Milli Devlet’te ordu -2-
Askeri güç demek, sadece silah ve teknoloji gücü demek değildir… En önemli askeri güç, şüphesiz ülkesini korumaya inanmış insan gücüdür
15.09.2026 00:50:00
Haber Merkezi
Haber Merkezi





Askeri güç demek, sadece silah ve teknoloji gücü demek değildir… En önemli askeri güç, şüphesiz ülkesini korumaya inanmış insan gücüdür.
Geçmişte Kurtuluş Mücadelesinde, dönemin en güçlü teknik imkanlarına sahip ordularına karşı bağımsızlığını kazanan milletimiz, bunu modern silahlarla değil, ülkesine inanmış, uğruna ölmeyi şehit kabul eden insan gücü ile kazanmıştır.
Böyle bir insan gücü olmadığı için para veya pasaport karşılığı tavizlerle oluşturulan ABD ordusu, bu kadar teknik imkana rağmen hiçbir kara savaşını kazanamamıştır.
Nitekim Irak, yıllık bütçesi yarım trilyon doları bulan ABD ordusu için bataklık olmuştur. Türk Silahlı Kuvvetleri'nin gücüne ilişkin en çarpıcı örneklerden birisi, Kıbrıs Barış Harekâtıdır.

Garantör ülke Türkiye, 1963 yılından itibaren yoğunlaşan Rum saldırılarını ve katliamlarını sona erdirmek ve gerekli karşılığı vermek için, önce diplomasi yolunu denemiş; bu süreçte Rumların, askeri darbe yaparak yönetime el koyması neticesinde, Türkiye adaya 1974 yılında asker çıkartmıştır. TSK, adaya tek başına asker çıkartarak Türk toplumunu özgürlüğüne, can, mal, namus ve sair hak ve hürriyetlerine kavuşturmuştur.
Aynı şekilde Kardak krizinde, Türk askerinin onurlu tavrı da yakın tarihimizdeki TSK zaferlerindendir… Yunanistan'ın, Türkiye'nin uyarılarına rağmen Kardak kayalıklarına asker çıkarması üzerine, Türkiye'nin de derhal ona bitişik kayalıklara asker çıkartmasıyla verilen karşılık; TSK'nın, gerektiğinde hiçbir güçten çekinmeksizin ülke savunması için askeri müdahaleye girişebileceğini, tüm dünyaya Kıbrıs zaferinden sonra bir kez daha ispatlamıştır.
Bugün, azgelişmiş ve gelişmekte olan dünya milletlerinin ulus devlet ufku ve umudu olması bağlamında, en önemli örneğin Türkiye olmasında, dış güçlerin baskısına karşı her an savunmaya hazır ordusunun payı büyüktür.
AB'nin, üyeliğimiz önünde TSK'yı bir engel olarak göstermesi, esasında devletin güvencesi olan güçlü orduyu zayıflatmak içindir. AB, aynı gerekçe ile, KKTC'nin garantörü olan Türk askerini işgalci diye niteleyerek adadan çekilmesini istemektedir.

Öte yandan ABD, NATO içerisinde her bakımdan diğer üye ülkelerden asker sayısı ve savunma gücü olarak çok daha fazladır. Özellikle 11 Eylül saldırılarının arkasından askeri yatırımlara daha da önem veren Amerika Birleşik Devletleri'nin savunma bütçesinde ciddi artışlar olduğunu ifade etmiştik.
Başkan G. W. Bush, 2002 yılı başında ABD'nin Savunma bütçesinin bir önceki yıla göre yüzde 13 arttırılmasını kongreye önermişti. Bu artış, yaklaşık 48 milyar tutuyordu. Sadece bu artış miktarı bile, Fransa'nın toplam savunma bütçesini geçiyordu.
AB ülkeleri de 11 Eylül saldırılarından sonra, sözde terörle daha etkili biçimde mücadele edebilmek için yeni yasal önlemler aldılar.
Bu önlemler, AB ülkelerinin tamamında geçerlidir. 11 Eylül, NATO bünyesinde de Savunma konusunda değişikliklere yol açtı. İlk defa işletilmeye koyulan 5. Madde ile, yapılan saldırılar, tüm NATO ülkelerine yapılmış sayılacak ve müttefikler, uygun görecekleri yollarla ABD'ye destek olacaklardı. Türkiye'ye karşı orduyu küçültün diyen AB ülkeleri ve ABD, her geçen gün terörle mücadele adı altında savunma güçlerini daha da artırmakta ve desteklemektedirler; hatta ülkelerin işgaline kadar gitmektedirler.
Milli Devlet modelimizde ordu ile ilgili bir diğer konu da şudur; devlet, askeri harcamalarını sadece yurt dışından silah almak şeklinde yapmayacak, aksine silah sanayiinde kendi teknolojisini üretecek yüksek bilgi birikimine sahip tesisleri de devreye koyacaktır.

