logo
24 HAZİRAN 2026

Meral Akşener: Netanyahu 21. yüzyılın yeni Hitler'idir, derhal yargılanmalıdır

Partisinin Meclis Grup toplantısında konuşan İYİ Parti Lideri Akşener, İsrail’in Filistin’e yönelik saldırılarına tepki göstererek İsrail Başbakanı Netanyahu'nun savaş suçu işlediğini ve darhal yargılanması gerektiğini söyledi. Akşener, Erdoğan'ı da yargıdaki rüşvet iddiaları karşısında sessiz kalmakla eleştirdi.

18.10.2023 15:43:00
Haber Merkezi
Meral Akşener: Netanyahu 21. yüzyılın yeni Hitler'idir, derhal yargılanmalıdır
Meral Akşener: Netanyahu 21. yüzyılın yeni Hitler'idir, derhal yargılanmalıdır
İyi Parti Genel Başkanı Meral Akşener, İsrail - Hamas savaşı sürerken Gazze'de en az 500 kişinin hayatını kaybettiği hastane saldırısına ilişkin olarak, "Bu bizzat Netanyahu terörüdür. Netanyahu 21. yüzyılın yeni Hitler'idir." dedi. İktidara seslenerek 'çözüm süreci' göndermesi yapan Akşener, "Yerel seçim yaklaşıyor, Cumhur İttifakı için terörist başından oy dilenme festivali başlıyor. Artık AKP için İmralı yolları taştan demektir" ifadelerini kullandı.

Meral Akşener, partisinin Belediye Başkan adaylarını tanıttı. Manisa'da Yunusemre'ye İYİ Parti Yunusemre İlçe Başkanı Tufan Akan, Şehzadeler'e ise iş insanı Ahmet Karadağ'ın Belediye Başkan adaylığı ilan edildi.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, bugün TBMM grup toplantısında konuştu. Konuşmasına İsrail'in Filistin'e yönelik saldırılarına tepki göstererek başlayan Akşener, şöyle konuştu:

"Dün akşam, Gazze'den gelen bir haberle sarsıldık. Yaşadığı terör saldırısından sonra, teröre karşı savaş iddiasıyla, yola çıkan İsrail'in sivilleri bile hedef alabilen gaddarlığı, dün gece Gazze'de bir hastaneyi bile bombalayacak kadar alçalmış ve terörizme dönüşmüştür. Bunun adı düpedüz terördür. Çünkü devletler, hastane bombalamaz. Devletler, sivilleri hedef almaz. Dün gece, tüm insani değerleri hiçe sayan, artık alçak bir mezalime dönüşen bu eylemler; teröre karşı savaş değil bizzat Netenyahu terörüdür. Dün gece yaşananlar, tarihi bir ibret vesikasıdır. Dün gece yaşananlar, 1938 yılı Almanya'sında yaşayan Yahudilerin bir soğuk kasım akşamı yaşadıklarının günümüzdeki gölgesidir. Hitler canisinin, Kristal Gece Komplosu'nun mağduru olan bir halkın lideri; bugün çıkmış yeni bir kristal gecenin faili olmuştur. Önce çıktılar; 'Hastaneyi Hamas bombaladı, biz yapmadık' dediler. Kimse bu yalana inanmayınca bu sefer de 'İslami Cihad Örgütü'nün attığı füze, yolunu şaşırdı' diyecek kadar alçaldılar. Bu saatten sonra, katil Netenyahu için söylenecek hiçbir söz kalmamıştır. O, 21'inci yüzyılın yeni Hitler'idir. Holokost'u yaşamış bir halkın yüz karasıdır. Zaman farklı, zihniyet aynı zihniyettir. Ve derhal yargılanmalıdır. Bölgemiz ve 21'inci yüzyılın dünyası, bu katıksız barbarlığa daha fazla sessiz kalamaz. Medeni değerleri savunduğunu iddia eden her ülke her uluslararası örgüt, her insan bu vahşete karşı tutum almalıdır. Yoksa savunduğunu iddia ettiği değerleri inkar etmiş olur.

Dün, Hitler'in Çekoslovakya'yı işgaline ses çıkarmayan Rusya, Fransa ve İngiltere yönetimleri nasıl ki halklarının acı bedeller ödemesine sebep oldularsa; bugün de bu zıvanadan çıkmış faşiste, dur diyemeyen bir dünya, yeni ve ağır bedeller ödeyecektir. O nedenle, buradan tüm dünyaya bir çağrıda bulunuyorum: Kafaları kuma gömmenin zamanı, artık geçmiştir. İçinde Filistinlileri barındırmayan, demokrasi ahkamları üzerinden, mağduriyet üretme çabalarının vadesi, artık dolmuştur. Dünkü büyük soykırımın, acıları üzerinden, bugünün terörünü, aklama ikiyüzlülüğü de, artık bayatlamıştır.

Vakit artık çok geç olmadan, bu gidişata dur deme vaktidir. Vakit artık sağduyu ve vicdanı, hakim kılma vaktidir. Vakit artık, vahşete son verip adaletin ve hukukun önünü açma vaktidir. Yaşananlar, dünya kamuoyu için büyük bir sınavdır. Ya bu acılardan ders alıp yaraları saracağız ya da Ortadoğu'nun bir acı ve gözyaşı coğrafyası kalmasına göz yumacağız. Ya vicdanda ve adalette birleşeceğiz ya da bir daha birleşmemek üzere nefretle ayrışacağız. Ya bu sınavı geçip, insani değerleri dünyada hakim kılacağız ya da sınıfta kalıp, zulmün hüküm sürdüğü yeni bir dünyaya, boyun eğeceğiz.

"Temmuz ayında büyük gürültüyle yapılan maaş zamları eriyip gitti"

Her gün, yeni bir olayı ya da yeni bir açıklamayı tartışıyoruz. Her gün, yeni polemiklere maruz kalıyoruz. Ama bir konu var ki, aslında hiç değişmiyor. Ve iktidar da nedense hiç bu konuya girmiyor, giremiyor. O konu da elbette ekonomi. Ekonominin gündemi değişmiyor ama üzerimizde yarattığı yıkım her gün büyüyor, derinleşiyor. Geçim sıkıntısı, her gün daha da artarak büyüyor. 'Ekmek, aslanın ağzında yatar, midesinde biter' derlermiş. Ama artık o aslan ağzı da midesi de boş geziyor. Enflasyon ve hayat pahalılığı ülkemizdeki ailelerin her bir ferdini, ayrı ayrı etkiliyor. Özellikle çocuklarımız, derinleşen yoksulluğu daha fazla hissediyor. Çünkü okullar açıldı. Bir yandan kitap, defter masrafları diğer yandan da giyim, kuşam, servis masrafları derken ailelerimiz günden güne çıkmaza sürükleniyor. Temmuz ayında büyük gürültüyle yapılan maaş zamları eriyip gitti. Kış, kapıya dayandı. Artan fiyatların yanına bir de ısınma masrafları eklenecek. Üstelik dünya yine savaşla karşı karşıya. Yani bu ne demek? Bu, enerji fiyatları daha da artacak demek. Hızla yükselen enerji fiyatları da bizim için hem zam hem de cari açık demek. Biliyorsunuz, daha yeni motorine 2 lira 23 kuruş zam geldi. Tabii ki sırada benzin zammı var. Seçim öncesi verilen müjdeler, yapılan açılışlar, söylenen büyük sözler hala hafızamızda. Ama ne hikmetse, maalesef milletimizin payına zamdan başka bir şey düşmüyor.

