Milli devlet ve küreselleşme meselesi -5-
Milli Devlet’te ise, dini bütünlük milli bütünlüğün; milli bütünlük de dini bütünlüğün teminatıdır
26.10.2026 01:33:00
Haber Merkezi
Haber Merkezi





Milli Devlet'te ise, dini bütünlük milli bütünlüğün; milli bütünlük de dini bütünlüğün teminatıdır. Ülke sınırları içerisinde yaşayan millet, hangi dine inanıyorsa inansın, devletin koruması altında inancını rahatlıkla ve huzur içerisinde, hiçbir hakkı da gasp edilmeden yaşayabilir.
Art niyetli bazı çevrelerin, küresel destekleri de arkasına alarak, dini değerleri siyasi hedeflerine alet ederek, ülkeyi bölme ve parçalama girişimlerine asla müsaade edilmez.
Siyasi bir hedefi olduğu için de bilhassa yerli ve yabancı misyonerliğe, tarihte ve bugün yaptıkları tahribatlar da göz önünde bulundurularak asla izin verilmez, milletin hiçbir ferdinin, herhangi bir yabancıdan hak ve hürriyet dilenmesine itmeyecek biçimde, kendi vatanında ve kendi bayrağı altında tüm hak ve hürriyetleri doya doya yaşamasına imkan tanır.
r– Küreselleşmenin pek çok yönünden birisi de kültürel olarak küreselleşmedir. Küreselleşme ile ortaya çıkan kültür, Batı kültürüdür. Kısaca, batılı değerlerin dünyada hâkimiyet kurması bu şekilde sağlanmaktadır.
Kültürel küreselleşmenin ortaya çıkardığı kapitalist tüketim anlayışının ve yaşam biçiminin diğer milletlerin değerlerini kuşatma altına alacağı ve özellikle ulusal kültürleri yok edeceğinden Milli Devlet için bir tehdittir. Milli Devlet anlayışında her alanda olduğu gibi kültürel olarak ta küreselleşmeden çok farklı bir yaklaşım ortaya konulmakta ve milli kültür, milletin kimlik ve kişiliğinin mayası, milli egemenliğini sürekliliğinin teminatı olarak görülmektedir.
Milli kültürün yeni nesillere aşılanması en öncelikli eğitim politikası olarak ele alınmaktadır. Toplumlar arası iktisadi ve siyasi diyaloglarının kültür emperyalizmine dönüşmesine müsaade edilmeyecektir

s– Küreselleşen dünyada devletlerin kendi sınırları dâhilinde ortaya çıkan uyuşmazlıkların çözümü için bile uluslar arası tahkim kurullarına gidilmektedir. Bu yeni düzende global şirketler, devletleri dava edebilmektedirler .
Oysa uluslar arası tahkim kuruluşları çifte standartlı uluslararası kuruluşlar bünyesinde oluşturulmuş, global firmaların kontrolündeki mahkemelerdir.
Yani küreselleşme, hukuk noktasında devletlerden yana değil, küresel sermayedarlardan yana, küresel şirketlerden yana bir tutum sergilemektedir. Son yıllarda yüzlerce yatırım uyuşmazlığının Dünya Bankası Tahkim Panellerine taşındığı ve bu davalardan hiç birinin davalı devletler (Kanada ve Meksika) lehine sonuçlanmadığı, yani kazanan tarafın her zaman şirketler olduğu görülmüştür.
Dava edilen kamu kurumlarının başında Eyalet Mahkemelerinin ve ulusal vergi uygulamaları dolayısıyla Maliye Bakanlıkları ile Çevre Bakanlıklarının gelmektedir. Milli Devlet, kendi anayasasının ve hukukunun üstünde bir anlayışı kabul etmemektedir. Yargı noktasında bağımlı olan bir ülkenin bağımsızlığından bahsetmek mümkün değildir. Bundan dolayıdır ki, Milli Devlet'te hukukun üstünlüğü anlayışı tam anlamıyla var olacaktır.
Küreselleşme, uluslar arası hukukun, yani küresel hukukun devletlerin iç hukukundan daha üstün olduğunu savunur ve hiçbir devlete kendi sınırları içerisinde dahi olsa kendi başına karar alma özgürlüğü bırakmaz. Oysa Milli Devlet, ülkesinde yasama, yürütme ve yargı erklerine sahiptir. Devletin otoritesi, ülkede bulunan herkesi eşit biçimde kapsamaktadır.

