ABD'nin kuklası, piyonu Yahudi ağlama duvarının müdavimlerinden Rıza Pehlevi'nin emriyle hükümetlerine karşı gösteri yapanlar İran'daki gayri Müslümlerdir. Müslüman cami yakar mı, masum kardeşlerine kıyar mı? Dışardan ve içerden teröristler ülkede camileri, insanları ateşe verdiler, insanların kafalarını kestiler. Bunları yapanlar ülke içine sızdırılmış ajanlardır. Masum insanları öldürüyorlar, yangın çıkarıyorlar. Masum halkı provoke ederek galeyana getiriyorlar.
Amerika ve İsrail, protestocu ajanlara "Devam edin, biz de buradayız" diyerek destek vermekte. ABD her zaman düşman bellediği yer altı, yer üstü zenginliklerine göz koyduğu devletlerin içinde besledikleri gayrimüslüm olan Yahudi, Ermeni vs. kökenli ajanları devreye sokar, halkın sıkıntılı zamanında protesto organize ederek masum halkı da oyunlarına alet ederek devlet idaresini yıkarak kendi kuklalarını iktidar ederler. Bunun sayısız örnekleri var. İran devletine her Müslüman saygı duymalıdır. İran devletinin bütünlüğüne, birliğine zarar verecek her türlü oyun ve tezgâhın ardına düşenler Müslüman olamaz, olsa olsa Siyonistlere kukla, piyon olurlar.
Ülkenin zenginliğini Amerikalılara ve İngilizlere satan bu hain yönetici ailenin tarihine bir göz atalım.
Rıza Şah, seçimlerle veya halk devrimiyle değil, 1921'de İngiliz destekli bir darbeyle iktidara geldi.
Rejim, ilk günden itibaren petrol, yollar ve ticarette İngiliz çıkarlarına bağlıydı.
Oğlu Muhammed Rıza Pehlevi, petrol endüstrisini millileştirdikten sonra, seçilmiş Başbakan Muhammed Musaddık'a karşı 1953'te Amerikan-İngiliz darbesiyle iktidara geri döndü.
Bu bile, ulusal egemenlik iddiasını ortadan kaldırmak için yeterlidir. İran'ın petrolünü Batı'ya teslim ettiler. Devrimden önce, BP, Shell ve Exxon gibi şirketler petrol gelirlerinin büyük bir kısmını (yaklaşık %60) alıyordu.
Yeniden müzakerelerden sonra bile İran, petrolünün gerçek değerinin yarısından daha azını aldı.
İran petrolü, İran'ın kendi kalkınmasından çok İngiliz ekonomisini, Amerikan şirketlerini ve İsrail'in silah tedarikini finanse etti.
İran demokrasisini yok ettiler. 1940'lı ve 50'li yıllarda İran'da gerçek bir parlamento, siyasi partiler ve özgür bir basın vardı. 1953'ten sonra Şah, ülkeyi bir polis devletine dönüştürdü. Siyasi partileri feshetti, seçimleri hileli hale getirdi, milletvekillerini hapse attı ve barışçıl bir iktidar geçişi olasılığını ortadan kaldırdı.
Dünyanın en acımasız güvenlik teşkilatlarından birini kurdular. CIA ve MOSSAD'ın desteğiyle SAVAK işkence, zorla kaybetme, cinayet ve kitlesel gözetim uyguladı.
On binlerce İranlı, hapishanelerinden geçti. 1970'lerde ABD Dışişleri Bakanlığı raporları bile İran'ı bir polis devleti olarak tanımladı.
İran'ı Amerikan-İsrail üssüne dönüştürdüler.
Şah'ın İran'ı şunlardı: İsrail'den sonra dünyada Amerikan silahlarının en büyük ikinci alıcısı.
Sovyetler Birliği'ne karşı bir istihbarat üssü ve İsrail ile gizli işbirliğinin merkezi.
Ordu, İran ordusu değil, rejimi ve petrolünü korumak için kurulmuş bir orduydu.
Ailenin çıkarı için ekonomiyi yağmaladılar. Pehlevi ailesi, Pehlevi Vakfı aracılığıyla şunları kontrol ediyordu: Bankalar, sigorta şirketleri, oteller, tarım arazileri, ithalat şirketleri, Tahran'daki gayrimenkuller.. Şah milyarderdi, milyonlarca İranlı ise gecekondu mahallelerinde yaşıyordu.
Köyleri ve köylüleri yok ettiler. Tarım reformu sadece bir göstermelikti.
