logo
28 MART 2026

Milli mücadelede henüz bitmedi

Atatürk Vatandır Sempozyumu'ndaki sunumunda emperyalist Batı'nın işgal hesaplarının devam ettiğini belirten Yrd. Doç. Dr. Ahmet Hamdi Kepekçi, "Milli mücadele henüz tamamlanmamıştır. Bunun en önemli göstergelerinden bir tanesi ABD'nin hala Lozan Antlaşması'na imza koymamış olmasıdır" dedi.

17.09.2017 00:00:00
Araştırmacı yazar Yrd. Doç. Dr. Ahmet Hamdi Kepekçi'nin, Trabzon'da düzenlenen Atatürk Vatandır Sempozyumu'nda sunumunu gerçekleştirdiği Atatürk Dönemi Türk Dış Politikası başlıklı tebliğini aynen aktarıyoruz:

I. Dünya Savaşı sonrası Osmanlı'nın içinde bulunduğu devletler mağlup olmuştur. Ateşkes anlaşması olarak Mondros mütarekesi imzalanır. Anlaşma metninde bulunan esnek ifadelerden hareketle ittifak devletleri Anadolu'yu da işgal ederler.

İçine düşülen durumdan kurtulmak için 3 türlü düşünce müzakere edilmekteydi.

İngiltere himayesi, Amerikan mandası, padişaha bağlılık ve gelişen olayları izlemek ve milletin direnişi ile milli mücadelenin gerçekleştirilmesi. Mustafa Kemal paşa milli mücadele ile vatanın esaretten kurtarılacağına inanıyordu.

Milli mücadelede ilk adım

Türkiye'nin ulusal kurtuluş mücadelesinin ilk adımları 19 Mayıs 1919 Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşları tarafından Samsun'a çıkılarak atıldı. 23 Temmuz-7 Ağustos 1919 tarihleri arasında Erzurum'da toplanan kongrede alınan kararlar Kurtuluş Mücadelesinde izlenen çizgide önemli ölçüde belirleyici olmuştur. Sivas Kongresi, I. Dünya Savaşı sonrası ülkeyi işgalden kurtarmak ve Türk milletinin bağımsızlığını sağlamak için ulus temsilcilerinin Sivas'ta bir araya gelmesiyle, 4 Eylül 1919-11 Eylül 1919 tarihleri arasında toplanır. Sivas Kongresi'nde, Erzurum Kongresi'nde alınan vatanın bütünlüğü ve bağımsızlığıyla ilgili kararlar aynen kabul edilmiştir. 23 Nisan 1920'de Türkiye Büyük Millet Meclisi Ankara'da toplanır. 25 Nisan'da TBMM Reisi Mustafa Kemal Paşa başkanlığında bir hükümet oluşturulur.

1920 yazına gelindiğinde I. Dünya Savaşı'nın galipleri mağluplar ile hesaplaşmalarını bitirmiş, savaşı kaybeden ülkelere barış antlaşmalarının kabul ettirilmesi süreci tamamlanmıştı. Osmanlı İmparatorluğu ile 10 Ağustos 1920'de Sevr'de gerçekleşti. Ülke işgal altındadır.

Misak-ı  Milli

Atatürk'ün gayesi Misak-ı Millî'yi gerçekleştirmektir. Atatürk Misak-ı Millî'yi, "milletin tam bağımsızlığını sağlayıp ülkenin bölünmez bütünlüğünü kapsayan ve bunları bozabilecek tüm engelleri ortadan kaldıran bir yemin" olarak tanımlar. Dış politikanın hareket noktası da Misak-ı Millî'dir. Atatürk dönemi Türk dış politikasında ülkenin tam bağımsızlığının sağlanması ve sürdürülmesi ana esastır. Atatürk dünya barışının tesisinin ancak sömürgecilik ve emperyalizmin yok olması ile mümkün olacağını ifade etmektedir.

İç ve dış politika birbirinin mütemmimidir. Birini diğerinden ayrı düşünmek mümkün değildir. Ülke topraklarımız üzerinde yapılan hesaplar çok eskilere dayanmaktadır. Şark Projesi, haçlı seferleri, Büyük Ortadoğu Projesi, Arap Baharı sadece askeri boyuttaki işgal projeleridir. Bunun yanında kültürel, sosyal, siyasi ve ekonomik işgal projeleri de sürekli yürürlüktedir.

Anadolu'nun işgalden kurtarılması ancak içerde siyasi ve askeri örgütlenme dışarda ise diplomasi ile başarıya ulaşacaktı. İşgal edilmiş vatanın kurtarılması liderin hem askeri hem de siyasi ve diplomatik başarıları ile mümkün olacaktı.

1923-1938 döneminde şekillenen Türk dış siyasetinin amacı Atatürk tarafından şöyle açıklanmıştır: "Hiç kimsenin hakkına el uzatmak istemediğimiz gibi başkalarının da yaşama ve bağımsızlık hakkımıza saygı gösterilmesinden başka bir isteğimiz yoktur. Ulusal sınırlarımız içinde yabancıların işlerimize el sokmalarından uzak olarak her uygar ulus gibi özgür yaşamaktan başka bir amacı olmayan Türk ulusunun bu yasal hakkı sonunda insanlık ve uygarlık dünyasınca kabul edilecektir.

Meclisimiz ve meclisimizin hükûmeti savaş ve serüven düşkünü olmaktan uzaktır. Tersine, barışı ve esenliği yeğler. Özellikle insancıl ve uygar ülkelerinin gerçekleşmesinden yanadırlar."

İşte bu ilkeler doğrultusunda gerek Doğu gerek Batı dünyasıyla iyi ilişkiler ve dostluk bağları esas alınmıştır.

Türkiye bu dönemde her şeyden önce tam bağımsız ve egemen bir devlet olarak kendisine eşit muamele beklemiştir. Tarihî sürecin hesabını ve kinini gütmemiş, barış ve denge politikalarına dayalı bir siyaset izleyerek hem bölge devletlerle hem de uluslararası güçlerle ilişkilerini belli bir seviyede tutmuştur.

Askeri mücadele

Sevr anlaşmasını (10 Ağustos 1920) hayata geçiremeyen batılı devletler Yunanistan'ı öne geçirerek Anadolu'yu işgal girişiminde bulunmuşlardır. Askeri olarak yenilgi üzerine yenilgi alan yunan ordusunun Mustafa Kemal paşanın başkomutanlığındaki büyük taarruz ile sökülüp atılmıştır.