ş– Küreselleşme, devlet varlığının en başta egemenlik ve bağımsızlık hakkının yok olmasını, Sosyal Devlet olgusunun dönüşümünü, sömürünün sistemleşmesini ve meşrulaşmasını, devletin fertleri için vazgeçilmez olan sosyal devlet karakterinin ve sosyal politikaların yoksunluğunu, kitlesel yabancılaşmayı, kimliklerin yok olmasını ve ekolojik tahribat gibi birçok olumsuzluğu beraberinde getirmektedir. Milli Devlet, devleti devlet yapan hiçbir unsurdan vazgeçmemekte ve devletin herhangi bir hakkını bir yerlere devretmek gibi bir yanlışa düşmemektedir.
t– Küreselleşme süreci dünyadaki çevresel etkileri arttırmakta, devletlerin bütçelerinde sağlığa daha az fon ayırmasına neden olmaktadır. Bir taraftan sağlıksız ortamlarda büyüyen bireyler diğer taraftan sağlık harcamaları için devletlerden yeterli desteği alamamaktadır.
Oysa Milli Devlet sağlık konusunu insanın doğuştan gelen haklarından görmekte bireylerin her türlü sağlık harcaması devlet yardımları ile karşılanmaktadır. Özellikle global firmaların çevre üzerinde yarattıkları tahribatlar yasalarla engellenmektedir.
u– Küreselleşme süreci dünya üzerinde bireylerin can güvenliğini de tehdit etmektedir. Sömürgeci anlayışlarla, dünya krallığı kurma hayali ile ülkeler işgal edilmektedir.
Milli Devlet güçlü ordu, güçlü devlet anlayışı ve ekonomide getirdiği paylaşımcı bakış açısı ile hem teorik olarak, hem de uygulamada bu işgal mantığının önüne geçmektedir ü– Milli Devlet özgürlükler konusunda yepyeni bir yaklaşım ortaya koyarak insanların doğuştan gelen haklarını yaşaması ile ancak özgür olabileceğini ifade etmektedir.
Gerçek manada her kesime hürriyet ancak Milli Devlet modeli ile kazandırılmaktadır.

Okuma hakkı, kimseye muhtaç olmadan yaşama hakkı, sermayesi olmasa bile isterse üretim yapma hakkı, sağlık yaşam hakkı v.b. bütün haklar bireyler tarafından yaşandığında ancak gerçek özgürlükten bahsedilebilir.
Milli Devlet bireylere bu hakları yaşatarak özgürleştirirken, küreselleşme bu hakları bireylerin elinden almakta ve hürriyetlerine engel olmaktadır Milli Devlet güçlü devlet, güçlü ordu, sağlam aile yapısından yanadır.
Küreselleşme ise zayıf devlet, zayıf ordu, tahrip edilmiş bir aile yapısına neden olmaktadır. Küreselleşme neticesinde milletler kimliksiz yığınlar haline getirilmektedirler.
Milli Devlet ise milletlerin bekası için, insanca yaşamak için hür ve özgür olarak güven içinde yaşamak için bugün insanlığın önünde ki tek çıkıştır. Küreselleşme, Batı toplumunun, kültürünün, tarihinin insanlığın önüne koyduğu modeldir. Milli Devlet Türk milletinin kimliğinin, tarihinin ve inancının insanlığa armağanıdır." (Prof. Dr. Haydar Baş Milli Ekonomi Modeli)
Art niyetli bazı çevrelerin, küresel destekleri de arkasına alarak, dini değerleri siyasi hedeflerine alet ederek, ülkeyi bölme ve parçalama girişimlerine asla müsaade edilmez.
Siyasi bir hedefi olduğu için de bilhassa yerli ve yabancı misyonerliğe, tarihte ve bugün yaptıkları tahribatlar da göz önünde bulundurularak asla izin verilmez, milletin hiçbir ferdinin, herhangi bir yabancıdan hak ve hürriyet dilenmesine itmeyecek biçimde, kendi vatanında ve kendi bayrağı altında tüm hak ve hürriyetleri doya doya yaşamasına imkan tanır.
r– Küreselleşmenin pek çok yönünden birisi de kültürel olarak küreselleşmedir. Küreselleşme ile ortaya çıkan kültür, Batı kültürüdür. Kısaca, batılı değerlerin dünyada hâkimiyet kurması bu şekilde sağlanmaktadır.
Kültürel küreselleşmenin ortaya çıkardığı kapitalist tüketim anlayışının ve yaşam biçiminin diğer milletlerin değerlerini kuşatma altına alacağı ve özellikle ulusal kültürleri yok edeceğinden Milli Devlet için bir tehdittir. Milli Devlet anlayışında her alanda olduğu gibi kültürel olarak ta küreselleşmeden çok farklı bir yaklaşım ortaya konulmakta ve milli kültür, milletin kimlik ve kişiliğinin mayası, milli egemenliğini sürekliliğinin teminatı olarak görülmektedir.
Milli kültürün yeni nesillere aşılanması en öncelikli eğitim politikası olarak ele alınmaktadır. Toplumlar arası iktisadi ve siyasi diyaloglarının kültür emperyalizmine dönüşmesine müsaade edilmeyecektir