Akşener'den AKP'ye ağustos böceği benzetmesi

Aslında, AK Parti iktidarının, ekonomideki yönetim anlayışı, ağustos böceğiyle karıncanın hikâyesine benziyor. Bu arkadaşlar tabii ki hikayedeki ağustos böceği oluyorlar. Tıpkı ağustos böceğinin, yaptığı gibi küresel ekonominin iyi olduğu günlerde, har vurup harman savuran 'İtibardan tasarruf olmaz' diye diye israfın zirvesine çıkan, bu sırada da ülkemizin ihtiyacı olan yatırımları yapmayan ve hatta elde avuçta ne varsa satıp savan AK Parti, gün gelip koşullar bozulduğunda da kapı kapı dolaşıp yardım istiyor. Doğrudur. İktidarın yaptığı, vahim hatalardan ötürü ekonomimizin acil olarak kaynağa ihtiyacı var. Bunu herkes çok iyi biliyor. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek de ilk göreve geldiğinde, gerekli parayı bulmak için Sayın Erdoğan'la birlikte soluğu Körfez ülkelerinde aldı. Sonrasında Amerika'ya ve İngiltere'ye de ziyaretler yaptılar.

"Zam üzerine zam yaptılar"

Ne diyorlardı? 50 milyar dolar gelecekti değil mi? Peki ne oldu? Ne gelen var ne de yatırım yapan. Neden biliyor musunuz? Çünkü iktidara ve sahip olduğu yönetim anlayışına güven yok. Ülkemizdeki hukuka, adalete, demokrasiye, güven yok. Yıllarca, beceriksiz ellere mahkûm edilen, ekonomi yönetimini, bugün devralan arkadaşların vadesine güven yok. E hal böyle olunca da akıl veren, sırt sıvazlayan, 'iyi yoldasınız' diyen çok olur; ama parasını veren, yatırım yapan kimse olmaz. Seçimlerden önce, sırf iktidarları sürsün diye elde avuçta ne varsa harcadılar. Siyasi propaganda uğruna, akıl dışı politikalar uyguladılar. Sahte bir bahar havası estirmek için ucuz krediyle enflasyonu azdırdılar. Seçimler bittikten sonra da vatandaşa dönüp, 'Zaman, kemer sıkma zamanı' dediler. Zam üzerine zam yaptılar. Ekonomiyi soğutup, kaynak yaratmaya çalıştılar. Nitekim, hâlâ da çalışıyorlar. Değerli milletvekili arkadaşlarım, durum aslında bu kadar açık ve net. Ama burada, büyük bir haksızlık, büyük bir adaletsizlik, büyük bir vicdansızlık var. Çünkü seçimlerden önce, servetine servet katanlar ile seçimlerden sonra bedel ödeyenler, aynı insanlar değil. AK Parti iktidarı, milletimize kaşıkla verip kepçeyle alırken, kendi zenginlerineyse kepçeyle verip kaşıkla almaya devam ediyor. Emeklimizin, asgari ücretlimizin aldığı maaş, açlık sınırının altında kaldı. Çalışan nüfusumuzun, neredeyse yarısı asgari ücretli.

"Emekli maaşıyla geçinebilseler sizce ikinci bir işte çalışırlar mı"

Yani; çalışanlarımızın neredeyse yarısı, açlık sınırının altında yaşamaya mahkûm edildi. Milletimiz âdeta can çekişiyor. Ama iktidar, kendi elleriyle sebep oldukları enflasyon için bile faturayı yine milletimize kesiyor. Böyle bir utanmazlık, böyle bir vicdansızlık olabilir mi? Daha dün meydanlarda, bülbül gibi şakıyıp bol keseden vaatler verirken bugün dut yemiş bülbüle döndüler. Biliyorsunuz geçtiğimiz hafta emeklimize 5 bin liralık 'ödeme' yapılacağı söylendi. Şimdi bu arkadaşların, 'ödeme' dedikleri, maaş mı? Değil. İkramiye mi? Değil. Öyleyse nedir? Belli değil. Üstelik, bu UFO'ya benzeyen, 'tanımlanamayan uçan ödeme'; 'yalnızca bir kereye mahsus olarak' ödenecek. Aslında söylemek istedikleri şu: 'Biz emeklilere, önümüzdeki seçimler için para veriyoruz' Yani, akıllarınca emekliye, 'yerel seçim sadakası' veriyorlar. Bu kadar basit. Üstelik de bu 'ödemeden' emekli olup, fiilen çalışmaya devam edenler de yararlanamayacakmış. Şimdi ben de buradan iktidardakilere sormak istiyorum: Allah aşkına; emekli olup da çalışmaya devam edenler, acaba keyfinden mi çalışıyor? Emekli maaşıyla geçinebilseler, sizce ikinci bir işte çalışırlar mı? Böyle bir akıl tutulması olabilir mi? İşte bu akılsızca hazırlanan, adaletsiz düzenlemeden faydalanabilmek için şimdi emekli çalışanlarımız, belki de işlerinden çıkıp çalışmaya kayıt dışı olarak devam edecekler. Devletimiz de prim kaybına uğrayacak. Biz bu uygulamada, neye üzüleceğimizi şaşırdık.

"Emekli maaşlarını derhal asgari ücret seviyesine çıkartın"

Türk Devleti'nin, emeklisini kayıt dışı ekonomiye itecek kadar, akılsızca yönetildiğine mi üzülelim? İktidardakilerin, seçim uğruna, emeklilerimize sadaka verecek kadar, şirazeden çıktığına mı üzülelim? Yoksa emekli çalışanlarımızın, bu paraya muhtaç hâle gelmesine mi üzülelim? Gerçekten ibretlik. Geçen hafta, bu kürsüden iktidara yaptığım çağrıyı, bu hafta da yinelemek istiyorum: Aklınızı acilen başınıza alın. Böyle haksızlık, böyle adaletsizlik olmaz. Emekli maaşlarını derhâl asgari ücret seviyesine çıkartın. Asgari ücreti de gerçek enflasyona göre ayarlayın. Kış artık kapıda. Milletimizin, yılbaşına kadar dayanacak gücü kalmadı. Ya enflasyonun önüne geçin ya da milletimizin, enflasyonun altında ezilmesine, behemehâl bir çare bulun. Türk milletinin hiçbir ferdi, açlık sınırın altında bir yaşam standardını hak etmiyor. Ayıptır, günahtır.

"Artık AK Parti iktidarı için İmralı'nın yolları taştan demek"

Bildiğiniz üzere ülkemizde, yerel seçimler ile genel seçimlerin dinamikleri arasında bazı farklar var. Yalnız, ben burada sadece seçim süreçlerinin teknik farkından bahsetmiyorum. AK Parti iktidarının ilkesiz siyasetinin oluşturduğu bir yaklaşım farkından bahsediyorum. Kendisine, icraatlarına, memleket için çözümlerine ve vizyonuna güvenmeyen AK Parti, bugüne kadar seçim rekabetini sürdürmenin yolunu ya rakiplerine çamur atmakta ya da çamura bizzat kendisi bulanmakta bulmuştur. Her türlü ahlaksızlığı mübah gören, bu ilkesiz siyaset anlayışıyla genel seçimlerde bizi terörle yan yana gelmekle, teröre destek vermekle ve en nihayetinde hızlarını alamayıp teröristlikle suçlarken; yerel seçimlerde ise terörden ve teröristlerden bizzat kendilerinin medet umduğu, bir büyük çelişkiye, bir büyük iki yüzlülüğe mahkûm olmuşlardır. AK Parti'nin bitmek bilmeyen, bu kısır döngüsünün, biz zaten en başından beri farkındaydık. Bu yüzden, geçtiğimiz seçim süreci boyunca biz, terör üzerinden iftira atmalarına da şaşırmamıştık. Şimdiyse önümüzde, yerel seçimler var. Yani bu ne demek, biliyor musunuz? Bize attıkları, ne kadar iftira varsa şimdi hepsini yapmak, kendileri için mübah demek. Yani Cumhur ittifakı için '2'nci geleneksel terörist başından oy dilenme festivali' başlıyor demek. Ez cümle, artık AK Parti iktidarı için İmralı'nın yolları taştan demek. Şimdi biz, böyle söyleyince kızacaklar. Ama aslında, bunu biz söylemiyoruz. Bunu, 2019'da çevirdikleri filmin figüranı ve posta güvercini olan sözde akademisyenleri söylüyor.