30 ağustos zaferi bağımsızlığımızın askeri olarak ele geçirilmesi anlamına gelmektedir. Büyük Taarruz sonucu başkomutan Mustafa Kemal Atatürk Yunanlıları ağır bir yenilgiye uğratmış, İzmir'e kadar takip etmiş, komutanları esir almış, askerlerini denize dökmüştür. Bu bir dönüm noktası olmuştur. Bizler hazine üzerinde yaşayan dilencileriz. 30 Ağustos ruhuna, Mustafa Kemal'e ihtiyacımız vardır.

Anadolu'daki hareket ile doğu cephesinde Ermenilere batı cephesinde Yunanlılara karşı zaferler kazanılmıştır. Bunların ardından diplomasi yolu açılmıştır.

Misak-ı Millî dış politikanın temel dayanağı olmuştur.

Dış politikanın temeli bağımsızlık

Dış politikanın temelindeki ana karakter "bağımsızlık"tır.

Tam bağımsızlık denildiği zaman elbette siyasi, mali, iktisadi, adli, askeri, kültürel ve benzeri her hususta tam bağımsızlık ve serbestlik demektir.

İşgal altında olan bir imparatorluktan Misak-ı milli sınırları içerisinde laik demokratik hukuk devletini kuran Mustafa Kemal Atatürk'ün dış politik anlayışı bağımsızlık karakterine üzerine bina edilmiştir.

Yurtta sulh cihanda sulh asla pasif ve teslimiyetçi bir politika değildir. Saldırgan olmayan, ancak barış için savaşa hazır olmak d

Muhatabı tanımak: Savaş sonrası itilaf devletleri kendi aralarında anlaşmazlık yaşadılar. Ayrıca halkları savaştan yorulmuş durumdaydı. Atatürk düşmanlarının siyasi ve sosyal durumunu da çok iyi analiz ediyordu. Durum tespiti diplomaside yol gösterici oldu. Batılı devletlerle yapılan görüşmelerde kendi aralarındaki çıkar çatışmaları kullanıldı.

Rusya ile anlaşma cihetine gidildi: Mustafa Kemal paşanın 23 Temmuzda Erzurum kongresinde yaptığı konuşmada Sovyetleri övmesinin üzerine Sovyetler milli mücadeleyi destekleme kararı aldıklarını bir demeçle açıklarlar. Burada hedef ortak düşman olan emperyalistlere karşı mücadele etmekti. Rusya ile birlikte hareket etme ittifak devletlerini düşünmeye sevk etti. Rusya siyasi yardımın yanında ekonomik yardımlarda da bulunuyordu.

İslam ülkelerinden destek alınmıştır: I. Dünya Savaşı sonrası Osmanlı hinterlandındaki bütün İslam coğrafyası işgal edilmiş durumdadır. İngiltere vaatlerinde durmamıştır.

Atatürk liderliğindeki milli mücadele baskı altındaki İslam ülkeleri için de bir örnek teşkil etmiştir.

Lozan Antlaşması 

(24 Temmuz 1923) ile Sevr'in maddeleri hükümsüz hale gelmiştir. Ancak sürüncemede kalan konular vardı. İngiltere ile Musul konusu ve Yunanistan ile mübadele buna örnek olarak verilebilir.

Musul sorunu:

Öteden beri batılı devletler Musul'a göz dikmişlerdir. Sahip olduğu zengin petrol yataklarını ellerine geçirmek için her türlü yola başvurmuşlardır. Mondros Mütarekesi imzalandığında (30 Ekim 1918) Musul Osmanlının elinde olmasına rağmen İngiltere Musul'u ele geçirmiştir. Uzun süren görüşmelere rağmen geri adım atmamıştır. Sonraki dönemlerde ise ülkemizin içini karıştırmış. Güya hakem olması gereken milletler meclisi Türkiye'yi yalnız bırakmış ve yok pahasına Musul İngiltere mandasına bırakılmıştır.

Burada yine altını çizmemiz gereken içte ve dışta güçlü olmamız gerekmektedir. Milli birliğin temini, her sahada güçlü olan bir millet ve devlet yapısı olmazsa olmazımızdır.

Elimizdeki vatan topraklarına da göz dikilmiştir. İçerde karışıklık had safhadadır. Dışarda ise ülkemiz yalnız başına kalmıştır. Atatürk'ten sonra uygulanan dış politikalar bir sonuç getirmemiştir.

Mübadele:

Lozan anlaşmasına göre Yunanistan'daki Müslümanlar ile ülkemizdeki Rumların mübadelesi gerçekleşti. Atatürk'e göre millet kavramını yine burada görüyoruz. Millet, Müslüman halklardan teşekkül eder, diğerleri azınlıktır demektir.

Prof. Dr. Haydar Baş Bey, "Dini bütünlüğümüz milli bütünlüğümüzün teminatıdır" demektedir. Her iki yaklaşım da öz olarak aynı anlama gelmektedir.

Sadabat Paktı:

Atatürk, Ortadoğu'da barış ve güven ortamı oluşturulmaya çalışmıştır. Atatürk, "Avrupa bu mukaddes yerlere temellük etmek için yapacağı ilk adımda bütün İslam âleminin ayaklanıp icraata geçeceğinden şüphemiz yoktur" demiştir. Atatürk doğuda İran ile sıkı dostluk kurmuştur.

Irak'ın bağımsızlık kazanmasından sonra Irak'ın isteğiyle ve Afganistan'ın katılımı ile Sadabat Paktı imzalandı. Paktın imzalanması uzun yıllar süren uğraşı sonucu gerçekleşmiştir. Atatürk Avrupa ve balkanlardan ziyade doğu bölgesini tercih etmiştir.

Bütün bunlar yapılırken kaotik bir süreç yaşanan dünya siyaseti karşısında hem sınır güvenliğini temin etmek, hem doğu ve güneydoğudaki etnik unsurların kışkırtılmasını engellemek hem de İslam ülkeleri ile bir güç birliği yapılmak istenmiştir. 

Sadabat Paktı, batılı devletlerden bağımsız olarak bölgemizde Müslüman ülkelerle yapılan bir anlaşmadır. Bu ilktir ve bütün engellere rağmen başarılmıştır. Özellikle bölge barışı açısından önemli sonuçları olmuştur. Atatürk'ten sonra Sadabat Paktı'nın ihmal edilmesinin faturası ağır olmuştur. Bölge barışı yeniden tehlikeye girmiş, bölgemiz emperyalist güçler tarafından işgale maruz kalmıştır.

İkinci Dünya Savaşı, Birinci Dünya Savaşı'nın devamı mahiyetindedir.