s– Küreselleşen dünyada devletlerin kendi sınırları dâhilinde ortaya çıkan uyuşmazlıkların çözümü için bile uluslar arası tahkim kurullarına gidilmektedir. Bu yeni düzende global şirketler, devletleri dava edebilmektedirler .
Oysa uluslar arası tahkim kuruluşları çifte standartlı uluslararası kuruluşlar bünyesinde oluşturulmuş, global firmaların kontrolündeki mahkemelerdir.
Yani küreselleşme, hukuk noktasında devletlerden yana değil, küresel sermayedarlardan yana, küresel şirketlerden yana bir tutum sergilemektedir. Son yıllarda yüzlerce yatırım uyuşmazlığının Dünya Bankası Tahkim Panellerine taşındığı ve bu davalardan hiç birinin davalı devletler (Kanada ve Meksika) lehine sonuçlanmadığı, yani kazanan tarafın her zaman şirketler olduğu görülmüştür.
Dava edilen kamu kurumlarının başında Eyalet Mahkemelerinin ve ulusal vergi uygulamaları dolayısıyla Maliye Bakanlıkları ile Çevre Bakanlıklarının gelmektedir. Milli Devlet, kendi anayasasının ve hukukunun üstünde bir anlayışı kabul etmemektedir. Yargı noktasında bağımlı olan bir ülkenin bağımsızlığından bahsetmek mümkün değildir. Bundan dolayıdır ki, Milli Devlet'te hukukun üstünlüğü anlayışı tam anlamıyla var olacaktır.
Küreselleşme, uluslar arası hukukun, yani küresel hukukun devletlerin iç hukukundan daha üstün olduğunu savunur ve hiçbir devlete kendi sınırları içerisinde dahi olsa kendi başına karar alma özgürlüğü bırakmaz. Oysa Milli Devlet, ülkesinde yasama, yürütme ve yargı erklerine sahiptir. Devletin otoritesi, ülkede bulunan herkesi eşit biçimde kapsamaktadır.

ş– Küreselleşme, devlet varlığının en başta egemenlik ve bağımsızlık hakkının yok olmasını, Sosyal Devlet olgusunun dönüşümünü, sömürünün sistemleşmesini ve meşrulaşmasını, devletin fertleri için vazgeçilmez olan sosyal devlet karakterinin ve sosyal politikaların yoksunluğunu, kitlesel yabancılaşmayı, kimliklerin yok olmasını ve ekolojik tahribat gibi birçok olumsuzluğu beraberinde getirmektedir. Milli Devlet, devleti devlet yapan hiçbir unsurdan vazgeçmemekte ve devletin herhangi bir hakkını bir yerlere devretmek gibi bir yanlışa düşmemektedir.
t– Küreselleşme süreci dünyadaki çevresel etkileri arttırmakta, devletlerin bütçelerinde sağlığa daha az fon ayırmasına neden olmaktadır. Bir taraftan sağlıksız ortamlarda büyüyen bireyler diğer taraftan sağlık harcamaları için devletlerden yeterli desteği alamamaktadır.
Oysa Milli Devlet sağlık konusunu insanın doğuştan gelen haklarından görmekte bireylerin her türlü sağlık harcaması devlet yardımları ile karşılanmaktadır. Özellikle global firmaların çevre üzerinde yarattıkları tahribatlar yasalarla engellenmektedir.
u– Küreselleşme süreci dünya üzerinde bireylerin can güvenliğini de tehdit etmektedir. Sömürgeci anlayışlarla, dünya krallığı kurma hayali ile ülkeler işgal edilmektedir.
Milli Devlet güçlü ordu, güçlü devlet anlayışı ve ekonomide getirdiği paylaşımcı bakış açısı ile hem teorik olarak, hem de uygulamada bu işgal mantığının önüne geçmektedir ü– Milli Devlet özgürlükler konusunda yepyeni bir yaklaşım ortaya koyarak insanların doğuştan gelen haklarını yaşaması ile ancak özgür olabileceğini ifade etmektedir.
Gerçek manada her kesime hürriyet ancak Milli Devlet modeli ile kazandırılmaktadır.

Okuma hakkı, kimseye muhtaç olmadan yaşama hakkı, sermayesi olmasa bile isterse üretim yapma hakkı, sağlık yaşam hakkı v.b. bütün haklar bireyler tarafından yaşandığında ancak gerçek özgürlükten bahsedilebilir.
Milli Devlet bireylere bu hakları yaşatarak özgürleştirirken, küreselleşme bu hakları bireylerin elinden almakta ve hürriyetlerine engel olmaktadır Milli Devlet güçlü devlet, güçlü ordu, sağlam aile yapısından yanadır.
Küreselleşme ise zayıf devlet, zayıf ordu, tahrip edilmiş bir aile yapısına neden olmaktadır. Küreselleşme neticesinde milletler kimliksiz yığınlar haline getirilmektedirler.
Milli Devlet ise milletlerin bekası için, insanca yaşamak için hür ve özgür olarak güven içinde yaşamak için bugün insanlığın önünde ki tek çıkıştır. Küreselleşme, Batı toplumunun, kültürünün, tarihinin insanlığın önüne koyduğu modeldir. Milli Devlet Türk milletinin kimliğinin, tarihinin ve inancının insanlığa armağanıdır." (Prof. Dr. Haydar Baş Milli Ekonomi Modeli)





















































































