Gerek yerli silah sanayiini alım garantisi ile desteklerken, gerekse kendi tesislerini devreye koyarak; dışa bağımlı olmaktan kurtulacak, kendi teknolojisini üretir hale gelecektir. Silah sanayiinde gerek özel gerekse kamu yerli firmalara yapılan yatırım ve harcamalar aynı zamanda ekonominin hem büyümesine hem de tüketimin canlanmasına sebep olacağı için istihdama katkı sağlayacaktır.
Bu tür bir kamu harcaması için dövize ihtiyaç olmayacağı için devletler, bu harcamalarını emisyonla rahatlıkla yaparken; aynı zamanda emisyon karşılığı üretim devreye konulduğu için tüketim ve üretim dengesi korunabilecek, talep enflasyonuna da sebep olunmayacaktır.
Bu bağlamda bir başka gerçek de şudur; bugün ülkeler arası savaş şekil değiştirmiştir. Terör, sanıldığının aksine belli grupların veya şahısların sapkın düşüncelerinin ürünü olmaktan ziyade, yayılmacı devletlerin, savaş meydanlarında yenemediği milletleri teslim almak için yürüttüğü yeni savaş tekniğidir. Veya bir ülkeyi işgal etmek için kendilerinin organize ettiği bir yapıdır.

Nitekim şu bir gerçek ki, Türkiye olarak biz, Güneydoğu'da birkaç teröristle değil, müttefik kabul ettiğimiz ülkelerin silahlı güçleri ile mücadele etmekteyiz. Bu sebeple askeri harcamaların belli bir kısmı istihbarat ağırlıklı olmalı; askeri bilgilerin korunmasında devletlerin kendilerine ait kripto yazılımları kullanarak mahrem bilgilerin korunması her halükarda sağlanmalıdır.
Dünyanın ve bölgemizin sürüklendiği düzlemde Türkiye, baskılar karşısında ordusuna ve askerine eskisinden daha da fazla sahip çıkmalıdır. Çünkü içte sivil–asker birliği ve dayanışması ile milli birlik ve beraberliğin teminatı olacak güçlü bir ordu, dışarıdan gelecek baskılara karşı devleti ve milleti koruyacağı gibi; olası saldırılara karşı da en büyük caydırıcı unsurdur.
Bu sebeple Milli Devlet, devletin ve milletin muhafazasındaki hayati vazifesini öncelikle dikkate alarak güçlü ordu, güçlü millet ve sivil–asker birliğini savunmaktadır." (Prof. Dr. Haydar Baş Milli Ekonomi Modeli)
Geçmişte Kurtuluş Mücadelesinde, dönemin en güçlü teknik imkanlarına sahip ordularına karşı bağımsızlığını kazanan milletimiz, bunu modern silahlarla değil, ülkesine inanmış, uğruna ölmeyi şehit kabul eden insan gücü ile kazanmıştır.
Böyle bir insan gücü olmadığı için para veya pasaport karşılığı tavizlerle oluşturulan ABD ordusu, bu kadar teknik imkana rağmen hiçbir kara savaşını kazanamamıştır.
Nitekim Irak, yıllık bütçesi yarım trilyon doları bulan ABD ordusu için bataklık olmuştur. Türk Silahlı Kuvvetleri'nin gücüne ilişkin en çarpıcı örneklerden birisi, Kıbrıs Barış Harekâtıdır.

Garantör ülke Türkiye, 1963 yılından itibaren yoğunlaşan Rum saldırılarını ve katliamlarını sona erdirmek ve gerekli karşılığı vermek için, önce diplomasi yolunu denemiş; bu süreçte Rumların, askeri darbe yaparak yönetime el koyması neticesinde, Türkiye adaya 1974 yılında asker çıkartmıştır. TSK, adaya tek başına asker çıkartarak Türk toplumunu özgürlüğüne, can, mal, namus ve sair hak ve hürriyetlerine kavuşturmuştur.
Aynı şekilde Kardak krizinde, Türk askerinin onurlu tavrı da yakın tarihimizdeki TSK zaferlerindendir… Yunanistan'ın, Türkiye'nin uyarılarına rağmen Kardak kayalıklarına asker çıkarması üzerine, Türkiye'nin de derhal ona bitişik kayalıklara asker çıkartmasıyla verilen karşılık; TSK'nın, gerektiğinde hiçbir güçten çekinmeksizin ülke savunması için askeri müdahaleye girişebileceğini, tüm dünyaya Kıbrıs zaferinden sonra bir kez daha ispatlamıştır.
Bugün, azgelişmiş ve gelişmekte olan dünya milletlerinin ulus devlet ufku ve umudu olması bağlamında, en önemli örneğin Türkiye olmasında, dış güçlerin baskısına karşı her an savunmaya hazır ordusunun payı büyüktür.
AB'nin, üyeliğimiz önünde TSK'yı bir engel olarak göstermesi, esasında devletin güvencesi olan güçlü orduyu zayıflatmak içindir. AB, aynı gerekçe ile, KKTC'nin garantörü olan Türk askerini işgalci diye niteleyerek adadan çekilmesini istemektedir.