Birinci Dünya Savaşı sonrasında yapılan barış anlaşmaları tarafları hoşnut etmemiştir. Avrupa devletleri arasında yapılan gizli anlaşmalar ve aralarında süregiden anlaşmazlıklar aynı zamanda İkinci Dünya Savaşı'nın da temellerini oluşturmaktaydı. Büyük mağduriyetlerin yaşandığı insan ve kaynak israfına yol açan, acıların yeni bir kaynağı olan ikinci dünya savaşında Atatürk'ün uyguladığı dış politikada neticesinde yer almamıştır. Birinci dünya savaşının sonunca imzalanan Sevr'i kabul etmemiş, milli mücadele sonucu Lozan anlaşması imzalanmış, bu da yetmemiş ardından askıda kalan sorunların halli için takip devam etmiştir. Ancak Atatürk'ün erken ölümü sürecin duraklamasına neden olmuştur. Bugün ülke olarak yaşadığımız temel sorunların kökeninde de Atatürk dönemindeki dış politik yaklaşımlardan uzaklaşılmasında yatmaktadır.

Dış politika ile iç politika birbirinin mütemmimidir

Görüldüğü gibi dış politikayı iç politikadan ayrı düşünmek mümkün değildir. İçerde sorunlarını halletmiş bir devlet ve millet yapısı esas olmalıdır. İşte Prof. Dr. Haydar Baş Bey'in yıllardan beri verdiği mücadele millet olarak ve devlet olarak birliğimizi beraberliğimiz temine yönelik olmuştur. Geriye dönüp baktığımızda bize ayrılık diye sunulan konuların birer algı yönetimi olduğunu görüyoruz. Oysa ortada bir ayrılık gayrılık yok, var olan tamamen zenginlik. Reddedilen Aleviler, reddedilen Atatürk'ü örnek olarak gösterebiliriz. Milli bayramlarımıza yabancı büyüdük. Özellikle son dönemlerde milli bayramlarımız adeta yok kabul edildi.

Buna örnek olarak 30 Ağustos'un ne anlama geldiğini kaç kişi biliyor. 30 Ağustos olmasa idi Türkiye olmayacaktı, bağımsızlık olmayacaktı, Trabzon, Ankara, İstanbul olmayacaktı. Siz olmayacaktınız biz olmayacaktık. Bu konuda Haydar Baş Bey'in yaklaşımı çok anlamlıdır. Çocukluk yıllarındaki bayram kutlamalarından bahseder ve milletimize aynı coşkuyla bayram kutlamasını tavsiye eder. 29 Ekim konusunda tüm vatandaşlar cumhuriyete sahip çıksın, herkes evine bayrağımızı assın demektedir.

Batı Sevr'in maddelerinden hala vazgeçmedi. Yaşanan döneme göre adı değişen ama aslı aynı kalan bir hedefleri var. Coğrafyamızda gözleri var. Milli mücadele azmi, Kuva-yı Milliye kararlılığı hiç bitmeden devam etmelidir. Prof. Dr. Haydar Baş Hocamıza millet olarak müteşekkiriz. Bize gerçek Atatürk'ü tanıttılar, Atatürk'ü Atatürk yapan Ehl-i Beyt manasını tanıttılar. Atatürk ruhuna her zamankinden daha çok ihtiyacımız var.

Milli Mücadeleye günümüzde de ihtiyaç vardır

Milli mücadele henüz tamamlanmamıştır. Bunun en önemli göstergelerinden bir tanesi ABD'nin hala Lozan Antlaşması'na imza koymamış olmasıdır. Coğrafyamız üzerindeki emperyalist batının işgal hesapları devam etmektedir. Ayrıca bölünmüş Türkiye haritaları hala emperyalist güçler tarafından kamuoyuna servis edilmektedir. Atatürk'ten sonra uygulanan gayri milli politikalar ile ülkemiz zaman ve güç kaybına uğramıştır. Bunlar yetmez gibi hür iradeye ve cumhuriyete karşı girişilen FETÖ darbe girişimi gerçekleşmiş ve bölünme ile karşı karşıya kalmıştır.

Misak-ı Milli'nin hedeflerinden birisi de ekonomik bağımsızlıktır.

Misak-ı Milli'deki toprak bütünlüğü yanında önemli bir madde daha vardır. O da ekonomik özgürlük ve kalkınmadır. İlgili maddede "Milli ve ekonomik gelişmelerimizi sağlamak ve devlet işlerini çağdaş bir yönetimle işlerimizi yürütebilmemiz için her devlet gibi bizim de tam bağımsızlığa ve özgürlüğe ihtiyacımız vardır. Bu, yaşam ve varlığımızın temelidir. Bu yüzden siyaset, adalet, maliye alanları ile öteki alanlarda gelişmemize engel olan bağların karşısındayız. Ortaya çıkacak devlet borçlarımızın ödeme şartları da bu esasa aykırı olmayacaktır." Atatürk bu anlamda birinci İzmir İktisat Kongresi'ni düzenlemiş ancak ömrü vefa etmeyince ekonomik bağımsızlık gayretleri yaya kalmıştır. Sonra gelen hükümetiler maalesef milli bir siyaset ortaya koyamadıkları gibi milli bir ekonomiden de çok uzak kalmışlardır. Batılı devletlerinin emperyalist duruşlarını garantiye alma görevi gören çoğu uluslararası kurum ve kuruluşların güdümünde hareket edilmiştir.

Tarihimizde ilk defa Prof. Dr. Haydar Baş tarafından bir Milli Ekonomi Modeli (MEM) ortaya konmuştur. Sadece bizim ülkemiz için değil ezilen, haklarını elinden alınan dünya halkları için de bir kurtuluş muştusu olmuştur. Başta Rusya olmak üzere BRICS devletleri tarafından uygulamaya alınan MEM ülkemiz için ayrı bir öneme haizdir. MEM'in ülkemizde uygulanması ile Misak-ı Millî ulusal andımızın gereğini yerine getirmiş olunacaktır. Yaşanan sorunların köklü çözümüne ihtiyacımız var. Bu lider ile olur kadro ile olur, proje ile olur. Bağımsız olmak ve varlığımızı sürdürmek istiyorsak bunun yolu hoca Atatürk, Haydar Baş ile birlikte olmaktan geçer, Bağımsız  Türkiye Partisi iktidarında uygulanacak olan  Milli Ekonomi Modelini, Sosyal Devlet Milli Devlet projelerini uygulamaktan geçer.

Kaynaklar:

Atatürk'ün Orta Doğu Politikası, Bayram Bayraktar

Atatürkçü Dış Politika Bağlamında 1919-1922 Dönemi Türk Dış Politikası, Fahri Yetim.

Atatürk dönemi dış politikası (1920-1938), Doç. Dr. Mustafa Yılmaz.

Bu topraklar üzerinde büyük hesaplar yapılıyor

Ülkemizin ve halkımızım başı dertlerden kurtulmuyor. Nice insanımızı teröre kurban verdik. Terörün ismi değişiyor, kendi devam ediyor. Nedir bu ülkemizin başında kaç yıldır dönüp dolaşan karabulutlar?

