logo
14 EYLÜL 2026

“Kürtlerin annesi”

14.09.2026 00:00:00
 
Geçen hafta İngiltere'de düzenlenen ve çok dikkat çeken bir konferans vardı.

Jewish Kurdish Network, Londra Çağdaş Antisemitizm Çalışmaları Merkezi ve Tel Aviv Üniversitesi Moşe Dayan Merkezi'nin Londra'da düzenlediği "2026 Uluslararası Yahudi-Kürt Konferansı.

Konferansın adı, "Değişen Orta Doğu'da Yahudi-Kürt İlişkileri - Tarih, Kimlik ve Gelecekte İş Birliği" idi.

Organizasyon; akademisyenleri, siyasetçileri, gazetecileri, aktivistleri ve farklı ülkelerden katılım sağlayan sivil toplum temsilcilerini bir araya getirdi.

Baştan aşağı planlı olduğu belli olan ve Türkiye'yi bölme projesi temeline dayanan konferanstan, herhalde Milli İstihbarat Teşkilatı'nın bilgisi vardı.

İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Sa'ar da konferansa video mesaj gönderdi.

Sa'ar mesajında, Kürtlerin Türkiye, İran, Irak ve Suriye olmak üzere dört ülkede yaşayan bir halk olduğuna işaret ederek, bugüne kadar bu halkların siyasi bağımsızlığa ulaşamadıklarını söyledi.

Planı görüyorsunuz değil mi?

Bir başka dikkat çekici husus da şu olsa gerek.

Aynı zaman dilimine denk gelen veya getirilen, Çerçeve Yasa ve Suriye'deki PKK uzantılarının devletleşme sürecine ise ne demeli!

İsrail'in Orta Doğu'daki halklar ve azınlıklar arasında daha güçlü ilişkiler kurulmasını desteklediğini belirten Sa'ar, Yahudiler ile Kürtler arasındaki bağların geliştirilmesine özel önem verdiklerini ifade etti.

Yani adam açık açık diyor ki, Kürtlerin bulunduğu yerlerin tamamına el atıyoruz.

Onlara göre Sykes-Picot Anlaşması ile Kürtler, farklı devletlerin sınırları içinde ve parçalı halde kalmış olmaları dolayısıyla çok mağdur olmuşlar.

Şimdi onları birleştirme zamanı gelmiş deniliyor.

Katılımcılar arasında Almanya Kürt Toplumu Başkanı Ali Ertan Toprak, eski Sur Belediye Başkanı Abdullah Demirbaş'ta yer almış.

Bir kere bu isimleri İstihbaratımızın derhal alması ve feci bir sorguya tabi tutması gerekir.

Bu sorgulamanın ardından tipsizlerin mutlaka tutuklanmaları da icap eder diyeceğim ama, bugün ne enteresandır ki tribünlerden teröristlerin kınanmasına bile yasak getirildi.

İşte bu yüzdendir ki, yaklaşık bir aydır yazma gereği bile duymuyorum.

Yaşanan bu gelişmelerin niçin ve nereden kaynaklandığını çok iyi biliyorum.

Ama her şeyi de yazamıyoruz.

Yine mide bulandıran bölücü konferansa dönelim.

Konferanstan yayımlanan görüntülere göre eski Sur Belediye Başkanı Abdullah Demirbaş, Bengio'ya bir ödül takdim etti ve İsrailli akademisyeni "Kürtlerin annesi" olarak nitelendirdi.

Soykırım savunucusu İsrailli akademisyene 'Kürtlerin anası' denildi.

Peki, bunu duyan vatandaşlarımız nasıl tepki gösterdi dersiniz?

Ben hiçbir tepki duymadım!

Sevgili dostlar inanın oyun çok yönlü ve çok büyük.

Korkutmak ve karamsarlık yaymak için bunu söylemiyorum.

Ben koyu Atatürkçü bir yazarım.

Hiçbir şey Türk'ü ve Türk milletini korkutamaz ve yıldıramaz.

Lakin oyuna ortak olanlar kendi içimizdekiler olursa, işte o zaman korkun

Proje çok net.

Hesap ve tuzak bellidir.

İş sadece Büyük İsrail Devleti'nin kurulması falan da değildir.

