Biz söyleyip biz dinleyelim, elbet işitenler olacak!
"Tek yürek, tek bilek olmaya var mısınız?" Sorusunu ve binlerin; "Varııız!" diye gök gürlemesi gibi cevabını hatırladınız mı?
Bugün Gönül Adam'ın; "Bir elimi kesseler Türk kanı, öbürünü kesseler Kürt kanı akar" Veciz sözü ile Mehmet Âkif'in yaklaşık yüz yıl önce:
"Ey dipdiri meyyit! İki el bir baş içindir;
Davransana, eller de senin, baş da senindir" feryâdını güncelleyerek "Tek yürek, tek bilek" ederek bedenleştirmiş ve "Türkoğlu Türk'üm" diye kükreyen bir münevverin varlığını bilmenin bahtiyarlığındayım...
Yüz yıl öncenin "Yedi Düvel" adlı Haçlısı, bu ülkede Vatanperverler ile Milliyetperverlerin bir araya gelmelerine asla izin vermediler!
Üç gündür yaşadığımız da maalesef yine bu!
Asker?polis?sivil?siyasetçi?milletvekili?esnaf?okuryazar herkes ama herkes vatanperver, herkes milliyetperver ama nedense ölen de; "Allah" diyor, öldüren de!
Biliyoruz ki; insan vücudunda bütün uzuvlar sağ ve sol olmak üzere çifter çifterdir. Kişinin sağ veya sol kolundan biri sakat olursa ona çolak denir; sağ veya sol bacağından biri sakat olursa topal denir. Sağ veya sol uzuvlardan her hangi birinin sakat veya eksikliği bedensel özürden sayılır ama hayat devam eder.
İnsan vücudunda hayati önem taşıyan uzuvlar beyin ve kalb ise tektir.
Kalb ile beyinden hangisi, hangisine hükmeder; kişiye göre değişir.
Kimi akla öncelik verir, kimisi gönüle...
Birinci Dünya Harbi'nden, üzerinde güneş batmayan sınırlardan, Anadolu'ya sığışarak, tıkışarak çıkmışız!
Mağrip ve Maşrık'ta milyonlarca teb'amız olan Müslümanı, terke mecbur olmuşuz!
Savaşın galibi miyiz, mağlubu muyuz, sohbet götürür!
Ama Birinci Dünya Harbi'nin galipleri olan "Yedi Düvel"in, bu coğrafyadaki emelleri ve Türk Milletinin şahsında İslâmiyete düşmanlıkları aynen, hatta artarak devam ediyor ve yüz yıl öncenin Lozan şartlarını önümüze koyarak yeniden hesaplaşmak istiyorlar!
Maalesef 14 yıldır da ülke yönetiminde; "Vatanım ruy?i zemin, milletim nev?i beşer"zihniyetli millet ve milliyetperverliği reddeden, vatanperverlikten uzak bir anlayış var!
"Stratejik Derinlik" adlı temelsiz bir strateji ile "Komşularla Sıfır Sorun" iddiasıyla çıkılan yolda; "Değerli Yalnızlık" a mahkûm olarak "Sırf Sorun" olduk!
Memleketin sağcıları, solcuları öteleyip yok sayarak; solcuları sağcıları öteleyip yok sayarak çolak ve topal bir siyasetle Haçlı kulvarlarında Engelli yarışına girdiler! Ya topal, ya da çolak oldukları için gelen de geçti bizi, giden de!
Bu ötelemek, algı operasyonlarıyla öylesine akıllara nüfuz etti ki;
"Muhannetin sözü zehirden oktur,
Lütfuna kerem et, ihsanı yoktur.
Sağ gözün sol göze faydası yoktur
Sol eli sağ ele muhtaç eyleme" diye türküler yaktık ve coşkuyla dinledik, söyledik!
Sağ gözün sol göze; sol elin sağ ele ihtiyacı olmadan yaşayabilmeyi hayal ettik; ne demekse, nasıl olacaksa!
Yani, çolaklığı, topallığı tercih gibi bir akıl?dışı basiretsizlik yaşadık!
Şimdi bana; "Haydar Hoca'nın sana fikren en belirgin katkısı nedir?" Diye sorulsa ?ki soruluyor? hiç düşünmeden; "Sağ elimle sol elimi buluşturdu, Allah razı olsun" derim, diyorum...
Ülkücü ile Devrimcinin Vatan?millet?devlet korumasında güç birliği yapmadığı, yapamadığı siyasi oluşumların; Haçlı'nın; "Üçüncü bin yılda Asya'nın Hıristiyan edilmesi" idealine figüranlık yapmaktan başka şansları olabilir mi?
