"Dünyasına dünyasına, aldanma dünyasına, Dünya benim diyenin, dün gittik, dün yasına."
İnsanoğlunun cehaletinin en büyük göstergelerinden biri de kendisini bu dünyanın sahibi, maliki gibi görmesidir.
Bunun sonucu olarak da insan hayatı kendi heva ve hevesine göre yaşamaya çalışır. Sanki her şeyin sahibiymiş gibi, sanki her şeyin hâkimiymiş gibi yaşıyor. Ömrünü dünyanın ebedi olduğu hissine kapılarak yaşayıp geçiren bir insana akıllı diyebilir miyiz, özgür diyebilir miyiz?
Heva ve hevesinin kontrolünde yaşayanlar, arzularının kölesi olanlar da insanlık adına nasıl bir güzellik veya nasıl bir hayır beklenir ki?
Bu hayırsız âdemler, hevasının, hevesinin ve arzularının gerçekleşmesi için zamanın şartlarına göre helalliğine, haramlığına bakmadan her türlü enstrümana sarılırlar. Bu tipler, "Haram helal ver Allah'ım, garip kulun yer Allah'ım", sözünü adeta ilke edinmişlerdir.
Dünyalık elde etmek için Kur'an-ı, Peygamber'i, İslam'ı, her türlü milli manevi değeri kullanmaktan, keyiflerine göre tevil etmekten, yanlış maslahatlarda bulunmaktan hiç çekinmezler. İşlerine nasıl geliyorsa ona göre mevzi alırlar, bazen ateşi su olarak, bazen dişi deveyi erkek deve olarak gösterebilirler ve buna milyonlarıda inandırabilirler.
İslam'ı ve Peygamberimizi dünyevi çıkarlar elde etmek için kullanmaktan hiç çekinmezler. Kur'an-ı Kerim bakın böyle yapanları nasıl haber veriyor; "Allah'ın indirdiği kitabın bir bölümünü gizleyenler ve onu az bir şey karşılığında satanlar yok mu, onlar karınlarına ateşten başka bir şey doldurmuyorlar."
Hatta bu dünyalık hırs sahipleri amaçlarına ulaşmak için kendilerini yeni gelen bir peygamber olarak bile gösterebilirler.
Bu iblis zekâlılar, İslam'ı kostümde, Arap kültürü ve adetlerindeki ritüellerde görmek isteyenleri, ağdalı sözlerle, şekilcilikle istismar ederek, kandırıp kullanırlar. Bu sahtekâr tipler maalesef dün de vardı bugün de var, yarın da olacaktır.
Tarihe baktığımızda bunların en ünlü ve ustalarının Müseyleme-i Kezzab (?-633) olduğunu söyleye biliriz.
Yalancı peygamber.
Peygamber Efendimizi taklit edip mucize göstermeye çalıştı. Ama rezil oldu, rahat yalan söyleyen, en yalancı unvanıyla tarihe geçti, bu özelliği ile ünlü oldu.
Belagatte başarılıydı, iyi konuşurdu. Ama Kur'an-ı Kerim'in mübarek ayetlerine nazire getirmeye kalkışınca maskara oldu.
Yandaş toplamak için namaz vakitlerini üçe indirdi. Rahmetenlil âlemin olan Resulü Ekrem (s.a.v.) sıdkın ve doğruluğun sembolü olurken, o da yalanın sembol ismi oldu.
Müseylime, Yemame'de ortaya çıktı.
Bir kısım insanlarla birlikte Medine'ye giderek sözde Müslüman oldu. Böylece Müslüman kimliği ile insanları daha rahat etkileyebileceğini ve amacına ulaşabileceğini planladı.
Müseylime, Müslüman gibi görünüp her hareketiyle Peygamber Efendimizi taklit etti.
Kendisine herhangi bir konuda müracaat edildiğinde, önce söz konusu hususla ilgili olarak Hz. Muhammed'in nasıl davrandığını öğrenir ona göre hareket ederdi.
