Son günlerde Karadeniz'de yaşanan gelişmeler, savaşın doğrudan deniz taşımacılığına sıçradığını gösteriyor. Özellikle 13 Aralık 2025'te Ukrayna Deniz Kuvvetleri'nin açıklamasına göre, Türkiye'ye ait "VIVA" adlı sivil yük gemisi, Ukrayna'dan Mısır'a ayçiçeği yağı taşırken bir İHA saldırısıyla hedef alındı. Gemideki 11 Türk mürettebatın zarar görmemesi sevindirici olsa da, bu olay Karadeniz'deki güvenlik algısını kökten sarsıyor.
Türkiye için üç katmanlı risk
1. Ekonomik etki: Deniz ticareti ve tahıl koridoru
Türkiye, Karadeniz üzerinden geçen tahıl ve enerji ticaretinde kilit bir aktör. Bu tür saldırılar, sigorta maliyetlerini artırır, navlun fiyatlarını yükseltir ve Türk gemicilik şirketlerini riskli bölgelerden çekilmeye zorlayabilir.
Tahıl Koridoru'nun güvenliği tehlikeye girerse, Türkiye'nin arabuluculuk rolü zayıflar ve bölgesel gıda arzı krize girebilir.
2. Diplomatik baskı: Tarafsızlık dengesi zorlanıyor
Türkiye, savaşın başından beri hem Ukrayna hem de Rusya ile dengeli ilişkiler kurmaya çalıştı. Ancak Türk gemilerine yönelik saldırılar, Ankara'nın Moskova'ya karşı daha sert bir tutum alması yönünde Batı'dan baskı görmesine neden olabilir.
Aynı zamanda Rusya ile ilişkilerin bozulması, enerji tedariki ve Suriye gibi diğer cephelerde Türkiye'yi zor durumda bırakabilir.
3. Askerî ve güvenlik riski: Montrö rejimi ve deniz güvenliği
Karadeniz'de artan insansız saldırılar, Türkiye'nin Montrö Sözleşmesi kapsamındaki Boğazlar üzerindeki kontrolünü daha da stratejik hale getiriyor.
Türk donanmasının Karadeniz'deki devriye faaliyetleri artabilir; bu da olası bir çatışma riskini beraberinde getirir.
İHA ve İDA'ların rolü: Asimetrik savaşın yeni yüzü
İnsansız hava araçları (İHA) ve insansız deniz araçları (İDA), Karadeniz'deki çatışmanın doğasını değiştiriyor. Bu araçlar:
- Düşük maliyetli ama yüksek etkili saldırılar yapılmasını sağlıyor.
- Sivil hedefleri askeri hedef gibi göstererek uluslararası hukuku ihlal ediyor.
- Ticari gemileri caydırma aracı olarak kullanılıyor; bu da savaşın psikolojik boyutunu artırıyor.
Türkiye ne yapmalı?
- Deniz güvenliği için çok taraflı iş birlikleri (NATO, Karadeniz Ekonomik İşbirliği) güçlendirilmeli.
- Sivil gemilere yönelik erken uyarı sistemleri kurulmalı, İHA/İDA tehditlerine karşı savunma teknolojileri geliştirilmeli.
- Diplomatik denge korunmalı, ancak Türk gemilerine yönelik saldırılarda net ve kararlı bir duruş sergilenmeli.
Karadeniz'deki bu sıcak gelişmeler Türkiye'yi sadece kıyıdaş bir ülke olarak değil, aynı zamanda bölgesel bir denge unsuru olarak sınamaktadır.
Savaşın denize taşınması, Türkiye'nin hem ekonomik damarlarını hem de diplomatik manevra alanını tehdit ediyor. Bu nedenle Ankara'nın çok katmanlı, proaktif ve stratejik bir yaklaşım geliştirmesi artık bir tercih değil, zorunluluktur.
Bu stratejiyi oluştururken, küresel güçlerin Türkiye'yi bir savaş tuzağına çekme girişimleri de göz ardı edilmemeli, Birinci Dünya Savaşı'ndaki hata tekrarlanmamalıdır.