Milli devletin önemi -1-
Milli Devlet, temelini milletlerin tarihindeki değerlerinden alan, başka ülkeleri taklitten uzak olan ve çağdaş uygarlık seviyesine gitme yolunda diğer ülkelerle yarışan, bütün dünyaya açık ama hiçbir dış güce ihtiyaç duymadan kalkınabilen
03.06.2026 00:40:00
Haber Merkezi
Haber Merkezi





"Milli Devlet, temelini milletlerin tarihindeki değerlerinden alan, başka ülkeleri taklitten uzak olan ve çağdaş uygarlık seviyesine gitme yolunda diğer ülkelerle yarışan, bütün dünyaya açık ama hiçbir dış güce ihtiyaç duymadan kalkınabilen,
Kendi devinimi için gerekli sinerjiyi kendi kaynaklarından alan Milli Ekonomi Modeline sahip, devletinin ancak milleti ile var olduğu şuuru ile milletinin tamamını kucaklayan, vatandaşlarına hizmeti dolayısıyla sosyal güvenliği ve sosyal hizmeti kendine en temel gaye edinen, vatandaşlarına insan haklarını ve hürriyetlerini doya doya yaşatan, adalet, eşitlik ve hukuk temeline dayalı bir devlet anlayışıdır.

İnsana ve ona bağlı sosyal meselelere yaklaşımı ile işleyiş mekanizmalarındaki farklılığı, buna bağlı olarak kendine yeter kaynakları ile tam bağımsız olan ve bize ait bir devlet anlayışı karakteri sergileyen Milli Devlet, günümüz liberal –kapitalist devlet anlayışının çok ötesinde, "Devlet milleti için vardır" gerçeğinden yola çıkarak, bu gerçeğe uygun bir devlet anlayışını ilke edinmiştir.
Milli bir devlet anlayışı ortaya konurken, günümüz devlet anlayışlarının eksiklikleri ve yanlışları göz önüne alınarak yola çıkıldığı gibi; Türkiye'nin içinde bulunduğu stratejik konumu ve buna bağlı olarak geçirdiği kritik süreç de Milli Devlet tezi çerçevesinde yorumlanmıştır.
ABD eski Başkanı Bill Clinton, 1999 yılının Ekim ayındaki Ankara ziyareti sırasında Türkiye'nin dünya dengelerini değiştirecek gücü hakkında şunları söylüyordu: "20. yüzyılın ilk çeyreği Osmanlı İmparatorluğu'nun mirasının paylaşılmasının yol açtığı değişikliklerle geçti. 21. yüzyılın ilk çeyreği ise Türkiye'nin alacağı doğrultuyla şekillenecektir..."

Clinton, bir ay sonra yaptığı benzer bir konuşmada da "Önümüzdeki yüzyılın, büyük ölçüde Türkiye'nin bugünkü ve yarınki rolünü nasıl tanımlayacağına bağlı olarak şekilleneceğini umuyorum" diyerek hem Türkiye üzerindeki hesaplara hem de Türkiye'nin alacağı tavrın dünya siyasetindeki ağırlığına dikkat çekmiştir.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti kurulduğunda, Sevr'in kabul edilmeyen şartlarını cebine koyan güçler, bugün çeşitli yollarla bu maddeleri tekrar gündem etmekte ve Türk milletinden savaş meydanında reddettiklerini masa başında kabulünü istemektedir.

Verdiği Kurtuluş Savaşıyla, ezilen halkların özgürlük mücadelesinde öncü olan Türk Milleti, tarihten gelen birikimi ve tecrübesiyle, bugünün Kapitalist sistemi içinde ezilen ve sömürülen milletler için yine önder olmak mecburiyetindedir.
Bu vazifesini yerine getirebilmesi için, her sahada tam bağımsızlığı esas alarak, varlığını devam ettirebileceği milli bir devlet anlayışını ve bağımsızlığın belki de en önemli göstergesi olan milli bir ekonomi sistemini hayata geçirmek zorundadır.
Milli Devlet Tezi, bütün sömürülen ve ezilen milletlere, Türk Milleti'nin ve Türk kültürünün, inancının, tarihinin ve medeniyetinin bir armağanıdır.

