Kulluk ve kul olabilmek
Nefsini Allah için kıl. Çalış ki, attığın her adım, aldığın her lokma, yaptığın her iş iyi niyetle olsun ve Hakk’a yararlı olsun. Niyetin tam olursa, yaptığın her iş güzel olur. İşlerin Allah için olur
Haber Merkezi





Kulluk, yapılan ibadeti Allah için yapmaktır. O'na tam teslim olup ibadet ettikten sonra Hak o kula sahip olur. Hak Teâlâ bir kula sahip olursa kulların kötü emelinden onu saklar, onlara muhtaç etmez.
Dünya bazı kişiler içindir. Bazıları ona rağbet eder. Ahiret de bazı kişiler içindir. Bazıları da ona rağbet eder. İzzet ve Celil sahibi Allah da bazı kişiler içindir. Bunlar sarsılmaz iman sahibi, arif, Allah'ı seven, Allah'tan korkan, Allah için mahzun olan ve Allah için gönlü kırık olan mü'minlerdir.

Bunlar öyle bir topluluktur ki, Aziz ve Celil olan Allah'tan gıyabından korkarlar. Allah onların zahir gözlerinden gaibdir, O'nu kafa gözleri ile görmezler. Fakat kalp gözlerinde ise daima hazırdır.
İlahi tasarruf büyüklerin uyduğu şeydir. O tasarruf, büyükleri bir defa sabra bir kere uzaklığa düşürür, sonra da şükre kavuşturur. Bulunca alır, şükrederler; olmayınca sabra devam ederler.
İlahi tasarruf onları bu hale getirir. Bir kere uzaklığa düşer, sonra yakınlığa ererler. Güçlük ve darlık duygusuna kapılırlar. Zengin veya fakir olabilirler. Hastalık ve afiyete de düşmeleri olur. Bütün bu hallerinde, bir ellerinde sabır ve öbüründe şükür bulunur.
Takva sahibi, Aziz ve Celil olan Allah'a kulluğu külfet addetmez. Zira ibadet yani kulluk, artık onun tabiatı olmuştur. O kendisine herhangi bir külfet gelmeksizin, hem zahiri ile hem de batını ile Allah'a kulluk eder.

Münafığa gelince, o her halinde kendisini bir külfet içinde düşünür. İzzet ve Celal sahibi Allah'a ibadet-kulluk esnasında Allah'a ibadeti bir külfet halinde zahiren yapar. Fakat batınen O'nu terk eder.
Nebi (s.a.a.v.) de şöyle buyurur: "Ben ve ümmetimin takva sahipleri, külfet addetmekten beriyiz."
Namaz da kılsanız, oruç da tutsanız bütün bunları İzzet ve Celal sahibi Allah için yapmıyorsunuz. Bilakis halka gösteriş için, halkın teveccühünü kazanmak için yapıyorsunuz… Aynı maksatlarla sadakalar veriyor, zekâtlarınızı ödüyor, hacca gidiyorsunuz.

…Kur'an'ı ezberliyorsun da onunla amel etmiyorsun! Resulullah'ın yolunu, ahlakını, hadislerini ezberliyorsun, fakat onlara uymuyorsun.
Her şey Allah'ın yardımı, kuvveti, iradesi ve lütfuyladır. Amelini görme, onlarla böbürlenme; bu hal sana yakışmıyor. Nefsi görmek, yapılan işlere karşılık beklemek iyi olmuyor. En iyisi bunları Hak'tan görmektir. Bütün işleri O'nun yardımıyla yaptığını anla; O'na göre işlerini ayarla.
Eğer bir kötülüğü yapmıyorsan düşün; bu halin senden mi yoksa Hak'tan mı? Elbette Hak'tan. O seni esirgedi. O seni sakladı. Buna hamd etmek gerek. Şükür etmen lazım… Nerede şükür? Buna akılsızlık derler. Başkasının gücünü kendine mal etmen yerinde olur mu, akıl karı mı?

Sen düşmanla çarpışıyorsun, fakat gücün yetmiyor. Öteden kuvvetli biri geliyor, düşmanın elini bağlıyor. Yere seriyor. Sen de yapacağını yapıyorsun. Sonra her şeyi kendin yaptığını iddia ediyorsun.
Halbuki o kuvvetli adam gelmeseydi; senin bir iş yapacağın yoktu. Belki de düşman seni öldürecekti.
İşlerini düzenle. Şükret. Sana verilenle yetin. Daima Allah'ı öv; her iyiliği O'na ver. Şer işleri sana yükle. Nefsini ıslaha çalış. Eğer birini kötüleyeceksen, nefsin yeter. Çünkü bütün şerrin yuvası odur. Yaratan'ı daima bir yaratıcı olarak bil. Ona göre edepli ol..." (Abdülkadir Geylani Hazretlerinden)



















































































