logo
08 AĞUSTOS 2026

Irak'ta hükümet krizi

Irak'ta hükümet kurma krizi derinleşirken Nuri el-Maliki’nin olası dönüşü, Türkiye’nin son dönemde elde ettiği PKK’ya karşı güvenlik kazanımlarını, Kalkınma Yolu Projesi’ni ve ekonomik işbirliğini riske atarak Ankara-Bağdat ilişkilerini yeniden gerilim hattına taşıyabilir

17.02.2026 16:05:00
Eyüp Kabil
 
Irak'ta hükümet krizi
Irak'ta hükümet krizi
Irak'ta 11 Kasım 2025'te gerçekleştirilen seçimlerin ardından hükümet kurma süreci hala belirsizlik içinde sürüyor.

Eski Başbakan Nuri el-Maliki'nin adı ön plana çıkarken, bu durum Türkiye'nin Bağdat'la son dönemde geliştirdiği güvenlik ve ekonomi işbirliğini riske atıyor.

Ankara, PKK tehdidiyle mücadelede Irak'ın rolünü kritik görürken, Maliki'nin potansiyel dönüşü geçmiş gerilimleri yeniden alevlendirebilir.






Irak Seçimleri ve Hükümet Kurma Süreci

Irak seçimlerinde, görevdeki Başbakan Muhammed Şiya Es-Sudani'nin liderliğindeki İmar ve Kalkınma İttifakı birinci parti olarak çıktı. Ancak hükümeti kurmak için gerekli çoğunluk, Şii Koordinasyon Çerçevesi ittifakında bulunuyor. Bu ittifak, başbakan adayı olarak Nuri el-Maliki'yi belirledi. Maliki, 2006-2014 yılları arasında başbakanlık yapmış ve sonraki dönemde cumhurbaşkanı yardımcılığı görevini üstlenmişti.

Seçim sonrası süreç, cumhurbaşkanlığı seçimiyle karmaşıklaşıyor. Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) ile Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) arasındaki müzakereler hala sonuçlanmadı. ABD Başkanı Donald Trump'ın Maliki'nin başbakanlığına karşı çıkması ve yardımların kesileceği uyarısı, Şii ittifakını alternatif aday arayışına itti. Ancak Irak basınına yansıyan haberlere göre, somut bir isim henüz gündeme gelmedi. Bu belirsizlik, Irak'ın iç siyasetini olduğu kadar bölgesel dengeleri de etkiliyor.






Nuri el-Maliki'nin Tartışmalı Dönüşü

Nuri el-Maliki, İran yanlısı politikalarıyla biliniyor ve başbakanlığı döneminde Türkiye-Irak ilişkilerinde ciddi gerilimler yaşanmıştı. Maliki, Türkiye'yi Irak'ın içişlerine karışmakla suçlarken, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Irak'ı PKK faaliyetlerine göz yummakla itham etmişti. Maliki'nin olası dönüşü, bu eski sorunların yeniden su yüzüne çıkması riskini taşıyor.

Analistler, Maliki'nin dönüşünün Irak'ın iç dengelerini bozabileceğini ve bölgesel ilişkileri karmaşıklaştırabileceğini belirtiyor. Özellikle Türkiye ve Körfez ülkeleri açısından belirsizlik yaratan bu senaryo, Maliki'nin pragmatik bir çizgi izleyip izlemeyeceği sorusunu gündeme getiriyor. ABD baskıları ve değişen bölgesel dinamikler, Maliki'yi daha esnek politikalara yöneltebilir, ancak geçmiş deneyimler şüpheleri artırıyor.






Türkiye'nin Güvenlik Endişeleri

Irak, Türkiye'nin terörle mücadele stratejisinde kilit bir konumda. PKK'nın Irak topraklarını ana karargah, eğitim ve finansal üs olarak kullanması, Ankara için büyük bir tehdit. Sudani hükümetiyle son dönemde güvenlik işbirliği artmıştı. 2024'te Erdoğan'ın Irak ziyareti sonrası imzalanan "Askeri, Güvenlik İşbirliği ve Terörle Mücadeleye Dair Mutabakat Zaptı" ile Bağdat'ta Ortak Güvenlik Koordinasyon Merkezi kuruldu. Bu çerçevede PKK'nın silah bırakma törenleri gibi adımlar atıldı.

