Müteahhitler kendi kendini denetlemiş
Denge ve Denetleme Ağı’nın yayımladığı rapor, depreme hazırlık konusunda ülkemizde çok önemli sorunların olduğunu bir kez daha ortaya koydu. Rapora göre 2011'de yürürlüğe giren Yapı Denetim Kanunu, bazı müteahhitlerin yapı denetim firması da kurduğu için, denetleyen ile denetlenenin aynı olduğu kapalı devre bir sisteme dönüşmüş durumda
07.03.2023 17:10:00





Denge ve Denetleme Ağı, "Depremlere Karşı Kırılganlıkta Denge ve Denetleme Sisteminin Etkisi: Türkiye, Şili ve Japonya Örnekleri" başlıklı kapsamlı bir analiz raporu yayınladı. Yaşadığımız büyük yıkım sonrasında depremleri "afetlere" dönüştüren etkenlerin irdelendiği raporda, 1999 depremlerinin ardından bugüne neler yapıldığı; hangi önlemler alındığı, ne kadarı uygulanabildiği 24 yıldan bugüne karşılaştırmalı olarak yer alıyor. Raporda Japonya ve Şili mercek altına alınırken bu ülkelerin afetlere karşı nasıl hazırlıklı olabildikleri, kurumların işlevselliği; hesap verebilirlik, şeffaflık üzerinden değerlendiriliyor.
Denge ve Denetleme Ağı'nın raporunda, 1999 depremleri sonrasında kurulan Meclis Araştırma Komisyonunun somut önerilerine yer verildi. Söz konusu önlemlerin bazılarının halen yürürlükte olduğu ancak pek çoğunun da önemli değişikliklere uğradığına dikkat çekilen raporda, 1999 depremi sonrası alınan önlemlerin bugünkü durumu şöyle karşılaştırıldı: "Özel İletişim Vergisi (ÖİV) olmak üzere bir dizi yeni vergi getirildi. 20 bilim insanı ve araştırmacıdan oluşan Ulusal Deprem Konseyi Kurulu 2007 yılında lağvedildi. İstanbul'da belirlenen toplanma alanlarının büyük bölümü imara açıldı. İmar yasalarında bir dizi değişiklik yapıldı. 1999 depremin ardından yapıların depreme dayanıklılık esasları ve denetim kuralları ve yönetmelikler değiştirildi. 2011, 2013 ve son olarak 2019 yılında imar denetiminde ciddi değişikliklere gidildi."
Raporda, 2000-2022 yılları arasında 88 milyar TL tutarında ÖİV toplandığına da dikkat çekilerek, "Bu vergilerin nerelere harcandığı sorusu özellikle 1999 sonrası yaşanan depremler sonrası sıklıkla muhalefet partileri tarafından gündeme getirilmiş fakat iktidar tarafından bu sorulara tatmin edici bir yanıt verilmemiştir. Sadece 2021 yılında toplanan bu vergilerle 31 bin yeni konut yapılabileceği belirtilmektedir" denildi. Yapı Denetim Kanunu'nun ise ancak 2011 yılında Türkiye genelinde uygulanabilir hale geldiği kaydedilen raporda, "Yapı denetiminin tüm Türkiye'de uygulanmasının 10 yıl boyunca bekletilmesi bu süreç içerisinde deprem bölgesinde olan bazı illerin yürürlükte olan denetimin dışında kalmasına neden olarak Türkiye'de depreme dayanıksız (yani denetimsiz) yapı stokunu arttırmıştır" ifadelerine yer verildi. Meslek odalarının imar denetimi sürecinin tamamıyla dışında bırakıldığının ifade edildiği raporda, şunlar kaydedildi: "Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten 2019 yılına kadar denetleyici firmalar ile denetime tabi olan müteahhitler arasında etkin denetimi ortadan kaldıran bir yapı mevcuttur. Pek çok müteahhitlik firması denetim firması da kurmuş ve bu süreç sonucunda yapı denetimi, denetleyen ile denetlemeyi yapanın benzeştiği kapalı devre bir sisteme dönüşmüştür. Belediyelerin kendi içlerinde hesap verebilir ve şeffaf olmayışları ile siyasi yakınlık üzerinden karlarını maksimize etmeye çalışan müteahhitler ve onların kendi kurdukları ya da yetkinliği düşük personele sahip yapı denetim firmalarıyla yapı denetim süreci büyük ölçüde kağıt üzerinde kalmıştır."
