Kuruluşundan bugüne Erbaa: Küllerinden doğan şehir
Tokat’ın en büyük ilçesi olan ve Yeşilırmak ile Kelkit Çayı’nın buluştuğu bereketli topraklarda yer alan Erbaa, zengin tarihi, modern şehir yapısı ve dünya markası haline gelen asma yaprağıyla adeta bölgenin parlayan yıldızı
16.02.2026 00:10:00
Abdülkadir Gündoğdu
Abdülkadir Gündoğdu





Tokat'ın en büyük ilçesi olan ve Yeşilırmak ile Kelkit Çayı'nın buluştuğu bereketli topraklarda yer alan Erbaa, zengin tarihi, modern şehir yapısı ve dünya markası haline gelen asma yaprağıyla adeta bölgenin parlayan yıldızı.
Erbaa'nın tarihi M.Ö. 3000'li yıllara, Hititlere kadar uzanmaktadır. Ancak ilçenin modern tarihi, Kuzey Anadolu Fay Hattı üzerinde olması sebebiyle büyük acılarla şekillenmiştir.

İsim Kökeni: Osmanlı arşivlerine göre "Erbaa" ismi Arapça "dört" anlamına gelir. Bölgedeki dört önemli nahiye olan Sonusa, Karayaka, Taşabat ve Erek'in idari olarak birleşmesiyle bu ismi almıştır.
Yeniden İnşa: 1939 ve 1943 yıllarında yaşanan yıkıcı depremler sonrası eski yerleşim yeri tamamen terk edilmiş; ilçe, bugünkü yerine geniş caddeleri ve ızgara planlı modern şehir yapısıyla yeniden kurulmuştur.

Tarihin İzleri: Antik Kentlerden Selçuklu Mirasına
Erbaa, adeta bir açık hava müzesi gibidir. İlçede mutlaka görülmesi gereken yapılar şunlardır:
Horoztepe: Tunç Çağı'na ait buluntuların çıkarıldığı, Alacahöyük kadar önemli bir arkeolojik merkezdir. Buradan çıkan eserler bugün Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi'nde sergilenmektedir.

Silahtar Ömer Paşa Camii: Akça (Fidi) köyünde bulunan bu eser, 1082 yılında inşa edilmiştir. Çivisiz (Kündekari) ahşap işçiliği, tavan süslemeleri ve kök boyalı motifleriyle Selçuklu mimarisinin en zarif örneklerinden biridir.
Boğazkesen Köprüsü: Roma döneminden kalan, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde onarılan bu köprü, Kelkit Çayı ile Tozanlı çayının birleştiği noktada stratejik bir geçiş noktasıdır.

Doğal Güzellikler: Yeşil ve Mavinin Kesişimi
Erbaa, doğa sporları ve huzur arayanlar için saklı cennetlere sahiptir:
Düden Gölü: Etrafı çam ormanlarıyla çevrili, kampçıların ve doğa yürüyüşçülerinin favori mekanıdır.

Kelkit Vadisi: İlçeye hayat veren Kelkit Çayı boyunca uzanan vadi, özellikle gün batımında eşsiz manzaralar sunar.
İmbat Yaylası: Tertemiz havası ve soğuk sularıyla yaz aylarında hem yerli halkın hem de turistlerin kaçış noktasıdır.

Lezzet Durakları: Dünyanın En Zarif Yaprağı
Erbaa mutfağı denilince akla gelen ilk şey, coğrafi işaretli Erbaa Narince Asma Yaprağı'dır.
Erbaa Yaprağı: İnce dokusu, damarsız yapısı ve kendine has aromasıyla dünyanın en kaliteli asma yaprağı kabul edilir ve onlarca ülkeye ihraç edilir.
Yaprak Aşı: İnce kıyılmış asma yaprakları, bulgur ve nohutla yapılan, üzerine sarımsaklı yoğurt dökülerek servis edilen yöresel bir lezzet.

