Küreselleşme süreci ve dış politika -1-
Batı kaynaklı ekonomi sistemlerinin, kaynakları sınırlı ve ihtiyaçları sınırsız kabul ettiklerini ifade etmiştik
16.09.2026 00:20:00
Haber Merkezi
Haber Merkezi





"Batı kaynaklı ekonomi sistemlerinin, kaynakları sınırlı ve ihtiyaçları sınırsız kabul ettiklerini ifade etmiştik. Bu itibarla sınırlı kaynakların ne şekilde paylaşılacağı konusu kapitalist dünya için hayati önem taşımaktadır.
Kapitalizmde esas olan üretim ve kârdır. Sanayi üretiminin gelişmesi için sınırlı kabul edilen kaynaklar, kapitalist ülkelerin denetimine geçmelidir ki, kapitalizmin çarkları dönebilsin.
Bu anlayışın sonucu olarak geri kalmış veya henüz gelişme sürecindeki ülkeler sömürge haline getirilmiştir. Sömürge anlayışı üzerine oturan bir dış politika anlayışı, tarihin akışı içerisinde buna direnen ülkeler ile sömürgeci devletler arasında savaşları da kaçınılmaz kılmıştır.

Bugün dünyada savaşın bitmesini isteyenlerin, öncelikle ihtiraslar üzerine oturan liberal–kapitalist sistemlerin dünyadaki kavganın en temel sebebi olduğunu görmeleri gerekmektedir.
Sömürgecilik ilk olarak Roma'da ortaya çıktı. Yüzyıllar sonra Batı Avrupa ülkeleri, sömürgecilik faaliyetlerine başladılar. 15. yüzyılda başlayan bu faaliyetlerin hedefi, değişik yerler keşfetmekten ziyade, uzak ülkelerin kaynaklarına el koymaktı.
Amerika kıtasının kâşifi olarak tanıdığımız Kolomb'un asıl hedefi, bu el değmemiş toprakların zenginliğini ele geçirmekti. Bu maksat için binlerce yerli öldürüldü. İspanyol kaptan Cortes de aynı yolu takip etti. İnka'ların yaşadığı Peru topraklarını işgal eden Cortes, buralarda büyük katliam ve zulümlerin yaşanmasına sebep oldu.

Kolomb'un kendi günlüğündeki şu not, coğrafi keşiflerin gerçek hedefinin ne olduğunu net olarak ortaya koyması bakımından manidardır: ''Bize... papağanlar, pamuk kozaları, mızraklar ve daha birçok şey getirip bunları cam bocuklar ve çıngıraklar ile değiş tokuş ettiler. Sahip oldukları her şeyi değiştirmeye hazırlar... Gelişmiş ve sağlıklı vücutları, yakışıklı yüzleri var. Silahsızlar ve silahları tanımıyorlar. Onlara bir kılıç gösterdiğimde keskin kenarından acemice tutup kendilerini kestiler. Demiri kullanmıyorlar. Mızraklarını kamıştan yapıyorlar. Bunlardan iyi köleler olabilir. Elli kişi ile bunların hepsine boyun eğdirebilir, istediklerimizi yaptırabiliriz."
İspanyol Las Casas, bu eylemler neticesinde 12 milyondan fazla insanın öldüğünü söylemiştir. Bugün küreselleşme ve BOP adı altında yapılan sömürgeci uygulamaların kökleri, asırlar öncesine dayanmaktadır. Mantık tamamen aynıdır: Kaynakları sömürmek...
Batılılar, Amerika kıtasına ayak bastıkları zaman Meksika'da Aztek'ler, Peru'da İnka'lar, Orta Amerika'da Maya'lar yaşıyorlardı. Bugün sayıları çok azalmış olan Kızılderililerin ataları olan bu insanlar, tarım ve hayvancılıkla uğraşıyorlardı.