Değişen dünya dengelerinde ve bugünün tek kutuplu düzeninde; silahların yerini çeşitli söylemlerin, göğüs göğüse mücadelenin yerini fikirlerin çarpışmasının aldığı bilinen hakikatlerdir.
Özellikle günümüzde, ABD, psikolojik savaş olarak da ifade edebileceğimiz bu fikri çatışmalardan en fazla yararlanan devlettir. Denilebilir ki, ABD'nin dış politikası, fikirlerini dünyaya kabul ettirmeye yönelik yazılarla ve medyatik enformasyonla güç kazanmaktadır.
Bilindiği gibi, 1990'ların başında Sovyetlerin yıkılması ve soğuk savaştan Batı medeniyetinin ABD ile galip çıkması, ABD'yi, dünyada tek süper güç haline getirmiştir.

Amerika Birleşik Devletleri'nin, dünya dengeleri için belirlediği yeni strateji, serbest piyasa ekonomisi ve kendi demokrasi anlayışıyla devletlerin yönetim sistemlerini demokratikleştirmekti. Vakıa şu ki, globalizmin 21. yüzyıldaki sloganları halindeki bu süslü kelimelerle yola çıkanlar, yine sömürü mantığıyla hareket etmişlerdir.
Ülkelerde, demokrasi ve insan haklarını yerleştirme bahanesiyle siyasi olarak bir değişim gerçekleştirilirken; aynı zamanda dinlerarası diyalog ve hoşgörü çalışmaları ile de büyük bir kültür dezenformasyonu yapılmıştır. Böylece milli ve manevi değerlerini kaybeden bireylerin muhtemel işgallere karşı duyarsızlaşması sağlanmıştır.
Kültürel ve siyasi olarak yapılan bu çalışmalarla aslında devletlere biçilen rol, ülkelerin küçük parçalara bölünerek parçalanması; devlet anlayışının yıkılmasıdır. Neticede, hedef yine kaynakların ve insanların sömürülmesidir." (Prof. Dr. Haydar Baş Milli Ekonomi Modeli)
Kendi devinimi için gerekli sinerjiyi kendi kaynaklarından alan Milli Ekonomi Modeline sahip, devletinin ancak milleti ile var olduğu şuuru ile milletinin tamamını kucaklayan, vatandaşlarına hizmeti dolayısıyla sosyal güvenliği ve sosyal hizmeti kendine en temel gaye edinen, vatandaşlarına insan haklarını ve hürriyetlerini doya doya yaşatan, adalet, eşitlik ve hukuk temeline dayalı bir devlet anlayışıdır.

İnsana ve ona bağlı sosyal meselelere yaklaşımı ile işleyiş mekanizmalarındaki farklılığı, buna bağlı olarak kendine yeter kaynakları ile tam bağımsız olan ve bize ait bir devlet anlayışı karakteri sergileyen Milli Devlet, günümüz liberal –kapitalist devlet anlayışının çok ötesinde, "Devlet milleti için vardır" gerçeğinden yola çıkarak, bu gerçeğe uygun bir devlet anlayışını ilke edinmiştir.
Milli bir devlet anlayışı ortaya konurken, günümüz devlet anlayışlarının eksiklikleri ve yanlışları göz önüne alınarak yola çıkıldığı gibi; Türkiye'nin içinde bulunduğu stratejik konumu ve buna bağlı olarak geçirdiği kritik süreç de Milli Devlet tezi çerçevesinde yorumlanmıştır.
ABD eski Başkanı Bill Clinton, 1999 yılının Ekim ayındaki Ankara ziyareti sırasında Türkiye'nin dünya dengelerini değiştirecek gücü hakkında şunları söylüyordu: "20. yüzyılın ilk çeyreği Osmanlı İmparatorluğu'nun mirasının paylaşılmasının yol açtığı değişikliklerle geçti. 21. yüzyılın ilk çeyreği ise Türkiye'nin alacağı doğrultuyla şekillenecektir..."

