logo
15 EYLÜL 2026

Uzayda silahlanma-5: Türkiye'nin eksikleri

15.09.2026 00:00:00
 

Dört yazıdır dünyayı anlattık. Şimdi eve dönelim ve rahatsız edici bir şey yapalım: neyimiz olduğunu değil, neyimiz olmadığını sayalım.

Çünkü bu dizinin ilk dört yazısında uzay savaşının ne olduğunu tarif ettik. Bir uyduya yaklaşıp kenetlenmek. Bir gözlem uydusunu lazerle köreltmek. Bir sinyali boğmak. Yörüngede ağ kurmak. Şimdi bu listeyi elimize alıp Türkiye'ye soralım: bunların kaçını yapabiliyoruz?

Cevap: hiçbirini.

Ama önce hakkını verelim. Bu, "Türkiye hiçbir şey yapmıyor" demek değil. Aksine, son on yılda ciddi mesafe alındı.

GÖKTÜRK-1 sekiz yıllık görevinde dünya çevresinde 42.700 tur atıp 322 binden fazla kare görüntü çekti. GÖKTÜRK-2 beş yıllık planlanan ömrüne rağmen on iki yıldır çalışıyor. 2023'te fırlatılan İMECE — ki artık resmî olarak GÖKTÜRK-2B adıyla anılıyor — metre altı çözünürlüğe sahip ilk yerli gözlem uydumuz; elektrikli itkisinden yıldız izleyicisine kadar bileşenleri yerli. TÜRKSAT 6A ile kendi haberleşme uydusunu üretebilen ülkeler arasına girdik.

Özel sektörde de hareket var. Fergani Uzay beşinci uydusunu Mart 2026'da yörüngeye oturttu ve yönelim kontrol sistemlerinin tamamını Türkiye'de üretti. Plan-S, Connecta uydularını 200'e çıkarmayı planlıyor.

Ve Temmuz 2026'da Türkiye'nin ilk yerli Rubidyum Atomik Saati uzaya çıktı; Uzay Ajansı öncülüğünde, TÜBİTAK Ulusal Metroloji Enstitüsü ana yükleniciliğinde geliştirildi, platformunu İTÜ yaptı.

Bunların hepsi kıymetli. Ama hepsi aynı kategoride: görmek ve konuşmak. Yani uzayın barışçıl kullanımı. Bu dizinin konusu ise uzayın barışçıl kullanımı değil.

Eksik 1: Konumlanma

Bugün kendi konumlandırma sistemine sahip altı ülke var: ABD, Rusya, Avrupa Birliği, Çin, Hindistan, Japonya. Türkiye bu listede yok.

Müttefikliğin bu boşluğu kapatmadığını gösteren tek bir örnek yeter. Avrupa'nın Galileo sisteminde PRS denen şifreli, karıştırmaya dayanıklı bir askerî servis var ve erişim esas olarak AB üyelerine ait. Üçüncü ülkeler ancak ayrı anlaşmayla girebiliyor; Norveç ve ABD için müzakere yürütüldü, İngiltere Brexit sonrası kapı dışında kaldı ve ciddi boşluklar yaşayacağını açıkça söyledi. Türkiye ise bu masada hiç olmadı.

Türkiye'nin cevabı BKZS, yani Bölgesel Konumlama ve Zamanlama Sistemi. Atom saati doğru bir başlangıç, çünkü konumlandırmanın kalbi uydu değil saattir. Ama Güney Kore, sekiz uyduluk kendi sistemi için 3,72 trilyon wonluk bütçe ve 2035 hedefi koydu. Türkiye için gerçekçi ufuk da on beş yıl.

On beş yıl boyunca Türk füzesi, Türk gemisi ve Türk İHA'sı başkasının sinyaliyle yol bulacak.

Eksik 2: Karşı-uzay kabiliyeti

İyi haber şu ki mesele isimlendirilmiş. 2024'te Hava Kuvvetleri Uzay Komutanlığı kuruldu ve Milli Savunma Bakanlığı'nın paylaştığı görev listesinde uzay elektronik harp ile uzay savunması açıkça yer alıyor.

Somut karşılığı ise tek bir proje: ASELSAN'ın yürüttüğü YAKUD. Yakın uzay durumsal farkındalığı millî çözümle sağlamayı ve bir uzay harekât komuta kontrol merkezi kurmayı hedefliyor; gözlemevleri, teleskoplar ve sensörlerden gelen veriler birleştirilip "uzay hava resmi" oluşturulacak.

Bu doğru bir ilk adım, çünkü uzayda savaşın birinci şartı dövüşmek değil görmektir.

