Oğlum, Allah’ın rahmetinden ümidini kesme
Âdem aleyhisselâm, kendisine yasak edilen ağaçtan yedikten sonra üzerindeki elbiseler uçup gitti. Edep yeri açıldı. Sadece, başındaki taç ve alnında cevher kaldı
20.05.2026 00:57:00
Haber Merkezi
Haber Merkezi





'Âdem aleyhisselâm, kendisine yasak edilen ağaçtan yedikten sonra üzerindeki elbiseler uçup gitti. Edep yeri açıldı. Sadece, başındaki taç ve alnında cevher kaldı. Bunları da kendisi kaldırmaktan utandı. Bunun üzerine Cebrail geldi; başındaki tacı ve alnındaki cevheri aldı.
Daha sonra, O'nun için ve Havva için şu nida geldi: "Onları yakınımdan atın. Bana asi gelen yakınımda duramaz."
Âdem Havva'ya utanarak baktı ve şöyle dedi: "İşlenen masiyetin ilk uğursuzluğu, bizi dostun civarından uzaklaştırdı. Rahat bir halde geçinip giderken, bizi; tövbe etmeye, yalvarmaya, ihtiyaç arz etmeye, düşkünlüğe ve zillete çıkardı."
O büyük mülk gitti; üstün insanlar kalmadı; izzet içinde nazlı nazlı salınıp gezmek de kalmadı; Allah'a en yakın, mekânların en temizi, yüksek mertebe de kalmadı.
Gerçek manada, şayet insanlar arasında tövbeye ihtiyacı olmayan, düşmandan, nefsin şumluğundan, şeytanın vesveselerinden ve hilelerinden emin bulunan biri olsaydı, Âdem aleyhisselâm olurdu.

Ne var ki, o bulunduğu yerin şerefine kandı; temizliğine ve Allah'a yakınlığına aldandı, sonunda tövbeye muhtaç duruma geldi. Allah-u Teâlâ da O'nun tövbesini kabul buyurdu.
Bu manayı şu ayet-i kerime bize anlatır: "Âdem, Rabb'inden bazı kelimeler belledi. Onlarla tövbe etti; Allah da tövbesini kabul buyurdu. O, tövbeyi kabul eden Rahîm'dir."
İmam Ali'nin (r.a.) oğlu İmam Hasan (r.a.) şöyle anlattı: "Âdem aleyhisselâmın tevbesini Allah-u Teâlâ kabul buyurduktan sonra; melekler O'nu tebrik ettiler.
Bu arada, Cebrail, Mikail ve İsrafil de indiler ve şöyle dediler: "Gözün aydın ey Âdem, Allah tövbeni kabul buyurdu."
Âdem aleyhisselâm böyle dedi: "Ya Cebrail, bu tövbeden sonra, bir dileğim olduğu zaman, o dilek için yerim neresi olacaktır?"
Bunun üzerine, Allah-u Teâlâ O'na şöyle vahyetti: "Ey Âdem, sen zürriyetine yorulmak ve meşakkat bıraktın. Ben de onlara tövbeyi bıraktım. Onlardan her kim Bana dua eder ise senin duanı kabul ettiğim gibi onun duasını da kabul ederim. Onlardan her kim, Benden bağışlanmak isterse, cimrilik etmem; bağışlarım. Ben yakınım, duayı kabul ederim, ey Âdem…
Günahtan tövbe edenleri cennette toplarım. Onları kabirden çıkarırken, ferah, güleç yüzlü, sevinçli olarak çıkarırım."

Rabb'imiz bize ibadet yerimizi göster; tövbemizi kabul buyur. Çünkü tövbeyi kabul buyuran Rahim'sin.
"Resulullah (s.a.v.) Efendimizin şöyle buyurduğunu dinledim: "Bir kimse, ölümünden yarım gün evvel tövbe eder, Allah-u Teâlâ onun tövbesini kabul buyurur."
Bir başkası dahi, şöyle anlattı: "Bir kimse, can boğaza gelip de, gar gar edinceye kadar tevbe ederse Allah onun tevbesini kabul buyurur." Muhammed b. Mutrif (r.h.) şöyle anlatır:
Allah-u Teâlâ şöyle buyurur: "Vay Âdemoğlunun haline; günah işler, bağışlanmasını diler, onu bağışlarım. Vay onun haline; yine döner günah işler, yine benden bağışlanmak ister. Ben de onu bağışlarım. Vay onun haline; bir türlü günahı terk edemez. Rahmetimden ümidini de kesemez. Şahid olunuz, ben onu bağışladım."