Clinton, bir ay sonra yaptığı benzer bir konuşmada da "Önümüzdeki yüzyılın, büyük ölçüde Türkiye'nin bugünkü ve yarınki rolünü nasıl tanımlayacağına bağlı olarak şekilleneceğini umuyorum" diyerek hem Türkiye üzerindeki hesaplara hem de Türkiye'nin alacağı tavrın dünya siyasetindeki ağırlığına dikkat çekmiştir.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti kurulduğunda, Sevr'in kabul edilmeyen şartlarını cebine koyan güçler, bugün çeşitli yollarla bu maddeleri tekrar gündem etmekte ve Türk milletinden savaş meydanında reddettiklerini masa başında kabulünü istemektedir.

Verdiği Kurtuluş Savaşıyla, ezilen halkların özgürlük mücadelesinde öncü olan Türk Milleti, tarihten gelen birikimi ve tecrübesiyle, bugünün Kapitalist sistemi içinde ezilen ve sömürülen milletler için yine önder olmak mecburiyetindedir.
Bu vazifesini yerine getirebilmesi için, her sahada tam bağımsızlığı esas alarak, varlığını devam ettirebileceği milli bir devlet anlayışını ve bağımsızlığın belki de en önemli göstergesi olan milli bir ekonomi sistemini hayata geçirmek zorundadır.
Milli Devlet Tezi, bütün sömürülen ve ezilen milletlere, Türk Milleti'nin ve Türk kültürünün, inancının, tarihinin ve medeniyetinin bir armağanıdır.

Değişen dünya dengelerinde ve bugünün tek kutuplu düzeninde; silahların yerini çeşitli söylemlerin, göğüs göğüse mücadelenin yerini fikirlerin çarpışmasının aldığı bilinen hakikatlerdir.
Özellikle günümüzde, ABD, psikolojik savaş olarak da ifade edebileceğimiz bu fikri çatışmalardan en fazla yararlanan devlettir. Denilebilir ki, ABD'nin dış politikası, fikirlerini dünyaya kabul ettirmeye yönelik yazılarla ve medyatik enformasyonla güç kazanmaktadır.
Bilindiği gibi, 1990'ların başında Sovyetlerin yıkılması ve soğuk savaştan Batı medeniyetinin ABD ile galip çıkması, ABD'yi, dünyada tek süper güç haline getirmiştir.

Amerika Birleşik Devletleri'nin, dünya dengeleri için belirlediği yeni strateji, serbest piyasa ekonomisi ve kendi demokrasi anlayışıyla devletlerin yönetim sistemlerini demokratikleştirmekti. Vakıa şu ki, globalizmin 21. yüzyıldaki sloganları halindeki bu süslü kelimelerle yola çıkanlar, yine sömürü mantığıyla hareket etmişlerdir.
Ülkelerde, demokrasi ve insan haklarını yerleştirme bahanesiyle siyasi olarak bir değişim gerçekleştirilirken; aynı zamanda dinlerarası diyalog ve hoşgörü çalışmaları ile de büyük bir kültür dezenformasyonu yapılmıştır. Böylece milli ve manevi değerlerini kaybeden bireylerin muhtemel işgallere karşı duyarsızlaşması sağlanmıştır.
Kültürel ve siyasi olarak yapılan bu çalışmalarla aslında devletlere biçilen rol, ülkelerin küçük parçalara bölünerek parçalanması; devlet anlayışının yıkılmasıdır. Neticede, hedef yine kaynakların ve insanların sömürülmesidir." (Prof. Dr. Haydar Baş Milli Ekonomi Modeli)










































