İnsanları istihdam edecek sanayiler kurulmadan köyler yıkıldı, bu da kitlesel göçlere, işsizliğe ve Tahran çevresinde geniş yoksulluk bölgelerine yol açtı.
1979 patlamasını kendi elleriyle yarattılar. Baskı, boyun eğdirme, yolsuzluk ve sınıf ayrılıkları solun, İslamcıların, milliyetçilerin ve işçilerin katıldığı kapsamlı bir devrime yol açtı. Devrim bir kaza değildi, Pehlevi yönetiminin sonucuydu. Rıza Pehlevi'nin geri getirmek istediği hanedanlık budur.
Hayırsever bir monarşi değil, boyun eğdirme, yağma ve baskı sistemi.
Rıza Pehlevi "ülkemi bombalayın" diye tasmasını tutan İsrail ve ABD'ye yalvardı. En çok İsrail'e yalvardı, İsrail desteğiyle ABD'nin İran'da bir rejim değişikliğine gideceğini umdu. İsrail'in aksine Trump yönetimi Pehlevi'nin ülkede karşılığı olmadığını biliyor.
İran'da Şahlık zamanında 'insanlar' diye bir derdi yoktu, kadınlar başı açık geziyordu fakat katı bir monarşi vardı. Hiçbir siyasi parti yoktu. SAVAK adı verilen emniyet ve istihbarat teşkilatının işkenceleri vardı.
Şah'ın etrafındaki zengin bin küsur aile ülkeyi talan etmiş, Amerikan Jandarmalığı ve İsrail'e petrol satışı ile her yıl petrol gelirleriyle Amerikan, Alman, İngiliz ve Fransız silah endüstrisini zengin etmekteydi. Onlarca aydınları sürgündeydi. 70'li yıllarda İran'da çekilen fotoğraflar moderndi ama Şahlık korkunç bir diktatörlüktü!
İran devleti bölünmez bütündür. İran devletinin bütünlüğü bölge için çok önemli ve gereklidir. Büyük Ortadoğu Projesi yani Büyük İsrail Projesi'nin hayata geçmesi için Irak, Suriye, İran ve Türkiye'nin bölünmesi gerekiyor. BOP eş başkanı Recep Tayip Erdoğan sayesinde Irak ve Suriye işi tamam sıra İran ve Türkiye'dedir. Bu projenin gerçekleşmemesi için İran'ın ve Türkiye'nin bölünmemesi gerekmektedir.
At izinin it izine karıştığı bu dönemde kimler kimlerle beraber, kadere bak aynen öyle. Kadere bak belli değil diyeceğim ama hakikat bağıra bağıra gösteriyor kim, kimle beraber.
Peki, siz kimle berabersiniz. Prof.Dr. Haydar Baş Hoca 1990 Körfez Savaşı'na ilişkin değerlendirmelerinde, bu harekâtın esas amacının Türkiye'yi hedef aldığını belirtmiş, bunu 1990'ların başından itibaren sıkça dile getirmiş ve Türkiye'nin "kandırıldığını", "iş birliği" yapıldığını savunarak dikkat çekmişti. Baş, "BOP, Arz-ı Mev'ud Büyük İsrail Projesidir. Bu operasyonun asıl hedefi Irak lideri Saddam Hüseyin değildir. Bu, bölgenin haritasını yeniden çizme projesidir. Irak, Suriye, İran ve Türkiye'nin toprak bütünlüğü hedef alınmaktadır" demişti.
Bu öngörü maalesef gerçekleşiyor. Bu öngörünün önündeki engel Prof.Dr. Haydar Baş Hocamızın Milli Devlet-Sosyal Devlet, Milli Ekonomi Modeli ve kurduğu Bağımsız Türkiye Partisi'dir.
Şimdi söyleyin Siyonistlerin allayıp, pullayıp süsleyerek elemanları olan medya ile halkın gözüne sokarak sendenmiş gibi size sunduğu kuklaları ile mi beraber olacaksınız, yoksa Müslüman ve yüzde 100 milli, sayısızca projelere sahip olan Bağımsız Türkiye Partisi ile mi?
Amerika ve İsrail, protestocu ajanlara "Devam edin, biz de buradayız" diyerek destek vermekte. ABD her zaman düşman bellediği yer altı, yer üstü zenginliklerine göz koyduğu devletlerin içinde besledikleri gayrimüslüm olan Yahudi, Ermeni vs. kökenli ajanları devreye sokar, halkın sıkıntılı zamanında protesto organize ederek masum halkı da oyunlarına alet ederek devlet idaresini yıkarak kendi kuklalarını iktidar ederler. Bunun sayısız örnekleri var. İran devletine her Müslüman saygı duymalıdır. İran devletinin bütünlüğüne, birliğine zarar verecek her türlü oyun ve tezgâhın ardına düşenler Müslüman olamaz, olsa olsa Siyonistlere kukla, piyon olurlar.