28.03.2026 00:21:00
Haber Merkezi
Bu topraklar üzerinde büyük hesaplar yapılıyor
Bu topraklar üzerinde büyük hesaplar yapılıyor
"Ülkemizin ve halkımızım başı dertlerden kurtulmuyor. Nice insanımızı teröre kurban verdik. Terörün ismi değişiyor, kendi devam ediyor. Nedir bu ülkemizin başında kaç yıldır dönüp dolaşan karabulutlar?

Talep enflasyon sadece mallarda olmuyor. Ülkelerin de enflasyonu var. Bizim bulunduğumuz coğrafya bizi öyle bir noktaya taşıdı ki, bize talep fazla oldu. Türkiye'ye talep fazla.

Ama şu anda siz, Ortadoğu'da herhangi bir devleti söz konusu yapsanız bizim coğrafi şartlarımızı taşımadığı için bu dertlerin binde birini oralarda bulamazsınız. Biz farklı bir coğrafyadayız. Allah bizi öyle bir yere koydu ki, Avrupa'nın, Ortadoğu'nun, Türk-İslam dünyasının, Rusya'nın bir noktada şartelleri bize bağlı.

İşte bunun için bizde düğmeye basıldığı zaman Balkanlar harekete geçiyor, Avrupa harekete geçiyor, Asya harekete geçiyor, Uzakdoğu harekete geçiyor, Türk Cumhuriyetleri harekete geçiyor. Cenab- ı Hak, bizi enteresan bir coğrafyaya koydu. Dengemiz çok farklı. Farklı olan bu coğrafi yapıya bütün gözler, dost gibi görünse de maalesef "kem nazarla" bakıyor. İşte asıl mesele de bu bakışlara bağlı.

Ben şahsen, Türk Milleti ile kendi milletimizin dışında dost olacak bir millet bulacağımızı hiç zannetmiyorum.



Mesela; güneydoğuyu ele alalım. Güneydoğu, verimli hilal adıyla anılan tarihi Mezopotamya dediğimiz bölgedir. Burası insanlığın ilk beşiği, merkezidir. Bu merkezde birçok medeniyetler, devletler kuruldu. Bu bölge Cenab-ı Hakk'ın sevip, seçtiği peygamberlerin yaşadığı, ilahi hakikatleri insanlara tebliğ ettiği, irşat-ikaz yaptığı yerdir.

Dolayısıyla bu bölgede milli düşünceler, dini düşünceler hakimdir. Bu bölgede fertlerden devletlere uzanan çıkar hesapları vardır. Milli düşünceler, idealler, geçmişi yüzyıllara dayanan siyasetler var.  Adam Amerika'da ama hesabı burada. Amerika nere,  bu bölge nere? Bu nereden kaynaklanıyor? Burası çok enteresan bir yerdir  de  ondan kaynaklanıyor.

Güneydoğu'dan batıya geçelim. Trakya bölgesine, İstanbul'a gelin. İstanbul hakkında fazla konuşmamıza gerek var mı? İstanbul, medeniyetlerin buluştuğu ve fetihle birlikte bir devrin batıp yeni bir devrin ortaya çıktığı fevkalade bir coğrafyadır.

Ege'ye geç, apayrı bir bölge. Akdeniz'e geç hakeza. Dolayısıyla dünyada insan kalmadı ki gözü bizde olmasın. "Burası benim vatanım" diyor adam. " Diyalogcu" arkadaşlarımıza; "Rüya görseniz gelirler rüyanızı bile alıp ağzınıza koyarlar. Gerçekleri görün ayıkın" diyoruz.

"Yok, onlar bize öyle bakmazlar" diyor. Niye bakmasın? Herkes senin gibi aptal mıdır?

"Biz hicretimizi tamamlamadık. Mutlaka o bölgeye hicret ederek hicretimiz tamamlayacağız. Çünkü o bölge bizimdir" diyorlar.

Bu topraklar üzerinde büyük hesaplar yapılıyor



Bir zamanlar biz bunlara çok çanak, çömlek verdik. "İşte sizin tapularınız" dedik. Erkeksen git de sen Avrupa'da sana ait bir şey bul. Osmanlı oralarda yıllarca kaldı. Adamlar Osmanlı'yı hatırlatacak camiye varıncaya kadar ne varsa hepsini yıktılar.

Sen ise kaç yüzsene evvelki bilmem neyin kazısını yapıyorsun. Bu çok yanlış bir şey. Bizim, millet olarak kendi değerlerimize sahip çıkmamız şarttır.

Gözleri bu topraklarda olduğu için de habire problem çıkartıyorlar. Adam umudunu bu ülkede çıkacak kavgalara bağladı. Onun için gelip de sana: "Nihat efendi, Haydar Hocayı çok sev. O da seni çok sevsin. Birlik, beraberlik içinde dertlerini, sıkıntılarınızı çözün" diyecek değildir.

Ya ne diyecek? "Birbirinize sırtınızı dönün" diyecek. Senin eline bir silah verecek, benim elime de bir silah verecek ve bizi birbirimize kırdıracak.

Dikkat ederseniz, anarşik olaylarda kullanılan silahların hiç birisi Türk yapısı değildir. "Cinayet işlerken tutukluk yaparsa bu işten vazgeçer" diye en modern silahları kullandırıyorlar. Adamlar hesapları bu kadar ince yapıyor.

Güneydoğu için; "Burası Yahova'nın bize vadettiği arzdır" diye inanan ve hesaplarını buna göre yapan birileri var, bir güç var. Doğu bölgemizde; "On yılda büyük bir devlet olmak durumunda, hatta mecburiyetindeyim" diyen bir hayalci Ermenistan var.

Bütün bunlara rağmen sen; " Bu topraklar üzerinde kimsenin gözü yoktur" diyorsan, sen kendini kandırıyorsun demektir.

Bir başka husus da şudur:

Ortadoğu'nun gelirlerini elde edebilmek için ülkemizi sıçrama tahtası olarak kullanmak isteyen Batılı ülkeler var. Bunlar güya dostlarımız, müttefiklerimizdir. Onun için bizim Güneydoğu'nun sınırları şu anda Batı tarafından çizilmedi.

Adamlar Lozan'ı kabul etmiyorlar. "Biz, Sevr'e göre iş yaparız" diyorlar. Bu anlattıklarımın hiçbiri hayal değildir. Biz burada dedikodu da yapmıyorum. Gerçekleri konuşuyoruz. Maalesef gerekli duyarlılığı göstermiyoruz. Oysa çok hassas olmamız lazım. Bunlar, ihmale gelmeyen milli konulardır. Milli konular dejenere edilirse, Mısır piramitleri gibi, bir taş yerinden oynadığı zaman topyekûn her şey yıkılıp gider." (Prof. Dr. Haydar Baş Niçin Türkiye eserinden)

Darısı bütün sivil örgütlerinin başına...