"Utanmasalar Apo'dan bir Türkiye sevdalısı bile çıkartacaklardı"

Biliyorsunuz; 2019 yılında tekrarlattıkları İstanbul seçimleri öncesinde, bir oyun sahneye koyulmuştu. Bu oyunda, akademisyen olduğu iddia edilen ancak esasında, kurye olduğu anlaşılan bir kişi, terör örgütü elebaşından bir mektup getirmişti. Bu mektupta, terörist başı İstanbul seçimlerinde tarafsız kalınması çağrısını bu şahıs üzerinden yapmıştı. Bizi, utanmadan terörle iş birliği yapmakla suçlayanlar ise o günlerde, 'terörist başına özgürlük' naraları atmaya başlamıştı. Hatırlayın: O mektup üzerine; ne değerlendirmeler ne yorumlar ne analizler yapılmıştı. Ne övgüler dizilmişti. Hiç beklemediğimiz siyasetçiler, terörist mektubunda ne büyük hikmetler bulmuştu. Utanmasalar, Apo'dan bir Türkiye sevdalısı bile çıkartacaklardı. Ama olmadı. Olduramadılar. Ve çevirdikleri bu kirli dümenin cevabını, sandıkta bizzat milletimizden aldılar. Şimdi de belli ki, aynı mahiyette, yeni oyunlar peşindeler. Açıktan konuşarak, seçimi kaybettiler. O nedenle, bu sefer işi aracılarla çözmeye uğraşıyorlar. Cumhur İttifakı'nın, pek de gizli olmayan gayri resmi ortağına, şimdiden ulaşmaya çalışıyorlar. Nabız yoklamak için olsa gerek; ilk önce de 2019'daki posta güvercinlerini konuşturmuşlar. Bu arkadaş, 2019 seçimlerindeki rezaleti hatırlatarak diyor ki; 'Ben kendimi kullandırdım. Bu kullanılmaksa benim için şereftir'. Ve ekliyor: 'Yeni bir İmralı odaklı sürecin başlatılma ihtimali, kuvvetle muhtemeldir'

Ama dahası var. Ve ne tesadüftür ki bu açıklamanın hemen devamında, biliyorsunuz geçtiğimiz hafta sonu bir kongre yapıldı. Terör örgütünün, siyasi şubesinin yaptığı kongrede, artık milletçe alıştığımız, 'Acaba terörün siyasi bacağına, bu dönem ne isim versek' konulu çalışmanın haricinde; bir de İmralı için özgürlük haykırışları, Apo posterleri eşliğinde seslendirildi. Şimdi, buradan iktidara sormak istiyorum: Hayırdır muhteremler?

Neyin peşindesiniz? Yerel seçimler yaklaşınca, terörist başıyla olan aşkınızı tazelemeye mi karar verdiniz? Yoksa, 'yeni anayasa' adı altında kamuoyunda propagandasını yürüttüğünüz süreci, el altından İmralı'daki katille mi yürütüyorsunuz? 'Milletin çeşitliliği' diyerek, İmralı'ya selamlarınızı, muhabbetlerinizi mi gönderiyorsunuz? Belli ki siz unutmuşsunuz. Ama ne milletimiz ne de bizler unutmadık. Çözüm süreci diye teröristin kazdığı hendeği görmezden geldiğinizi unutmadık. Habur'u, Oslo'yu unutmadık. Maceralarınızın bedelini, 793 şehidimizle, gazilerimizle ödediğimizi unutmadık.

"Varsın İmralı'ya gitmek isteyenler koşa koşa gitsin"

Bu yüzden, İYİ Parti olarak sonda söylenecek sözü, en baştan söyleyelim. Biz sizin ortaklarınıza da diğer rakiplerinize de benzemeyiz. Yaptıklarınızı unutmayız, unutturmayız. Bugün aslan kesilip, yarın kedi gibi susmayız, Okullarımıza, üniversitelerimize kadar sıçrayan terör belasını, tekrardan bu ülkenin başına saramayacaksınız. Meydanlarda konfetili gözyaşları döküp, türküler söylerken, faşist ilan ettiğiniz, vatansever öğrencilerimizi ezdiremeyeceksiniz. Varsın İmralı'ya gitmek isteyenler, koşa koşa gitsin. Varsın, terörist başıyla haşır neşir olmak isteyenler, doya doya olsun. Varsın, kuryeler mekik dokusun, kendilerini kullandırsın.

Herkes emin olsun ki; Türk Devletini, sözde çözüm sürecindeki gibi, zafiyete düşürmeye çalışan girişimlere karşı, artık İYİ Parti var. Türk Milleti'nin, kırmızı çizgisi olan Anayasa'nın ilk dört ve 66'ncı maddesine uzanan ellerin karşısında İYİ Parti var. Anayasa tartışmaları üzerinden terör örgütüne, terör örgütü yöneticilerine, iş birlikçilerine ve şakşakçılarına alan açma girişimlerine karşı dimdik duran bir İYİ Parti var. Tarihimiz, hem başkalarının hem de kendimizin hakkını ve hukukunu korumak uğruna verdiğimiz nice mücadelelerle doludur.

Çünkü adalet, Türk'ün karakteridir. Çünkü Türk Milleti'nin doğasında mağdurun yanında, haksızlığın karşısında dimdik durmak vardır. Hatta bu yüzden, milli mücadele için kurduğumuz en önemli teşkilatlarımızdan biri de Müdafaa-i Hukuk ismini taşır. Ve Türk Milleti'nin hukukunu koruma idealimiz, tarihin hiçbir döneminde değişmemiştir. Ancak, geçtiğimiz 21 yılda, bu idealimiz adım adım tahrip ediliyor. 'Adalet mülkün temelidir' düsturunun üzerine inşa edilen devlet geleneğimiz, gittikçe daha da yaralanıyor ve yozlaştırılıyor.

"Erdoğan yine sessizliğe bürünmüş vaziyette"

Nitekim, bu yozlaşmanın artık daha da görünür olduğu günlerden geçiyoruz. Biliyorsunuz geçen hafta, İstanbul Anadolu Adliyesi Başsavcısı'nın yazmış olduğu bir ihbar dilekçesine şahit olduk. Sayın Başsavcı, bu dilekçesinde hepimizi az çok tahmin ettiği gerçeklerin dehşet verici boyutlarını dile getirdi. Yargıdaki çürümüşlüğü anlattı. Para karşılığı alınan kararları anlattı. Uyuşturucu satıcılarının nasıl serbest kaldığını anlattı. Gaspçıların nasıl elini kolunu sallayarak gezdiğini anlattı. Bahis çetelerinin nasıl ayakta kaldığını anlattı. Dürüst hakimlere nasıl baskı yapıldığını anlattı. Ez cümle ülkemizdeki hukuk sisteminin nasıl çöktüğünü anlattı. Konuyla ilgili soruşturma başlatılmış. HSK Teftiş Kurulu da bir müfettiş görevlendirmiş. Bakalım, sonucu hep beraber göreceğiz. Yalnız, ortada böylesine büyük bir rezalet varken, Sayın Erdoğan yine sessizliğe bürünmüş vaziyette… Çünkü, o da aslında her şeyin farkında. 'Daha adil bir dünya mümkün' diye kitap yazdırmayı biliyor. Ama, daha kendi yönettiği ülkede adaleti sağlayamıyor. Gittiği ülkelerde, katıldığı toplantılarda, başka milletler için adalet istemeyi biliyor. Ama kendi ülkesinin çocuklarına adaleti getiremiyor. Meydanlardan konuşmaya gelince; 'Adaletin olmadığı bir devlet, tıpkı temelsiz bina gibi eninde sonunda yıkılıp gitmeye mahkûmdur' diyor. Ama, kendi yönettiği devletin yıkımına seyirci kalıyor. Çünkü, kendisi de bal gibi biliyor ki bu çürümüşlüğün sebebi, iktidarın kendisidir. Bu hukuksuzluğun sebebi, iktidarın kendisidir. Para uğruna, tüm ilkelerini çiğneyen bu kirli zihniyet, bizzat kendi eseridir. Yargıyı, milletimizi koruyan bir zırh olmaktan çıkartıp insanlarımızın tepesindeki sopa hâline getirdiler.