Maliki'nin başbakanlığı durumunda bu işbirliğinin sekteye uğraması bekleniyor. Türkiye'nin "terörsüz Türkiye" projesi, Irak merkezi hükümeti ve IKBY ile koordinasyonu gerektiriyor. PKK'nın Sincar ve Kandil'deki varlığına karşı baskıların azalması, Türkiye'nin sınır güvenliğini riske atabilir. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, 9 Şubat'ta verdiği röportajda bu endişeleri dile getirerek, Irak'ın terörle mücadelede somut adımlar atmasını vurgulamıştı.






Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Yolu Projesi

Güvenlik dışında ekonomi de kritik bir alan. Türkiye ve Irak arasında ticaret hacmi artarken, Kalkınma Yolu projesi gibi girişimler ilerletiliyor. Sudani yönetimiyle bu alanda önemli adımlar atıldı, ancak Maliki dönemi gerilimleri ekonomik anlaşmaları da etkileyebilir.

Kerkük-Ceyhan Ham Petrol Boru Hattı'nın 2026'da sona erecek anlaşması, enerji işbirliğinde yeni bir dönemi işaret ediyor. Bu hat, sadece ham petrolle sınırlı kalmayıp doğal gaz, petrokimya ve elektrik gibi alanları kapsayabilir. Belirsizlik, bu projelerin geleceğini tehlikeye atıyor ve iki ülke için ekonomik kayıplara yol açabilir.






Resmi Görüşmeler ve Diplomatik Hamleler

Son dönemde yoğun diplomasi trafiği yaşanıyor. Erdoğan ve Sudani, 13 Şubat'ta telefon görüşmesinde ticaret, terörle mücadele ve Kalkınma Yolu'nu ele aldı. Fidan, 14 Şubat'ta Irak Savunma Bakanı'yla Ankara'da görüştü ve 16 Şubat'ta IKBY Başkanı Neçirvan Barzani ile telefonlaştı.

Fidan'ın röportajında Irak'a yönelik ifadeleri (Suriye'de SDG-Şam entegrasyonundan sonra sıranın Irak'a geleceği) Bağdat'ta rahatsızlık yarattı ve Türkiye Büyükelçisi çağrıldı. Ankara, bunu çeviri hatası olarak savundu. Bu gelişmeler, Türkiye'nin Irak'taki sürece aktif müdahil olduğunu gösteriyor.






Olası Etkiler

Maliki'nin başbakanlığı, Türkiye-Irak ilişkilerini geriye götürebilir ve güvenlik anlaşmalarını riske atabilir. Ancak ABD'nin baskıları ve Irak'ın ekonomik bağımlılığı, alternatif adayların önünü açabilir. Türkiye, mevcut işbirliğini korumak için mesajlar verirken, belirsizlik bölgesel istikrarı tehdit ediyor.

Uzmanlar, hükümet kurma sürecinin uzamasının Irak'ta iç çekişmeleri artırabileceğini belirtiyor. Türkiye için en olumlu senaryo, Sudani gibi dengeli bir figürün devamı; en kötüsü ise Maliki'nin dönüşüyle gerilimlerin artması. Önümüzdeki haftalar, bu belirsizliğin çözümü için kritik olacak.

Bu gelişmeler, Orta Doğu'da dengelerin hızla değişebileceğini gösteriyor. Türkiye, diplomatik çabalarını yoğunlaştırarak çıkarlarını korumaya odaklanıyor.