Memur Sendikaları Konfederasyonu (Memur-Sen), ABD ve İsrail'in İran'a yönelik saldırılarını ABD'nin Ankara Büyükelçiliği önüne siyah çelenk bırakarak protesto etti

27.03.2026 21:49:00 / Güncelleme: 27.03.2026 21:56:31
İhlas Haber Ajansı
Darısı bütün sivil örgütlerinin başına...
Darısı bütün sivil örgütlerinin başına...
Memur Sendikaları Konfederasyonu (Memur-Sen), ABD ve İsrail'in İran'a yönelik saldırılarını ABD'nin Ankara Büyükelçiliği önüne siyah çelenk bırakarak protesto etti.

Memur-Sen tarafından İran ABD ve İsrail savaşı başta olmak üzere bölgede yaşanan çatışmaları protesto etmek üzere ABD Büyükelçiliği önünde basın açıklaması düzenleyerek Siyah Çelenk Bırakma Eylemi gerçekleştirdi.

Büyükelçilik önünde bir araya gelen Memur-Sen üyeleri, 'Savaşa hayır' yazılı yelekler giydi, dövizler taşıdı.

"ABD Büyükelçiliği önüne bırakacağımız siyah çelenk, bir sembolik jest değildir"



Burada bir konuşma gerçekleştiren Memur-Sen Genel Başkanı Ali Yalçın, bir ülkeyi protesto etmek için değil, bir zihniyeti teşhir etmek için toplandıklarını ifade ederek, "ABD Büyükelçiliği önüne bırakacağımız siyah çelenk, bir sembolik jest değildir. O çelenk, bu çağın üzerine çöken karanlığın, çocukların kanıyla büyüyen bir düzenin, demokrasi ve özgürlük söylemiyle süslenmiş bir yıkım siyasetinin ifşa edilmesidir. Çünkü artık açıkça görüyoruz. Bu dünyada savaşlar gerekçelerle başlamıyor, gerekçeler üretilerek başlatılıyor. Ve bugün İran'a yönelen saldırı da böyle bir düzenin devamıdır" açıklamasında bulundu.

Türkiye'nin de içinde bulunduğu coğrafyada hayatını kaybeden kim olursa olsun kendilerinden olduğunu söyleyen Yalçın, karşılarında ABD'nin emperyal aklıyla İsrail'in siyonist hattı olduğunu ve ikisinin yıkım, şiddet ve insan hayatının yok edilmesi noktasında kesiştiğini bildirdi.

Yalçın, buna karşı bütün dünyanın birlik olması gerektiğinin altını çizerek, "Bu zihniyet, 'Ben yaparım. Çünkü güç bende' diyor. Bu noktada mesele artık sadece politika değildir, insanlık meselesidir. Bu manzara karşısında dünyanın bütün iyi insanları bir an önce birleşmeli, güçlü bir hat oluşturmalıdır" diye konuştu.

'Emperyalizm sahaya ateşe atar, siyonist bu ateşi genişletme fırsatına çevirir'



Çocuğa işkence edebilen bir sistemin yalnızca savaş üretmeyeceğini insanlıktan çıkmış bir zihin üreteceğini kaydeden Yalçın, "Burada çok ağır bir gerçekle karşı karşıyayız. Bu zihinde çocukların ölümünü yalnızca kaçınılmaz görmüyorum. Onu sistemin doğal bir parçası olarak görüyorum. Bugün burada yaptığımız budur. Bu aymazlığa, ahlaksızlığa, çirkefliğe isyan ediyoruz. Çünkü susarsak bu düzen büyür. Sessiz kalırsak bu yöntem kalıcı halde gelir. Onun için İran'a yapılan saldırıyı bu çerçevede okumak lazım. Devamında genişleyen ateşi buradan görmek lazım. Bu saldırı bu düzenin sürekliliğidir. Emperyalizm sahaya ateşe atar, siyonist bu ateşi genişletme fırsatına çevirir. Onun için bu süreçte her şey araç haline gelir. Toprak araçtır enerji, araçtır, insan bile araçtır. En acısı çocuklar bile bu kirli savaşın aracı haline gelmiştir" ifadelerine yer verdi.

"Bu sadece bir savaş değil, bir zihniyetin ifşasıdır"

Ortadoğu'da yaşanan savaşın sadece İran'a yönelik bir saldırı olmadığını belirten Yalçın, saldırıların insanı merkeze almayan bir sistemin devamına temsil ettiğini söyleyerek, "Bu sadece bir savaş değil, bu bir zihniyetin ifşasıdır. Bu zihniyeti reddediyoruz. Bugün buraya bırakacağımız siyah çelenk bir yas değil bir kayıptır. Demokrasi adıyla yıkım üreten hiçbir güç masum değildir. Çocukların ölümünü sistematik hale getiren hiçbir makam meşru değildir. İnsanı dışlayan hiçbir düzen kalıcı değildir" değerlendirmesinde bulundu.
Yalçın, konuşmasının ardından konfederasyon üyeleriyle üzerinde 'Savaşa hayır' yazılı siyah çelengi, ABD'nin Ankara Büyükelçiliğinin önüne bıraktı.

Karabük'te valilik konutu tehlike altında: Çatlaklar ilerliyor

Karabük'te inşaat çalışmaları sonrası oluşan çatlak ve yarıkların valilik konutuna doğru ilerlemesi endişe oluştururken, bölgede başlatılan güçlendirme çalışmaları aralıksız sürüyor

27.03.2026 14:40:00 / Güncelleme: 27.03.2026 14:43:12
İHA
Karabük'te valilik konutu tehlike altında: Çatlaklar ilerliyor
Karabük'te valilik konutu tehlike altında: Çatlaklar ilerliyor
Olay, Yeşil Mahalle Taşkent Caddesi'nde meydana geldi. Edinilen bilgilere göre, bölgede yürütülen inşaat faaliyetlerinin ardından yolda oluşan çatlaklar zamanla genişleyerek derin yarıklara dönüştü.



Yarıkların valilik konutuna doğru ilerlemesi üzerine yetkililer harekete geçerken, bölgede güvenlik önlemleri artırıldı.



Muhtemel bir riskin önüne geçmek amacıyla güçlendirme ve dolgu çalışmalarına hız verildi.



Öte yandan, çalışmalar kapsamında yol çift yönlü olarak trafiğe kapatıldı.



Ekipler, çatlak ve yarıkların ilerlemesini durdurmak için kontrollü şekilde müdahalelerini sürdürüyor.