Şimdi de açtıkları yoldan gidenleri, ürettiği pisliklerle, milletimizi baş başa bıraktılar. Ama, şunu asla unutmayın ki; Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nde, hiç kimse sahipsiz değildir. Çünkü Cumhuriyetimiz, hiçbir evladını yalnız bırakmaz. Biz hangi şart ve dönemde olursa olsun, filler çoğalsa da ebabilden umut kesmeyenleriz. Firavun azsa da Nil'den umut kesmeyenleriz. Batılın zulmü karşısında Hakk'tan umut kesmeyenleriz. Bugün, meydanı boş bilip ortalıkta fink atan sırtlan sürüleri varsa, bizim de bu sırtlanları dağıtacak bozkurtlarımız var. Bugün, milletin karşısında dikilmiş düzenin mankurtları varsa bizim de millete özünü hatırlatacak Hayme analarımız var. Bugün, görevini kötüye kullanan ahlak yoksunları varsa bizim de görevini namus bilen, haksızlık karşısında susmayan bozkurtlarımız var. Kimse merak etmesin. Şartlar ne olursa olsun, bu milletin hakkını-hukukunu savunacak, bu çürümüşlüğün hesabını soracak, onurlu savcılarımız, hakimlerimiz de var. Türkiye'nin İYİ ve cesur evlatları; Türk milleti, tarihin her döneminde şartlar ne kadar ağır olursa olsun, kendisine boyun eğdirmeye çalışanların karşısında dimdik durmayı bilmiştir. Nice taştan surları, nice sıra dağları, nice demir kapıları parçalayıp geçmiştir. Dayatmalara razı gelmemiş, eğilmemiş, bükülmemiştir.

"İyi Parti'nin kurulmasıyla tüm dengeler değişti"

Çünkü imkânsızları mümkün kılmak, yapılamaz denileni başarmak, seçeneksizliklerin içerisinden yepyeni bir yol açmak, Türk milletinin karakteridir. Asırlar boyu verdiğimiz bağımsızlık mücadelemizin özü budur. 'Kahrolsun istibdat, yaşasın hürriyet' sözü budur. 'Ya istiklal, ya ölüm' parolamızın gücü budur. Zalimin zulmüne de mücrimin gücüne de boyun eğmeyişimizin sebebi, işte budur. O nedenle iki yumruk arasına sıkıştırılmak istenen Türk milleti; her zaman ve her şartta, kendisine yeni bir yol açmıştır. Ve işte o yeni yol, bugün İYİ Parti'nin ta kendisidir.

Biz, bundan tam 6 yıl önce iki kutuplu bir siyasi iklimde doğduk. İki ateş arasında doğduk. İki cephe arasında doğduk. Biz, 6 yıl önce, zifiri bir karanlıkta doğduk. Adaletin olmadığı bir ülkede doğduk. Umudun kalmadığı bir ülkede doğduk. Akılsızca yönetilen bir ülkede doğduk. Kaynakları, ahlaksızca sömürülen bir ülkede doğduk. Ve biz, 6 yıl önce; Bu karanlığa güneş olup, geceyi gündüz yapmak için doğduk. Bundan 6 yıl önce, İYİ Parti'nin kuruluşuyla Türkiye'deki tüm siyasi dengeler değişti.

Ve bazıları, bundan çok korktular. Daha yeni doğmuş bir İYİ Parti'den korktular. Ve doğduktan 6 ay sonr, İYİ Parti'yi, siyasi denklemin dışına atmak istediler. Bizi, baskın bir seçimle durdurmaya çalıştılar. Ama başaramadılar. İftiralar, dedikodular, yalanlar söylediler.

"Bugün, İYİ Parti'den korkuyorlar"

Ama milletimizi inandıramadılar. Hukuku eğdiler, büktüler. Ama bize zincir vuramadılar. Medyada sansür uyguladılar. Ama sesimizi kısamadılar. Biz doğar doğmaz, tüm güçleriyle bizi yıldırmaya çalıştılar. Ama ne yaparlarsa yapsınlar yıldıramadılar. O taarruzdan sağ çıkamayacağımızı düşündüler. Sendeleyip düşeceğimizi sandılar. Çünkü o gün, korktukları neydi biliyor musunuz? İYİ Parti'nin ayakta kalmasıydı. Ama çok yanıldılar. İşte çok şükür, bugün buradayız. Ve dimdik ayaktayız. O gün korktukları İYİ Parti'nin kök salmasıydı. İşte çok şükür, bugün on binlerce teşkilat mensubumuz ve yarım milyonu aşkın üye kardeşimizle Türkiye'nin dört bir yanına kök saldık. Biz, her daim doğru olanı yaptığımız için büyüdük. Ama gelin görün ki en çok eleştirilen parti olduk. Sokaklara çıkmaya korkanlar, geçmedik sokak bırakmayan İYİ Parti'yi eleştirdiler. Yenilgi yenilgi küçülenleri alkışlayanlar, her geçen gün güçlenen İYİ Parti'yi eleştirdiler. Millete rağmen ve millete karşı siyaset yapanlar, milletin sesi olan İYİ Parti'yi eleştirdiler. Onsuz olmaz, şunsuz olmaz dediler; ama değişimin İYİ Parti sayesinde olduğunu unutuverdiler. Ve bugün geldiğimiz noktada, yıllardır İYİ Parti'ye iftira atanlar, haksızlık edenler, hakikatin izinden sapmamız ve yanlışa ortak olmamız için çabalıyorlar. Çünkü dün ayakta kalıp kök salmamızdan korkanlar, bugün de en çok İYİ Parti'nin tek başına bir seçenek olmasından korkuyorlar. Çünkü, 21 yıldır kendi yazdıkları senaryoya, figüranlık yapan bir muhalefete alıştılar. Çünkü 21 yıldır kutup siyaseti üzerinden milleti kendilerine mahkûm etmeye alıştılar. Çünkü 21 yıldır arka sokaklara giremeyen, toplumdan kopuk siyasete alıştılar. Çünkü, 21 yıldır fevkalade konforlu bir kayıkçı siyasetine alıştılar. Çünkü 21 yıldır siyasi rantın, statükonun nimetlerine ve rahat koltuklarına fena alıştılar. Onun için bugün, İYİ Parti'den korkuyorlar. Çünkü hür ve bağımsız bir muhalefetten korkuyorlar. Çünkü yan gelip yatmayan, çalışkan bir muhalefetten korkuyorlar. Çünkü gün geçtikçe kalabalıklaşan, büyüyen bir muhalefetten korkuyorlar. Ve bu muhalefetin kendi alıştıkları elverişli muhalefetin, yerini almasından korkuyorlar.

"Büyük haksızlıklar yaşadık; büyük dersler aldık"

Çünkü alışık oldukları muhalefet düzenini kaybettiklerinde, iktidarı da kaybedeceklerini çok ama çok iyi biliyorlar. Evet. Geçtiğimiz 6 yılda, iktidarı devralamadık. Seçimlerden galip çıkamadık. Ama her seçimden haklı çıktık. Zaman kaybettik, ama onurumuzu kaybetmedik. Zaman kaybettik, ama direncimizi yitirmedik. Zaman kaybettik, ama inancımızı kaybetmedik. Geçtiğimiz 6 yıl, bize çok şey öğretti. Çok dersler aldık. Büyük acılar çektik. Büyük haksızlıklar yaşadık. Büyük fedakarlıklar yaptık. Ez cümle biz, bu 6 yılda üstümüze düşen ne varsa tereddütsüz yaptık. Ve bunu da hep birlikte yaptık. İYİ Parti, hiçbir namerde muhtaç olmadan, hür ve bağımsız olarak doğdu. Ve kimsenin şüphesi olmasın ki hür ve bağımsız olarak yaşamaya devam edecek. Gerçekleri savunurken tek başımızaydık. Milletin sesine kulak verirken tek başımızaydık. Hain ilan edilirken, iftiralara maruz kalırken, medya eliyle yerden yere vurulurken, hep tek başımızaydık!

