanok (21) olay yerinde hayatını kaybetti. Kazada ağır yaralanan 1 kişi ise olay yerine sevk edilen sağlık ekiplerinin ilk müdahalesinin ardından hastaneye kaldırıldı.

Araçtan ağır yaralı halde çıkarılan Raziye Yanok (21) ise kaldırıldığı hastanede tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı ve hayatını kaybetti.

İhbar üzerine bölgeye sağlık, polis ve itfaiye ekipleri sevk edilirken ekipler olay yerinde güvenlik önlemleri aldı. Hayatını kaybedenlerin cenazeleri yapılan incelemelerin ardından morga kaldırıldı.

Kaza anı güvenlik kamerasına da yansıdı.
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.