Meseleye tarihin derinliklerinden ve bir fikri takip sistematiğinden bakıldığında oyunun ne olduğu şak diye ortaya çıkar.

Bu mevzuyu isterseniz başka yazılarımıza bırakalım.

Ama sadece bir cümle ile değinerek asıl konumuzu tamama erdirelim.

Bugün dünya genelinde çıkartılan tüm fırtınaların asıl sebebi, "Tek dünya devleti ve tek din" oluşturulması projesidir.

Konuya dair tüm belgeler elimdedir.

Şu kadarını bilmenizi isterim.

Bu sinsi proje SEVR'den hemen sonra devreye konmuş ve Atatürk tarafından çok yakından takip edilmiştir.

Hepsini yazacağız ama şimdi tekrar konuya dönelim.

Konuya meraklı olanlar bilir.

Theodor Herzl, 1896 yılında Siyonizm'in temel kaynaklarından kabul edilen "Yahudi Devleti" adlı bir kitap yayımlamıştı.

Herzl, 1897'de de İsviçre Basel'de 1. Siyonist Kongresi'ni toplamış ve Kongrede Filistin'de bir Yahudi devleti kurulması amacını açıkça ilan etmişti.

O tarihte ortada bir İsrail devleti falan yoktu elbette.

Daha sonra bu devletin sınırlarını genişletmek için aparat olarak ihtiyaç duyacakları bir kesim üzerinde karar kılındı.

Kürtlerin farklı bir millet olduğu propagandasına, işte bu tarihlerde ağırlık verildi.

Elbette ki bunu ilk defa deneyen ve bu konuda büyük mesafe alan ülke, Rusya idi.

SEVR anlaşmasında bu meseleyi iyice pişirmeye çalıştılar.

SEVR'in 62. Maddesinde;

Kürtlerin çoğunlukta bulunduğu bölgeler için yerel özerklik öngörüyordu.

İngiltere, Fransa ve İtalya'nın belirleyeceği üç üyeli bir komisyon kurulacaktı.

Komisyon, altı ay içerisinde Fırat'ın doğusunda, Türkiye-Suriye-Irak sınırının kuzeyinde ve Kürt nüfusun yoğun yaşadığı bölgeleri kapsayan bir özerklik planı hazırlayacaktı.

Elbette ki bu hesap Mustafa Kemal Atatürk'ten dönecekti ve öylede oldu.

Eşsiz önderimiz Atatürk, bu mevzunun ne olduğunu en iyi bilen insandı.

Kürtçülük yaparak aziz vatanın huzurunu kaçıran ihanet şebekelerinin bugüne kadar hep savunageldiği bir sav vardı.

MED'ler Kürtlerin atasıdır.

Dolayısıyla MED'ler, Türklerden önce devlet kurmuş ve Anadolu'ya yerleşmişlerdir.

Elbette ki uyduruk bu savlar üzerinde yoğunlaşan Ruslar ve İsrail devleti, yapay bir millet ve olmayan bir ulus yaratılması konusunda, oldukça yoğun bir çaba içerisinde olmuşlardır.

Yüce önderimiz Atatürk, daha o tarihte ve gelecekte bu meselenin Türk milletinin birliği ve huzurunu bozacağını çok iyi görmüştü.

MED'ler ve Türkler konusuna ışık tutan ne kadar kitap varsa, tüm dünyadan bu kitapları getirtip okumalar yapmıştı.

Atatürk aradığını bulmuştu.

Esasen MED'ler deniler devletin ve içinde yaşayan halkının tamamı, Saka Türklerinden oluşuyordu.

Bunu öğrenen Atatürk o kadar heyecanlanmıştı ki, 143 adet kitabın Türkçeye tercümesini yaptırdı ve basımı için Türk Tarih Kurumu'na listesini gönderdi.

Şimdi sıkı durun!

Atatürk'ün basılması için talimat verdiği kitaplardan hiçbirisi, vefatından, daha doğrusu şehit edilmesinden sonra basılmamış, rafa kaldırılmıştı.

MED'lerin Turani halk, yani Türk soylu insanlardan oluşan bir devlet olduğu konusunda hem fikir olan bazı Batılı yazarlar şunlardı.

