Milli Devlet’te ordu -1-
Küreselleşmenin, az gelişmiş veya gelişmekte olan ülkelerdeki ilk etkisi, ulus devletin artık gereksiz olduğu fikrini yaymasıdır
14.09.2026 00:14:00
Haber Merkezi
Haber Merkezi





Küreselleşmenin, az gelişmiş veya gelişmekte olan ülkelerdeki ilk etkisi, ulus devletin artık gereksiz olduğu fikrini yaymasıdır.
Çünkü ulus Devletler, kendisini var eden değerlerini muhafaza ederse ve kaynaklarını kendi kullanmaya karar verirse; bu, globalizmin sonu demektir. Zira globalizmin asıl hedefi, dünyadaki kaynakların ve her türlü imkânın küresel güçlere teslim edilmesidir.
Öte yandan globalizmin kurallarından biri de, kendi istekleriyle sisteme boyun eğmeyen ülkeler için, savaşa kadar giden zorlamalara başvurulmasıdır.
Bush 20 Eylül 2001'de eğer bizden değilseniz bize karşısınız, demişti. Bu Bush mantığa göre, kuralları değiştirmek ya da oyundan çekilmek isteyen milletler ciddi cezalara çaptırılır.

Nitekim bu bir gerçektir; bunun yakın zamandaki en somut örneği, Yugoslavya, Irak, Nikaragua ve benzerleridir. Çünkü küreselci mantık, bizim çıkarlarımıza uyum göstermeyen bizim dışımızdadır, bizim dışımızda olan herkes bize karşıdır, esasına dayanır. Böyle bir ayırımcılık üzerine kurulan politik dil, barışı değil savaşı onaylar.
Bu sebeple, küreselleşmenin karşısında direnmek isteyen devletler için Silahlı kuvvetlerin önemi daha da fazladır.
Hukuk tanımayan bu globalleşme mantığının karşısında devletler ancak, ülkesini masa başında küresel güçlere teslim etmeyecek dikkatli devlet adamları ve bunun yanında caydırıcı bir silah gücüne sahip ordusu ile durabilirler.
Savunma gücü, aynı zamanda milli beraberliği sağlayan ve milli direnci ayakta tutan en önemli unsurlardandır.
Bugün dünyada hukukun üstünlüğünden ziyade "güçlünün üstünlüğü" söz konusudur. Devletlerin sadece haklı olmaları haklarını korumaları için yeterli değil; aynı zamanda güçlü bir orduya sahip olmaları da haklarını korumaları için gereklidir.

ABD, Irak'ı işgal edeceği zaman kimyasal silah sahibi olduğunu iddia etti. Oysa bütün raporlar ve nihayet bizzat işgali koordine eden Beyaz Saray kurmaylarının itirafları, bunun böyle olmadığını ispatlamasına rağmen silahlı gücüne güvendiği için işgal etti.
Ayrıca ABD'de kimyasal silah varken ve ellerindeki bu silahlar küresel barışı tehdit etmediği iddia edilirken; şayet Irak'ın elinde kimyasal silah olsa bile, bunun küresel barışı tehdit ettiğine tek başına ABD nasıl karar verebilir? Demek ki, gücü elinde tutanlar, hem müşteki, hem savcı, hem de yargıç olabiliyorlar.
Filistin halkının içinde bulunduğu durumun sebebi, onu koruyacak güçlü ordusunun olmamasıdır. Bugün dünyada haksızlığa uğrayan devletler, BM nezdinde onları koruyacak düzenlemeler olmadığı için değil, onları koruyacak orduları olmadığı için bu duruma düşmüşlerdir.
Tek yönlü silahlanma ve ülkeler arasında meydana gelen büyük silah gücündeki dengesizlikler, barışın ortadan kalkmasına da sebep olmaktadır. O yüzden savunma ve barış amaçlı güçlü orduların varlığı, hem milletlerin güvencesi, hem de küresel barışın sağlayıcısı olacaktır.

