Türkiye genelinde yaklaşık 18 milyon öğrenci ve 1,2 milyona yakın öğretmen için 2026-2027 eğitim-öğretim yılı ilk ders ziliyle başladı.
Her yeni başlangıç umut taşısa da, bu yıl da okullar ders ziliyle değil; bütçe yetersizlikleri, artan mali yükler ve iş güvenliği riskleri gibi kronikleşen yapısal krizlerle kapılarını açtı.
PISA 2025 sınav sonuçlarında fen, matematik ve okuma becerilerinde elde edilen ve doğrudan öğretmenlerin fedakârlığına dayanan başarı, sistemdeki derin çatlakları örtmeye yetmiyor.
Bir milletin kaderini doğrudan tayin eden bu stratejik alan; kamusal hizmetlerin zayıflaması, piyasalaşma ve güvencesizlik kıskacında ağır bir sınav veriyor.
Ailelerin ve okulların omuzundaki bütçe yükü
Yeni eğitim yılının en somut ve yakıcı sorunu kuşkusuz ekonomik krizin okullara ve aile bütçelerine yansımasıdır. Kırtasiye, çanta, kıyafet, ayakkabı, servis ve beslenme masrafları katlanarak artmıştır.
İlkokula başlayan bir öğrencinin temel başlangıç masrafı 6 bin 700 TL ile 9 bin 600 TL arasında değişirken; bu rakam ortaokulda 12 bin 700 TL'ye, lisede ise 14 bin 700 TL seviyelerine kadar çıkmaktadır.
Birçok aile, çocuklarının temel eğitim ihtiyaçlarını karşılamakta dahi zorlanmaktadır.
Madalyonun diğer tarafında ise okulların doğrudan yaşadığı finansal tıkanıklık yer almaktadır.
Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) "bağış ve kayıt parası yasak" açıklamalarını tekrarlasa da, okulların resmi internet sitelerinde (meb.k12.tr) yer alan Okul Aile Birliği bilançoları acı gerçeği ortaya koymaktadır.
Bakanlığın okullara ayırdığı bütçe bir ay bile yetmeyecek düzeydedir.
Örneğin; 1.600 öğrencisi olan bir okula yıllık 350 bin TL ödenek ayrılırken (öğrenci başına 218 TL), 630 öğrencili başka bir okula kırtasiye ve temizlik için toplam 114 bin TL (öğrenci başına 180 TL) gönderilmektedir.
Birçok gözde okulda Ağustos ayında "nakdi yardım" ve "bağış" adı altında 1,8 milyon TL'ye varan tutarlar toplanmaktadır.
Velilerden para dışında A-4 kâğıdı, sabun ve tuvalet kâğıdı gibi en temel hijyen malzemelerinin istenmesi rutin hale gelmiştir.
Temel sebep nettir: MEB bütçesinin merkezi bütçe içindeki payı 2014'teki yüzde 13 seviyesinden 2026'da yüzde 11'e, 2027 projeksiyonunda ise uluslararası standart olan yüzde 12'nin çok altında kalarak yüzde 9,8'e gerilemiştir.
Öğretmenlik mesleğinin saygınlığı ve okullardaki yaşam güvenliği riskleri
Eğitimin temel taşı olan öğretmenlerin sorunları yüzeysel kılık-kıyafet veya önlük talimatlarıyla çözülemeyecek kadar derinleşmiştir.
Öğretmenlerin ihtiyaç duyduğu şey dayatmalar değil; mesleki saygınlık, insanca yaşanabilir bir ücret ve güvenceli çalışma koşullarıdır.
Çalışma barışını bozan sözleşmeli ve güvencesiz ücretli öğretmenlik uygulamaları sürmekte, öğretmen açığı kadrolu atamalar yerine düşük ücretli istihdamla kapatılmaya çalışılmaktadır.
Bununla birlikte artan enflasyon karşısında eriyen maaşlar için seyyanen zam, gelir vergisinin memurlar için yüzde 15'e sabitlenmesi ve ek ders ücretlerinin iyileştirilmesi kaçınılmaz bir talep haline gelmiştir.
Aynı zamanda İşgücü Uyum Programı (İUP) gibi geçici uygulamalar yerine okullara kadrolu temizlik ve güvenlik personeli tahsis edilmesi, hijyen ve okul içi şiddetle mücadele açısından şarttır.
Sistemin en kanayan yaralarından biri de Mesleki Eğitim Merkezleri (MESEM) kapsamında yaşanan can kayıpları ve iş kazalarıdır.
Bakanlığın resmi verileri, 2025 ve 2026 yıllarında MESEM'lerde tam 9 bin 950 iş kazasının meydana geldiğini ve bu süreçte 37 öğrencinin hayatını kaybettiğini doğrulamaktadır.
Çocukların eğitim adı altında iş cinayetlerinde yaşamını yitirmesi, kamusal denetimin ve öğrenci güvenliğinin ne denli ihmal edildiğini açıkça göstermektedir.