Medyada holdingleşme tarafsızlığı yok etti

Küresel çapta dev holdinglerin ve siyasi güç merkezlerinin medya sektöründeki hakimiyeti, haberciliğin temel ilkesi olan siyasal tarafsızlığı giderek daha fazla yıpratıyor

08.08.2026 00:18:00
Abdülkadir Gündoğdu
 
Medyada holdingleşme tarafsızlığı yok etti
Medyada holdingleşme tarafsızlığı yok etti
Küresel çapta dev holdinglerin ve siyasi güç merkezlerinin medya sektöründeki hakimiyeti, haberciliğin temel ilkesi olan siyasal tarafsızlığı giderek daha fazla yıpratıyor.

Medya sahipliğinin birkaç merkezde toplanması, halkın haber alma hakkını ve demokratik çoğulculuğu riske atıyor.

Medya, tarihsel olarak demokrasilerin "dördüncü kuvveti" ve kamuoyunun denetim mekanizması olarak konumlandırılsa da son yıllarda mülkiyet yapılarında yaşanan dönüşüm bu işlevi tartışmalı hale getirdi.

Yayın organlarının bağımsız gazeteciler veya kamu odaklı kurumlar yerine; inşaat, enerji, finans ve savunma gibi farklı sektörlerde faaliyet gösteren büyük sermaye gruplarının eline geçmesi, haber merkezlerindeki yayın çizgisini doğrudan etkiliyor.







Sermaye ilişkileri ve siyasal iklimin habere yansıması

Geleneksel gazetecilik ilkeleri; tarafsızlık, nesnellik ve kamu yararını her türlü çıkarın üzerinde tutmayı gerektirir. Ancak medya organlarının ticari ve siyasi ağlarla örülü mülkiyet yapıları, haberin mutfağında ciddi bir "filtreleme" sürecini beraberinde getiriyor.

Medya sahiplerinin devlet ihalelerine giriyor olması veya kamu düzenlemelerine bağımlı sektörlerde yatırım yapması, yayın organlarının siyasi iktidarlarla ve güç odaklarıyla çatışmaktan kaçınmasına yol açıyor. Bu durum, eleştirel haberciliğin yerini otosansüre ve tek sesliliğe bırakması riskini doğuruyor.







Çapraz sahiplik ve algı yönetimi

Medya sektöründe çapraz sahiplik (aynı sermaye grubunun gazete, televizyon, radyo ve dijital platformların tümüne sahip olması) yayın çeşitliliğini görünürde artırsa da, özünde aynı mesajın farklı kanallardan yinelemesine dayanıyor.

Gündem Belirleme Gücü: Farklı mecralara sahip gruplar, kamuoyunun neyi konuşup neyi konuşmayacağını tek elden yönlendirebiliyor.

Otosansör Mekanizması: Gazeteciler, bağlı bulundukları holdingin ticari veya siyasi çıkarlarıyla çelişen haberleri yapmaktan kaçınmak zorunda kalabiliyor.

Tiraz ve Reyting Kaygısı: Reklam verenlerle ve kamusal fonlarla kurulan ilişkiler, editoryal bağımsızlığın önüne geçebiliyor.







Dijital medya çözüm mü, yeni bir bağımlılık mı?

Geleneksel medyadaki bu tarafsızlık krizine karşı dijital yayıncılık ve bağımsız haber platformları alternatif bir kanal olarak öne çıksa da, dijitalleşme kendi zorluklarını beraberinde getiriyor. Algoritma bağımlılığı, fonlama sorunları ve dev teknoloji şirketlerinin tekelci yapısı, dijital haberciliğin de sürdürülebilirliğini ve tarafsızlığını sınamaktadır.







Uzmanlar, siyasal tarafsızlığın ve haber etiğinin korunabilmesi için şu adımların kritik olduğuna dikkat çekiyor:

Şeffaf Mülkiyet Yapısı: Medya organlarının nihai sahiplerinin ve finansman kaynaklarının kamuoyuna açıkça beyan edilmesi.