Öte yandan ABD, NATO içerisinde her bakımdan diğer üye ülkelerden asker sayısı ve savunma gücü olarak çok daha fazladır. Özellikle 11 Eylül saldırılarının arkasından askeri yatırımlara daha da önem veren Amerika Birleşik Devletleri'nin savunma bütçesinde ciddi artışlar olduğunu ifade etmiştik.
Başkan G. W. Bush, 2002 yılı başında ABD'nin Savunma bütçesinin bir önceki yıla göre yüzde 13 arttırılmasını kongreye önermişti. Bu artış, yaklaşık 48 milyar tutuyordu. Sadece bu artış miktarı bile, Fransa'nın toplam savunma bütçesini geçiyordu.
AB ülkeleri de 11 Eylül saldırılarından sonra, sözde terörle daha etkili biçimde mücadele edebilmek için yeni yasal önlemler aldılar.
Bu önlemler, AB ülkelerinin tamamında geçerlidir. 11 Eylül, NATO bünyesinde de Savunma konusunda değişikliklere yol açtı. İlk defa işletilmeye koyulan 5. Madde ile, yapılan saldırılar, tüm NATO ülkelerine yapılmış sayılacak ve müttefikler, uygun görecekleri yollarla ABD'ye destek olacaklardı. Türkiye'ye karşı orduyu küçültün diyen AB ülkeleri ve ABD, her geçen gün terörle mücadele adı altında savunma güçlerini daha da artırmakta ve desteklemektedirler; hatta ülkelerin işgaline kadar gitmektedirler.
Milli Devlet modelimizde ordu ile ilgili bir diğer konu da şudur; devlet, askeri harcamalarını sadece yurt dışından silah almak şeklinde yapmayacak, aksine silah sanayiinde kendi teknolojisini üretecek yüksek bilgi birikimine sahip tesisleri de devreye koyacaktır.

Gerek yerli silah sanayiini alım garantisi ile desteklerken, gerekse kendi tesislerini devreye koyarak; dışa bağımlı olmaktan kurtulacak, kendi teknolojisini üretir hale gelecektir. Silah sanayiinde gerek özel gerekse kamu yerli firmalara yapılan yatırım ve harcamalar aynı zamanda ekonominin hem büyümesine hem de tüketimin canlanmasına sebep olacağı için istihdama katkı sağlayacaktır.
Bu tür bir kamu harcaması için dövize ihtiyaç olmayacağı için devletler, bu harcamalarını emisyonla rahatlıkla yaparken; aynı zamanda emisyon karşılığı üretim devreye konulduğu için tüketim ve üretim dengesi korunabilecek, talep enflasyonuna da sebep olunmayacaktır.
Bu bağlamda bir başka gerçek de şudur; bugün ülkeler arası savaş şekil değiştirmiştir. Terör, sanıldığının aksine belli grupların veya şahısların sapkın düşüncelerinin ürünü olmaktan ziyade, yayılmacı devletlerin, savaş meydanlarında yenemediği milletleri teslim almak için yürüttüğü yeni savaş tekniğidir. Veya bir ülkeyi işgal etmek için kendilerinin organize ettiği bir yapıdır.

Nitekim şu bir gerçek ki, Türkiye olarak biz, Güneydoğu'da birkaç teröristle değil, müttefik kabul ettiğimiz ülkelerin silahlı güçleri ile mücadele etmekteyiz. Bu sebeple askeri harcamaların belli bir kısmı istihbarat ağırlıklı olmalı; askeri bilgilerin korunmasında devletlerin kendilerine ait kripto yazılımları kullanarak mahrem bilgilerin korunması her halükarda sağlanmalıdır.
Dünyanın ve bölgemizin sürüklendiği düzlemde Türkiye, baskılar karşısında ordusuna ve askerine eskisinden daha da fazla sahip çıkmalıdır. Çünkü içte sivil–asker birliği ve dayanışması ile milli birlik ve beraberliğin teminatı olacak güçlü bir ordu, dışarıdan gelecek baskılara karşı devleti ve milleti koruyacağı gibi; olası saldırılara karşı da en büyük caydırıcı unsurdur.
Bu sebeple Milli Devlet, devletin ve milletin muhafazasındaki hayati vazifesini öncelikle dikkate alarak güçlü ordu, güçlü millet ve sivil–asker birliğini savunmaktadır." (Prof. Dr. Haydar Baş Milli Ekonomi Modeli)












































































