Ülkenin zenginliğini Amerikalılara ve İngilizlere satan bu hain yönetici ailenin tarihine bir göz atalım.
Rıza Şah, seçimlerle veya halk devrimiyle değil, 1921'de İngiliz destekli bir darbeyle iktidara geldi.
Rejim, ilk günden itibaren petrol, yollar ve ticarette İngiliz çıkarlarına bağlıydı.
Oğlu Muhammed Rıza Pehlevi, petrol endüstrisini millileştirdikten sonra, seçilmiş Başbakan Muhammed Musaddık'a karşı 1953'te Amerikan-İngiliz darbesiyle iktidara geri döndü.
Bu bile, ulusal egemenlik iddiasını ortadan kaldırmak için yeterlidir. İran'ın petrolünü Batı'ya teslim ettiler. Devrimden önce, BP, Shell ve Exxon gibi şirketler petrol gelirlerinin büyük bir kısmını (yaklaşık %60) alıyordu.
Yeniden müzakerelerden sonra bile İran, petrolünün gerçek değerinin yarısından daha azını aldı.
İran petrolü, İran'ın kendi kalkınmasından çok İngiliz ekonomisini, Amerikan şirketlerini ve İsrail'in silah tedarikini finanse etti.
İran demokrasisini yok ettiler. 1940'lı ve 50'li yıllarda İran'da gerçek bir parlamento, siyasi partiler ve özgür bir basın vardı. 1953'ten sonra Şah, ülkeyi bir polis devletine dönüştürdü. Siyasi partileri feshetti, seçimleri hileli hale getirdi, milletvekillerini hapse attı ve barışçıl bir iktidar geçişi olasılığını ortadan kaldırdı.
Dünyanın en acımasız güvenlik teşkilatlarından birini kurdular. CIA ve MOSSAD'ın desteğiyle SAVAK işkence, zorla kaybetme, cinayet ve kitlesel gözetim uyguladı.
On binlerce İranlı, hapishanelerinden geçti. 1970'lerde ABD Dışişleri Bakanlığı raporları bile İran'ı bir polis devleti olarak tanımladı.
İran'ı Amerikan-İsrail üssüne dönüştürdüler.
Şah'ın İran'ı şunlardı: İsrail'den sonra dünyada Amerikan silahlarının en büyük ikinci alıcısı.
Sovyetler Birliği'ne karşı bir istihbarat üssü ve İsrail ile gizli işbirliğinin merkezi.
Ordu, İran ordusu değil, rejimi ve petrolünü korumak için kurulmuş bir orduydu.
Ailenin çıkarı için ekonomiyi yağmaladılar. Pehlevi ailesi, Pehlevi Vakfı aracılığıyla şunları kontrol ediyordu: Bankalar, sigorta şirketleri, oteller, tarım arazileri, ithalat şirketleri, Tahran'daki gayrimenkuller.. Şah milyarderdi, milyonlarca İranlı ise gecekondu mahallelerinde yaşıyordu.
Köyleri ve köylüleri yok ettiler. Tarım reformu sadece bir göstermelikti.
İnsanları istihdam edecek sanayiler kurulmadan köyler yıkıldı, bu da kitlesel göçlere, işsizliğe ve Tahran çevresinde geniş yoksulluk bölgelerine yol açtı.
1979 patlamasını kendi elleriyle yarattılar. Baskı, boyun eğdirme, yolsuzluk ve sınıf ayrılıkları solun, İslamcıların, milliyetçilerin ve işçilerin katıldığı kapsamlı bir devrime yol açtı. Devrim bir kaza değildi, Pehlevi yönetiminin sonucuydu. Rıza Pehlevi'nin geri getirmek istediği hanedanlık budur.
Hayırsever bir monarşi değil, boyun eğdirme, yağma ve baskı sistemi.
Rıza Pehlevi "ülkemi bombalayın" diye tasmasını tutan İsrail ve ABD'ye yalvardı. En çok İsrail'e yalvardı, İsrail desteğiyle ABD'nin İran'da bir rejim değişikliğine gideceğini umdu. İsrail'in aksine Trump yönetimi Pehlevi'nin ülkede karşılığı olmadığını biliyor.
İran'da Şahlık zamanında 'insanlar' diye bir derdi yoktu, kadınlar başı açık geziyordu fakat katı bir monarşi vardı. Hiçbir siyasi parti yoktu. SAVAK adı verilen emniyet ve istihbarat teşkilatının işkenceleri vardı.