1999 depremi sonrası çıkarılan imar aflarına da yer verilen raporda, afların yapı denetimine ilişkin tüm mevzuatı büyük ölçüde işlevsiz hale getirdiği ifade edildi. Raporda, şu noktalara dikkat çekildi: "Çıkarılan imar afları neticesinde mevzuata aykırı yapılmış olan pek çok yapı yasallaştırılmıştır. Meclis Araştırma Komisyonunun raporunda imar affı uygulamasından kesinlikle vazgeçilmesi gerektiği net bir biçimde ifade edilmiştir. Af kapsamına alınmış binaların yapı denetim sürecinden geçmediği ve mevzuata aykırı yapıldığı düşünüldüğünde bu sürecin oluşabilecek depremlerde can kayıplarına etkisi ortadadır."
Peki Japonya ve Şili depreme karşı kırılganlık seviyelerini nasıl etkin şekilde azalttı? Bu soruyla ilgili olarak Denge ve Denetleme Ağı raporundaki tespitler şöyle: "Bu ülkeleri denge ve denetleme sistemi üzerinden karşılaştırdığımızda, ülkelerin depremlere karşı kırgınlıklarıyla kurumlar arası hesap verebilirlik seviyeleri arasındaki fark ortaya çıkmaktadır. Depreme karşı kırılganlık azaltma ve etkin önleyici tedbirler alma konusunda örnek gösterilen Japonya ve bu alanda önemli adımlar atan Şili, hesap verebilirlik seviyesi bakımından 2006 yılından itibaren Türkiye'den net şekilde farklılaşmaktadır. Şili'yi ve Türkiye'yi başkanlık sistemlerinde yürütmenin gücü ve denetlenebilirliği seviyesi üzerinden kıyasladığımızda, Türkiye'de yürütme erkinin diğer erklere karşı oldukça kuvvetli ve denetlenemez hale geldiği görülmektedir. Başkanlık sistemiyle yönetilen Şili ve Türkiye arasında özellikle 2015 sonrası oluşan farkın çarpıcı nitelikte olduğu ifade edilen rapora göre, Şili ve Türkiye arasında yasamanın denetim işlevine bakıldığında Türkiye'de 2015 sonrası derin bir düşüş gözlenirken, Şili'de bu seviye korunuyor. İki ülke arasındaki siyasal yolsuzluk endeksine bakıldığında da, Türkiye'nin Şili'ye kıyasla yolsuzluk seviyesindeki artışı dikkat çekiyor."
Vahim bir tablo ortaya çıktı
Denge ve Denetleme Ağı'nın raporunda, 1999 depremleri sonrasında kurulan Meclis Araştırma Komisyonunun somut önerilerine yer verildi. Söz konusu önlemlerin bazılarının halen yürürlükte olduğu ancak pek çoğunun da önemli değişikliklere uğradığına dikkat çekilen raporda, 1999 depremi sonrası alınan önlemlerin bugünkü durumu şöyle karşılaştırıldı: "Özel İletişim Vergisi (ÖİV) olmak üzere bir dizi yeni vergi getirildi. 20 bilim insanı ve araştırmacıdan oluşan Ulusal Deprem Konseyi Kurulu 2007 yılında lağvedildi. İstanbul'da belirlenen toplanma alanlarının büyük bölümü imara açıldı. İmar yasalarında bir dizi değişiklik yapıldı. 1999 depremin ardından yapıların depreme dayanıklılık esasları ve denetim kuralları ve yönetmelikler değiştirildi. 2011, 2013 ve son olarak 2019 yılında imar denetiminde ciddi değişikliklere gidildi."
Toplanan vergiler nereye harcandı?