"İyi Parti'mizin 6'ncı yaş gününü kutlayacağız"

Seçimlerden sonra hesap günü geldiğinde de herkes kayboldu ama; biz yine, milletimizle baş başaydık. Bundan sonra da sadece ve sadece milletimizle baş başa olacağız. 21 Ekim Cumartesi günü Ankara'da, Atatürk Spor Salonu'nda İYİ Parti'mizin, 6'ncı yaş gününü kutlayacağız. Cumhuriyetimizin 100'üncü yılının sevincini hep birlikte paylaşacağız. Aynı zamanda hür ve müstakil siyaset anlayışımızın vizyonunu ortaya koyan, 'Demokratik Millî Yükseliş Beyannamemizi', milletimizin takdirine sunacağız. Bu vesileyle, sizlerin aracılığıyla milletimizin, her bir ferdini, bu güzel günde bizlerle birlikte olmaya davet ediyor; hem Cumhuriyetimizin yeni yüzyılının hem İYİ Parti'mizin yeni yaşının hem de Demokratik Milli Yükseliş Beyannamemizin milletimiz ve memleketimiz için hayırlara vesile olmasını Yüce Allah'tan niyaz ediyorum."

Mahkemeden Ümit Özdağ'a Şeyh Said cezası

Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ, sosyal medya üzerinden yaptığı Şeyh Said paylaşımları nedeniyle yargılandığı davada "kişinin hatırasına alenen hakaret" suçundan adli para cezasına çarptırıldı. Erzurum Hınıs Asliye Ceza Mahkemesi'nde görülen davada Özdağ'a 87 gün karşılığı toplam 8 bin 700 TL adli para cezası verilirken, hükmün açıklanması 5 yıl süreyle ertelendi. Özdağ, kararın ardından sert açıklamalarda bulundu

24.06.2026 16:20:00
Haber Merkezi
Mahkemeden Ümit Özdağ'a Şeyh Said cezası
Mahkemeden Ümit Özdağ'a Şeyh Said cezası
Dava, Şeyh Said'in 3 yakınının şikayeti üzerine açılmıştı. Savunmasında "Vatan hainine vatan haini demenin hatıraya hakaret oluşturmayacağını" savunan Özdağ'ın bu talebi mahkeme heyeti tarafından kabul görmedi.

Erzurum Hınıs Asliye Ceza Mahkemesi, paylaşımdaki ifadelerin kanunda yer alan "kişinin hatırasına alenen hakaret" suçunun unsurlarını oluşturduğuna hükmetti. Mahkeme, Özdağ'ı adli para cezasına çarptırırken sabıkasızlık durumunu gözeterek Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (HAGB) kararı uyguladı. Kararın ardından  konuşan Özdağ, davayı tamamen "siyasi bir süreç" olarak nitelendirdi ve avukatları aracılığıyla üst mahkemeye (istinafa) taşıyacaklarını duyurdu.

"Bu ceza Türkiye Cumhuriyeti'ne verilmiştir"

Adliye çıkışında karara oldukça sert tepki gösteren Zafer Partisi lideri, cezanın hukuki değil ideolojik bir alt metni olduğunu iddia etti. Özdağ, yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:

"Bu karar kabul edilebilir bir ceza değil. Çünkü mahkeme bu kararla Şeyh Said'in hakaret edilebilecek muteber bir hatırası olduğunu kabul ediyor. Biz bunu reddediyoruz. Bu ceza bana değil; esasen Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne ve o dönem bu kanlı ayaklanmayı bastıran Türk Silahlı Kuvvetleri'ne verilmiştir. Bu karar, yarın bebek katili terörist elebaşı Öcalan'a da aynı hakkı vermek demektir. Biz teröriste terörist, haine hain, salağa salak demekten asla vazgeçmeyeceğiz!"

Şeyh Said'i tarihte ait olduğu vatan hainliği yerinde değerlendirmeye devam edeceklerini vurgulayan Özdağ, Cumhuriyet değerlerini savunmaktan geri adım atmayacaklarını yineledi.

Hukuk tarihsel gerçeklerin neresinde?

Ümit Özdağ'a verilen bu ceza, hukuk sistemi ile tarihi/siyasi gerçekliklerin çarpışmasını bir kez daha gündeme taşıdı.

Şeyh Said, 1925 yılında genç Türkiye Cumhuriyeti'ne karşı silahlı isyan başlatmış ve Şark İstiklal Mahkemesi tarafından "vatan hainliği" suçundan idam edilmiştir. Devletin resmi mahkemelerince tescillenmiş bir isyancı liderin "korunmaya değer bir hatırası" olup olmadığı tartışması, yargının kendi geçmişiyle çelişmesi olarak yorumlanıyor.

Siyasi parti liderlerinin tarihi figürler ve terör eylemleri hakkında yaptıkları sert tanımlamaların "hakaret" potasında eritilmesi, siyaset yapma ve ifade özgürlüğünün alanını daraltıyor.

Kararın ardından sosyal medyada, iktidara yakın bazı gazetecilerin Şeyh Said hakkında benzer veya daha sert ifadeler kullanmasına rağmen takipsizlik kararı aldığı, buna karşın muhalif bir parti liderine ceza kesilmesinin "düşman ceza hukuku" izlenimi yarattığı eleştirileri yükseliyor.

Sonuç olarak Hınıs Asliye Ceza Mahkemesi'nin kararı, teknik olarak hukuki bir sınır çizmiş gibi görünse de siyaset sahnesinde ve toplumsal hafızada Cumhuriyet'in kurucu değerleri üzerinden yeni bir kutuplaşma ve tartışma dalgası başlattı.

Dünya Ekonomik Forumu 2026’nın en etkili 10 teknolojisini açıkladı

Yapay zekadan fiziksel dünyaya geçiş hızlanırken, bu yılın parlayan yıldızları kanser aşıları, kuantum simülasyonları ve sıfır elektrikle soğutma sağlayan malzemeler oldu

24.06.2026 16:00:00
Eyüp Kabil
Dünya Ekonomik Forumu 2026’nın en etkili 10 teknolojisini açıkladı
Dünya Ekonomik Forumu 2026’nın en etkili 10 teknolojisini açıkladı
Dünya Ekonomik Forumu (WEF), her yıl merakla beklenen ve geleceği şekillendirecek olan "Top 10 Emerging Technologies" (2026'nın En Önemli 10 Gelişen Teknolojisi) raporunu yayımladı. Frontiers iş birliğiyle yapay zeka analizleri kullanılarak hazırlanan rapor, teknoloji yarışının artık sadece yazılım ve sohbet botlarından ibaret olmadığını; doğrudan sağlık, enerji, altyapı ve gıda gibi fiziksel alanlara kaydığını net bir şekilde ortaya koyuyor.

2026 yılı, laboratuvarda geliştirilen teorik buluşların küresel ölçekte ticari ve kitlesel üretime geçtiği kritik bir kırılma noktası olarak kayıtlara geçiyor.


Sağlıkta devrim: Kişiselleştirilmiş mRNA kanser aşıları


Raporda en çok dikkat çeken unsurların başında sağlık sektöründeki dönüşüm geliyor. Tek tip kanser tedavisi dönemi, yerini hastanın kendi tümör hücrelerine göre tasarlanan kişiselleştirilmiş mRNA kanser aşılarına bırakıyor.

Çalışma Prensibi: Hastanın tümör dokusu dizilenerek benzersiz mutasyonlar ve proteinler tespit ediliyor.

Bağışıklık Eğitimi: Tespit edilen bu işaretlere özel üretilen mRNA aşısı, hastanın kendi bağışıklık sistemine kanserli hücreleri bulup yok etmeyi öğretiyor.

Klinik Başarı: Güney Karolina'da gerçekleştirilen güncel bir melanom (cilt kanseri) klinik denemesinde, bu kişiselleştirilmiş aşıyı immünoterapi ile birlikte alan hastaların ölüm veya hastalığın nüksetme riskinde yüzde 40 ila yüzde 50 oranında azalma gözlendi.