Bağımsızlık karakterli Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile tarihi inkâr ederek veya yalan?yanlış iftiralarla Milli Kahramanlarımıza ve millî duygularımıza saldırarak, ne demekse; "Tarihle yüzleşmek" iddiası ile siyaset yapanlardan, millî çareler beklenebilir mi?
Bir yanda "Dinler Arası Diyalog" adlı din?dışılık uygulanırken, diğer yandan İslâm arasına Şiâ?Sünni çekişmelerini sokarak, çatışmaya dönüştürme uğraşlarını, tesadüf mü sanıyorsunuz?
"Gerçek Ülkücülerin de, gerçek Devrimcilerin de, gerçek Laiklerin de, gerçek Atatürkçülerin de, dindarların da; top yekûn Türk Milletinin barınağı ve sığınağı biziz" diyen Prof. Dr. Haydar BAŞ Hoca'yı işiten?duyan herkesin anlamadığını mı zannediyorsunuz? Hem de çok iyi anlıyorlar biliyorum ama yabancı senaryolarda baş?role veya figüranlığa razı olanlar, anladıklarını itiraf edemiyorlar, onu da biliyorum!
Milleti ölümle korkutup sıtmaya razı etmeye uğraşıyorlar!
Maalesef epeyce de başarılılar! Aksi olsa 14 yılda yapılan bütün seçimleri, kazanabilirler miydi?
Şimdi de cübbeli, fesli, şalvarlı, papaz sakallı ucûbeleri ağız birliği ile tek Millî İsim Haydar BAŞ Hoca'ya saldırtıyorlar! Başka davransalardı şaşırırdım!
30.000 Kûfeli edasıyla, Yezid (La'netullahi aleyh) komutasında, bir yere doğru ağızlarından salyalar saçarak saldırıyorlarsa 21. yy. Kerbelâ'sında Hüseynî Duruşlu bir Yiğit var demektir...
Bize düşen de Kerbelâ'da İmam Hüseyn (a.s.) safında yer alarak, kaderimize rıza göstermektir!
Kerbelâ'da İmam Hüseyn (a.s.) safında olmayanın, Yezid karşıtlığından bana ne, kime ne?
Biliyorum ki; dünyanın en doğru insanı bile yanlış safta olursa, yanlış tarifi alır!
Milyonlarca Şühedâ ahfâdı, on milyonlarca evlâd?ı millet; doğru zamanda, doğru zeminde, doğru safta, dos?doğru yer alırsa yemîn ederim ki, Ehl?i Beyet Gemisi ile KÂİNAT TÜRK DEVLETİ Seferi, galibiyetle sonuçlanır...
Aksi halde günü kotarmak için uykuya sığınanlar, ?korkarım ki? uyandıklarında korkunç bir zulmetin, Haçlı esaretinin ortasında kalırlar!
Gönül Adam Prof. Dr. Haydar Baş Hoca'nın, kendine has üslûbu ile; "Ayıkın, ayıktırın! Kafanıza akıl koyun!" Uyarılarını, uygulamak için harekete geçmeyenler, harekete geçmekte oyalananalar da, korkarım geç kalacaklar!
İpotekli akıllar yüzünden; Yaver'i Cumhurbaşkanı'nı ihbar ediyor, yakın korumaları Genelkurmay Başkanı ve Kuvvet Komutanlarını enterne ediyor; asker askere; asker polise, sivil vatandaşlara mermi sıkıyor!
Göklerdeki istikbal, yerlerde sürünüyor! TSK'nın savaş araçları ve kurmay(!)ları Gâzi Meclis'i bombalıyor ve hâlâ bunların adı; "Huzur ve istikrar" ve hâlâ bu sistemsizliğin adı; İleri Demokrasi...
Allah, sonumuzu hayr'etsin...
"OLAMAZ TÜRK'E BAŞ, TÜRK'ÜM DEMEYEN" Vesselâm...
Selâm, sevgi, duâ...
"Tek yürek, tek bilek olmaya var mısınız?" Sorusunu ve binlerin; "Varııız!" diye gök gürlemesi gibi cevabını hatırladınız mı?
Bugün Gönül Adam'ın; "Bir elimi kesseler Türk kanı, öbürünü kesseler Kürt kanı akar" Veciz sözü ile Mehmet Âkif'in yaklaşık yüz yıl önce:
"Ey dipdiri meyyit! İki el bir baş içindir;
Davransana, eller de senin, baş da senindir" feryâdını güncelleyerek "Tek yürek, tek bilek" ederek bedenleştirmiş ve "Türkoğlu Türk'üm" diye kükreyen bir münevverin varlığını bilmenin bahtiyarlığındayım...