Özellikle yer altı kaynakları zengin gelişmekte olan ülkeler, önce borç batağına batırılmaktadır. Ardından da "askeri harcamaların bütçe üzerinde yük olduğu, oraya harcanacak paraların barışçıl yerlere harcanması" tavsiye edilerek, orduları, iyice güçsüz kılındıktan sonra silahsız işgale direndikleri takdirde silahlı işgale hazır hale getirilmektedirler.
Dünyada küresel barışı bozan başta ABD olmak üzere irili–ufaklı tüm global güçler, bir taraftan silah harcamalarını arttırırken, diğer taraftan sair ülkelere silah harcamalarını kısmak için IMF ve DB üzerinden baskılar uygulamaktadırlar. 2001 yılında 800 milyar dolar olan dünyadaki toplam askeri harcamalar, 2017 yılında 1.686 trilyon dolara çıkmış durumdadır.
Dünyadaki toplam askeri harcamaların nerede ise yarısı kadarı ABD tarafından yapılmaktadır. 2017 yılında ABD'de askeri harcamalar için ayrılan bütçe 611 milyar dolardır. ABD, her geçen gün askeri harcamalarını arttırmaktadır. 2000 yılında 288.8 milyar dolar olan bu miktar, 2005 te 420.7 milyar dolara, 2006 ta ise 441.6 milyar dolara çıkartıldı ki bu rakamların içinde 300 milyar dolarlık Irak ve Afganistan bütçeleri bulunmamaktadır.

ABD, en yakın takipçisi Çin'in 2,8 katı askeri harcama yapmaktadır. Askeri harcama rakamlarını, mukayeseli olarak gözlemlersek şu tablo ortaya çıkmaktadır: 2016 yılı için; ABD 611 milyar dolar, Çin 215 milyar dolar, Rusya 69,2 milyar dolar, İngiltere 48,3 milyar dolar, Fransa 48.3 milyar dolar… Türkiye ise 14.8 milyar dolar askeri harcama yapmış bulunmaktadır.
Söz konusu rakamlara baktığımızda; dört bir tarafı siyasi ve askeri problemlerle çevrili, toprakları üzerinde hesaplar ve oyunlar yapılan ülkemize, askeri harcamaları kısın, diyen devletlerin ve küresel odakların kendi askeri harcamalarını ne kadar yüksek tuttuklarını görmekteyiz.

Bütün bu engellemelere rağmen Cumhuriyet'in ilk yıllarından beri askeri gücünü caydırıcı unsur olarak gören ve ona yatırım yapan Türkiye, oldukça şanslıdır. Zira bugün Türkiye, NATO ülkeleri içerisinde askerî güç bakımından ABD'den sonraki en büyük orduya sahiptir.
Türkiye'nin askerî gücünün sadece rakamsal olmadığı ve milli menfaatleri gerektirdiğinde bu gücü sonuna kadar kullanmaktan asla çekinmediği gerçeği, tüm dünyanın kabul ettiği hakikattir." (Prof. Dr. Haydar Baş Milli Ekonomi Modeli)
Çünkü ulus Devletler, kendisini var eden değerlerini muhafaza ederse ve kaynaklarını kendi kullanmaya karar verirse; bu, globalizmin sonu demektir. Zira globalizmin asıl hedefi, dünyadaki kaynakların ve her türlü imkânın küresel güçlere teslim edilmesidir.
Öte yandan globalizmin kurallarından biri de, kendi istekleriyle sisteme boyun eğmeyen ülkeler için, savaşa kadar giden zorlamalara başvurulmasıdır.
Bush 20 Eylül 2001'de eğer bizden değilseniz bize karşısınız, demişti. Bu Bush mantığa göre, kuralları değiştirmek ya da oyundan çekilmek isteyen milletler ciddi cezalara çaptırılır.

Nitekim bu bir gerçektir; bunun yakın zamandaki en somut örneği, Yugoslavya, Irak, Nikaragua ve benzerleridir. Çünkü küreselci mantık, bizim çıkarlarımıza uyum göstermeyen bizim dışımızdadır, bizim dışımızda olan herkes bize karşıdır, esasına dayanır. Böyle bir ayırımcılık üzerine kurulan politik dil, barışı değil savaşı onaylar.
Bu sebeple, küreselleşmenin karşısında direnmek isteyen devletler için Silahlı kuvvetlerin önemi daha da fazladır.
Hukuk tanımayan bu globalleşme mantığının karşısında devletler ancak, ülkesini masa başında küresel güçlere teslim etmeyecek dikkatli devlet adamları ve bunun yanında caydırıcı bir silah gücüne sahip ordusu ile durabilirler.
Savunma gücü, aynı zamanda milli beraberliği sağlayan ve milli direnci ayakta tutan en önemli unsurlardandır.
Bugün dünyada hukukun üstünlüğünden ziyade "güçlünün üstünlüğü" söz konusudur. Devletlerin sadece haklı olmaları haklarını korumaları için yeterli değil; aynı zamanda güçlü bir orduya sahip olmaları da haklarını korumaları için gereklidir.