İlaç keşif süreçlerinde ise Kuantum Simülasyonları devreye giriyor. Klinik denemelere giren her 10 ilaçtan 9'unun başarısız olduğu ilaç sektöründe, kuantum bilgisayarlar moleküllerin atomik seviyedeki davranışlarını simüle ederek milyarlarca kombinasyonu önceden test edebiliyor. IBM ve Moderna ortaklığında yürütülen protein katlanması simülasyonları, yeni ilaçların laboratuvar süreçlerini yıllardan günlere indirmeyi başardı.


İklim ve enerji: Elektriksiz soğutma ve çevre temizliği


2026 yılı küresel sıcaklık rekorlarıyla mücadele ederken, teknoloji dünyası enerji tüketmeyen alternatif çözümlere odaklanıyor. Pasif radyatif soğutma malzemeleri, üzerlerine gelen güneş ışığını doğrudan atmosferin dışına, uzay boşluğuna geri yansıtarak binaların hiç elektrik harcamadan serin kalmasını sağlıyor.

Enerji ve çevre başlıklarında öne çıkan diğer kritik teknolojiler ise şu şekilde devrim yaratıyor:

Doğrudan Lityum Çıkarımı (DLE): Geleneksel buharlaştırma havuzları yerine, tuz düzlüklerinden birkaç saat içinde batarya kalitesinde lityum üreterek elektrikli araç devrimini hızlandırıyor.

PFAS İmhası: Doğada asla yok olmadığı için "sonsuz kimyasallar" olarak bilinen PFAS maddelerini zararsız bileşenlere ayırarak içme sularını temizliyor.

Hassas Fermentasyon: Genetik olarak programlanmış mikroplar yardımıyla, hayvancılığa ihtiyaç duymadan tanklarda gıda bileşenleri ve ilaç ham maddeleri üretiyor.


Siber güvenlikte yeni çağ: Kafes Tabanlı Kriptografi


Yapay zeka ve kuantum bilgisayarların işlem gücü arttıkça, mevcut internet şifreleme yöntemlerinin siber korsanlar tarafından kırılma riski de büyüyor. WEF raporu, gelecekteki kuantum saldırılarına karşı dijital dünyayı koruyacak olan Kafes Tabanlı Kriptografi (Lattice-based cryptography) teknolojisini yılın en stratejik güvenlik hamlesi olarak ilan etti.

Verileri karmakarışık geometrik kafes yapıları içine gizleyen ve sistemin içine yapay "gürültüler" ekleyen bu yeni nesil matematiksel şifreleme, hem klasik hem de kuantum bilgisayarlarla yapılacak siber saldırıları imkansız hale getiriyor. Teknoloji halihazırda Apple'ın iMessage gibi küresel platformlarında aktif olarak kullanılmaya başlanmış durumda.


"Yazılımdan fiziksel dünyaya geçiş"


Frontiers Baş Editörü Frederick Fenter, bu yılki listeyi değerlendirirken yapay zekanın itici güç olmaya devam ettiğini ancak en büyük etkinin artık yazılım dünyasından fiziksel dünyaya (fabrikalara, hastanelere ve enerji şebekelerine) geçtiğini vurguluyor. 2026 yılı, insanlığın gıda güvensizliği, iklim değişikliği ve tedavisi olmayan hastalıklar karşısında teknolojiyi en somut şekilde sahaya sürdüğü yıl olarak tarihe geçmeye aday görünüyor.

Milli elektro-optik hedefleme sistemi TOYGUN'la yapılan atışlarda tam isabet

Bayraktar KIZILELMA'dan ASELSAN'ın geliştirdiği Düşük Görünürlüklü Elektro-Optik Hedefleme Sistemi TOYGUN ile yapılan test atışlarında, milli güdüm kitleri TEBER-82 ve LGK-82 hedefi tam isabetle vurdu

24.06.2026 13:50:00
AA
Milli elektro-optik hedefleme sistemi TOYGUN'la yapılan atışlarda tam isabet
Milli elektro-optik hedefleme sistemi TOYGUN'la yapılan atışlarda tam isabet
Bayraktar KIZILELMA'dan ASELSAN'ın geliştirdiği Düşük Görünürlüklü Elektro-Optik Hedefleme Sistemi TOYGUN ile yapılan test atışlarında, milli güdüm kitleri TEBER-82 ve LGK-82 hedefi tam isabetle vurdu

Baykar'dan yapılan açıklamaya göre, Bayraktar KIZILELMA'nın gerçekleştirdiği test atışlarında, hedefleme ve işaretleme milli elektro-optik hedefleme sistemi TOYGUN tarafından yapıldı.

ASELSAN'ın LGK-82 ve ROKETSAN'ın TEBER-82 güdüm kitleriyle sabit kara hedefine yönelik gerçekleştirilen test atışı başarıyla tamamlandı.

ASELSAN Genel Müdürü Ahmet Akyol, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, Bayraktar KIZILELMA'nın keskin gözünün ASELSAN TOYGUN olduğunu belirterek, "Düşük görünürlük avantajını koruyarak hedefleme ve işaretleme, LGK ve TEBER ile vuruş. Bu başarı, milli mühendisliğimizin geldiği seviyenin ve güçlü işbirliğimizin somut bir göstergesidir. Emeği geçen tüm ekiplerimizi yürekten kutluyorum." ifadesini kullandı.

ROKETSAN Genel Müdürü Murat İkinci de KIZILELMA'dan yapılan test atışında TEBER-82 Güdüm Kiti'nin hedefi başarıyla vurduğunu aktararak, "Birlikte geliştirdiğimiz milli teknolojilerimizle gücümüze güç katmaya devam ediyoruz." değerlendirmesinde bulundu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Türkiye, bugün bölgesinde ve dünyada daha önce hiç tecrübe etmediği bir ağırlık, bir itibar kazanmıştır" dedi

Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Türkiye, bugün bölgesinde ve dünyada daha önce hiç tecrübe etmediği bir ağırlık, bir itibar kazanmıştır" dedi

24.06.2026 13:27:00
AA
 Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Türkiye, bugün bölgesinde ve dünyada daha önce hiç tecrübe etmediği bir ağırlık, bir itibar kazanmıştır" dedi
 Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Türkiye, bugün bölgesinde ve dünyada daha önce hiç tecrübe etmediği bir ağırlık, bir itibar kazanmıştır" dedi
Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, AK Parti TBMM Grup Toplantısı'nda yaptığı konuşmada, 81 ilin yanı sıra, Avrupa'da ve dünyanın farklı yerlerinde milleti başarıyla temsil eden bütün vatandaşlara selamlarını gönderdi.

"Çeşitli zorlukları göğüsleme pahasına izzetli bir hayatın, haysiyetli bir duruşun mücadelesini veren tüm soydaşlarımıza, gönül coğrafyamızdaki her bir kardeşime aynı şekilde saygılarımı, sevgilerimi yolluyorum." diyen Erdoğan, grup toplantısını her zaman olduğu gibi yine büyük bir coşkuyla, tam bir kardeşlik atmosferi içinde gerçekleştirdiklerini söyledi.

"Partimizi yeni katılımlarla büyütmeye devam edeceğiz"
Kelimelerin tarif etmekte yetersiz kaldığı içten sevdaları dolayısıyla katılımcılara teşekkür eden Erdoğan, şunları söyledi:

"Bugün bir kez daha AK Parti'nin millete hizmet davasını omuzlayan tüm yol ve dava arkadaşlarıma, partimize, hareketimize yaptıkları katkılardan dolayı şükranlarımı sunuyor, Cenabıallah'a şahsıma böyle bir teşkilatla Türkiye'ye hizmet etme bahtiyarlığı bahşettiği için hamdediyorum. Kavganın, bel altı vuruşların, karşılıklı itibar suikastlarının Türk siyasetini zehirlediği bu günlerde, kardeşliği yücelten, tevazuyu büyüten, nezaketi ve vefayı elden bırakmayan AK Parti ailesiyle iftihar ediyorum. Partimizi ve ailemizi inşallah yeni katılımlarla büyütmeye devam ediyoruz, devam edeceğiz."