Editoryal Bağımsızlık Güvencesi: Yayın sahibi ile haber merkezi arasındaki sınırları koruyan yasal ve kurumsal güvencelerin oluşturulması.

Kamu Yayıncılığının Güçlendirilmesi: Siyasi baskılardan uzak, doğrudan halka hesap veren özerk kamu yayıncılığı modellerinin teşvik edilmesi.

Medya sahipliğinin şeffaflaşmadığı ve editoryal bağımsızlığın teminat altına alınmadığı bir düzende, siyasal tarafsızlık bir ilke olmaktan çıkıp yalnızca bir temenni olarak kalma riskiyle karşı karşıya.

Amasya'da vatandaşlar 20 yıldır baraj inşa edilmesini bekliyor

Amasya'da vatandaşlar, arazilerinin kıyısından geçip Yeşilırmak Nehri'ne akan derenin üzerine 20 yıldır baraj inşa edilmesini bekliyor

05.08.2026 10:48:00
İhlas Haber Ajansı
 
Amasya'da vatandaşlar 20 yıldır baraj inşa edilmesini bekliyor
Amasya'da vatandaşlar 20 yıldır baraj inşa edilmesini bekliyor
Amasya'nın Taşova ilçesinde vatandaşlar, arazilerinin kıyısından geçip Yeşilırmak Nehri'ne akan derenin üzerine 20 yıldır baraj inşa edilmesini bekliyor. Yukarı Baraklı ve Özbaraklı köylüleri, yıllardır büyükşehirlere göç veren bölgedeki durumun baraj sayesinde tersine döneceğine inanıyor.






Baraklı Şelalesi'nin de bulunduğu bölgede inşa edilecek barajın 20 yıldır gündemde olduğunu hatırlatan Yukarı Baraklı Köyü Muhtarı Osman Yıldız, "Yetkililer bize 2006 yılında baraj yapılacağını söylemişti. Tüm aşamalar geçildi. ÇED raporu hazırlandı. Fakat henüz faaliyete geçip kazmayı vuramadık. Baraj olmadığından dolayı suyumuz boşa gitmektedir" dedi. Önceden belde olan iki komşu köyün toplam arazisinin 8 bin dönüm olduğunu anlatan Yıldız, "Çevremizde de su ihtiyacı olan komşu köyler var. Eğer baraj yapılsaydı komşu köylerin içme suyu ihtiyacı da karşılanabilir" diye konuştu.








"Baraj yapıldığı an köye geri dönüşler başlayacak"

Birçok arkadaşının büyükşehirlerden köye dönüş planı yaptığına değinen Özbaraklı köyünden Hasan Ünkan, "Büyük şehirlerde yaşamak çok sıkıntılı hale geldi. Nüfus yoğunluğu var. Köylerde ise hayvancılık artıyor. Sulama sıkıntısından dolayı köyümüze geri dönüş yapamıyoruz. Baraj yapıldığı an geri dönüşler başlayacak. Köyler canlanacak" dedi. Köylerinin etrafında geniş ormanlar bulunduğunu vurgulayan Ünkan, "Orman yangınlarının arttığı günümüzde burada baraj olması muhtemel yangın tedbirleri açısından çok önem arz etmektedir" ifadelerini kullandı.







Yıllardır barajın inşa edilmesini beklediklerini söyleyen Yukarı Baraklı Derneği Başkanı Ömer Evci ise, dereye yakın arazilerde elektrik pompaları kullanılarak sulama yapılan sebze ve meyve üretiminde barajın etkisiyle artış olacağına inandığını belirtti.








Ev hanımı Nevin Ünkan ile kahveci İsmail Kılıç da yetkililerden baraj konusunda destek beklediklerini söyledi.