Ama şimdi kıyaslayalım. Fransa 2026-2030 için askerî uzaya 4,2 milyar euro ek bütçe ayırdı, toplamı 10,2 milyar euroya çıkardı ve 2027'den itibaren Toutatis ile Orbit Guard adlı devriye-denetçi uydularını yörüngeye çıkarıyor. Almanya ilk uzay güvenliği stratejisinde, rakip uzay araçlarını denetleyecek ve gerekirse saldıracak koruma uyduları filosu istedi. Japonya'nın savunma uzay bütçesi üç yılda yedi kat arttı.

Türkiye'nin elinde bir komutanlık ve bir tek gözlem projesi var. Yani tespit doğru, teşkilat kurulmuş, ama kabiliyet henüz yok.

Eksik 3: Lazerimiz yukarı bakmıyor

Fransa uyduları imha etmek yerine körleştirmeyi seçti ve bunun için yerden ateşlenen BLOOMLASE ile yörüngeye lazer yerleştirecek FLAMHE projelerini başlattı.

Türkiye'nin lazer birikimi yabana atılır gibi değil. ASELSAN'ın GÖKBERK sistemi en az 5 kilovat gücünde ve yerli lazer kaynağıyla çalışıyor; Kangal karıştırıcı alt sistemiyle hem fiziksel hem işlevsel imha yapabiliyor. TÜBİTAK BİLGEM'in ARMOL'u 2019'da envantere girdi. Roketsan'ın ALKA'sı 750 metre etkili menzile sahip.

Ama bu sistemlerin hepsi mini ve mikro insansız hava araçlarına karşı, yüzlerce metre ile birkaç kilometre menzilde çalışıyor.

Bir gözlem uydusunu 500 kilometreden köreltmek bambaşka bir sınıf. Atmosfer ışını dağıtır, hedef saatte 27 bin kilometre hızla geçer ve o hızda takip edilmesi gerekir. Aradaki fark yüzde on değil, birkaç mertebe.

Doğru cümle şu: Türkiye'nin lazeri var, ama henüz yukarı bakmıyor.

Eksik 4: Yörüngede manevra edemiyoruz

Bu, listenin en ağır maddesi.

İkinci yazıda Çin'in Shijian-21 uydusunun arızalı bir uyduya kenetlenip onu mezarlık yörüngesine çektiğini, Shijian-25 ile buluşup yakıt aktardığını anlattık. Dördüncüde Starlink'in kendi uyduları arasında 200 gigabite ulaşan optik ağ kurduğunu yazdık.

Türkiye'nin yörüngede yaklaşma, randevu ya da kenetlenme üzerine kamuya açıklanmış bir projesi yok. Uydular arası lazer bağlantısı üzerine de açık bir çalışma görünmüyor. En yakın şey Fergani'nin 2.000 kilometre irtifadaki takım uydu ağı hedefi; ama bu bir ağ vaadi, henüz uydular arası bağlantı kabiliyeti değil.

Bunun anlamı şu: Türkiye yörüngedeki kendi uydusunu koruyamaz. Bir uydu size yaklaşıyorsa ya kaçabilmeniz ya da yaklaşanı inceleyebilmeniz gerekir. İkisini de yapamıyoruz.

Eksik 5: Uzaya çıkışımız başkasının elinde

Ve belki en çarpıcı olanı. Türkiye'nin ilk yerli atom saati, Temmuz 2026'da SpaceX'in Transporter-17 göreviyle uzaya gitti. Yani egemenlik için üretilen bir teknoloji, egemenliğimizi tartıştığımız ülkenin şirketiyle yörüngeye taşındı.

Roketsan'ın MUFS projesi 100 kilograma kadar uyduyu 400 kilometre yörüngeye çıkarmayı hedefliyor. Somali'de ekvatora yakınlığı nedeniyle uzay limanı kuruluyor. Ama bugün itibarıyla Türkiye, kendi uydusunu kendi roketiyle yörüngeye koyamıyor.

Bir uyarı ve bir köprü

Dürüst olmak için şunu da yazmak şart: üçüncü yazıda Japonya için söylediğimiz kural burada da geçerli. Saldırgan karşı-uzay kabiliyetleri konusunda Amerikan Uzay Kuvvetleri dahil hiçbir ordu ayrıntı açıklamıyor. "Kamuya açık kaynakta yok" ile "yok" aynı şey değil.

Ama bir ülke, sahip olmadığı kabiliyetle caydıramaz. Sahip olduğu bilinmeyen kabiliyetle de caydıramaz. Caydırıcılık tanım gereği bilinmeyi gerektirir.

Ve bu beş eksiğin altında, hepsinin sebebi olan iki sınır daha var. Biri çipin içinde, diğeri insanda. Gelecek yazıda onları konuşacak ve asıl soruyu soracağız: devlete, üniversiteye ve özel sektöre ne düşüyor?

 
 
İbrahim Yıldız / diğer yazıları
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.