Tokat Keşkeği: Fırınlarda uzun süre pişirilen, etli ve dövülmüş buğdayın eşsiz uyumu.
Çökelekli Gözleme: Odun ateşinde pişirilen, yöresel çökelek ve taze otlarla hazırlanan Erbaa usulü gözlemeler.
Sonuç: Erbaa, depremlerin yıktığı ama azmin yeniden inşa ettiği, kültürüyle köklü, doğasıyla taze bir Anadolu kentidir. Kelkit'in sesiyle uyuyup, narin yaprak kokusuyla uyanmak isteyenler için Erbaa her mevsim ayrı bir güzel.
Erbaa'nın tarihi M.Ö. 3000'li yıllara, Hititlere kadar uzanmaktadır. Ancak ilçenin modern tarihi, Kuzey Anadolu Fay Hattı üzerinde olması sebebiyle büyük acılarla şekillenmiştir.

İsim Kökeni: Osmanlı arşivlerine göre "Erbaa" ismi Arapça "dört" anlamına gelir. Bölgedeki dört önemli nahiye olan Sonusa, Karayaka, Taşabat ve Erek'in idari olarak birleşmesiyle bu ismi almıştır.
Yeniden İnşa: 1939 ve 1943 yıllarında yaşanan yıkıcı depremler sonrası eski yerleşim yeri tamamen terk edilmiş; ilçe, bugünkü yerine geniş caddeleri ve ızgara planlı modern şehir yapısıyla yeniden kurulmuştur.

Tarihin İzleri: Antik Kentlerden Selçuklu Mirasına
Erbaa, adeta bir açık hava müzesi gibidir. İlçede mutlaka görülmesi gereken yapılar şunlardır:
Horoztepe: Tunç Çağı'na ait buluntuların çıkarıldığı, Alacahöyük kadar önemli bir arkeolojik merkezdir. Buradan çıkan eserler bugün Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi'nde sergilenmektedir.

Silahtar Ömer Paşa Camii: Akça (Fidi) köyünde bulunan bu eser, 1082 yılında inşa edilmiştir. Çivisiz (Kündekari) ahşap işçiliği, tavan süslemeleri ve kök boyalı motifleriyle Selçuklu mimarisinin en zarif örneklerinden biridir.
Boğazkesen Köprüsü: Roma döneminden kalan, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde onarılan bu köprü, Kelkit Çayı ile Tozanlı çayının birleştiği noktada stratejik bir geçiş noktasıdır.

Doğal Güzellikler: Yeşil ve Mavinin Kesişimi
Erbaa, doğa sporları ve huzur arayanlar için saklı cennetlere sahiptir:
Düden Gölü: Etrafı çam ormanlarıyla çevrili, kampçıların ve doğa yürüyüşçülerinin favori mekanıdır.

Kelkit Vadisi: İlçeye hayat veren Kelkit Çayı boyunca uzanan vadi, özellikle gün batımında eşsiz manzaralar sunar.
İmbat Yaylası: Tertemiz havası ve soğuk sularıyla yaz aylarında hem yerli halkın hem de turistlerin kaçış noktasıdır.

Lezzet Durakları: Dünyanın En Zarif Yaprağı
Erbaa mutfağı denilince akla gelen ilk şey, coğrafi işaretli Erbaa Narince Asma Yaprağı'dır.
Erbaa Yaprağı: İnce dokusu, damarsız yapısı ve kendine has aromasıyla dünyanın en kaliteli asma yaprağı kabul edilir ve onlarca ülkeye ihraç edilir.
Yaprak Aşı: İnce kıyılmış asma yaprakları, bulgur ve nohutla yapılan, üzerine sarımsaklı yoğurt dökülerek servis edilen yöresel bir lezzet.

Tokat Keşkeği: Fırınlarda uzun süre pişirilen, etli ve dövülmüş buğdayın eşsiz uyumu.
Çökelekli Gözleme: Odun ateşinde pişirilen, yöresel çökelek ve taze otlarla hazırlanan Erbaa usulü gözlemeler.
Sonuç: Erbaa, depremlerin yıktığı ama azmin yeniden inşa ettiği, kültürüyle köklü, doğasıyla taze bir Anadolu kentidir. Kelkit'in sesiyle uyuyup, narin yaprak kokusuyla uyanmak isteyenler için Erbaa her mevsim ayrı bir güzel.


























