Şah'ın etrafındaki zengin bin küsur aile ülkeyi talan etmiş, Amerikan Jandarmalığı ve İsrail'e petrol satışı ile her yıl petrol gelirleriyle Amerikan, Alman, İngiliz ve Fransız silah endüstrisini zengin etmekteydi. Onlarca aydınları sürgündeydi. 70'li yıllarda İran'da çekilen fotoğraflar moderndi ama Şahlık korkunç bir diktatörlüktü!
İran devleti bölünmez bütündür. İran devletinin bütünlüğü bölge için çok önemli ve gereklidir. Büyük Ortadoğu Projesi yani Büyük İsrail Projesi'nin hayata geçmesi için Irak, Suriye, İran ve Türkiye'nin bölünmesi gerekiyor. BOP eş başkanı Recep Tayip Erdoğan sayesinde Irak ve Suriye işi tamam sıra İran ve Türkiye'dedir. Bu projenin gerçekleşmemesi için İran'ın ve Türkiye'nin bölünmemesi gerekmektedir.
At izinin it izine karıştığı bu dönemde kimler kimlerle beraber, kadere bak aynen öyle. Kadere bak belli değil diyeceğim ama hakikat bağıra bağıra gösteriyor kim, kimle beraber.
Peki, siz kimle berabersiniz. Prof.Dr. Haydar Baş Hoca 1990 Körfez Savaşı'na ilişkin değerlendirmelerinde, bu harekâtın esas amacının Türkiye'yi hedef aldığını belirtmiş, bunu 1990'ların başından itibaren sıkça dile getirmiş ve Türkiye'nin "kandırıldığını", "iş birliği" yapıldığını savunarak dikkat çekmişti. Baş, "BOP, Arz-ı Mev'ud Büyük İsrail Projesidir. Bu operasyonun asıl hedefi Irak lideri Saddam Hüseyin değildir. Bu, bölgenin haritasını yeniden çizme projesidir. Irak, Suriye, İran ve Türkiye'nin toprak bütünlüğü hedef alınmaktadır" demişti.
Bu öngörü maalesef gerçekleşiyor. Bu öngörünün önündeki engel Prof.Dr. Haydar Baş Hocamızın Milli Devlet-Sosyal Devlet, Milli Ekonomi Modeli ve kurduğu Bağımsız Türkiye Partisi'dir.
Şimdi söyleyin Siyonistlerin allayıp, pullayıp süsleyerek elemanları olan medya ile halkın gözüne sokarak sendenmiş gibi size sunduğu kuklaları ile mi beraber olacaksınız, yoksa Müslüman ve yüzde 100 milli, sayısızca projelere sahip olan Bağımsız Türkiye Partisi ile mi?
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Gökhan Demir / diğer yazıları
- Siyonist’in işi parçala böl yut, ya senin işin ne? / 14.01.2026
- Eskimeyen tiyatro oyunu / 09.01.2026
- İş işten geçmeden / 02.01.2026
- Büyük Ortadoğu Projesi'nin hedefi Türkiye / 26.06.2025
- ABD ve İsrail’i gölgede bıraktılar… / 28.10.2024
- Büyük Ortadoğu Projesi’nin Türkiye ayağı / 24.10.2024
- Mustafa Kemal ile beraber hareket dönemi-II / 10.12.2020
- Mustafa Kemal ile beraber hareket dönemi-I / 09.12.2020
- Ankara millî şahlanışa katılıyor-VI / 08.12.2020
- Ankara millî şahlanışa katılıyor-V / 07.12.2020
- Eskimeyen tiyatro oyunu / 09.01.2026
- İş işten geçmeden / 02.01.2026
- Büyük Ortadoğu Projesi'nin hedefi Türkiye / 26.06.2025
- ABD ve İsrail’i gölgede bıraktılar… / 28.10.2024
- Büyük Ortadoğu Projesi’nin Türkiye ayağı / 24.10.2024
- Mustafa Kemal ile beraber hareket dönemi-II / 10.12.2020
- Mustafa Kemal ile beraber hareket dönemi-I / 09.12.2020
- Ankara millî şahlanışa katılıyor-VI / 08.12.2020
- Ankara millî şahlanışa katılıyor-V / 07.12.2020




























































