Raporda, 2000-2022 yılları arasında 88 milyar TL tutarında ÖİV toplandığına da dikkat çekilerek, "Bu vergilerin nerelere harcandığı sorusu özellikle 1999 sonrası yaşanan depremler sonrası sıklıkla muhalefet partileri tarafından gündeme getirilmiş fakat iktidar tarafından bu sorulara tatmin edici bir yanıt verilmemiştir. Sadece 2021 yılında toplanan bu vergilerle 31 bin yeni konut yapılabileceği belirtilmektedir" denildi. Yapı Denetim Kanunu'nun ise ancak 2011 yılında Türkiye genelinde uygulanabilir hale geldiği kaydedilen raporda, "Yapı denetiminin tüm Türkiye'de uygulanmasının 10 yıl boyunca bekletilmesi bu süreç içerisinde deprem bölgesinde olan bazı illerin yürürlükte olan denetimin dışında kalmasına neden olarak Türkiye'de depreme dayanıksız (yani denetimsiz) yapı stokunu arttırmıştır" ifadelerine yer verildi. Meslek odalarının imar denetimi sürecinin tamamıyla dışında bırakıldığının ifade edildiği raporda, şunlar kaydedildi: "Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten 2019 yılına kadar denetleyici firmalar ile denetime tabi olan müteahhitler arasında etkin denetimi ortadan kaldıran bir yapı mevcuttur. Pek çok müteahhitlik firması denetim firması da kurmuş ve bu süreç sonucunda yapı denetimi, denetleyen ile denetlemeyi yapanın benzeştiği kapalı devre bir sisteme dönüşmüştür. Belediyelerin kendi içlerinde hesap verebilir ve şeffaf olmayışları ile siyasi yakınlık üzerinden karlarını maksimize etmeye çalışan müteahhitler ve onların kendi kurdukları ya da yetkinliği düşük personele sahip yapı denetim firmalarıyla yapı denetim süreci büyük ölçüde kağıt üzerinde kalmıştır."
İmar aflarının tehlikesine dikkat çekildi
1999 depremi sonrası çıkarılan imar aflarına da yer verilen raporda, afların yapı denetimine ilişkin tüm mevzuatı büyük ölçüde işlevsiz hale getirdiği ifade edildi. Raporda, şu noktalara dikkat çekildi: "Çıkarılan imar afları neticesinde mevzuata aykırı yapılmış olan pek çok yapı yasallaştırılmıştır. Meclis Araştırma Komisyonunun raporunda imar affı uygulamasından kesinlikle vazgeçilmesi gerektiği net bir biçimde ifade edilmiştir. Af kapsamına alınmış binaların yapı denetim sürecinden geçmediği ve mevzuata aykırı yapıldığı düşünüldüğünde bu sürecin oluşabilecek depremlerde can kayıplarına etkisi ortadadır."
Japonya ve Şili nasıl başardı?
Peki Japonya ve Şili depreme karşı kırılganlık seviyelerini nasıl etkin şekilde azalttı? Bu soruyla ilgili olarak Denge ve Denetleme Ağı raporundaki tespitler şöyle: "Bu ülkeleri denge ve denetleme sistemi üzerinden karşılaştırdığımızda, ülkelerin depremlere karşı kırgınlıklarıyla kurumlar arası hesap verebilirlik seviyeleri arasındaki fark ortaya çıkmaktadır. Depreme karşı kırılganlık azaltma ve etkin önleyici tedbirler alma konusunda örnek gösterilen Japonya ve bu alanda önemli adımlar atan Şili, hesap verebilirlik seviyesi bakımından 2006 yılından itibaren Türkiye'den net şekilde farklılaşmaktadır. Şili'yi ve Türkiye'yi başkanlık sistemlerinde yürütmenin gücü ve denetlenebilirliği seviyesi üzerinden kıyasladığımızda, Türkiye'de yürütme erkinin diğer erklere karşı oldukça kuvvetli ve denetlenemez hale geldiği görülmektedir. Başkanlık sistemiyle yönetilen Şili ve Türkiye arasında özellikle 2015 sonrası oluşan farkın çarpıcı nitelikte olduğu ifade edilen rapora göre, Şili ve Türkiye arasında yasamanın denetim işlevine bakıldığında Türkiye'de 2015 sonrası derin bir düşüş gözlenirken, Şili'de bu seviye korunuyor. İki ülke arasındaki siyasal yolsuzluk endeksine bakıldığında da, Türkiye'nin Şili'ye kıyasla yolsuzluk seviyesindeki artışı dikkat çekiyor."
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.





























































