Yüz yıl öncenin "Yedi Düvel" adlı Haçlısı, bu ülkede Vatanperverler ile Milliyetperverlerin bir araya gelmelerine asla izin vermediler!
Üç gündür yaşadığımız da maalesef yine bu!
Asker?polis?sivil?siyasetçi?milletvekili?esnaf?okuryazar herkes ama herkes vatanperver, herkes milliyetperver ama nedense ölen de; "Allah" diyor, öldüren de!
Biliyoruz ki; insan vücudunda bütün uzuvlar sağ ve sol olmak üzere çifter çifterdir. Kişinin sağ veya sol kolundan biri sakat olursa ona çolak denir; sağ veya sol bacağından biri sakat olursa topal denir. Sağ veya sol uzuvlardan her hangi birinin sakat veya eksikliği bedensel özürden sayılır ama hayat devam eder.
İnsan vücudunda hayati önem taşıyan uzuvlar beyin ve kalb ise tektir.
Kalb ile beyinden hangisi, hangisine hükmeder; kişiye göre değişir.
Kimi akla öncelik verir, kimisi gönüle...
Birinci Dünya Harbi'nden, üzerinde güneş batmayan sınırlardan, Anadolu'ya sığışarak, tıkışarak çıkmışız!
Mağrip ve Maşrık'ta milyonlarca teb'amız olan Müslümanı, terke mecbur olmuşuz!
Savaşın galibi miyiz, mağlubu muyuz, sohbet götürür!
Ama Birinci Dünya Harbi'nin galipleri olan "Yedi Düvel"in, bu coğrafyadaki emelleri ve Türk Milletinin şahsında İslâmiyete düşmanlıkları aynen, hatta artarak devam ediyor ve yüz yıl öncenin Lozan şartlarını önümüze koyarak yeniden hesaplaşmak istiyorlar!
Maalesef 14 yıldır da ülke yönetiminde; "Vatanım ruy?i zemin, milletim nev?i beşer"zihniyetli millet ve milliyetperverliği reddeden, vatanperverlikten uzak bir anlayış var!
"Stratejik Derinlik" adlı temelsiz bir strateji ile "Komşularla Sıfır Sorun" iddiasıyla çıkılan yolda; "Değerli Yalnızlık" a mahkûm olarak "Sırf Sorun" olduk!
Memleketin sağcıları, solcuları öteleyip yok sayarak; solcuları sağcıları öteleyip yok sayarak çolak ve topal bir siyasetle Haçlı kulvarlarında Engelli yarışına girdiler! Ya topal, ya da çolak oldukları için gelen de geçti bizi, giden de!
Bu ötelemek, algı operasyonlarıyla öylesine akıllara nüfuz etti ki;
"Muhannetin sözü zehirden oktur,
Lütfuna kerem et, ihsanı yoktur.
Sağ gözün sol göze faydası yoktur
Sol eli sağ ele muhtaç eyleme" diye türküler yaktık ve coşkuyla dinledik, söyledik!
Sağ gözün sol göze; sol elin sağ ele ihtiyacı olmadan yaşayabilmeyi hayal ettik; ne demekse, nasıl olacaksa!
Yani, çolaklığı, topallığı tercih gibi bir akıl?dışı basiretsizlik yaşadık!
Şimdi bana; "Haydar Hoca'nın sana fikren en belirgin katkısı nedir?" Diye sorulsa ?ki soruluyor? hiç düşünmeden; "Sağ elimle sol elimi buluşturdu, Allah razı olsun" derim, diyorum...
Ülkücü ile Devrimcinin Vatan?millet?devlet korumasında güç birliği yapmadığı, yapamadığı siyasi oluşumların; Haçlı'nın; "Üçüncü bin yılda Asya'nın Hıristiyan edilmesi" idealine figüranlık yapmaktan başka şansları olabilir mi?
Bağımsızlık karakterli Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile tarihi inkâr ederek veya yalan?yanlış iftiralarla Milli Kahramanlarımıza ve millî duygularımıza saldırarak, ne demekse; "Tarihle yüzleşmek" iddiası ile siyaset yapanlardan, millî çareler beklenebilir mi?
Bir yanda "Dinler Arası Diyalog" adlı din?dışılık uygulanırken, diğer yandan İslâm arasına Şiâ?Sünni çekişmelerini sokarak, çatışmaya dönüştürme uğraşlarını, tesadüf mü sanıyorsunuz?