Günahlarınızdan tövbe edin, şirkinizden vazgeçin! Size dünya ve ahiretten dilediğiniz her şeyi versin!" Tövbe ile af istemek gerekir. Tövbe edeceğiz, tövbe edeceğiz, tövbe edeceğiz.
Oğlum işlediğin bir günah sebebiyle Allah'ın rahmetinden ümidini kesme. Bunun yerine din elbisenin kirini tövbe suyuyla yıka, tövbende sebat et ve samimi ol ve din elbisene marifet kokusu sür.
İçinde bulunduğun bu yerden sakın. Çünkü sen nasıl ve ne tarafa dönersen dön yırtıcı hayvanlar senin etrafındadır ve sıkıntılar senin peşin sıra gelir. Bu dünyadan yüz çevir de kalbinle Hakk'a dön…
Tövbe, Hakk'ın kuluna karşı olan ıski inayetine nazar edip o inayeti kulun kalbine yerleştirmesi ve onu kendisine doğru kemâl-i şefkatle cezbetmesinden ibarettir.
İş bu durumu arz edince, kalp himmeti fasideden sıyrılıp ona yönelir. Ruh, kalp ve akıl birleşir ve böylece kul tarafından yapılan tevbe sahih olmuş olur. Ne var ne yok her şey böylece Allah'ın emri ile husul bulmuş olur.
Kul, Allah'ın emri dışında hareket etmez hale gelir." (Abdülkadir Geylani Hazretlerinden)
Daha sonra, O'nun için ve Havva için şu nida geldi: "Onları yakınımdan atın. Bana asi gelen yakınımda duramaz."
Âdem Havva'ya utanarak baktı ve şöyle dedi: "İşlenen masiyetin ilk uğursuzluğu, bizi dostun civarından uzaklaştırdı. Rahat bir halde geçinip giderken, bizi; tövbe etmeye, yalvarmaya, ihtiyaç arz etmeye, düşkünlüğe ve zillete çıkardı."
O büyük mülk gitti; üstün insanlar kalmadı; izzet içinde nazlı nazlı salınıp gezmek de kalmadı; Allah'a en yakın, mekânların en temizi, yüksek mertebe de kalmadı.
Gerçek manada, şayet insanlar arasında tövbeye ihtiyacı olmayan, düşmandan, nefsin şumluğundan, şeytanın vesveselerinden ve hilelerinden emin bulunan biri olsaydı, Âdem aleyhisselâm olurdu.

Ne var ki, o bulunduğu yerin şerefine kandı; temizliğine ve Allah'a yakınlığına aldandı, sonunda tövbeye muhtaç duruma geldi. Allah-u Teâlâ da O'nun tövbesini kabul buyurdu.
Bu manayı şu ayet-i kerime bize anlatır: "Âdem, Rabb'inden bazı kelimeler belledi. Onlarla tövbe etti; Allah da tövbesini kabul buyurdu. O, tövbeyi kabul eden Rahîm'dir."
İmam Ali'nin (r.a.) oğlu İmam Hasan (r.a.) şöyle anlattı: "Âdem aleyhisselâmın tevbesini Allah-u Teâlâ kabul buyurduktan sonra; melekler O'nu tebrik ettiler.
Bu arada, Cebrail, Mikail ve İsrafil de indiler ve şöyle dediler: "Gözün aydın ey Âdem, Allah tövbeni kabul buyurdu."
Âdem aleyhisselâm böyle dedi: "Ya Cebrail, bu tövbeden sonra, bir dileğim olduğu zaman, o dilek için yerim neresi olacaktır?"
Bunun üzerine, Allah-u Teâlâ O'na şöyle vahyetti: "Ey Âdem, sen zürriyetine yorulmak ve meşakkat bıraktın. Ben de onlara tövbeyi bıraktım. Onlardan her kim Bana dua eder ise senin duanı kabul ettiğim gibi onun duasını da kabul ederim. Onlardan her kim, Benden bağışlanmak isterse, cimrilik etmem; bağışlarım. Ben yakınım, duayı kabul ederim, ey Âdem…
Günahtan tövbe edenleri cennette toplarım. Onları kabirden çıkarırken, ferah, güleç yüzlü, sevinçli olarak çıkarırım."

Rabb'imiz bize ibadet yerimizi göster; tövbemizi kabul buyur. Çünkü tövbeyi kabul buyuran Rahim'sin.
"Resulullah (s.a.v.) Efendimizin şöyle buyurduğunu dinledim: "Bir kimse, ölümünden yarım gün evvel tövbe eder, Allah-u Teâlâ onun tövbesini kabul buyurur."
Bir başkası dahi, şöyle anlattı: "Bir kimse, can boğaza gelip de, gar gar edinceye kadar tevbe ederse Allah onun tevbesini kabul buyurur." Muhammed b. Mutrif (r.h.) şöyle anlatır:
Allah-u Teâlâ şöyle buyurur: "Vay Âdemoğlunun haline; günah işler, bağışlanmasını diler, onu bağışlarım. Vay onun haline; yine döner günah işler, yine benden bağışlanmak ister. Ben de onu bağışlarım. Vay onun haline; bir türlü günahı terk edemez. Rahmetimden ümidini de kesemez. Şahid olunuz, ben onu bağışladım."

Günahlarınızdan tövbe edin, şirkinizden vazgeçin! Size dünya ve ahiretten dilediğiniz her şeyi versin!" Tövbe ile af istemek gerekir. Tövbe edeceğiz, tövbe edeceğiz, tövbe edeceğiz.
Oğlum işlediğin bir günah sebebiyle Allah'ın rahmetinden ümidini kesme. Bunun yerine din elbisenin kirini tövbe suyuyla yıka, tövbende sebat et ve samimi ol ve din elbisene marifet kokusu sür.
İçinde bulunduğun bu yerden sakın. Çünkü sen nasıl ve ne tarafa dönersen dön yırtıcı hayvanlar senin etrafındadır ve sıkıntılar senin peşin sıra gelir. Bu dünyadan yüz çevir de kalbinle Hakk'a dön…
Tövbe, Hakk'ın kuluna karşı olan ıski inayetine nazar edip o inayeti kulun kalbine yerleştirmesi ve onu kendisine doğru kemâl-i şefkatle cezbetmesinden ibarettir.
İş bu durumu arz edince, kalp himmeti fasideden sıyrılıp ona yönelir. Ruh, kalp ve akıl birleşir ve böylece kul tarafından yapılan tevbe sahih olmuş olur. Ne var ne yok her şey böylece Allah'ın emri ile husul bulmuş olur.
Kul, Allah'ın emri dışında hareket etmez hale gelir." (Abdülkadir Geylani Hazretlerinden)
















































