Eğitimde çöküşü engellemek için atılması gereken acil adımlar
Sorunların çözümü için bütüncül, parasız, bilimsel ve nitelikli bir eğitim anlayışının acilen hayata geçirilmesi gerekmektedir.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün işaret ettiği "fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller" yetiştirebilmek ve eğitimi ülkenin bekasını ilgilendiren stratejik bir alan olarak ele almak için şu adımlar atılmalıdır:
MEB bütçesi uluslararası standartların üzerine çıkarılmalı, okulların malzeme ve işletme giderleri devlet tarafından karşılanmalıdır. Okul öncesinden başlayarak tüm öğrencilere en az bir öğün ücretsiz ve sağlıklı sıcak yemek ile temiz içme suyu sağlanmalı, dar gelirli ailelere doğrudan eğitim desteği verilmelidir.
Ücretli ve sözleşmeli öğretmenlik kaldırılmalı, tüm öğretmen açığı kadrolu atamayla kapatılmalıdır. Okullara kadrolu temizlik ve güvenlik personeli atanmalı, öğretmenlerin maaş ve özlük hakları artan enflasyona göre güncellenerek gelir vergisi yükü hafifletilmelidir. Okul yöneticiliği ise liyakat ve yazılı sınav esasına dayalı profesyonel bir meslek olarak yapılandırılmalıdır.
MESEM uygulamaları baştan sona denetlenmeli, çocukların can güvenliğini tehlikeye atan çalışma koşullarına son verilmelidir. Ayrıca akran zorbalığı, şiddet ve dijital bağımlılıkla mücadele amacıyla öğrenci sayısına bakılmaksızın her okula en az bir rehber öğretmen (PDR) normu verilmelidir.
Türkiye'nin geleceği, ertelenen veya görmezden gelinen eğitim sorunlarının ne kadar hızlı çözüleceği ile doğrudan ilintilidir.
Eğitimi ticari bir meta, okulları birer şirket, velileri de birer müşteri olarak gören anlayış terk edilmediği sürece her yeni eğitim yılı umutla değil, derinleşen bir krizle açılmaya devam edecektir.
Yazımızı Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Hüseyin Baş'ın konuyla alakalı şu cümleleriyle bitirelim:
"Okullar ne yazık ki sorunlarla açılıyor! Ülkemizde eğitimin sorunları malum; fırsat eşitliği, boş geçen dersler, kalabalık sınıflar, temizlik, güvenlik sorunları, atanmayan öğretmenler ve elbette ekonomik şartlar ilk anda sayabileceğimiz sorunlar. Verilen eğitimin niteliği, içeriği ayrıca konuşulması gereken bir durum."
"Bu sorunları çözmek için samimi bir irade gerek. Ortada samimiyet olduğu sürece çözülemeyecek hiçbir sorun yok. Ancak çeyrek asırlık bir iktidarda hâlâ temel sorunların konuşuluyor olması, sorunların çözümü konusunda bir samimiyet sorgulaması yapmamıza neden olmaktadır."
"Eğitim stratejik bir alandır! Bir milletin kaderi eğitim sistemiyle doğrudan bağlantılıdır. Mustafa Kemal Atatürk, 25 Ağustos 1924 tarihinde Ankara'daki Öğretmenler Birliği Kongresi'nde 'Öğretmenler; Cumhuriyet sizden fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller ister' diyerek eğitimin hedefini veciz bir şekilde ortaya koymuştur. Ebedî liderimiz Prof. Dr. Haydar Baş da eğitimin amacını 'önce kendisinin, sonra ailesinin ve nihayetinde ise milletinin ve devletinin yararına nesiller yetiştirmek' olarak tarif etmiştir."
"Bağımsız Türkiye Partisi olarak eğitimi, ülkemizin bekasını yakından ilgilendiren stratejik bir alan olarak görüyoruz."
- 11 Eylül, bir güvenlik zafiyeti mi, yoksa üretilmiş bir işgal gerekçesi mi? / 14.09.2026
- ABD-İsrail ikilisinin Orta Doğu stratejisi ve "savaşı yayma" tuzağı / 13.09.2026
- Bretton Woods, Nixon Şoku, Dolar prangası ve Milli Para devrimi / 12.09.2026
- Doların kağıttan imparatorluğu çökerken / 11.09.2026
- İngiltere-İsrail hattındaki kriz ve yaptırım kararları / 10.09.2026
- Türkiye'nin derinleşen geçim çıkmazı / 09.09.2026
- OVP’nin acı reçetesi: Yüksek vergi, sapan hedefler ve derinleşen gelir adaletsizliği / 08.09.2026
- Ortadoğu’da kalıcı istikrarın şifresi: ABD’siz bir denklem / 07.09.2026
- Köprü ve otoyollarda 30 yıllık özelleştirme çıkmazı / 06.09.2026























