Hokkabazlık ve sihirbazlıkla da insanları etkilemeye çalıştı.
Kendisini büyük görüp medet umanlar, ona müracaat ederek dertlerine çare aradılar.
Hurma bahçesinin kurumaya başladığını ve mahsulünün azaldığını gören bir kadın kendisinden yardım ve dua isteyince bir kova su getirmelerini istedi.
Kovadan bir miktar suyu ağzına alıp çalkaladı. Akabinde ağzındaki suyu kovaya geri döktü. Daha sonra suyun bahçeye dökülmesini istedi. Tavsiyeleri yerine getirildikten sonra ağaçlar tamamen kurudu.
Peygamber Efendimizi taklit etmeye devam ederek, kendisine getirilen insanlara güya yardımcı oldu.
Hangi çocuğun başına, şifa niyetiyle elini sürdüyse o çocuğun başı kel oldu.
Göz rahatsızlığını gidermek için elini gözüne sürdüğü insanın tamamen kör olmasına sebep oldu.
Kekeme olan çocukların ağzına yüzüğünü koyduktan sonra, daha da kötüleşip dilsiz oldukları görüldü. Güya Peygamber Efendimizin yaptığını yaparak mucize gösterecekti.
Müseylime, Peygamber Efendimizin (s.a.v.) vefatından sonra peygamberliğini ilan etti.
Yalan ve dolanları, sihirbazlığı ve diğer bazı sebeplerle etrafında önemli bir güç oluşturan Müseylime, Müslümanlar için büyük bir tehdit oluşturmaya başladı.
Dinden dönenleri de etrafına toplayan Müseylime'nin üzerine, Halid bin Velid komutasında bir ordu gönderildi, savaşıldı.
Müseylime de Vahşi tarafından bulunarak öldürüldü (633). Böylece büyük bir tehlike o gün için bertaraf edilmiş oldu.
Ama kendi çıkarlarını İslam'ın çıkarı adı altında pazarlayanlar, bu amaçla insanları kullananlar her zaman olacaktır.
Bu enfeksiyonlu din anlayışlarından kurtulmanın tek yolu hidayet önderi olan "Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, Hz. Ali (aleyhi selam), FÂTIMA (r.anha) Annemizin, İmam Hasan ve İmam Hüseynin Efendilerimizin ve onların tertemiz soyundan, sülbünden gelenlerle birlikte olmaya çalışmaktır. Onların manevi dünyasıyla bizi irtibata geçirecek olan manevi hatlar kuracağız. Allah'ın rızasına bizi taşıyacak ibadetleri onlar gibi yapmaya çalışacağız. Bu dünya hayatını onların ahlakına uygun bir şekilde yaşamaya çalışacağız.
Ehl-i Beyt'in gemisine binmek ve o geminin kurtulmak isteyenler için tek kurtuluş gemisi olduğunu, gerçek İslam'ın ancak ve ancak ehlibeytle buluşularak yaşanılacağını bilelim. Yoksa aslan postuna bürünmüş çakalların kucağına düşmekten hiçbir zaman kurtulamayız.
- Mustafa Kemal Atatürk bir Osmanlı paşasıydı / 01.04.2025
- Bayram, şeker ve ruhsuzluk / 29.03.2025
- Akıl mı aşk mı? İnsanı insan yapan nedir? / 25.03.2025
- Akıl ve inanç: Haritasız yolculuk olur mu? / 22.03.2025
- Ehlibeyt ve Ramazan: Oruç, sadece bir açlık mıdır? / 21.03.2025
- Boğaz kanla dolu, ama geçilmez! / 18.03.2025
- Unutulan hakikat, kaybolan insanlık / 16.03.2025
- İnsanın, insan-ı kâmil olduğu ay: Ramazan / 14.03.2025
- İstiklal’in sesi: Bir milletin ruhuna kazınan marş / 12.03.2025

























