"Gerçek Ülkücülerin de, gerçek Devrimcilerin de, gerçek Laiklerin de, gerçek Atatürkçülerin de, dindarların da; top yekûn Türk Milletinin barınağı ve sığınağı biziz" diyen Prof. Dr. Haydar BAŞ Hoca'yı işiten?duyan herkesin anlamadığını mı zannediyorsunuz? Hem de çok iyi anlıyorlar biliyorum ama yabancı senaryolarda baş?role veya figüranlığa razı olanlar, anladıklarını itiraf edemiyorlar, onu da biliyorum!
Milleti ölümle korkutup sıtmaya razı etmeye uğraşıyorlar!
Maalesef epeyce de başarılılar! Aksi olsa 14 yılda yapılan bütün seçimleri, kazanabilirler miydi?
Şimdi de cübbeli, fesli, şalvarlı, papaz sakallı ucûbeleri ağız birliği ile tek Millî İsim Haydar BAŞ Hoca'ya saldırtıyorlar! Başka davransalardı şaşırırdım!
30.000 Kûfeli edasıyla, Yezid (La'netullahi aleyh) komutasında, bir yere doğru ağızlarından salyalar saçarak saldırıyorlarsa 21. yy. Kerbelâ'sında Hüseynî Duruşlu bir Yiğit var demektir...
Bize düşen de Kerbelâ'da İmam Hüseyn (a.s.) safında yer alarak, kaderimize rıza göstermektir!
Kerbelâ'da İmam Hüseyn (a.s.) safında olmayanın, Yezid karşıtlığından bana ne, kime ne?
Biliyorum ki; dünyanın en doğru insanı bile yanlış safta olursa, yanlış tarifi alır!
Milyonlarca Şühedâ ahfâdı, on milyonlarca evlâd?ı millet; doğru zamanda, doğru zeminde, doğru safta, dos?doğru yer alırsa yemîn ederim ki, Ehl?i Beyet Gemisi ile KÂİNAT TÜRK DEVLETİ Seferi, galibiyetle sonuçlanır...
Aksi halde günü kotarmak için uykuya sığınanlar, ?korkarım ki? uyandıklarında korkunç bir zulmetin, Haçlı esaretinin ortasında kalırlar!
Gönül Adam Prof. Dr. Haydar Baş Hoca'nın, kendine has üslûbu ile; "Ayıkın, ayıktırın! Kafanıza akıl koyun!" Uyarılarını, uygulamak için harekete geçmeyenler, harekete geçmekte oyalananalar da, korkarım geç kalacaklar!
İpotekli akıllar yüzünden; Yaver'i Cumhurbaşkanı'nı ihbar ediyor, yakın korumaları Genelkurmay Başkanı ve Kuvvet Komutanlarını enterne ediyor; asker askere; asker polise, sivil vatandaşlara mermi sıkıyor!
Göklerdeki istikbal, yerlerde sürünüyor! TSK'nın savaş araçları ve kurmay(!)ları Gâzi Meclis'i bombalıyor ve hâlâ bunların adı; "Huzur ve istikrar" ve hâlâ bu sistemsizliğin adı; İleri Demokrasi...
Allah, sonumuzu hayr'etsin...
"OLAMAZ TÜRK'E BAŞ, TÜRK'ÜM DEMEYEN" Vesselâm...
Selâm, sevgi, duâ...
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Mustafa Aslan / diğer yazıları
- Atatürk'ün anlatımıyla Çanakkale savaşları / 20.03.2017
- İnsandan insana, insansa... / 19.03.2017
- 'Anam bana kör dedi!' / 14.03.2017
- Söyle-ni-yorum-2 / 13.03.2017
- Hâlâ iyiler varmış şükrolsun / 10.03.2017
- Savaş ve insan / 09.03.2017
- Ben, kim miyim? / 08.03.2017
- Milli siyaset hakemliği / 07.03.2017
- Sakındığımız dostluk / 02.03.2017
- Yol özel yolcu güzel / 28.02.2017
- İnsandan insana, insansa... / 19.03.2017
- 'Anam bana kör dedi!' / 14.03.2017
- Söyle-ni-yorum-2 / 13.03.2017
- Hâlâ iyiler varmış şükrolsun / 10.03.2017
- Savaş ve insan / 09.03.2017
- Ben, kim miyim? / 08.03.2017
- Milli siyaset hakemliği / 07.03.2017
- Sakındığımız dostluk / 02.03.2017
- Yol özel yolcu güzel / 28.02.2017























































































