‘Kur’an, manası düşünülerek okunmalı’
Kur’an daima ta’zim ve manası düşünülerek okunmalı. Allah Teâlâ onu; Celâl Arş’ından kullara gönderirken, onların anlayış derecesine göre indirdi. Tâ ki mana derinliğine erile... O, zatının sıfatıdır. Halkın anlayışına böylece girmektedir
Hakan Akkuş





Resûlullah (s.a.v.) buyurdu:
"Her kim Kur'an'ı üç günden az zamanda okursa, manasını anlayamaz."
Kur'an-ı Kerim'i her gün hatim de iyi değildir. Hafta aralarını açmamak şartı ile haftada bir defa bitirmeli. Tecvidine, hurufatına riayet etmelidir.
Peygamberimiz buyuruyor ki: "Bu Kur'an hüzünle indi. Onu okurken hüzne dalınız."
Secde ayetlerini unutmamalı. Secde ayeti başkasından da duyulsa, hemen secdeye varmalı. Kendi kendine okuduğunda abdestli ise, hemen secde etmeli. Kur'an'da on dört yerde secde ayeti vardır. Hac suresinde iki secde vardır, Sa'd sûresinde secde yoktur.
Kur'an okunduğu zaman, sahibine ta'zim hissi duyulmalı; kalbin derinliğine duyurulmalı. Ve o anda Allah Teâlâ Hz.'nin hitap etmekte olduğu kanaatini taşımalıdır...
Peygamberimizin (s.a.v.) Kur'an'a dair olan bir hadis-i şerifini zikredelim:
"Kur'an'ın zahiri, bâtını, haddi ve matlaı vardır."
Hz. Ali (r.a.) diyor ki:
"İsteseydim, Fatiha sûresi için yetmiş beygir yükü tefsir yazardım. Böylece, Kur'an'ın sonsuz manalarının bitmeyeceği, hikmetinin tükenmeyeceğini anlatırdım."
Tefsir usulü kalp temizliği ile olur. Ve anlaşılıyor ki, tefsir işi; rey ve hevâ ile olmaz. Bu sözümüzü, Peygamberimizin İbn Abbas'a yaptığı şu dua daha iyi anlatıyor:
"Allah'ım, onu dinde fakih kıl ve tevil-tefsir ilmini bellet" buyurmuştu.
Ayrıca Allah Teâlâ Hz. de şöyle buyurur:
"Onu -Kur'an'ı- bilenler mana çıkarır." (Nisa, 83). Bu ayetle, ilim sahiplerine Kur'an'dan mana çıkarma hakkı tanınıyor.
Dediklerimizi anla, ganimet bul. En iyi bilen Allah'tır...
Kur'an daima ta'zim ve manası düşünülerek okunmalı. Allah Teâlâ onu; Celâl Arş'ından kullara gönderirken, onların anlayış derecesine göre indirdi. Tâ ki mana derinliğine erile... O, zatının sıfatıdır. Halkın anlayışına böylece girmektedir.
O'nun yüceliği sonsuzdur. Harflerle, seslerle onun derinliği nasıl kavranır. Şayet onun kelâmındaki Cemâlini harf çokluğu örtmemiş olsaydı, ne Arş ne Ferş dayanabilirdi. Onun büyüklüğü önünde her şey yok olurdu. Ondan akan nura nasıl dayanılır ki...
Allah Teâlâ; kelâmını dinleme gücünü Musa Peygambere vermeseydi, nasıl dayanabilirdi? Katiyen dayanamazdı ki dağ, o tecelliye dayanamadı. İlk tecelli oldu, dağ parçalandı.
(El-Mürşidü'l-Emîn ilâ Mev'izeti'l-Mü'minîn'den...)













































