Kendilerine göre üretim teknikleri geliştirmişlerdi. Mimaride, astronomide, eğitimde oldukça ileri bir seviyedeydiler. Bu büyük uygarlık yüzyıllarca süren sistemli katliamlar ve sömürgecilik sonucu yok edildi.
Bu, sömürgecilik tarihinden yalnızca bir sayfadır. 18. yüzyıla gelindiğinde sanayileşmeyle beraber kapitalizmin ve akabinde sömürgeciliğin doruğa çıktığını görüyoruz.
Zira kapitalizmin temelleri emperyalist düşünceye dayanmaktadır Kapitalizmdeki sınırlı kaynak kaygısı kapitalist ülkeleri ciddi bir pazar ve kaynak arayışına itmiştir.
Öte yandan kapitalizmin ruhunda tekelcilik hâkimdir; uygulandığı ülkelerde ezici rekabet nasıl işliyorsa, dışarıda da aynı kurallar işler, işlemek zorundadır. Aksi takdirde kapitalizm, varlığını sürdüremez. Sömürgeleştirilen ülkelerin yer altı ve yerüstü kaynakları, madenleri, tamamen sömürgeci güçler tarafından kullanılır.

Söz konusu kaynakların en iyi şekilde transfer edilebilmesi için, sömürgelerdeki bütün milli hareketlerin önlenmesi ve milli uyanışların önüne geçilmesi öncelikli hedef kabul edilmektedir.
Nitekim İngiltere'nin Hindistan'ı işgalini dikkate şayan örnektir: "Hindistan, 18. yüzyıla kadar Avrupa'nın bütün baharat ve daha birçok tüketim malı ihtiyacını karşılayan zengin bir ülkeydi. Oysa sanayi devriminden hemen sonra İngiliz kumaşları,demir, kâğıt, cam ve daha birçok sanayi ürünü, Hindistan pazarlarını sarmış; fiyat ve kalite yönünden İngilizlerle rekabete giremeyen yerli sanayii tamamen yok olmuştur.
Zira İngilizler, Hindistan'da kendi tekstil mallarını pazarda Hint kumaşlarına karşı rakipsiz kılabilmek için 40 bin Hintli kumaş imalat ustasının kollarını kesmişti." Devam edecek (Prof. Dr. Haydar Baş milli Ekonomi Modeli)
Kapitalizmde esas olan üretim ve kârdır. Sanayi üretiminin gelişmesi için sınırlı kabul edilen kaynaklar, kapitalist ülkelerin denetimine geçmelidir ki, kapitalizmin çarkları dönebilsin.
Bu anlayışın sonucu olarak geri kalmış veya henüz gelişme sürecindeki ülkeler sömürge haline getirilmiştir. Sömürge anlayışı üzerine oturan bir dış politika anlayışı, tarihin akışı içerisinde buna direnen ülkeler ile sömürgeci devletler arasında savaşları da kaçınılmaz kılmıştır.

Bugün dünyada savaşın bitmesini isteyenlerin, öncelikle ihtiraslar üzerine oturan liberal–kapitalist sistemlerin dünyadaki kavganın en temel sebebi olduğunu görmeleri gerekmektedir.
Sömürgecilik ilk olarak Roma'da ortaya çıktı. Yüzyıllar sonra Batı Avrupa ülkeleri, sömürgecilik faaliyetlerine başladılar. 15. yüzyılda başlayan bu faaliyetlerin hedefi, değişik yerler keşfetmekten ziyade, uzak ülkelerin kaynaklarına el koymaktı.
Amerika kıtasının kâşifi olarak tanıdığımız Kolomb'un asıl hedefi, bu el değmemiş toprakların zenginliğini ele geçirmekti. Bu maksat için binlerce yerli öldürüldü. İspanyol kaptan Cortes de aynı yolu takip etti. İnka'ların yaşadığı Peru topraklarını işgal eden Cortes, buralarda büyük katliam ve zulümlerin yaşanmasına sebep oldu.