Türkiye'ye göç edenlerin sayısı 2025'te yüzde 25,2 arttı

Türkiye'ye göç edenlerin sayısı, 2025'te bir önceki yıla göre yüzde 25,2 artarak, 393 bin 829 kişi oldu

24.06.2026 11:15:00
AA
Türkiye'ye göç edenlerin sayısı 2025'te yüzde 25,2 arttı
Türkiye'ye göç edenlerin sayısı 2025'te yüzde 25,2 arttı
Türkiye İstatistik Kurumu, 2025 yılına ilişkin "uluslararası göç istatistikleri"ni yayımladı.

Buna göre, Türkiye'ye göç edenlerin sayısı 2025'te bir önceki yıla göre yüzde 25,2 artarak 393 bin 829 kişi oldu. Bunların yüzde 56,6'sını erkekler, yüzde 43,4'ünü ise kadınlar oluşturdu. Türkiye'ye yurt dışından gelen nüfusun 91 bin 952'sini Türk vatandaşları, 301 bin 877'sini ise yabancı uyruklu nüfus olarak belirlendi.

Türkiye'den yurt dışına göç eden kişi sayısı ise geçen yıl 2024'e göre yüzde 5 azalarak, 403 bin 216 olarak kayıtlara geçti. Bu nüfusun yüzde 55,3'ünü erkekler, yüzde 44,7'sini ise kadınlardan oluştu. Türkiye'den yurt dışına giden nüfusun 155 bin 119'unu Türk vatandaşları, 248 bin 97'sini ise yabancı uyruklu olduğu görüldü.

Türkiye'ye 2025'te göç edenler yaş grubuna göre incelendiğinde, ilk sırada yüzde 16,3 ile 20-24 yaş grubunda olduğu görüldü. Bu yaş grubunu yüzde 13,7 ile 25-29 ve yüzde 11,5 ile 30-34 yaş grubu izledi.

Türkiye'den göç eden nüfusun yaş gruplarına bakıldığında, en fazla göç edenlerin yüzde 14,3 ile 25-29 yaş grubunda olduğu görüldü. Bu yaş grubunu yüzde 12,5 ile 20-24 ve yüzde 12 ile 30-34 yaş grubu takip etti.

En fazla göçü İstanbul aldı
Türkiye'ye 2025 yılında göç edenlerin illere göre dağılımı incelendiğinde, yüzde 42,2 ile en fazla göç alan ilin İstanbul olduğu görüldü. İstanbul'u yüzde 9,1 ile Antalya, yüzde 6,7 ile Ankara, yüzde 3,1 ile İzmir ve yüzde 2,9 ile Bursa takip etti.

Türkiye'den göç eden nüfusun illere göre dağılımına bakıldığında ise yüzde 35,4 ile İstanbul en fazla göç veren il olarak kayıtlara geçti. İstanbul'u yüzde 8,7 ile Ankara, yüzde 6,5 ile Antalya, yüzde 4,3 ile Mersin ve yüzde 3,7 ile İzmir izledi.

En çok Türkmenistan'dan göç alındı
Ülkeye 2025'te gelen yabancı uyruklu nüfus içinde ilk sırayı, yüzde 23,4 ile Türkmenistan vatandaşları aldı. Bu ülkeyi yüzde 8,3 ile Azerbaycan, yüzde 6,9 ile Özbekistan, yüzde 6,1 ile Mısır ve yüzde 5,8 ile Afganistan vatandaşları takip etti.

Türkiye'den göç eden yabancı uyruklu nüfus içinde ilk sırayı yüzde 15,7 ile Irak vatandaşları aldı. Bunu yüzde 11,2 ile Afganistan, yüzde 7,6 ile Rusya Federasyonu, yüzde 6,3 ile İran ve yüzde 5,7 ile Türkmenistan vatandaşları izledi.

Kartalkaya'daki otel yangınında yakınlarını kaybedenler adliye önünde açıklama yaptı

Bolu Kartalkaya Kayak Merkezi'ndeki Grand Kartal Otel'de 21 Ocak 2025'te çıkan yangında yakınlarını kaybedenler, Bolu Adliyesi önünde açıklama yaptı

23.06.2026 17:00:00
AA
Kartalkaya'daki otel yangınında yakınlarını kaybedenler adliye önünde açıklama yaptı
Kartalkaya'daki otel yangınında yakınlarını kaybedenler adliye önünde açıklama yaptı

Adliye önünde pankart açan aileler adına konuşan, olayda 8 yakınını kaybeden avukat Yüksel Gültekin, yangının üzerinden 17 ay 2 gün geçtiğini belirtti.

"Davada birinci derece kusurlu gösterilen Turizm Bakanlığı ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı personeliyle ilgili maalesef bugüne kadar herhangi bir hukuki gelişme olmadı." diyen Gültekin, 40 yıllık avukat olarak ilgili personel hakkında iddianame düzenlenmemesini izah edemediğini söyledi.

Adalet Bakanı Akın Gürlek'e kurulan komisyonla aydınlatılan cinayetler dolayısıyla bir vatandaş olarak teşekkür ettiğini belirten Gültekin, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Ayrıca 'Suç işleyen herkes yakasından tutulacak ve yargı önüne çıkarılacak.' sözünü de önemsiyorum ve güven duyuyorum. Sayın Adalet Bakanım, Bolu Cumhuriyet Başsavcılığı, Kültür ve Turizm Bakanlığının 1. derece kusurlu olduğunu tespit etti. Netice itibarıyla Turizm Bakanı yargılama müsaadesi vermedi, buna rağmen Danıştay bu kararı kaldırarak, 'Yargılanmalılar, hesap vermeliler.' dedi. Sayın Bakanım, sizden 78 canımız adına rica ediyorum. Gecikmeden, mümkünse bugün, değilse yarın bu dosyanın iddianamesinin düzenlenmesi için talimat verin. Aksi halde bu sürecin ilerlemeyeceğini düşünüyoruz."

Devletine ve milletine bağlı insanlar olduklarını vurgulayan Gültekin, "17 aydır sabırla bekliyoruz ancak bu duyarsızlık karşısında sabrımız tükenmiştir. Savcılığa gidiyoruz, 'Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı personeli bekleniyor.' deniyor. Diğerlerinde beklenmezken burada neden bekleniyor'" ifadelerini kullandı.

Gültekin, ailelerin 17 ay 2 gündür uyumadıklarını dile getirerek, "Nefesimiz yettiği sürece bu davanın takipçisi olacağız. Evlatlarıma her gün söz veriyorum ve sözümü tutacağım. Bu olayda zerre kadar ihmali olan herkes yargı önüne çıkacak ve hesap verecek. Biz davamızdan vazgeçmeyiz." dedi.

"Gecikmeksizin iddianame hazırlanmalıdır"

Yangında kardeşi ve iki yeğenini kaybeden Çiğdem Sarıtaş da "Kültür ve Turizm Bakanlığı görevlileri hakkında soruşturma izni verilmiş olmasına rağmen neden hala iddianame hazırlanmadığını" sordu.

Sarıtaş, İl Özel İdaresi ve Bolu Belediyesi görevlilerinin Ağır Ceza Mahkemesi'nde yargılandığını hatırlatarak, şöyle devam etti:

"Aynı bilirkişi raporlarında aynı derecede sorumlu gösterilen bakanlık görevlileri için hukuk neden aynı şekilde işletilmemektedir' Bizim talebimiz ayrıcalık değil, eşitliktir. İl Özel İdaresi ve Belediye görevlileri için işletilen hukuk, Bakanlık görevlileri için de işletilmelidir. Birinci dosyada esas alınan sorumluluk tespitleri doğrultusunda Bakanlık görevlileri hakkında gecikmeksizin iddianame hazırlanmalıdır. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı görevlileri hakkındaki soruşturma izinleri derhal tamamlanmalıdır."