Adana'daki kadın cinayetinde 13 tutuklama

Adana'da 24 yaşındaki kadını sokak ortasında öldüren zanlı, yaklaşık 750 saatlik kamera görüntülerinin incelemesinin ardından İstanbul'da saklandığı petshopta yakalandı

03.08.2026 10:50:00
İhlas Haber Ajansı
 
Adana'daki kadın cinayetinde 13 tutuklama
Adana'daki kadın cinayetinde 13 tutuklama
Adana'da 24 yaşındaki kadını sokak ortasında tabancayla vurarak öldüren zanlı, yaklaşık 750 saatlik kamera görüntülerinin incelemesinin ardından İstanbul'da saklandığı petshopta yakalandı. Şüphelinin ifadesinde cinayeti kıskançlık nedeniyle işlediğini öne sürdüğü öğrenilirken, olayla ilgili gözaltına alınarak adliyeye sevk edilen 15 şüpheliden 13'ü tutuklandı.






Olay, 24 Temmuz'da merkez Seyhan ilçesi Gülbahçesi Mahallesi 13362. Sokak'ta meydana geldi. İddiaya göre, Reyhan Acar (24) sokakta bir kişinin tabancayla açtığı ateş sonucu kanlar içerisinde yere yığılırken, saldırgan olay yerinden kaçtı. Çevredekilerin ihbarı üzerine bölgeye sağlık ve polis ekipleri sevk edildi. İlk müdahalesi olay yerinde yapılan Acar, ambulansla kaldırıldığı hastanede tüm müdahalelere rağmen kurtarılamayarak hayatını kaybetti.

İl Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube Müdürlüğü Cinayet Büro Amirliği ekipleri, cinayeti aydınlatmak için yaklaşık 750 saatlik güvenlik kamerası görüntüsünü mercek altına aldı. Yapılan çalışmalar sonucunda saldırıyı Bilal F.'nin (24) gerçekleştirdiği belirlendi. Şüphelinin eşi Öykü F. (22) ile birlikte İstanbul'a kaçtığını tespit eden ekipler, soruşturmayı derinleştirdi. Çalışmalarda Bilal F.'nin kaçmasına ve saklanmasına yardım ettiği öne sürülen 13 kişinin kimliği de belirlendi.







Yunanistan'a kaçma planı başarısız oldu

Yapılan araştırmalarda Bilal F. ile eşi Öykü F.'nin Edirne'ye giderek Yunanistan'a kaçmayı planladığı tespit edildi. Ancak polis uygulamasını fark eden şüphelilerin ayçiçeği tarlasına kaçarak izlerini kaybettirdiği, bir gece burada saklandıktan sonra yeniden İstanbul'a döndükleri öğrenildi.







Yakalanmamak için 3 saatte bir adres değiştirdi, petshopta yakalandı

Cinayet dedektifleri, şüphelilerin İstanbul Bahçeşehir'de bir sitede saklandığını belirledi. Özel Harekat polislerinin de desteğiyle düzenlenen operasyonda Öykü F. sitenin bahçesinde yakalanırken, Bilal F. adreste bulunamadı. Bölgedeki güvenlik kameralarını inceleyen ekipler, zanlının yakalanmamak için yaklaşık 3 saatte bir adres değiştirdiğini belirledi. İzini süren polis, Bilal F.'yi siteye yakın bir petshopta saklanırken yakalayarak gözaltına aldı.

Bilal F.'nin yakalanmasının ardından harekete geçen ekipler, şüphelinin Adana'dan kaçmasına ve İstanbul'da saklanmasına yardım ettiği belirlenen 13 kişiyi de eş zamanlı operasyonlarla gözaltına aldı. Gözaltına alınanlar arasında bulunan Fırat T.'nin cinayet suçundan 39 yıl, Şeyhmus Y.'nin ise yine cinayet suçundan 37 yıl kesinleşmiş hapis cezasıyla arandığı öğrenildi.









Cinayeti kıskançlık nedeniyle işlediğini öne sürdü

Emniyetteki sorgusunda Bilal F.'nin "Reyhan ile ilişkimiz vardı. Başkasıyla görüştüğünü düşündüğüm için kıskançlık krizine girdim. Bu nedenle saldırıyı gerçekleştirdim" dediği öne sürüldü.