Kolomb'un kendi günlüğündeki şu not, coğrafi keşiflerin gerçek hedefinin ne olduğunu net olarak ortaya koyması bakımından manidardır: ''Bize... papağanlar, pamuk kozaları, mızraklar ve daha birçok şey getirip bunları cam bocuklar ve çıngıraklar ile değiş tokuş ettiler. Sahip oldukları her şeyi değiştirmeye hazırlar... Gelişmiş ve sağlıklı vücutları, yakışıklı yüzleri var. Silahsızlar ve silahları tanımıyorlar. Onlara bir kılıç gösterdiğimde keskin kenarından acemice tutup kendilerini kestiler. Demiri kullanmıyorlar. Mızraklarını kamıştan yapıyorlar. Bunlardan iyi köleler olabilir. Elli kişi ile bunların hepsine boyun eğdirebilir, istediklerimizi yaptırabiliriz."
İspanyol Las Casas, bu eylemler neticesinde 12 milyondan fazla insanın öldüğünü söylemiştir. Bugün küreselleşme ve BOP adı altında yapılan sömürgeci uygulamaların kökleri, asırlar öncesine dayanmaktadır. Mantık tamamen aynıdır: Kaynakları sömürmek...
Batılılar, Amerika kıtasına ayak bastıkları zaman Meksika'da Aztek'ler, Peru'da İnka'lar, Orta Amerika'da Maya'lar yaşıyorlardı. Bugün sayıları çok azalmış olan Kızılderililerin ataları olan bu insanlar, tarım ve hayvancılıkla uğraşıyorlardı.

Kendilerine göre üretim teknikleri geliştirmişlerdi. Mimaride, astronomide, eğitimde oldukça ileri bir seviyedeydiler. Bu büyük uygarlık yüzyıllarca süren sistemli katliamlar ve sömürgecilik sonucu yok edildi.
Bu, sömürgecilik tarihinden yalnızca bir sayfadır. 18. yüzyıla gelindiğinde sanayileşmeyle beraber kapitalizmin ve akabinde sömürgeciliğin doruğa çıktığını görüyoruz.
Zira kapitalizmin temelleri emperyalist düşünceye dayanmaktadır Kapitalizmdeki sınırlı kaynak kaygısı kapitalist ülkeleri ciddi bir pazar ve kaynak arayışına itmiştir.
Öte yandan kapitalizmin ruhunda tekelcilik hâkimdir; uygulandığı ülkelerde ezici rekabet nasıl işliyorsa, dışarıda da aynı kurallar işler, işlemek zorundadır. Aksi takdirde kapitalizm, varlığını sürdüremez. Sömürgeleştirilen ülkelerin yer altı ve yerüstü kaynakları, madenleri, tamamen sömürgeci güçler tarafından kullanılır.

Söz konusu kaynakların en iyi şekilde transfer edilebilmesi için, sömürgelerdeki bütün milli hareketlerin önlenmesi ve milli uyanışların önüne geçilmesi öncelikli hedef kabul edilmektedir.
Nitekim İngiltere'nin Hindistan'ı işgalini dikkate şayan örnektir: "Hindistan, 18. yüzyıla kadar Avrupa'nın bütün baharat ve daha birçok tüketim malı ihtiyacını karşılayan zengin bir ülkeydi. Oysa sanayi devriminden hemen sonra İngiliz kumaşları,demir, kâğıt, cam ve daha birçok sanayi ürünü, Hindistan pazarlarını sarmış; fiyat ve kalite yönünden İngilizlerle rekabete giremeyen yerli sanayii tamamen yok olmuştur.
Zira İngilizler, Hindistan'da kendi tekstil mallarını pazarda Hint kumaşlarına karşı rakipsiz kılabilmek için 40 bin Hintli kumaş imalat ustasının kollarını kesmişti." Devam edecek (Prof. Dr. Haydar Baş milli Ekonomi Modeli)


















































































