MİT ve emniyetten PKK'lı provokatörlere operasyon: 26 gözaltı

İstanbul'da, Nevruz kutlamalarını istismar ederek izinsiz gösteri düzenleyen ve terör örgütü propagandası yapan kişilere yönelik Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanlığı (MİT) ve İstanbul Emniyeti tarafından gerçekleştirilen operasyonlarda 26 şüphelinin yakalandığı belirtildi

27.03.2026 11:24:00
İhlas Haber Ajansı
MİT ve emniyetten PKK'lı provokatörlere operasyon: 26 gözaltı
MİT ve emniyetten PKK'lı provokatörlere operasyon: 26 gözaltı
İstanbul'da, Nevruz kutlamalarını istismar ederek izinsiz gösteri düzenleyen ve terör örgütü propagandası yapan kişilere yönelik Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanlığı (MİT) ve İstanbul Emniyeti tarafından gerçekleştirilen operasyonlarda 26 şüphelinin yakalandığı belirtildi.

Güvenlik kaynaklarından edinilen bilgiye göre, İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü, İstihbarat Şube Müdürlüğü ve Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanlığı (MİT) tarafından bölücü terör örgütünün faaliyetlerinin deşifre edilmesi ve engellenmesine yönelik yeni bir çalışma yürütüldü.



İstanbul'da PKK/KCK silahlı terör örgütüne yardım eden kişilerin katılımı ile düzenlenen "Nevruz" etkinlikleri kapsamında örgüt propagandası yaptıkları tespit edilen şüphelilerin yakalanması amacıyla bu sabah operasyon gerçekleştirildi.

Birçok adrese yapılan zincirleme operasyonda 26 PKK yanlısı kişi yakalanarak gözaltına alındı. Özel harekat timlerinin de yer aldığı baskınlarda, adreslerde yapılan aramalarda; bir kurusıkı tabanca, örgütsel flamalar ve yakalanan kişilere ait dijital materyaller ele geçirildi.

Güvenlik ve istihbarat birimlerince gerçekleştirilen operasyon kapsamında yakalanan 26 şüpheli, sorgulanmak üzere İstanbul TEM Şubeye götürüldü. Zanlılar hakkında yürütülen tahkikat işlemleri devam ediyor.

Marmaris'te belediyeye rüşvet soruşturması

Muğla'nın Marmaris ilçesinde belediyeye yönelik rüşvet ve usulsüzlük iddiaları kapsamında yürütülen soruşturmada 3 kişi gözaltına alındı

27.03.2026 10:56:00
AA
Marmaris'te belediyeye rüşvet soruşturması
Marmaris'te belediyeye rüşvet soruşturması
Marmaris Cumhuriyet Başsavcılığınca, belediyede imar ve ruhsat işlemlerinde usulsüzlük yapıldığı ve bazı kamu görevlilerinin bu işlemler karşılığında maddi menfaat sağladığı iddiaları üzerine soruşturma başlatıldı.

Soruşturma kapsamında, belediye içinde belirli yöneticilerin, kendi belirledikleri personel aracılığıyla usulsüz işlemleri yönlendirdiği ve bu süreçten kazanç elde ettiği öne sürüldü.

Güvenlik güçlerince yapılan teknik ve fiziki takip sonucu belirlenen adreslere eş zamanlı operasyon başlatıldı.

Soruşturma kapsamında, belediye başkan yardımcısı, imar müdürü ve zabıta müdürünün de aralarında bulunduğu bazı şüpheliler hakkında gözaltı kararı verildi. Şüphelilerin ikametleri, iş yerleri ve belediyedeki ofislerinde arama yapıldı.

Polis ekipleri Ö.H, T.D. ve M.K'yi gözaltına aldı.

CHP Muğla Milletvekili Cumhur Uzun belediye önünde gazetecilere yaptığı açıklamada, soruşturmanın münferit bir olay olduğunu söyledi.

Marmaris Cumhuriyet Başsavcılığının yürütmekte olduğu bir soruşturma çerçevesinde belediye çalışanlarının gözaltına alınıp belediye binasına getirildiğini aktaran Uzun, "Belediye çalışanlarının görevi ile ilgili soruşturmanın derinleştirilmesi ve delillerinin elde edilmesi adına iş yerinde yapılan bir aramadan müteşekkil olduğu bunun dışında ilgili kişinin konutu ve başkaca yerlerde de aramanın bu soruşturma kapsamında yürütülmekte olduğunu belediye ve belediye işleyişi ile ilgili bir konunun olmadığı bilgisi bize şu an itibari ile verildi." dedi.

Marmaris Belediye Başkanı Acar Ünlü de soruşturmanın münferit olduğunu belediye başkanı ve yönetimin çalışmalarına devam edeceğini kaydetti.

Öte yandan, Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele ekiplerince belediye binasında arama çalışmaları sürdürülürken, çevik kuvvet ekiplerince de bina çevresinde güvenlik önlemi alındı.

Adana'da torbacılara şafak operasyonu: 15 gözaltı

Adana'da şafak vakti uyuşturucu satıcılarına yönelik yapılan operasyonda 15 kişi gözaltına alındı.

27.03.2026 10:32:00
İhlas Haber Ajansı
Adana'da torbacılara şafak operasyonu: 15 gözaltı
Adana'da torbacılara şafak operasyonu: 15 gözaltı
Adana'da şafak vakti uyuşturucu satıcılarına yönelik yapılan operasyonda 15 kişi gözaltına alındı.

İl Emniyet Müdürlüğü Narkotik Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri, 'torbacı' diye tabir edilen uyuşturucu satıcılarına yönelik operasyon düzenledi.



Özel harekat polislerinin de desteğiyle 16 adrese şafak vakti eş zamanlı yapılan baskınlarda 15 kişi gözaltına alındı.



Adreslerde yapılan aramalarda 46,20 gram bonzai, 43,37 gram bonzai hammaddesi ve ruhsatsız tabanca ele geçirildi.

Şüpheliler sorgulanmak üzere emniyete götürüldü.

Dilovası'ndaki yangın davasında faciadan önce işçiden dikkat çeken söz: "İçimde kötü bir his var"

Kocaeli'nin Dilovası ilçesinde 7 kişinin hayatını kaybettiği fabrika yangınına ilişkin davada, tanık olarak dinlenen çevre sakinleri patlama seslerinin peş peşe geldiğini, içeride kalanlara müdahale edemediklerini ve iş yerinin daha önce defalarca şikayet edildiğini öne sürdü

27.03.2026 00:32:00 / Güncelleme: 27.03.2026 06:39:16
İHA
Dilovası'ndaki yangın davasında faciadan önce işçiden dikkat çeken söz: "İçimde kötü bir his var"
Dilovası'ndaki yangın davasında faciadan önce işçiden dikkat çeken söz: "İçimde kötü bir his var"
Kandıra Ceza İnfaz Kurumu Yerleşkesi'nde görülen davanın duruşmasında, aralarında şirket yetkililerinin de bulunduğu 8'i tutuklu, 9 sanığın savunmaları ile müşteki ifadelerinin dinlenmesi tamamlandı. Sıra tanıkların dinlenmesine geçildi.