ABD, Irak'ı işgal edeceği zaman kimyasal silah sahibi olduğunu iddia etti. Oysa bütün raporlar ve nihayet bizzat işgali koordine eden Beyaz Saray kurmaylarının itirafları, bunun böyle olmadığını ispatlamasına rağmen silahlı gücüne güvendiği için işgal etti.
Ayrıca ABD'de kimyasal silah varken ve ellerindeki bu silahlar küresel barışı tehdit etmediği iddia edilirken; şayet Irak'ın elinde kimyasal silah olsa bile, bunun küresel barışı tehdit ettiğine tek başına ABD nasıl karar verebilir? Demek ki, gücü elinde tutanlar, hem müşteki, hem savcı, hem de yargıç olabiliyorlar.
Filistin halkının içinde bulunduğu durumun sebebi, onu koruyacak güçlü ordusunun olmamasıdır. Bugün dünyada haksızlığa uğrayan devletler, BM nezdinde onları koruyacak düzenlemeler olmadığı için değil, onları koruyacak orduları olmadığı için bu duruma düşmüşlerdir.
Tek yönlü silahlanma ve ülkeler arasında meydana gelen büyük silah gücündeki dengesizlikler, barışın ortadan kalkmasına da sebep olmaktadır. O yüzden savunma ve barış amaçlı güçlü orduların varlığı, hem milletlerin güvencesi, hem de küresel barışın sağlayıcısı olacaktır.

Özellikle yer altı kaynakları zengin gelişmekte olan ülkeler, önce borç batağına batırılmaktadır. Ardından da "askeri harcamaların bütçe üzerinde yük olduğu, oraya harcanacak paraların barışçıl yerlere harcanması" tavsiye edilerek, orduları, iyice güçsüz kılındıktan sonra silahsız işgale direndikleri takdirde silahlı işgale hazır hale getirilmektedirler.
Dünyada küresel barışı bozan başta ABD olmak üzere irili–ufaklı tüm global güçler, bir taraftan silah harcamalarını arttırırken, diğer taraftan sair ülkelere silah harcamalarını kısmak için IMF ve DB üzerinden baskılar uygulamaktadırlar. 2001 yılında 800 milyar dolar olan dünyadaki toplam askeri harcamalar, 2017 yılında 1.686 trilyon dolara çıkmış durumdadır.
Dünyadaki toplam askeri harcamaların nerede ise yarısı kadarı ABD tarafından yapılmaktadır. 2017 yılında ABD'de askeri harcamalar için ayrılan bütçe 611 milyar dolardır. ABD, her geçen gün askeri harcamalarını arttırmaktadır. 2000 yılında 288.8 milyar dolar olan bu miktar, 2005 te 420.7 milyar dolara, 2006 ta ise 441.6 milyar dolara çıkartıldı ki bu rakamların içinde 300 milyar dolarlık Irak ve Afganistan bütçeleri bulunmamaktadır.

ABD, en yakın takipçisi Çin'in 2,8 katı askeri harcama yapmaktadır. Askeri harcama rakamlarını, mukayeseli olarak gözlemlersek şu tablo ortaya çıkmaktadır: 2016 yılı için; ABD 611 milyar dolar, Çin 215 milyar dolar, Rusya 69,2 milyar dolar, İngiltere 48,3 milyar dolar, Fransa 48.3 milyar dolar… Türkiye ise 14.8 milyar dolar askeri harcama yapmış bulunmaktadır.
Söz konusu rakamlara baktığımızda; dört bir tarafı siyasi ve askeri problemlerle çevrili, toprakları üzerinde hesaplar ve oyunlar yapılan ülkemize, askeri harcamaları kısın, diyen devletlerin ve küresel odakların kendi askeri harcamalarını ne kadar yüksek tuttuklarını görmekteyiz.

Bütün bu engellemelere rağmen Cumhuriyet'in ilk yıllarından beri askeri gücünü caydırıcı unsur olarak gören ve ona yatırım yapan Türkiye, oldukça şanslıdır. Zira bugün Türkiye, NATO ülkeleri içerisinde askerî güç bakımından ABD'den sonraki en büyük orduya sahiptir.
Türkiye'nin askerî gücünün sadece rakamsal olmadığı ve milli menfaatleri gerektirdiğinde bu gücü sonuna kadar kullanmaktan asla çekinmediği gerçeği, tüm dünyanın kabul ettiği hakikattir." (Prof. Dr. Haydar Baş Milli Ekonomi Modeli)

















































































