Emniyetteki işlemlerinin ardından Bilal F. ve eşi Öykü F. ile birlikte 15 şüpheli adliyeye sevk edildi. Mahkemeye çıkartılan Bilal F. ve 12 şüpheli tutuklanırken, Bilal F.'nin eşi Öykü F. ile 1 şüpheli adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.

Karadeniz yaylalarında trafik levhaları kevgire döndü

Karadeniz'in eşsiz doğası ve yaylalarına ulaştıran karayollarındaki yön ve işaret tabelaları son yıllarda magandaların atış poligonuna dönüştü

01.08.2026 11:56:00 / Güncelleme: 01.08.2026 12:00:52
İHA
 
Karadeniz yaylalarında trafik levhaları kevgire döndü
Karadeniz yaylalarında trafik levhaları kevgire döndü
Bölge genelinde yollara güvenliği sağlamak amacıyla yerleştirilen yüzlerce trafik işaret ve yön levhası, kimliği belirsiz şahısların ateşli silahlarla hedef tahtası haline getirilmesi sonucu kevgire döndü. Sürücülerin can güvenliğini tehlikeye atan bu durum, aynı zamanda ülke ekonomisine de milyonlarca liralık dev bir yük bindiriyor.






Özellikle Trabzon, Rize, Giresun ve Artvin'in virajlı, dik ve sık sık sis çöken yayla yollarında hayati önem taşıyan "Keskin Viraj", "Dur" ve "Heyelan Riski" gibi uyarı levhaları magandaların kurşunlarıyla parçalanmış durumda. Kurşun delikleri sebebiyle üzerindeki reflektörleri (gece parlayan kaplama) özelliğini yitiren tabelalar, gece seyahat eden sürücüleri adeta kör noktada bırakıyor. Bölgede sürekli yolculuk yapan yerel halk ve sürücüler duruma isyan ederek, "Zaten yollarımız engebeli ve sisli. Tabelalara bakarak yolumuzu bulmaya çalışıyoruz ama tabelalar delik deşik. Virajı göremiyoruz, uçurumu fark edemiyoruz. Bir tabela magandalığı yüzünden her an canımızdan olabiliriz" sözleriyle tepkilerini dile getirdi.








Milli servet çöpe gidiyor, tabela başına maliyet katlanıyor

Karayolları Genel Müdürlüğü (KGM) ekipleri, kurşunlanan levhaları yenilemek için yoğun mesai harcıyor ancak takılan her yeni tabela kısa süre içinde yeniden hedef tahtası haline geliyor. Yapılan son maliyet hesaplamalarına göre; yalnızca bir tek trafik levhasının sökülmesi, yeniden imal edilmesi ve sahada montajının yapılmasının maliyeti 3-5 bin TL arasında değişiyor. Yılda belki binlerce tabelanın tahrip edildiği ülkede harcanan milyonlarca liralık milli servet magandaların "zevk" uğruna yaptığı atışlar nedeniyle çöpe gidiyor.

Tabelaları kurşunlayan kişilerin tespit edilmesi durumunda ise cezai işlem uygulanıyor. Türk Ceza Kanunu (TCK) Madde 152 uyarınca "Kamu malına zarar verme" suçundan 1 yıldan 4 yıla kadar hapis cezası istemiyle dava açılıyor. TCK Madde 170 kapsamında meskun mahalde veya yolda silah ateşlemekten "Genel güvenliği kasten tehlikeye sokma" suçlamasıyla 6 aydan 3 yıla kadar ek hapis cezası uygulanabiliyor. Zarar verilen tüm tabelaların maliyetleri, faizleriyle birlikte faillerden nakit olarak tazmin ediliyor. Jandarma ve emniyet birimleri, vatandaşları da tabelalara ateş açan kişileri gördüklerinde plakalarıyla birlikte derhal 112 Acil Çağrı Merkezi'ne ihbar etmeye çağırıyor.
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.