Ünlü Fransız-Alman tarihçi, dilbilimci ve Asurolog Jules Opper, İngiliz Sir Henry Creswicke Rawlins, İngiliz tarihçi Ian Talbot, İrlanda'lı Asurolog Edward Hincks, Isaack Taylor ve Edvin Norris.

MED'ler bazı Kürtçülerin iddia ettiği gibi Kürtlerin atası değil, Saka Türkleridir.

Yukarıda ismi geçen Batılı tarihçilerin ve ismini yazmadığım daha nicelerinin yaptıkları araştırmaların sonucunda elde ettikleri bilimsel sonuçlara göre; MED'lerin Turani, yani Türk oldukları çok net olarak tespit edilmiştir.

Sonuç:

Bugün kendisini Kürt zanneden veya iyi niyetle kabul edenlerin tamamı, Türkoğlu Türk'tür.

Zaten Kürt diye bir sözün Kürtçede olmamış olması, bize bu büyük oyunun arka planını göstermektedir.

Bazılarının, "Öcalan Kürtçe bilmiyor" demesi gibi.

Aslında Kürtçe diye temel bir dil ve gramere dayalı bir alfabe yoktur.

Sovyetler Birliği döneminde Kürtlere Kiril alfabesinin uygulanması, Moskova merkezi yönetiminin tüm SSCB genelinde yürüttüğü tek tipleştirme ve "Ruslaştırma" politikalarının doğrudan bir sonucuydu.

Demek ki Kürtlere ait bir dil ve alfabe yoktu.

Rusların aslı amacı ise, Kafkaslar'dan aşağıya inmek için geçiş güzergahı üzerinde bulunan insanlara ayrı bir dil ve yapay kimlik oluşturma projesiydi.

Bugün Kürtlerin kullandığı dilin aslı Kürtçe olmayıp, Zazaca, Sornca, Lorca ve Kurmanca'nın yanı sıra, Farisi karışımı bir dil yapısı ile karma bir oluşum söz konusudur.

Bugün Türkiye'de kendisini kadim devlet diye taktim edenler ve bilimum siyasetçiler konuya bu perspektiften bakmayıp, bilim ve tarihi gerçeklerden uzak safsataları tekrarlayarak hiçbir sonuç elde demeyeceklerdir.

Anadolu'ya 13 bin yıl evvel ilk ayak basan, ön Türklerdi.

Türkler Anadolu'nun kapısını 1071'de Malazgirt zaferi ile açmıştır sözü, Batılı oryantalistlerin uyduruk görüşünden başka bir şey değildir.

Zira Oğuz boyları Anadolu'ya geldiklerinde, "Karşılaştığımız insanlar bizim gibi Türkçe konuşuyor" demişlerdi.

O halde tüm bu parçaları birleştirecek nihai çözümleme, elbette ki Türklük tanımında gizlidir.

Bugüne kadar tüm tarihçilerin ıskaladığı ve Batılıların da bir o kadar işine geldiği husus, Türklük tanımının hatalı yapılıyor olmasıydı.

Peki, Türklüğün yazıtlardaki gerçek tanımı ve anlamı neydi?

İşte bu hususta tüm dünyaya ön Türkler ve Türklüğün gerçek tanımı konusunda ders vermiş olan ve alanında eşsiz çalışmalara imza atan Kazım Mirşan diyor ki;

 "Orhun yazıtlarında hatalı okunan ve 'Göktürk' diye bilinen yazının gerçek manası, Ökük Türük'tür. Peki, bu sözün manası nedir?

Rabbani Türk.

İmanlı Türk.

Allah'ını bilir ve tanır Türk."

İşte bu hakikat ortaya konulduğu halde, halen daha eski bilgilerle hareket edilmesinin manası yoktur.

Zira burada bir ırk değil, iman ve kültür birliğinden bahsedilmektedir.

Bugün kendisini "Kürt" zannedenin inancı ve kültürüyle Türklerin inanç ve kültürü bir olduğuna göre, nasıl buradan iki millet çıkartılabilir?

Konuya bu açıdan bakılmadığı sürece bu işin varacağı nokta açık ve nettir.

Bölünmek!
 
Hacı Gaydan / diğer yazıları
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.