"Patlamalar peş peşe oldu"



Tanık Cemil Düzgüner, yangının çıktığı fabrikanın evine çok yakın olduğunu belirterek, "Yanan fabrika evime yaklaşık 10 metre mesafedeydi. Patlama sesi duydum. Dışarı çıktığımda Tuncay'ın yandığını gördüm. Hürol'un ise onu söndürmeye çalıştığını gördüm. Hemen hortumla müdahale ettik. Çocukların ve kadınların içeride olduğunu öğrendik. Alevlere yaklaşamadık. Onları kurtarma imkanımız olmadı. Patlamalar peş peşe oldu. Altay ve İsmail'i iş yerinde gördüm. Çalışanlar kaldırımda yemek yiyordu, çalışma şartları kötüydü" dedi.



"İkinci patlamadan sonra içeriden ses gelmedi"



Tanık Mehmet Düzgüner ise olay günü yaşananları anlatarak, "Olay günü gümleme ve çığlık sesleri duydum. Yanan birini gördüm. Abim Cemil ile altlı üstlü oturuyoruz. Hemen hortumu çektik ve şahsı söndürdük. İkinci bir patlamadan sonra içeridekilerin sesi kesildi. Orası daha önce başka bir iş yeriydi, lazer işleri yapılıyordu. Sonrasında parfüm üretimi yapılmaya başlandı. Kurtuluş'u tehlike konusunda uyardığımda bana 'Biz önlemlerimizi aldık' dedi" diye konuştu.



"Elimden geldiğince yardım etmeye çalıştım"



Olay gününden bahseden İlhan Altan, "Olay yerine 50-60 metre mesafemiz vardı. Patlama sesi duyunca olay yerine gittim. Elimden geldiğince yardım etmeye çalıştım ancak çok da yapabileceğim bir şey yoktu" ifadelerini kullandı.


"Sadece yukarıdaki ofiste elektrik vardı"



Tesisin elektrik işleriyle ilgilenen tanık Adem Çukan, "Elektrik işleri ile uğraşıyorum. Kurtuluş Bey beni çağırdı, üst katta dağıtım panosunu yaptım. Elektrik kablosu çektim. Ben işlemleri yaptığımda sadece yukarıdaki ofiste elektrik vardı. Kaçak akım rölesi çektim" dedi.



"Bir işçi 'İçimde kötü bir his var' dedi"



Tanık Gökçe Şadiye Sağlam, "Raviva'da ön muhasebe işlerini yapıyordum. Hafta sonu mesaisine gittim, Tuncay ve Hürol ürün yapıyordu. Bir işçi, 'İçimde tarif edemediğim bir sıkıntı var' dedi. Kısa bir süre sonra patlama meydana geldi. Eski yerde de tesise kadar çalıştım. Olaydan bir hafta önce Kurtuluş çağırdı, yeni yerde öylece çalışmaya başladım. Sheliq marka krem ve Shauran markalarına ait parfüm yapılıyordu. Dosyada yer alan iş yeri müracaat kontrol müessese açma ruhsatı gösterildi. Atılan imzaların kendisine ait olmadığını söyledi" ifadelerini kullandı.


"Eşyalarını almaya gittiler, çıkamadılar"



Kıvılcımın karıştırıcıdan çıktığını belirten tanık Hürol Eroğlu, "Olay günü Tuncay ile iş yerine geldik. O gün yapmamız gereken karışımlar vardı. Ben krem, Tuncay ise kolonya karışımı yapıyordu. Birden patlama oldu. Alevlerin içinden Tuncay geldi, onun üzerini söndürmeye çalıştım. Komşu hortum uzattı, onunla söndürdük. 112'yi aradım, içeri giremedim. Kurtuluş'u aradım, 'Yangın var, hemen gel' dedim. Sonra itfaiye geldi. 4-5 aydır orada çalışıyordum, geçici süreliğine orada işe başladım. Tuncay, yaralıyken 'Karıştırıcıda kıvılcım çıktı' dedi. Ataşehir'deki merkez ofiste Kurtuluş'un çocukları kalıyordu. Ayten'e olay günü, 'Nasıl oldu da sen yangından çıkabildin, diğerleri çıkamadı'' diye sorduğumda bana, 'İşçiler telefon ve çantalarını almaya gitti' dedi" ifadelerini kullandı.


"Hürol Eroğlu'nun yalancı şahitlik yaptığını düşünüyoruz"



Müşteki avukatı, "Tanık, bizim sorduğumuz sorulara düşünerek; sanık avukatlarının sorularına ise soluksuz ve düşünmeden cevap verdi. Tanık Hürol Eroğlu'nun yalancı şahitlik yaptığını düşünüyoruz. Bu sebeple hesap hareketleri ile HTS kayıtlarının incelenmesini talep ediyoruz. Kendisi hakkında suç duyurusunda bulunacağız" dedi.
Duruşma, avukatların savunmasının alınması ve ara karar verilmesi amacıyla yarına ertelendi.

Saha Down sendromlu bireylerin


 
 
İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB), 21 Mart Dünya Down Sendromu Farkındalık Günü kapsamında özel bir spor etkinliği düzenledi. İBB Esenler Spor Kompleksi’ndeki etkinliğe katılan Down sendromlu bireyler, basketbol gösteri maçı ve parkur yarışlarıyla doyasıya eğlendi.

26.03.2026 22:55:00
MURAT ÇORBACI
Saha Down sendromlu bireylerin
Saha Down sendromlu bireylerin

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Gençlik ve Spor Hizmetleri Dairesi Başkanlığı ve Spor İstanbul, 21 Mart Dünya Down Sendromu Farkındalık Günü kapsamında toplumsal farkındalığı artırmak ve özel gereksinimli bireyleri sporla buluşturmak için özel bir etkinlik gerçekleştirdi.
İBB Esenler Spor Kompleksi'ndeki organizasyonda İBB Engelli Hizmetleri Şube Müdürlüğü ve Türkiye Down Sendromu Derneği'nin katılımıyla,4 yaş ve üzeri Down sendromlu bireyleryer aldı. Açılış töreninin ardından basketbol gösteri maçına geçilirken hava atışını İBB Spor İstanbul Genel Müdürü Prof. Dr. Bilge Donuk yaptı. Ailelerin de tribünde yerini aldığı etkinlikte oldukça keyifli bir havada geçen basketbol gösteri maçından sonra sıra parkur yarışlarına geldi. Parkur yarışlarında da doyasıya eğlenenDown sendromlu bireylere kapanış töreninde bu anlamlı güne özel hazırlanan madalyalar verildi.