Sarıtaş, Bakanlık yetkililerinin önceki dosyayla paralel şekilde Ağır Ceza Mahkemesi önünde yargılanmalarının sağlanması gerektiğini söyledi. 

Kırıkkale'de mühimmat patlaması: 2 ölü

Kırıkkale'nin Yahşihan ilçesindeki imha sahasında, Assan Grup isimli firmanın patlatma faaliyeti sırasında meydana gelen patlamada özel şirket çalışanı 2 personelin hayatını kaybettiği açıklandı

23.06.2026 16:59:00
Anadolu Ajansı
Kırıkkale'de mühimmat patlaması: 2 ölü
Kırıkkale'de mühimmat patlaması: 2 ölü

Kırıkkale'nin Yahşihan ilçesinde imha sahasında mühimmatın kazara patlaması sonucu 2 kişi yaşamını yitirdi.

Valilikten yapılan yazılı açıklamada, saat 14.00 sıralarında Yahşihan ilçesi Bedesten mevkisindeki imha sahasında, gerçekleştirilen AR-GE faaliyetleri esnasında mühimmatın kazara patlaması sonucu özel şirket çalışanı 2 personelin vefat ettiği belirtildi.

Açıklamada, şu ifadelere yer verildi:

"Olayın ardından AFAD başta olmak üzere ilgili kurumlar süratle bölgeye sevk edilmiş, bölgede gerekli güvenlik tedbirleri alınmıştır. Meydana gelen olayla ilgili adli ve idari inceleme başlatılmış olup süreç ilgili makamlarca titizlikle takip edilmektedir. Vefat eden vatandaşlarımıza Allah'tan rahmet, kederli ailelerine ve yakınlarına başsağlığı diliyoruz."

Adalar Belediyesi operasyonunda beklenen son


 
Adalar Belediyesinde rüşvet karşılığı ruhsat iddialarına ilişkin gözaltına alınan 35 şüpheli tutuklandı. Belediye Başkanı Ali Ercan Akpolat da tutuklanan isismler arasında yer alıyor. 

23.06.2026 10:42:00
AA
 Adalar Belediyesi operasyonunda beklenen son
 Adalar Belediyesi operasyonunda beklenen son

İstanbul'un Adalar Belediyesinde sit alanı statüsündeki yerlere rüşvet karşılığı ruhsat verilip usulsüzlük yapıldığı iddiasına yönelik soruşturma kapsamında gözaltına alınan 42 zanlıdan, Belediye Başkanı Ali Ercan Akpolat'ın da aralarında bulunduğu 35'i tutuklandı. Nöbetçi sulh ceza hakimliğine sevk edilen 39 şüpheliden Belediye Başkanı Ali Ercan Akpolat'ın da aralarında bulunduğu 35'inin tutuklanmasına, 4'ünün ise adli kontrol tedbiriyle serbest bırakılmasına karar verildi.

Ne olmuştu?

İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığından yapılan açıklamada, Adalar Belediye Başkanı Akpolat, Belediye Başkan Yardımcıları Hüseyin Yılmaz ve Fırat Durak'la ilgili birim amirleri ve personelinin doğal ve arkeolojik sit alanı statüsünde bulunan Adalar bölgesinde usulsüz yerlere rüşvet karşılığı ruhsat verdikleri belirtilmişti.

Dosyaya yansıyan delillere göre, belediye yetkilileri ile iş sahiplerinin rüşvet konusunda pazarlık yaptıkları, rüşvete konu paranın belediye yetkililerine veya belediye yetkilileriyle irtibatlı kişilere elden tesliminin sağlandığının anlaşıldığı aktarılan açıklamada, bu aşamada tespit edilen 40 eylemde 47 şüphelinin suça karıştığının tespit edildiği ifade edilmişti.

Delillerin ele geçirilmesi ve şüphelilerin yakalanması amacıyla 19 Haziran'da İstanbul ve 3 ilde 90 adrese eş zamanlı yapılan operasyonda, Belediye Başkanı Ali Ercan Akpolat'ın da aralarında bulunduğu 42 şüpheli gözaltına alınmıştı. Öte yandan, eski Adalar Meclis Üyesi olan müteahhit M.Ö'nün ikametinde yapılan aramada bulunan 258 bin dolar ve 13 bileziğe el konulmuştu.


Feci kazanın görüntüleri ortaya çıktı

Ankara'da seyir halindeki Berşan Yücel idaresindeki 06 FFA 414 plakalı otomobil, akaryakıt istasyonunun önünde park halindeki 04 AAV 432 plakalı kamyona çarptı. Feci kazada 4 kişi hayatını kaybetti

23.06.2026 10:30:00
Haber Merkezi
Feci kazanın görüntüleri ortaya çıktı
Feci kazanın görüntüleri ortaya çıktı
Ankara'nın Polatlı ilçesinde otomobilin kamyona çarpması sonucu 4 kişi hayatını kaybetti.  

Kaza, Polatlı ilçesi İstiklal Mahallesi Borsa Yolu üzerinde meydana geldi.

Seyir halindeki bir otomobil henüz bilinmeyen bir nedenle önünde bulunan kamyona çarptı. Çarpmanın etkisiyle otomobil hurdaya dönerken, araçta bulunan 4 kişiden Hasan Devran Kart (20), Berşan Yücel (24) ve Şükran Yanok (21) olay yerinde hayatını kaybetti. Kazada ağır yaralanan 1 kişi ise olay yerine sevk edilen sağlık ekiplerinin ilk müdahalesinin ardından hastaneye kaldırıldı.

Araçtan ağır yaralı halde çıkarılan Raziye Yanok (21) ise kaldırıldığı hastanede tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı ve hayatını kaybetti.

İhbar üzerine bölgeye sağlık, polis ve itfaiye ekipleri sevk edilirken ekipler olay yerinde güvenlik önlemleri aldı. Hayatını kaybedenlerin cenazeleri yapılan incelemelerin ardından morga kaldırıldı.

Kaza anı güvenlik kamerasına da yansıdı.

Erhan Karaal'ın kaçırılmasına ilişkin 6 şüpheli tutuklandı

İBB Kültür AŞ Genel Müdür Yardımcısı Erhan Karaal'ın, kaçırılmasına ilişkin soruşturma kapsamında gözaltına alınan 12 şüpheliden 6'sı tutuklandı

 

23.06.2026 10:13:00
Anadolu Ajansı
Erhan Karaal'ın kaçırılmasına ilişkin 6 şüpheli tutuklandı
Erhan Karaal'ın kaçırılmasına ilişkin 6 şüpheli tutuklandı

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Kültür AŞ Genel Müdür Yardımcısı Erhan Karaal'ın, Maltepe'de kaçırılmasına ilişkin soruşturma kapsamında gözaltına alınan 12 şüpheliden 6'sı tutuklandı.

İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığınca Karaal'ın kaçırıldığı iddiasına ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında adliyeye götürülen şüphelilerin buradaki işlemleri tamamlandı.

Nöbetçi sulh ceza hakimliğine sevk edilen zanlılardan 6'sının tutuklanmasına, 6'sının ise adli kontrol şartıyla serbest bırakılmasına hükmedildi.

Ne olmuştu?

Başsavcılık, Karaal'ın Maltepe'de kaçırıldığı iddiasına ilişkin soruşturma başlatmış, mağdurun bulunması ve şüphelilerin yakalanması için polise talimat vermişti.

İstanbul Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube Müdürlüğü ekiplerinin çalışmalarının ardından Tuzla'da bir inşaat alanında bulunan Karaal'ın sağlık durumunun iyi olduğu öğrenilmişti.

Soruşturma kapsamında olayla bağlantılı olduğu değerlendirilen toplam 12 şüpheli gözaltına alınmıştı.

Emniyetteki işlemleri tamamlanan şüpheliler, Anadolu Adalet Sarayı'na sevk edilmişti. Savcılıkta ifadeleri alınan şüphelilerden 6'sı tutuklama, 6'sı ise adli kontrol tedbiri uygulanması talebiyle nöbetçi sulh ceza hakimliğine sevk edilmişti. 

logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.