Engelliler harekete geçti

Engelli bireylerin fiziksel aktiviteye yönlendirilmesi amacıyla çalışmalarını sürdüren İBB Gençlik ve Spor Hizmetleri Dairesi Başkanlığı ve Spor İstanbul, her yaştan engelli bireyi 39 tesiste,10 branş ve 5 branşa özgü disiplinde sporla bir araya getiriyor. Engelli Spor Hizmetleri (ESH) ile Önleyici Spor Hizmetleri (ÖSH) kapsamında sunulan spor hizmetlerinden, 2025 yılında yaklaşık 8 bin engelli birey yararlanırken, toplam katılım sayısı 160 bine ulaştı.

Binde 1 oranında görülüyor

Down sendromu, 21. kromozom çiftinde fazladan bir kromozom bulunması sonucu ortaya çıkıyor. Birleşmiş Milletler de bu nedenle 21 Mart tarihini (21.03) "Dünya Down Sendromu Farkındalık Günü" olarak ilan etti. Her yıl bu özel güne yönelik etkinlikler düzenleyen İBB Spor İstanbul, toplumsal bilinç ve farkındalığın artırılmasına katkı sunmayı hedefliyor. Birleşmiş Milletler verilerine göre dünyada 6 milyondan fazla Down sendromlu birey bulunuyor. Ayrıca her 1.000-1.100 doğumdan birinde Down sendromu görülüyor. Türkiye'de bu alanda net bir veri bulunmamakla birlikte, Türkiye Down Sendromu Derneği'nin paylaştığı bilgilere göre ülke genelinde yaklaşık 100 bin Down sendromlu bireyin yaşadığı tahmin ediliyor. 

İran petrolüne çökme operasyonu Petrol Mühendisi Necdet Pamir Değerlendirdi

Petrol Mühendisi Necdet Pamir, küresel enerji piyasaları, petrol ve doğalgaz fiyatları, Türkiye’nin enerji stratejisi ve bölgesel jeopolitik riskleri detaylı şekilde analiz etti

26.03.2026 20:37:00
Ahmet Turan Yiğit
İran petrolüne çökme operasyonu Petrol Mühendisi Necdet Pamir Değerlendirdi
İran petrolüne çökme operasyonu Petrol Mühendisi Necdet Pamir Değerlendirdi
Petrol Mühendisi Necdet Pamir, küresel enerji piyasaları, petrol ve doğalgaz fiyatları, Türkiye'nin enerji stratejisi ve bölgesel jeopolitik riskleri detaylı şekilde analiz etti. Pamir, enerji krizlerinin arka planındaki ekonomik ve stratejik unsurları örneklerle açıkladı.

Pamir, "Bugünün British Petrolumu, o zamanın Anglo-Persian Oil Company'si, İngiliz hükümetinin kontrolündeki şirket tamamen İran petrolünün üstüne çökmüş durumdaydı. Musadık geldi petrolü millileştirdi. En büyük günahı bu. CIA ve MI6 birlikte TP Ajax denen bir operasyonla Musaddık'ı devirdiler. Yani o zaman da nükleere mi gidiyordu? İran ya sürekli böyle palavradan ve bakın şeyler, gerekçeler uydurmaya çalışıyorlar. Yıllar geçtikten sonra 1953'ün üzerinden bir takım belgeler sır niteliğini kaybettikten sonra Amerikan merkezi haber alma örgütü 60 yıl sonra açık açık İran'ı Sovyet saldırısına açık bırakmanın ABD'yi TP Ajax'ı planlamak ve uygulamak zorunda bıraktı" dedi.

Petrol Mühendisi Necdet Pamir'in konuşmasını izleyin:

Ordu'da sahilde bir insansız aracı daha bulundu

Ordu'nun Fatsa ilçesinde sahile insansız hava ya da deniz aracı olduğu değerlendirilen bir cisim vurdu. Ekiplerin bölgede yaptığı incelemenin ardından araç, jandarma ekipleri tarafından kaldırıldı

26.03.2026 14:50:00 / Güncelleme: 26.03.2026 14:52:36
İHA
Ordu'da sahilde bir insansız aracı daha bulundu
Ordu'da sahilde bir insansız aracı daha bulundu
Olay, ilçenin Bolaman Mahallesi'nde meydana geldi. Edinilen bilgiye göre, vatandaşlar, sabah saatlerinde sahilde şüpheli bir cisim gördü. Vatandaşların 112 Acil Çağrı Merkezi'ne ihbarı üzerine olay yerine jandarma ekipleri sevk edildi.

Ekipler bölgeyi güvenlik çemberine alarak inceleme başlattı. Yapılan incelemelerin ardından cismin insansız hava ya da deniz aracı olabileceği değerlendirildi. Bu esnada aracının üzeri kapatıldı. Araç, jandarma ekiplerinin yaptığı incelemenin ardından, Kriminal Daire Başkanlığı'na teslim edilmek üzere olay yerinden kaldırıldı.



"Cihazda patlayıcı madde veya mühimmat olmadığı tespit edildi"

Ordu Valiliği'nden yapılan açıklamada, "Fatsa ilçemizin Bolaman Mahallesi'nde, 26 Mart 2026 Perşembe günü saat 10.00 sıralarında yaklaşık 2 metreye 50 santimetre ebatlarında insansız deniz veya hava aracı olduğu değerlendirilen bir cihaz sahilde kıyıya vurmuştur. Ordu İl Jandarma Komutanlığı Kriminal Şube Müdürlüğü Patlayıcı Madde İmha Timleri (PAMİT) ekiplerince yapılan incelemede cihazda patlayıcı madde veya mühimmat olmadığı tespit edilmiştir. Fatsa Nöbetçi Cumhuriyet Savcısının talimatı doğrultusunda cihaz gerekli incelemelerin yapılması maksadıyla Fatsa İlçe Jandarma Komutanlığı olay yeri inceleme timine teslim edilmiş olup, Kriminal Daire Başkanlığına gönderilecektir" denildi.



5 gün önce Ünye ilçesinde mühimmat yüklü İDA imha edilmişti

Öte yandan Ordu'nun Ünye ilçesinde 20 Mart tarihinde Yüceler Mahallesi'nde kıyıya aktif ve mühimmat yüklü olduğu değerlendirilen insansız deniz aracı (İDA) vurmuş ve yapılan incelemeler ve kontrollerin ardından 21 Mart Cumartesi Sualtı Savunma Komutanlığı (SAS) ekipleri tarafından kıyıdan yaklaşık 4 kilometre denize çekilerek imha edilmişti.

logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.